DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Ulus-Devleti Aşmak / Bihurîna Ji Dewleta Neteweyî



Kurdinfo:16:16 - 27/1/2013

Birgül Ayman Güler, konuşmasının bir yerinde, “Kürt milliyetçiliğini bana ‘ilericilik’ ve ‘bağımsızcılık’ diye yutturamazsınız. Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit ve eş değerde gördüremezssiniz” dedi, BDP liler, buna “biz asla milliyetçi değiliz


Egemen ulusa mensup bir bireyin “ulus devleti aştım, aşmaya çalışıyorum” demesi anlamlıdır. Bu sözüyle, bu çabasıyla,  mensubu olduğu egemen ulusun, kendi devletinin baskı altında tuttuğu halkların milli haklarını savunduğu, bu haklar için mücadele ettiği anlaşılır. Örneğin bir Fransız’ın, bu tutumuyla, Fransa’nın yani kendi devletinin Cezayir’i,  Cezayirlileri, yönetme haklarına karşı olduğunu anlatmaktadır.

Sömürgecilik döneminde bir Fransız bireyinin,  milli hakları için mücadele eden  Cezayirlilerin yanında olması, onları desteklemesi, kendi devletinin sömürge politikalarını  eleştirmesi anlamlıdır.

Ama bütün milli hakları, demokratik hakları gasbedilmiş ulusa mensup bir kişinin,  “ulus devleti aştım” demesi sorunlu bir açıklamadır. Çünkü bu birey henüz, egemen ulus tarafında, devlet tarafından tanınan bir hakka sahip değildir. Dili yasaktır, ülkesi, baskı, işgal altındadır. Çok yoğun bir asimilasyon politikasın hedef olmuştur. Asimilasyon devan etmektedir.  Kendisi olmak için yürüttüğü mücadeleler yoğun engellerle karşılaşmaktadır. Böyle bir ortamda, herhangi bir kişinin, “ulus devleti aştım” demesi, bunların önemli olmadığını vurguladığı  anlamına gelir.  Veya bu haklar için mücadeleden kaçtığı anlamına gelir.

Egemen ulusa mensup bir bireyin, ulus devleti aşmasıyla, onun mensubu olduğu devletin yapısında herhangi bir değişiklik olmaz. O devlet, eskiden olduğu gibi, temel kurumlarıyla yaşamını sürdürür. Ama o kişi devletiyle mücadelesini sürdürür. Baskı gören ulusun hakları için mücadele etmeye devam eder. Bütün ulusal-demokratik hakları gasbedilmiş ulusa mensup bir bireyin, ulus devleti aşmasıyla, ulusun yaşadığı baskı ve zulumde bir azalma olmaz.  Ama, bu kişi, artık bu sorunlarla ilgilenmez, o sorunları küçümser. Aslında o sorunlardan kaçar. Bu koşullarda ulus-devleti aşmak,  devletin hazırladığı dipsiz kuyulara düşmek olur.

PKK Başkanı Abdullah Öcalan, PKK/Barış ve Demokrasi Partisi, bağımsız bir devlet istemediklerini, sınırlarla, vatanla, bayrakla  bir sorunları olmadığını, sık sık dile getirmektedirler.  “Ayrı devlet istemiyoruz, sınırlarla bir sorunumuz yok. Türk bayrağıyla bir sorunumuz yok…” diyorlar. “Ortak vatan” anlayışına vurgu yapıyorlar.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sık sık, “ Tek devlet, tek vatan, tek bayrak, tek millet, tek dil” anlayışını dile getirmektedir. Abdullah Öcalan, PKK/BDP de bu anlayışı, bu tekliği,  “demokratik devlet, demokratik vatan,  demokratik ulus” gibi ifadelerle ortaya koymaktadır. Başbakan’ın, “tek… tek…tek…”diye diye dile getirdiği teklik anlayışını, Öcalan, PKK/BDP de   “demokratik… demokratik…demokratik…” söylemiyle ifade etmektedir.

13 Ocak 2013 de, İstanbul’da, “Barış İçin Öcalan’a Özgürlük Platformu” nun, hazırladığı bir sempozyum vardı.  “Çözüm ve müzakere süreçlerinde Liderlerin Rolü” konulu sempozyumu, BDP milletvekili Emine Ayna ve Av. Eren Keskin organize etmişlerdi. Bu sempozyumda, “Çözümsüzlüğü Aşmak:  Kürtlerin Özgürlük Mücadelesi” konulu oturumda, yaptığım bir konuşmada, Abdullah Öcalan’ın, PKK/BDP’nin bu anlayışını eleştirmeye çalıştım.

Güvenlik güçleri köylere bayraklı panzerleriyle giriyor, Evleri teker teker yıkıyor. Yıkılan evler daha sonra yakılıyor…Köy harabeye dönüyor. Ortada bulduklarını yakalıyorlar. Zor kullanarak, döverek söverek karakola götürüyorlar. Yakalananlara yoğun işkenceler yapılıyor. Yakalanıp karakola götürülenlerde bazıları işkenceli sorgularda öldürülüyor. Bazıları kaçırılıyor, kendilerinden haber alınamıyor. Böyle bir ortamda bile bağımsız devlet düşünemiyorsan, sende bir sakatlık var.


Panzerlerle birlikte gelen özel timler,  bayrak amblemli yüzükler taşıyorlar. Bayrak amblemli kemerler, bereler taşıyorlar. Böyle bir ortamda bile senin bayrakla bir sorunun yoksa, sende bir sakatlık var.

İki yıla yakın bir zamandır devam eden Suriye olayları dolayısıyla,  basında, üç devletin adı çok geçiyor. Ve bu üç devlet birlikte anılıyor. Türkiye, Suudi Arabistan , Katar. Bu üç devlet Beşşar Esed yönetimini yıkmak için her türlü olanağı kullanıyor. Özgür Suriye  Ordusu’nu, Müslaman Kardeşler’i, el-Kaide’yi silahlandırıyor. Bu üç devletin, birlikte kotarmaya çalıştıkları bir durum daha var.  O da Kürdlerin Suriye’nin kuzeyinde, yani kendi yaşadıkları alanda, Kürdistan’da, gerçekleştirdikleri Kürd özerkliğini tanımamak, özerk bölgeyi,  Kürd otonomisini yıkmaya çalışmak. Bu durum, bu devletlerin, Kürdlerin geleceğini belirlemede rol sahibi olmaya çalıştıkların göstermektedir.


Ortadoğu’da, Kürdlerin  40 milyonun üzerinde nüfusu vardır. Bir ay kadar önce, basında yer alan bir haberde, Abdullah Öcalan’ın, “50 milyon Kür için yol haritası”  hazırladığı duyuruluyordu. Kanımca  Ortadoğu’da Kürdler 50 milyondan da fazladır. Ama, uluslararası ilişkilerde tanınan, küçücük bir statüye sahip değildir.  Güney Kürdistan’daki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni ayrıca değerlendirmek gerekir.
Katar üçyüzbin nüfuslu bir Arap devletidir.  Katar, 22 üyeli Arap Birliği’nin, 55 üyeli İslam Konferansı’nın,  193 üyeli Birleşmiş Milletler’in üyesidir.  Uluslar arası ilişkilerde Kürdlerin adı ise, sadece “terör” denildiği zaman geçmektedir.  “Terörü yok edeceğiz, ezeceğiz”, “Kürd terörüne karşıyız” vs.


300 bin nüfuslu Katar’ın, 50 milyon üzerinde nüfusu olan, Kürdlerin geleceği üzerinde söz sahibi olması, Kürdlerin geleceğini belirlemeye çalışması, uluslar arası nizamın ne kadar anti-Kürd bir nizam olarak kurulduğunu göstermektedir. Bu uluslar arası nizamın, Kürdlere karşı çok haksız bir nizam olduğunu da göstermektedir. Eğer, “ulus devleti aştım” derseniz, “Kürd milliyetçisi değilim” derseniz, 1920’lerde, Milletler Cemiyeti döneminde, Kürdlerin başına  geçirilen bu lanetli çorabın bilincine varamazsınız.  Bu tür olayları önemsiz görüp bu haksızlıkların bilincine varamazsınız. Bunların incelemeye değer bulmazsınız.

Halbuki, 1920’şlerde, Milletler Cemiyeti döneminde, gerçekleşen bu operasyon, emperyal güçlerin, Ortadoğu’da gerçekleştirdikleri en kalıcı, en kapsamlı, en derin  operasyondur.  Çok başarılı bir operasyon olduğu da açıktır. Kendini gizleyen bir operasyon olduğu da besbellidir.


Kendini gizlemiştir. Çünkü, günümüze kadar,  Kürdistan’ın herhangi bir kesiminde,  Kürdler,  milli hakları için mücadeleye  giriştiklerinde,  solcular, sağcılar, liberaller… herkes, “emperyalizmin ekmeğine yağ sürmeyin”,  “sizin bu çabanız emperyalizmin işine yarar”,  “bu bölücülüktür” derlerdi. Halbuki, emperyal güçler en büyük bölücülüğü, Ortadoğu’nun ortasındaki, Kürdlere, Kürdistan’a karşı yapmıştı. Kürdler ve Kürdistan,  ulusların kendi geleceklerini belirleme hakkının en çok konuşulduğu, tartışıldığı bir dönemde,  bölünmüş,  parçalanmış ve paylaşılmıştı.  Dönemin önde gelen iki emperyal gücü, Büyük Britanya ve Fransa ve Ortadoğu’nun iki köklü devleti, birbirleriyle organize bir şekilde, Kürdlerin, Kürdistan’ın üzerine çullanmışlardı. Bugün, 47 üyeli  Avrupa Konseyi’nde, 55 üyeli İslam Konferansı’nda,  22 üyeli Arap Birliği’nde,  193 üyeli Birleşmiş Milletler’de,  nüfusu 10-15 bin olan, 50 bin olan devletler bile var. Bunlar, Kürdlerin geleceğini belirlemede rol sahibidirler.  Ama, 50 milyonu aşkın nüfusu olan  Kürdlerin bir siyasal statüye sahip olmamaları,  bu ilişkiler karşısında dikkate değer bir durumdur.


Beşikçi, son siyasal gelişmeleri izlememekle de eleştirilmektedir. “sınırlar ortadan kalkıyor, Beşikçi hala sınır oluşturmaktan söz ediyor” denilmektedir. Bu, eleştirilmesi gereken bir görüştür.


Son yirmi yılda 30’a yakın devlet oluşmuştur.   Sovyetler Birliği dağılmıştır 15 devlet ortaya çıkmıştır.

(Estonya, Letonya, Litvanya, Belarus, Moldavya, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Rusya Federasyonu)


Yugoslavya dağılmıştır.  7 devlet ortaya çıkmıştır.  (Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Makedonya, Kosova, Karadağ, Sırbistan)


Çekoslovakya kendi içinde ikiye ayrılmıştır. (Slovakya, Çekya)


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,  Cibuti, Eritre, Yeni Kaledonya, Güney Sudan,  Filistin Arap Devleti…


Birleşmiş Milletler, iki  ay kadar önce,  30 Kasım 2012 de, Birleşmiş Milletler Filistin  için, “üye olmayan gözlemci devlet”  statüsü  verdi. Bunu, Türkiye’de, sağcılar, solcular, liberaller, herkes alkışladı. PKK/BDP de.  Kürdler için devlet istemeyenlerin, bu anlayışa karşı duranların, Filistin Arap Devleti’ni alkışlarla selamlamaları dikkate değer bir durumdur.  Türk basınının, Türk yazarlarının, Türk solunun bu anlayışı savunması doğaldır.  Ama Kürdlerin de savunması sorunludur.


“Sınırlar kalkıyor, yeni sınır yapmak anlamsızdır” görüşü Kürdlerin kafasını bulandırmak için ortaya atılan bir görüştür. Kaldı ki, ulus üstü birliklere herkes, kendi kimliği ile katılmaktadır. Henüz bir kimlik sahibi olamayan, kendisi olamayan  Kürdler bu birliklerde nasıl yer alacaktır?


“Biz asla milliyetçi değiliz”


24 Ocak 2013 de TBMM’de, “anadilde savunma”yı düzenleyen yasa tasarısı görüşüldü. Bu yasa görüşülürken,  CHP İzmir milletvekili  profesör Birgül Ayman Güler ile BDP’liler arasında sert tartışmalar oldu. Profesör Birgül Ayman Güler, konuşmasının bir yerinde,  “Kürt milliyetçiliğini bana ‘ilericilik’ ve  ‘bağımsızcılık’ diye yutturamazsınız. Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit ve eş değerde  gördüremezssiniz” dedi, BDP liler, buna “biz asla milliyetçi değiliz, siz ulusalcısınız. Sizi Sosyalist internasyonal’den kovduracağız…” şeklinde cevap verdi.

Bu cevap, bu tutum üzerinde biraz  durmak gerekir.
Herşeyden önce, “siz neden milliyetçi değilsiniz?” diye sormak gerekir.  Dil yasak.  Kürd diliyle eğitim konuşulamıyor. Ülkenin adını söyleyemiyorsun.  Kürd çocukları okullarda, her sabah, Türküm doğruyum…. Varlığım Türk varlığına armağan olsun” u bağırmaya devam ediyor.  Çocuklara, şunca mücadeleden sonra, hala, içinde W, X, Q harfleri olan isimler verilemiyor. Parklara bahçelere,  Kürd yazarlarının, Kürd yurtseverlerinin isimleri  “Türk kültürüne, Türk değerlerine aykırıdır” diye verilemiyor.  Valiler, kaymakamlar, belediye meclislerinin bu tür kararlarını  onaylamıyor,  bu karaları iptal ettirmek için davalar açıyor. Kürdistan coğrafyasındaki  yer isimleri değiştirilmiş, Türkleştirilmiş… Yoğun bir asimilasyon politikasına hedef olmuşsun… Ve asimilasyon devam ediyor, anadilinde eğitimi yasaklamanın anlamı bu…  Bunları savunmuyor musun, bunları savunmayacak mısın? Bunları savunduğun zaman da sana Kürd milliyetçisi denir. Kürdler için en değerli tutum da budur. Kürdlere olumlu bir gelecek vaad eden tutum da budur.


Kürdlerin, komşu  halkları asimile etmek gibi, komşu halkların topraklarını işgal etmek gibi bir derdinin olmadığını herkes biliyor. Kürdlerin, Kürd halkına, Kürd diline ve kültürüne yapılan  baskıları geriletmek, dili ve kültürü bütün kurumlarıyla yaşamak,  Türklerle, Farslarla,  Araplarla  eşit olmak için  mücadele ettikleri  herkes tarafından biliniyor.  Baskıya, zulme karşı mücadelenin evrensel olduğu da açıktır.
Türk solu milliyetçi bir soldur. Profesör  Birgül Ayman Güler örneğinde olduğu gibi Türk solunun önemli bir kesimi de  tam anlamıyla, ırkçıdır, ayrımcıdır. Bulgaristan’da, 1985-1988 yılları arasına yaşama geçirilen Türklere, Bulgar isimleri verilmesi  operasyonlarına, Türk solunun, Türk sağının… nasıl tepki gösterdiğini iyi hatırlamak gerekir.


Profesör Birgül  Ayman Güler’in sözlerin yeniden dönmek gerekir. Dikkat edilirse,  profesör Birgül Ayman Güler,  Kürdlerin Türk ulusuyla eşit olmadığını,  Kürdlerin “milliyet” olduğunu, yani ulus olmanın koşullarını taşımadığı  vurgulamaktadır.  ‘Kürd milliyeti’nin,  Türk ulusuyla birlikte  yaşamasının istendiği de  kabul edilmiş olmaktadır.  Buysa, 1930’larda, dile getirilen,  “Türk olmayanların tek bir hakları vardır: Türklere hizmetçi olma hakkı”  sözlerinin,  günümüzdeki tekrarından başka bir şey değildir.

Türk solu,  milliyetçi bir soldur. Önemli bir kesimiyle de ırkçıdır.  Bu milliyetçi, ırkçı solun önemli bir başarısı, kendi dilini bile konuşamaya, kendi ülkesinin adını söyleyemeyen Kürdlere, “milliyetçi değilim”, “biz asla milliyetçi değiliz”  dedirtmesi,  bu şekilde Kürdlerin  bir kısmını kendi özlerine yabancılaştırmış olmasıdır.


Abdullah Öcalan, üç-dört  sene  öncesine kadar, “Marx’ı aştım, “ “Hegel’i aştım”, “Gandi’yi aştım” gibi açıklamalar yapardı. Bunu, intellektüel bir çaba olarak değerlendirmek gerekir. Ama, “aşma”ların bugünkü Kürd mücadelesine bir katkısı da yoktur. Bugünkü mücadele dikkate alındığında aşılması gereken en önemli kişi, Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bu da, PKK’ye,  BDP’ye, Kürdlere, Kemalizm aşılanarak yapılamaz.

Bihurîna Ji Dewleta Neteweyî

Gotina kesekî ji neteweya desthilatdar“ez ji dewleteke neteweyî dibihurim, hewl didim bibuhirim” watedar e.  Bi vê gotina xwe, bi vê hewldana xwe,  dixwaze bide famkirin ku mafê neteweyî yên gelên di bin zora dewleta wî de ne diparêze. Wek mînak helwesta Fransayîyek  ku bibêje ez li hember dewleta xwe ya Fransayê me, yanî ez alîkarê Cezayîriyan me ku ji bin zilma Fransayê derkevin.

Di dema mêtingehkarîyê de cihgirtina kesekî fransayî li cem cezayîrîyên ku tekoşîn dikin, piştevanîkirina wî ji wan re, rexnekirina polîtîkayên mêtingerî yên dewleta xwe bi wate ye.

Lê gotina”ez ji dewleta neteweyî bihurîm”, a kesekî ku mensûbê netewekî hemû mafên wê î neteweyî, demokratik hatine xesbkirin, daxuyanîyeke biproblem e.  Çunku ev kes hîn, ne xwedî mafeke ku ji alîyê neteweya  desthilatdar, ji aliyê dewletê ve hatibe naskirin e. Zimanê wî qedexe ye, welatê wî di bin zor û dagirkeriyê de ye. Bûye hedefa polîtîkayeke asîmîlasyona pir mezin. Asîmîlasyon didome. Tekoşînên wî î bo wek xwe jîyanê  bi astengên pir mezin re rû bi rû dimînin. Di rewşeke wiha de, gotina kesekî”ez ji dewleta netewî dibuhirim” tê wateya ev hemû ne girîng in. An tê wateya ji tekoşîna bo van mafan direve. 

Bi bihurîna ji mafê dewleta netewî ya kesê mensûbê netewa desthilatdar, di saziya dewleta ku ew mensûb e de tu guherîn çênabe. Ew dewlet, wek ku berê heye, bi hemû  saziyên xwe î bingehîn jiyana xwe didomîne.  Lê ew kes li hember dewleta xwe têdikoşe. Bo mafê neteweya bindest têdikoşe. Bi gotina kesekî ku hemû mafên wî yên neteweî-demokratik hatine xesbkirin, “ez ji dewleta netewî dibuhirim” zor û zilma li ser kêm nabe. Lê, ev kes, êdî  bi van mijaran re ‘eleqe nake, wan piçûk dibîne. Bi rastî ji van mijaran direve.  Di vê rewşê de bihurîna ji dewleta netewî, dibe ketina bîrên bêbinî î ku dewletê amade kiriye.

 Herdem Serokê PKKê Abdullah Ocalan, PKK/BDP, dibêjin ku em dewleteke serbixwe naxwazin, tu pirsgirêkên me bi sînor, welat û alê re tune ne.  Dibêjin“Em dewleteke cuda naxwazin, bi sînoran re problema me tune ye. Bi ala tirkan re problema me tune ye… ” Li ser têgihîştina“welatê hevpar” radiwestin.

Serokwezîr Recep Tayyip Erdogan, herdem têgihîştina “ Tek dewlet, tek welat, tek al, tek milet, tek ziman” dubare dike. Abdullah Ocalan, PKK/BDP jî vê têgihîştinê, vê tekîtîyê bi îfadeyên wek “dewleta demokratik, welatê demokratik,  neteweya demokratik” derdixin holê. Têgihîştina serokwezîr a ku bi gotina  “tek… tek…tek…”ê tîne ziman, Ocalan, PKK/BDP jî  bi gotina“demokratik… demokratik…demokratik…”ê îfade dikin.

Di 13ê Kanûna Paşîna 2013an de, li Stenbolê, sempozyumek ku ji aliyê“Platforma Bo Aşîtîyê Ji Ocalan Re Azadî” ve hatibû lidarxistin hebû.  Sempozyuma bi mijara“Di pêvajoyên çareserî û mizakereyan de rola lîderan”, Mebûsa BDPê Emine Ayna û Prz. Eren Keskin organîze kiribûn. Di danişîna bi mijara “Bihurîna Neçariyê: Tekoşîna Azadiya  Kurdan”a vê sempozyumê de, min di axatina xwe de hewlda ku ez vê têgihîştina  Abdullah Ocalanî, PKK/BDPê rexne bikim.

Hêzên ewlekarî bi panzerên bial dikevin gundan. Malan yek bi yek hildiweşînin. Malên hilweşandî paşê dişewitînin… Gund wêran dikin. Li gund kê bibînin desteser dikin. Bi zorê, bi lêdan û sixêfan dibin qereqolê. Li girtiyan îşkenceyên mezin têne kirin. Girtîyên li qereqolan hin jê bi îşkenceyên lêpirsînê tên kuştin. Hin jê tên revandin, bêserî û berate tên wendakirin. Ger di rewşeke wiha de jî dewleteke serbixwe nefikirî, seqetîyeke te heye.

Di pêçiyên tîmên taybetên ku bi panzeran tên de, gustîlkên bi al xemlandî hene. Kember û kumên bial xwelandî li wan in. Di rewşeke wiha de jî ger bi ala tirkan re pirsgirêkeke te tune be, seqetîyeke te heye.

Ev bû nêzîkî du salan e, jiber bûyerên li Sûrîyeyê, di çapemeniyê de navê sê dewletan dibihure. Ev sê dewlet bi hev re tên bîranîn. Tirkiye, Erebîstana Siûdî, Qeter. Ev sê dewlet bo rêveberiya Beşşar Esed hilweşînin her cure derfet bi kar tînin. Artêşa Hur a Sûrîyeyê, Birayên Misilman, el-Kaîdeyê biçek dikin. Rewşeke din ya ku ev sê dewlet dixwazin pêşî lê bigrin jî heye. Ew jî li bakurê Sûriyeyê, yanî li cihên ku kurd lê dijîn, li Kurdistanê, pêşîlêgirtina xweseriya kurdan, xebata hilweşandina otonomiya kurdan e. Ev rewş nîşan dide ku ev dewlet dixwazin li hember dîyarkirina dahatûya kurdan rol bigrin û nehêlin kurd xwe birêvebibin.

Li Rojhilatanavîn ji 40 milyonan zêdetir kurd hene. Berî mehek, di nûçeyek çapemeniyê de, dihat nivîsîn ku Abdullah Ocalan, “Nexşe riya bo 50 milyon kurdan” amade dike. Li gor qen’eta min li Rojhilatanavîn kurd ji  50 milyonan jî zêdetir in. Lê, di pêwendiyên navnetewî de, ne xwedî statuyeke piçûçik in jî. Divê Rêveberiya Herêmîya Kurdistanê ya li Başûrê Kurdistanê cuda bê nirxandin. 

Qeter dewleteke ereban xwedî serjimareke sê sed hezarî ye.  Qeter, endamê Yekîtîya Ereban a xwedî 22 endamî, endamê Konferansa Îslamî ya xwedî 55 endamî, endamê Netewên Yekbûyî ya xwedî  193 endamî ye. Di pêwendiyên navnetewî de navê kurdan tenê bi bêjeya”teror”ê re derbas dibe. “Em dê terorê tune bikin, bipelçiqînin”, “Em li hember terora kurdan e”hwd.   

Qetera 300 hezarî, li ser dahatûya 50 milyon kurdan xwedî mafê gotinê ye, dixwaze dahatûya kurdan diyar bike, ev nîşan dide ku nîzama navnetewî çiqasî nîzameke neheq a li dijî kurdan e. Ev nîşan dide ku nîzama navnetewî, nîzameke pir neheq a li hember kurdan e.  Eger, tu bêjî “min dewleta netewî bihartiye”, “ez ne neteweperwerê kurd im”, wê gavê tu nagihîjî hişmendiya  goreya bilanet a di salên 1920an de,di serdema Cemiyeta Miletan de ku xistin serê kurdan. Bi negirîng dîtina van bûyeran, tu nagihîjî hişmendiya van neheqiyan. Hûn vana hêjayê lêkolînê nabînin.

Hal ev e ku, di 1920an de, di serdema Cemiyeta Miletan de, ev operasyona ku pêk hat, operasyona herî mayînde, herî berfireh, herî kûr a hêzên emperyal e ku li Rojhilatanavîn pê anîne. Zelal e ku operasyoneke pir serkeftî ye jî. Dîsa dîyar e ku operasyoneke xwe veşartiye jî.

Xwe veşartîye. Çunku, heta roja me, li kîja aliyê Kurdistanê, ku kurdan dest bi tekoşîna mafê netewî kirine, çepgir, rastgir, lîberalan… bi hev re ji kurdan re gotiye  “rûn li nanê emperyalîzmê nekin”,  “ev helwdanên we bi kêrî emperyalizmê tên”, “ev cihêwazî ye”.  

Hal ev e ku hêzên emperyalî, li hember kurd û Kurdistan a ku di nava Rojhilatanavîn de cih girtine, cihêwazîya herî mezin bikar anîne. Kurd û  Kurdistan,  di serdema ku mafê xwe bi xwe diyarkirina dahatuya netewî herî bêtir dihat nîqaşkirin de, hatibû dabeşkirin, perçekirin û parvekirin. Her du hêzên emperyal î serdemê, Birîtanya Mezin  û Fransa û du dewletên bikok ên Rojhilatanavîn, bi hev re, bi awakî organîze li ser serê kurd û Kurdistanê hatibûn xezebê. Îro di Konseya Ewropayê ya xwedî 47 endamî de, di Konferansa Îslamê ya xwedî  55 endamî de, di Yekîtîya Ewropayê ya xwedî 22 endamî de,  di Netewên Yekbûyî ya xwedî 193 endamî  de,  dewletên ku xwedî nifûsa 10-15 hezarî, 50 hezarî ne jî hene. Ew, di dîyarkirina dahatûya kurdan de xwedî rol in. Lê,  kurdên ku nifûsa wan ji 50 milyonan zêdetir e, nexwedîbûna wan a statuyeke sîyasî li hember van pêwendiyan rewşeke balkêş e.

Tê gotin ku “sînor ji holê radibin, Beşikçi, hîn behsa çêkirina sînoran dike”, Beşîkçî bi neşopandina geşedanên sîyasîyên dawî tê rexnekirin. Ev, dîtineke ku divê bê rexnekirin.

Di bîst salên dawî de bi nêzî 30 dewletên nû hatine avakirin. Yekîtîya  Sovyetan belav bû 15 dewlet derketin holê.(Estonya, Letonya, Litvanya, Belarus, Moldavya, Ukrayna, Gurcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Kazakistan, Tirkmenistan, Ozbekistan, Tacikistan, Kirgızistan, Federasyona Rûsya)

Yugoslavya belav bûye.  7 dewlet derketine holê.(Slovenya, Hirvatistan, Bosna-Hersek, Makedonya, Kosova, Karadag, Sirbistan)

Çekoslovakya di nava xwe de bûye du dewlet.(Slovakya, Çekya)

Komara tirk a Bakurê Kibris, Cibuti, Eritre, Kaledonyaya nû, Sûdana Başûr,  Dewleta Filistin a ereb…

Du meh berê, di 30ê Çiriya paşîn a 2012an de, Netewên Yekbûyî bo Filistinê statuya “dewlata çavdêr a neendam”  qebûl kir. Ev biryar, li Tirkiyeyê ji aliyê rastgir, çepgir, lîberal û her kesî ve bi kêfxweşî hat pêşwazîkirin. PKK/BDP jî di navê de.  Rewşa kesên ku ji kurdan re dewletê naxwazin, li hember derdikevin, bi çepikan pêşwazîkirina wan a dewleta Filistinê rewşeke balkêş e. Parastina vê têgihîştinê ji aliyê çapemeniya  tirk, ji aliyê nivîskarên tirk, ji aliyê çepgirên tirk ve xwezayî ye. Lê parastina kurdan jî xwezayî ye gelo? 

Dîtina“sînor ji holê radibin, sînorên nû avakirin bêwate ye” dîtineke ku ji bo heşê kurdan lihevxistinê, hatiye holê ye. Bi tevî vê, dê her kes bi nasnameya xwe beşdarê yekîtiya bênetewetî bibe. Ew kurdên ku hîn nebûne xwedî nasname, ku nikarin wek kurd bijîn dê çawa cih di van yekîtîyan de bigirin?

“Em qet ne miliyetperwer in”

Di 24ê Kanûna paşîn 2013an de li meclîsa tirkan(TBMMê), qanûna“parastina bi zimanê dayîkê” hat nîqaşkirin. Di dema vê nîqaşê de, di navbera mebûsa  CHPê ya bajarê İzmirê profesor Birgul Ayman Gulerê û BDPîyan de nîqaşên tûnd derketin. Profesor Birgul Ayman Guler, di cihekî axaftina xwe de got, hûn nikarin“miliyetperweriya kurd” wek “pêşverûtî”, “serxwebûnheztî”bi min bidin qebûlkirin. Got “hûn nikarin bi min neteweya tirk û miliyeta kurd wekhev û hemrûmet bidin qebûlkirin.”

BDPîyan, li hember vê wiha bersiv dan“em qet ne miliyetperwer in, hûn neteweperest in. Em dê we ji enternasyonala Sosyalist bidin qewirandin…” Divê li ser vê bersivê, vê helwestê hinek bê rawestin.

Divê berî her tiştî bê pirsîn, “hûn çima ne miliyetperwer in?” Ziman qedexe ye. Bi zimanê kurdî perwerdehî nayê axavtin. Tu nikarî navê welatê xwe bibêjî. Zarokên kurdan her sibe li dibistanan dibêjin”ez tirk im, rast im... hebûna min ji hebûna tirkan re biqurban be” Piştî ew qas tekoşînê, hîn navên ku tê de herfên W, X, Q hene nikarin li zarokên xwe kin. Nevên nivîskar û welatperwerên kurdan, bi hinceta “ne li gor çand û rûmetên tirkan e”, nahêlin li park û bexçeyan  bêne dayîn. Parêzger û qaymeqam, biryarên wiha yên meclîsên şaredariyan, napejirînin, bo betalkirina wan doz vedikin.  Navên cih û warên erdnîgariya Kurdistanê bi navên tirkî re hatine guherîn…  Tu bo politikayek mezin a asîmîlasyonê bûyî hedef… û asîmîlasyon didome, wateya qedexekirina perwerdehiya bi zimanê dayîkê ev e… Tu li hember vê dernakevî, tu dê li hember vê dernekevî? Dema tu vê bikî jî ji te re miliyetperwerê kurd tê gotin. Ji bo kurdan helwesta herî bi rûmet jî ev e. Helwesta ku ji kurdan re dahatûyek erênî we’ed dike jî ev e. 

Her kes dizane ku derdekî kurdan ê wek asîmîlekirina gelên cîran, wek dagirkirina axa gelên cîran tune ye. Her kes dizane ku kurd, bo rakirina zilm û zora li ser gelê kud, ziman û çanda kurd, bo ku ziman û çanda xwe bi hemû saziyên xwe bijî, bo ku bi tirk, faris, ereban re bibe wekhev têdikoşin. Diyare ku tekoşîna li hember zilm û zorê jî gerdûnî ye.

Çepgirîya tirkan çepgirîyek miliyetperest e.  Wek di mînaka Profesor  Birgul Ayman Guler de bû piraniya çepgirîya tirkan jî bi hemû wateya xwe nijadperest e, cihêwaz e. Divê em baş bînin bîra xwe li  Bulgaristanê, di navbera salên1985-1988an de, li hember operasyonên navê bulgaran li tirkan kirinê helwesteke çawa çepgir û rastgirên tirkan nîşandan…

Divê dîsa li ser gotinên Profesor Birgul  Ayman Gulerê bê rawestin. Ger bal bê dayîn, profesor Birgul Ayman Guler,  dibêje ku kurd û netewa tirk ne wek hev in, kurd “miliyet”in, yanî ne xwedîyê şertê netewetîyê ne. Tê xwestin ku ‘miliyeta kurd’  bi neteweya tirk re bijî. Ev jî,  di 1930an de, wek  “mafekî bi tenê bo kesên ne tirk heye: Mafê xizmetkarîya tirkan e.” hatibû zimên, gotinên wê jî dubarekirina wan gotinan ya îroyîn e.

Çepgirîya tirkan,  çepgirîyek miliyetperest e. Bi piraniya xwe nijadperest e. Serkeftineke girîng a vê çepgirîya  miliyetperest, nijadperest ew e, bi kurdên ku nikarin bi zimanê xwe biaxivin, nikarin navê welatê xwe bibêjin dide gotin “ez ne miliyetperwer im”, “em qet ne miliyetperwer in”,  bi vê awayê hinek kurdan ji eslê wan dide bidûrxistin.

Abdullah Ocalanî,  heta sê-çar salan berê daxuyaniyên wek “Ez ji Marxî bihurîm“, “Ez ji Hegelî bihurîm”, “Ez ji Gandî bihurîm” dida. Divê ev wek hewldaneke entelektuel bê nirxandin. Lê, tu sûdekî van “bihurîn”an jî ji tekoşîna îroyîn a kurdan re tune ye.  Dema ku tekoşîna îroyîn li ber çavan bête girtin kesê herî girîng ê ku divê jê bête bihurîn, Mistefa Kemal Atatirk e. Ev jî bi hogirîkirina Kemalîzmê ji PKKê, BDPê û kurdan re nayê bihurîn.

Wergera ji Tirkî ji aliyê Ahmed KANÎ ve hatiye kirin.

 

 

 

 

 

 

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur