DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Müzakereye evet, ama nasıl?



Kurdinfo:12:01 - 18/1/2013

Kürdistan meselesi üzerinden tartışıldığı Ortadoğu’da, Kürdistan’ın en büyük parçasında mesele coğrafya ve toprak sorunu olmaktan çıkarılmış olunuyor!..


 

Herkes bir anda barışsever kesildi! Öcalan, BDP heyeti ile görüşmesinde, “Barış için kaybedilecek bir dakika zamanımız yok” dedi; basınıyla, sanatçısıyla, yazarıyla, ana muhalefet partisiyle bir anda merkezden düğmeye basılmış misali herkes “barış dili”ni kullanmaya başladı..

Açlık grevleri, MİT-Öcalan görüşmesi ve Paris’te üç PKK’li kadının katledilmesi birbiriyle ilintili, dahası adeta bir zincirin halkaları oluverdiler.

Bugünlerde devletin yüksek katında verilmiş bir kararın ya da politikanın devlet, hükümet, basın ve sermaye kurumlarınca tam bir dil ve uyum birliği içerisinde hayata geçirilmek istendiği görülüyor. Nedir hayata geçirilmek istenen politika ya da alınan karar?


Uyum içerisinde izlenen politikanın ana çizgileri olarak; kamuoyu nezdinde Öcalan’ın elini güçlendirmek, PKK’nin silahlı yapısını önce resmi sınırların dışına çıkarmak, ardından da silahları bıraktırmak ve Kürdistan meselesi olmaktan çıkartılmışKürt sorununda Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi çerçevesinde bazı adımlarıatmak!.. Milli Güvenlik Kurulu kararına göre hareket edildiği görülüyor. Neden dün değil de bugün bu yöneliş? Bu sorunun yanıtlarına ilişkin şunlarıbelirtebiliriz:


Birincisi;
Suriye üzerinden gerçekleşen bölgesel-küresel kamplaşmanın giderek savaş tehlikesini gündemleştirmesidir. Akdeniz ve Basra Körfezi’nde artan savaş gemileri trafiği, buna Türkiye’ye yerleştirilen patroit füzelerinin yarattığı gerilimi de ekleyelim.

 

Bu koşullarda Türk Devleti, “Muhtemel bir savaşta silahlı bir PKK İran, Suriye, Irak ve hatta Rusya’nın bana karşı kullanacağı bir silah haline gelebilir. Böyle bir ihtimal gerçekleşirse parçalanma ile yüz yüze gelebilirim” türünden potansiyel bir tehditten hareket ederek PKK’nin silahsızlandırılmasını bir “entegre proje”olarak gündemleştirdi. Suriye meselesi nedeniyle İran, Irak, Suriye ve Rusya ile ilişkilerin gerilimli veya soğuk olduğu bir evrede PKK’yi silahsızlandırarak Doğu ekseninden çıkarmak ya da Cengiz Çandar’ın belirlemesiyle, “PKK’yi ‘Moskova-Tahran-Bağdat-Şam Hattı’ndan alıp ‘Türkiye denklemi’ içine çekmek amacıyla” MİT-Öcalan görüşmeleri üzerinden PKK’nin silahsızlandırılması acilen gündeme alındı.


İkincisi;
belirttiğimiz Ortadoğu ikliminin bir diğer özelliği, şekillenen Kürdistan haritasının Türk Devleti üzerinde yarattığı basınçtır. Yapay Ortadoğu sınırları üzerindeki tartışmaların yeniden güçlenmesi ile bütün unsurlarıyla hareketlenen Kürdistan jeopolitiğinin üst üste gelmesi Türk Devleti’nin uykusunu kaçırıyor. Bu tabloya, Kürt halkı ve siyaset damarı arasında “bu yüzyıl Ortadoğu’da Kürtlerin yüzyılıdır” bilinç ve kararlığının yayılmasını da ekleyelim.


Üçüncüsü;
Türk Devleti, yeni bir Kürt federe yapısının kendisini olağanüstü sıkıştıracağından, belli başlı yeni kırmızı çizgilerini de alt üst edeceğinden, Batı Kürdistan’daki mücadeleyi her açıdan bastırmak, taleplerini sınırlandırmak için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Buradan bakıldığında Türk Devleti’nin izlediği Suriye, özelde Batı Kürdistan siyaseti nedeniyle de PKK’nin silahsızlandırılmasını bir nevi acil koduyla yürürlüğe koyduğu görülür.


Suriye’de Kürdistan ulusal demokratik hareketinin Batı destekli Suriye muhalefetiyle ilişkilendirilmek istendiğini, bu isteğin, Kürt/Kürdistan politikasını Güney Kürdistan (KDP) üzerinden algılayıp geliştiren ve Batı Kürdistan’da da etkin olmasını isteyen ABD siyasetiyle de kısmen örtüştüğünü belirtelim.


Dördüncüsü;
Hewler-Bağdat siyasi geriliminin, Kürt Federe Yönetimi’ne katılmamış sorunlu topraklar ile enerji kaynakları üzerindeki kavga üzerinden askeri gerilime dönüşmeye başladığı; bu kavganın kendileriyle sınırlı olmayıp bölgesel, hatta başta ABD olmak üzere küresel aktörleri de bir biçimiyle kavganın tarafları haline getirdiği; tam da bu nedenle Barzani’nin “Exxson Mobil ile yaptığımız anlaşma güvenliğimiz için askeri güçten daha büyük bir garantidir” dediği ve bunların toplamında Hewler’in ilk kez bu kadar net bağımsızlık tarifini dile getirdiği bir süreçte, Türk Devleti için PKK’nin silahsızlandırılması birçok açıdan önem taşıyordu.


Beşincisi;
bu dış ya da bölgesel sorunların yanı sıra iç sorun olarak 2014’te iki seçimin yapılacak olmasını da, AKP Hükümeti’nin PKK’yi silahsızlandırma arayışında bir faktör olarak ekleyebiliriz.


Kısacası, Türk Devleti’nin geciktirmeden Kürt sorununu Kuzey’de toprak meselesi olmaktan çıkarıp hal yoluna koyarak bölgesel denklem dışına çıkarma arayışının temelinde yukarıda özetlediğim nedenler yatmaktadır.

İşte bu olgu ve gelişmelerin basıncı altında Bakan Beşir Atalay, “Bütün enstrümanların birbiriyle entegre biçimde kullanıldığı çok boyutlu çalışma yürütüyoruz. Bu entegre stratejinin hedefi silah bıraktırmaktır” derken devlet ve hükümetin temel yönelimini özetlemiş oluyordu.


Türk Devleti’nin, kendi belirlediği çerçevede meseleyi çözmeyi hedeflerken, Kürt Federe Hükümeti ve elbette ABD’nin de sürece desteğini aldığı ama meselenin uluslararası boyut kazanmaması için de özel bir çaba harcadığı görülür. Bu açıdan Yalçın Akdoğan’ın, “Türkiye’nin kendi iradesiyle bu sorundan kurtulması, dost-düşman birçok ülkenin hesabını bozmaktadır” söylemi manidardır. Çünkü İran, Suriye gibi bazı ülkeler bugünkü siyasetleri gereği PKK’nin silah bırakmasınıistemiyorlar.


Devlet ve hükümet İmralı’da sistematik sürdürülen görüşmeleri kamuoyu ile paylaşıp aleni hale getirmeden önce, açlık grevlerinin bitiriliş şekli üzerinden Öcalan’ın hem Türk hem de Kürt kamuoyu nezdinde elinin güçlendirilmesi hedeflendi. Yani Türk kamuoyunun ‘kıyamet koparmaması’ için şartlar önceden basının da desteği ile oluşturulmaya çalışıldı.

“Çözüm için İmralı hazır. Devlet niyetli. Kandil destekliyor. Ana muhalefet kredi açıyor. Kürtler şans veriyor. Türkler kıyamet koparmıyor” diyor Radikal’den Ezgi Başaran hanım! “İmralı’nın hazır” olduğu, ana muhalefetin “kredi açtığı”, Türklerin“kıyamet koparmadığı” doğru, ama “Kandil’in desteklediği”, “Kürtlerin şans verdiği” çantada keklik değil!

Herkes bir anda barışsever kesildi! Öcalan, BDP heyeti ile görüşmesinde, “Barış için kaybedilecek bir dakika zamanımız yok” dedi; basınıyla, sanatçısıyla, yazarıyla, ana muhalefet partisiyle bir anda merkezden düğmeye basılmış misali herkes “barış dili”ni kullanmaya başladı. Cemaat adına Fettullah Gülen de gecikmeden süreci onaylayan fetvasını kamuoyu ile paylaştı! Kalemi Kürtlere, Kürt siyaset damarına dönük kan ve küfür yüklü olan yazarlar bile “barış dili”ni kullanmaya özen gösteriyorlar! Amiyane tabirle dönemin ruhuna uygun hareket edip devlet projesinin sağ salim “başarıya ulaşması” için çabalıyorlar!..


Hükümet, Oslo ve Habur’dan çıkarılan derslerle meseleyi sözde “şeffaf” yürütmektedir. Nasıl bir “şeffaf”lık bu? Tek başına hücrede tutulan bir hükümlü ile istihbaratın sürdürdüğü görüşmeler ve önemlisi varılan sonuçlar nasıl “şeffaf” oluyormuş,anlayan varsa açıklasın, biz de öğrenelim!


Devlet ve hükümetin, esas dava sahibi olan Kürt kamuoyunun görüşmelere ilişkin “kıyamet koparmaması” için ön hazırlıklara çok önceden başladığı görülüyor. Hiçbir delil ve sebep yokken binlerce Kürt siyasetçisi KCK’li diye tutuklandı ve yıllardır içerdeler. Şimdi hükümet “dördüncü yargı paketi” çerçevesinde onlarıbırakacağını ilan ederek, “bakın ben nasıl da ciddi adımlar atıyorum“ mesajıile Kürt kamuoyunu görüşmelerin içeriğine ikna etmek istiyor. Aynen İsrail gibi; önce binlerce Filistinliyi sebepsiz yere tutukla, sonra pazarlık konusu olarak ya da bir İsrail askerine karşı bin Filistinliyi serbest bırakmada kullan!..


Görüşmelerin içeriği bu seviyeden çıkmalıdır

Öncelikle belirtelim ki Öcalan ile görüşmeler yeni değil, devlet adına birileri -şimdi yaptıkları gibi- gerekli gördükleri zaman ellerinde esir olan Öcalan ile gidip görüşmüşlerdir. Dolayısıyla görüşmeler tarafların eşit pozisyonlarıyla gerçekleşen bir eylem değil.


Bugün yeni olan, açlık grevlerinin bilinen bitirilme yöntemi üzerinden Öcalan’ın kamuoyu nezdinde elinin güçlendirilmesinin ardından görüşme trafiği ve amacının kamuoyuna açıklanmış olmasıdır. Kısacası yeni adına “önce sınır dışına çık, sonra silah bırak” ve ilan edilen “Demokratik Özerklik’ten bile vazgeç” gibi argümanlar öne çıkıyor.

 

Öcalan’ın bir çağrısıyla açlık grevi bitirilerek hükümet ve devletin sıkıntıdan kurtarılmasının yarattığı atmosfer, MİT-Öcalan görüşmesi ve içeriğinin kamuoyuna ilan edilmesine zemin hazırlamıştır. Yeri gelmişken belirteyim; açlık grevlerinin hiçbir kazanım olmadan Öcalan’ın çağrısı üzerine bitirilmesi, Türk kamuoyu nezdinde elini güçlendirirken, Kürt kamuoyu nezdinde ise elini zayıflatmıştır, bu durum yarın daha net görülecektir.

Bu arada, sürdürülen MİT-Öcalan görüşmesinin “müzakere” mi, “istişare” mi, “diyalog” mu olduğu türünden görüşmeyi tarif edecek kavram tartışması yersizdir, önemli olan-hangi kavram kullanılırsa kullanılsın- neyin konuşulduğu, hangi taleplerin görüşülüp üzerinde mutabakat sağlandığıdır. Şu an kamuoyuna açıklanmış bir mutabakat metni ya da yol haritası yok, fakat gerek Öcalan’ın BDP heyeti üzerinden söyledikleri, gerekse basının kıyısından köşesinden söylediklerinden hareketle şunların konuşulup Öcalan ile hükümet adına MİT’in üzerinde mutabakata vardıkları ya da varma arayışları olduğu söylenebilir:

 

Birincisi; MİT-Öcalan görüşmelerinin, topraktan (Kürdistan olgusundan) soyutlanmış bir Kürt meselesi üzerinde yürütüldüğü anlaşılıyor. Devlet ve hükümet, bugünkü Kürt meselesi ile PKK özelde de Öcalan bağını kabul ederken, buna karşılık Kürt meselesinin Kürdistan meselesinden kopartılmasını hedeflemiş gözüküyor. Hatta öyle ki, dolaylı olarak coğrafyayı tarif eden ve geçen yıl DTK tarafından ilan edilen ‘Demokratik Özerklik’ten bile söz edilmiyor.

 

İkincisi; “Sürecin ilerlemesi için Anayasa’da Kürt kavramının olması gerekmiyor, vatandaşlık kavramının nötr olmasıyeterlidir” denilerek, bilinen Demokratik Cumhuriyet tezi ile yetinilmiş; sorun cumhuriyetin demokratikleştirilmesine, Türkiye’nin ‘Avrupa Yerel YönetimlerŞartı’na koyduğu şerhi kaldırarak yerel yönetimleri güçlendirmesine indirgenmiştir. Bu yönelimin anayasal değişikliğe yansıması ise, “Türk kelimesi”yerine “Türkiye” kelimesinin konulmasıyla sınırlı bir değişikliği içermesidir.

 

Üçüncüsü; “Akil Adamlar” heyeti ve “Hakikatleri Araştırma Komisyonu”nun oluşturulmasının Öcalan’ın önerileri arasında yer aldığı basında belirtiliyor ki bunlar yeni değil. Genel affın bile adı geçmiyor,“dördüncü yargı paketi” üzerinden KCK tutuklularının kısmen tahliyesi hedefleniyor. Anadilde eğitimin ise sonradan açıklanacak olan yol haritasında yeri var mı yok mu belli değil. Basının verdiği haberler, anadilde eğitimin şu an değil “ileride düşünüleceği” yönündedir.

 

Kısacası, kamuoyuna sızan görüşme notlarından Kürdistan meselesinde özerklik, federasyon gibi siyasi çerçevesi olan çözümlerin çok ama çok uzağında durulduğu anlaşılıyor. İlginç değil mi; sınırların tam da Kürdistan meselesi üzerinden tartışıldığı Ortadoğu’da, Kürdistan’ın en büyük parçasında mesele coğrafya ve toprak sorunu olmaktan çıkarılmış olunuyor!.. Öcalan-MİT görüşmeleri kamuoyuna yansıyan bu haliyle “desteklenmemelidir” derken bundan hareket ediyoruz.

 

Muhatap ulusal demokratik birlik olmalı

Sürdürülen MİT-Öcalan görüşmelerinin basına yansıyan boyutuyla içeriği ele alındığında, bundan Kürdistan hatta Kürt meselesinin çözümü beklenemez, beklenmemelidir. Öcalan ile görüşmeler elbette olmalı, görüşü alınmalıdır, ancak esas bağlayıcı görüşme Öcalan ile değil, Kürt ulusal demokratik hareketini temsil eden bir siyasi heyetle özgür ve eşit ortamda sürdürülmelidir.

 

Öcalan ya da başka bir tekil şahıs bir ulus, bir halk adına bağlayıcı tek karar mercii olmamalıdır. Barındırdığı riskler nedeniyle BDP, Kandil ve PKK Avrupa yapısı da dün “Öcalansız asla olmaz” vurgusundan, bugün “sadece Öcalan ile olmaz” noktasına gelmişlerdir. Verilen mesajlarla Türk Devleti’ne, “siz sadece Öcalan ile görüşüp anlaşarak meseleyi çözemezsiniz, biz de tarafız, bizimle de görüşün”denilmek istenmiştir ki bu olumlu bir gelişmedir. BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın,“Biz arabulucu ya da postacı değil, doğrudan muhatabız, aktörüz... Kendi fikirlerimiz var. Öcalan ile görüşürüz, bu fikirlerimizi ve önerilerimizi paylaşırız” açıklaması da iyi bir gelişmedir.

 

Buna bizşunu ekliyoruz: Bu mesele, ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar sadece PKK, BDP muhatap alınarak da çözümlenemez. Muhatap bütün zenginliğiyle Kürdistan ulusal demokratik hareketini temsil edecek olan bir heyet olmalıdır. Daha da somutlaştırmak gerekirse; bağlayıcı karar mercii olarak görüşmeler, 17-18 Eylül 2011’de Diyarbakır’da gerçekleştirilen “Kürdistan Konferansı” bileşenini temsilen belirlenecek bir heyet tarafından sürdürülmelidir. Ancak bu durumda siyasi şeffaflıktan söz edebiliriz.


Devlet ile üzerinde uzlaşılacak talep ve hedeflerin çerçevesi olarak da, 9-Mart 2012’de gerçekleştirilen “Ortak Akıl Toplantısı”nda üzerinde mutabakat sağlanan ortak belge ve bu belgeden üretilmiş imza kampanyası metnindeki şu dört madde esas alınmalıdır:

 

“Kürt halkının kimliğinin tanınması ve anayasal güvence altına alınması; Kürtçenin resmi dil olması dahil, yaşamın her alanında serbestçe kullanımının sağlanmasıve her düzeyde Kürtçe eğitim ve öğretimin güvence altına alınması; Kürt halkının kendi kendini yönetme hakkını içeren siyasal bir statünün tanınması; Örgütlenme hakkının evrensel standartlara kavuşturulması, Kürt ve Kürdistan ismiyle siyasi parti ve örgütlenmelerin kurulmasının güvence alına alınması.”

 

Bu çerçeve de Kürt/Kürdistan meselesini temelde çözmeyecek, ama çözüm yolları için güçlü bir zemin hazırlayacaktır.

 

PKK’nin silah bırakıp bırakmaması ayrıca ele alınmalı ve PKK’nin kendisi doğrudan muhatap alınarak sürdürülmelidir. PKK silahsızlanmayı kabul eder mi etmez mi, ederse neyin karşılığı olarak eder, bu tamamıyla PKK’nin sorunudur.

 

Ayrıca, yansıyan kısımlarına bakılırsa görüşmelerde PKK’nin dağa, Kandil’e çıkışgerekçelerini ortadan kaldıracak herhangi bir adım bulunmamaktadır. Bu konuda gerilla alanından gelebilecek küçük bir itiraz bile Kuzey’le sınırlı kalmayıp özellikle Batı Kürdistan’ı da etkileyebilir. Türk Devleti tam da bunları amaçladığı için Yalçın Akdoğan gibi akıl danışmanları, “Kandil Öcalan’ı boşa düşürmemeli” ya da“Karayılan, Öcalan’a racon kesiyor” şeklinde kışkırtıcı bir dil kullanıyor. Bu yönelime karşı dikkatli olunmalı.

 

15-01-2013

canbegyekbun@hotmail.com




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur