DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Silahlari gömmek ama nasil?



Kurdinfo:00:04 - 7/1/2013

Siz eğer meydanda varsanız, örgütlü gücünüz ve mücadelenizle siyasal iktidarı zorlayabiliyorsanız, haklarınıza kavuşma şansınız olur.


 

Devlet temsilcileri ile Öcalan arasında görüşmeler yapıldığının açıklanması ve Ahmet Türk`ün de aralarında bulunduğu bir BDP delegasyonun aynı çerçevede İmralı`yagitmesi, kamuoyunda çok olumlu bir havanın esmesine yol açtı. Çok değişik kesimler, terddütlerini dile getirmekle birlikte atılan adıma destk verdiklerini açıkça ilan etmekten geri kalmadılar. Bu yazıyı bitirmekte olduğum dakikalarda, televizyon haberlerinde Mesut Barzani`nin desteğini dile getirdiğine ilişkin bir haber yer aldı ki bu ayrıca çok önemli bir gelişmeydi. AKP çevrelerinde olayı bir siyasi rant elde etme aracına dönüştürme eğiliminde olanlar göze çarpsa da, atılan adımın bu partinin özellikle de Kürt tabanında olumlu karşılandığı da biliniyor.

AKP rantçılarının ortak özeliği ise olayın hükümetle ilgili yanını çok abartılı bir tarzda yansıtmalarıdır. Bunlara bakarsanız, hükümet üzerine düşeni yapmış, atılması gereken adımları atmış, top artık PKK`dedir. Bunlar içerisinde, Başbakan`ın şu sözlerini, çok büyük bir gürültü ile yansıtanlar da var:

„Ben burada hem bölge insanına hem de terör örgütünün yedeğinde siyaset yapan partiye çağrıda bulunuyorum, artık şiddet sussun. Siyaset konuşsun, artık terör örgütü elini tetikten çeksin, silahları gömsün, eğer varsa kalbiyle, yüreğiyle fikriyle konuşsun.“

Peki bu sözlerde yeni bir şey var mı? Hayır, bir milim bile yok. Bunlar, öteden beri Başbakanın her firsatta tekrarladığı sözlerdir. Ve dikkat edilirse, Başbakan`ın bu sözlerinde demokratikleşmeye, Kürt sorununun kabulü ile çözümüne ilsihkin somut herhangi bir belirleme yok.

Başbakanın „Artık siyaset konuşsun“ demesi de bir başına hiç bir şey ifade etmez. Buyurun siyaset yapın demek, özgürce siyaset yapmak istyen her çevreye otomatik olarak bu hakkı vermez, Vermez, çünkü siyaset yapmanın, siyaseti konuşmanın kuralları, koşulları var. Bu gün „siyaset konuşulsun“ dersiniz, yarın bin bir gerekçe göstererek bu işi yapmaya çalışanların sesini boğmaya kalkışabilirsiniz. KCK Davası tam da bunun bir örneğidir.

Siyaset, evrensel demokratik ilke ve kurallara çerçevesinde yapıldığı taktirde bir şey ifade eder. Bu işte asıl belirleyici olan ise söylenenler değil, pratiktir; gerçek hayatta yapılanlardır. Örnegin Başbakan`ın bu sözleri söylediği ve İmralı ile görüşmelerin yeniden başladığı günlerde, düzenenlenen bir baskında 10 Kürt gerillası öldürüldü. KCK operasyonları ise artarak devam ediyor, her gün yeni gözaltı ve tutuklama haberleri geliyordu. Peki bir sorunu çözmeyi önüne koymuş siyasal bir iktidar, bu tür şeyleri yapar mı? Yaparsa, karşı taraftan kendisine güven duymasını nasıl bekleyebilir?

Silahların susmasını, şiddetin sona ermesini ve sorunların barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşması konusunda samimi olan bir Ankara yönetimi şunları yapar:

1) Kürt sorununu gerçek boyutlarıyla kabul eder. Sorunun özgürce tartışılmasının, halkın bu çerçevede örgütlenerek kültürel, demokratik ve siyasal düzeyde kurumlarını yaratmasının, ancak uluslarası ilkelere uygun bir demokratikleşme ile gerçekleşebileceğini gözardı etmez.

2) Sistemin demokratikleşmesinin ise ancak gerçekten demokratik yepyeni bir anayasa ile ona uygun hale getirilmiş yasal sistemle mümkün olabileceğini gözönünde tutar, buna göre hareket eder.

3) Dünyanın en demokratik yasal sistemine sahip olsanız bile eğer devletin yapılanması, kurumların işlerliği ve uygulayıcı aktörler bu işe uygun ve hazır değillerse, istediğiniz sonucu eldde etmeniz mümkün olmaz. Bu bakımdan gerçek bir demokratikleşme için atılacak ikinci adım, bunu sağlamaya yönelik reformcu adımlardır.

4) Çok dilli, çok kültürlü ya da çok uluslu ve çok dinli toplumlarda, demokrasinin olmazsa olmaz koşulu, söz konusu farklı kesimler arasında her bakımdan tam bir eşitliğin sağlanmasıdır. Eşitlik, dili, kültürü, ulusal ve dinsel kimliğe sahip olmaktan dogan hakları ve nihayet kendi geleceği ile ilgili karar verme, kendi kendini yönetme hakkını kapsar.

5) Kürt sorununu çözüme kavuşturabilmek icin, siyasal iktidarın elinde bulunması gereken yol haritası da önemlidir. Hem de bu haritanın, öyle kapalı kapılar ardında birilerinin kulağına fısıldanması şeklinde değil, kamuoyu önünde, açık ve net bir tarzda ifade edilmesi gerekir. Bu, pratikte şu anlama gelir:

a) Kürt halkı başta olmak üzere, Türk olmayan halklar ve azınlıklar ile farklı dini inançlara mensup olanlara yer veren, diğer bir deyişle onların varlığını ve haklarını kabul eden eşitlikçi bir anyasanın hazırlanması.

b) Yasal sistemin buna uygun şekilde düzenlenerek demokratik bir miteliğe kavuşturulması,

c) Kurumsal yapılanma ve insan unusurunun buna göre hazırlanması yönünde çaba sarf edilmesi,

d) Genel bir af çıkartılarak tüm siyasal tutukluların serbest bırakılması,

e) Etnik ve dinsel alanda sürmekte olan asimilasyoncu uygulamaların derhal ve tereddütsüzce sona erdirilmesi.

Böyle bir ortama geçildiğinde, Kürt sorununun tüm boyutlarıyla tartışılması olanaklı hale gelir, korku ve endişeler aşılır, çözüm modellleri netliğe kavuşturulur; ondan sonra da zamanı geldiğinde Kürdistan halkı sandık başına gider, düşündüğü çözüm modeli için oyunu kullanır. Böylece, Türkiye`nin de altında imzası bulunan uluslarası belgelerle garanti aItına alınmış olan „her halk, dışarıdan her hangi bir müdahale olmaksızın kendi gelecegini serbestçe tayin etme hakkına sahiptir,“ ilkesi de hayata geçirilmiş olur.

Peki AKP iktidarı, yukarıda kimi ilkelerini ortaya koyduğumuz çerçevede Kürt sorunun çözmeye, barışı ve demokrasiyi getirmeye hazır mı? Onun böyle bir niyeti ve programı mevcut mu? Buna „evet“ diye yanıt verebilecek aklı başında bir tek insan bulunabileceğini sanmıyorum. Tersine o „Yavuz hırsız ev sahibini bastırır“ politikası ile kuzu postuna bürünmüş kurt rolü oynamaya çalışıyor.

AKP iktidarı, hala Kürt halkının varlığını bile kabul etmiş değil. Biz resmen hala Kürt kökenli Türk vatandaşları, diğer bir deyişle kürt kökenli türkleriz. AKP iktidarı kendisinden önceki iktidarlar gibi Kürt sorununu terör sorunu çerçevesinde görüyor. Bu partinin kurmayları, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, kurulduğu günden bu yana Kürt halkına karşı silah kullanmak dahil, akla gelebilecek her türden baskı ve zulüm yöntemine başvurmaktan geri kalmadığından adeta habersiz gözüküyorlar. Begenirsiniz ya da begenmezsiniz bu ayrı bir konu ama PKK`nin yürüttüğü silahlı mücadelenin, söz konusu sınırsız devlet terörüne karşı bir başkaldırı olduğu gerçeğini kim inkar edebilir? Kürt halkının bu ölçüde ağır bedeller ödeyrek sürdürdüğü direnişin, varlığı tehdit edilen sömürgeci baskı altındaki bir ulusun özgürleşme sorunu olduğunu görmezlikten gelmek, başını kuma gömmenin tipik bir örnegi değil mi?

AKP iktidarının, bu güne kadar Kürt sorununun adil ve demokratik bir çözüme kavuşturma yönünde her hangi bir cahabası olmadığı açıktır. O halde Öcalan ile yeniden hem de gizleme gereği duymadan yapılan görüşmeler neyin nesidir? Siyasal iktidarın tutumunu bir bütün olarak ele aldığımızda, bunun esas olarak bir PKK`ye silah bıraktırma eylemi olduğunu söyleyebiliriz. Bu sürecin sonunda şu üç ihtimal ile karşı karşıya kalmamız mümkün.

1) Taraflar uzlaşmayı başaramazlar ve bu günkü çatışmalı ortam bir süre daha devam eder,

2) Görüşmeler, Kürt tarafının taleplerinin karşılanması ile ilgili her hangi bir ileri adım atılmaksızın, PKK`nin silah bırakması ile souçlanabilir,

3) Kürt sorununu nihayi bir çözüme kavuşturmak mümkün olmasa bile, Kürtlerin asgari düzeydeki bazı talepleri kabul edilerek çözüme giden yolu açacak bir takım somut adımların atılması ve onunla birlikte silahların bırakılması sözkonusu olabilir.

Bu arada, her iki taraftan gelebilecek süreci baltalama çabalarının yaratacağı olumsuz etkiyi de gözden uzak tutmamak gerekir.

Eğer AKP iktidarı, bu adımı mahalli seçimlere dönük bir manevra olarak atıyorsa, bu işin sonucunun fiyasko olacağını şimdiden söylemek mümkün. Ancak, Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak örneğinde olduğu gibi, böyle bir manevranın ters tepmesi ve sahibine zarar vermesi de pekala mümkün. Üstelik te konu kamuoyuna böylesine citti boyutlarda mal olmuş ve çok geniş kesimler tarafından desteklenirken bu tür küçük hesaplar içerisine girmek, hesabın sahibinin intiharına bile dönüşebilir.

Beri taraftan, Kürt sorununun Türkiye`yi adeta esir aldığı, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda, onu taşınması güç bir yük altına soktuğu, bölge politikası bakımından, yapabileceği bir çok hamleden kendisini yoksun bıraktığı da göz önündedir. Bunun en son örneğini, Suriye politikasında görüyoruz. Türkiye`yi yönetenler, Ortadoğu`da önlerine koyduklkarı hedeflere ulaşmak istiyorlarsa, Kürtlerle barışmaktan başka çareleri olmadığının farkındalar. Bütün bunların sonucu olarak ta, 80 yılık Kürt politikasını gözden geçirmeleri ve artık yeni bir yola girmekten başka seçenekleri bulunmadığını kabullenmiş olmaları da mükün. Türk sömürgeciliği, 80 yılda Kürt halkına çok büyük acılar yaşattı, ona büyük zararlar verdi ama amacına uluşamadı. O, bu halkı sindiremedi, ona boyun eğdiremedi. 80 yıl sonra, Kürt halkı, hala bu derece büyük bir güç ve kararlılıkla karşısına dikilebiliyorsa, onunla barışmaktan başka çare yok demektir. Olaya bu açıdan bakınca da iktidarın atmakta olduğu son adımın geçici bir manevra olmadığını söylemek, kısmen kolaylaşıyor ve tabi umarız ki böyledir.

Kürt halkı bakımından ise aynı konuuda asla akıldan çıkarılmaması gereken nokta şudur: Siz eğer meydanda varsanız, örgütlü gücünüz ve mücadelenizle siyasal iktidarı zorlayabiliyorsanız, haklarınıza kavuşma şansınız olur. Bunu yapmadığınız ya da yapamadığıniz zaman, kimse „iyi niyetinden“ dolayı size bir şey vermez. Bu bakımdan, önümüzdeki dönem Kürtler açısından da hayli kritik geçecek gibi gözüküyor. Osmanlı`da oyunun çok olduğunu unutmadan çözüm ve barış sürecinin sağlıklı yürümesine dört elle sarılmak gerekir.

Biz, bir halk, bir ulusuz ve davamızda sonuna kadar haklıyız. Bu haklı pozisyonumuzu, ideolojik ve politik mücadelemizle, izleyeceğimiz doğru bir pratik çizgi ile daha güçlü hale getirmeyi başarabilirsek, 21. yüz yılda, dünya halklar ailesinin özgür bir üyesi olarak geleceğe doğru yol almayı başarabiliriz. Sorunun çözümü için hangi modeli savunursak savunalım (demokratik özerklik, federasyon ya da ayrı devlet), bu halkın kaderini özgürce belirleme hakkına sahip olduğunu ve nihayî kararın onun tarafından verilmesi gerektiğini bir an bile gözden uzak tutmamalıyız.

Bu bakımdan, sırf siyasal aktörler değil, Kürt aydınlarına da önümüzdeki dönemde büyük görevler düşüyor. Sorunlarımızı açıkç ve uygarca yöntemlerle tartışma çıtasını yükseltmemiz gerekiyor. Seyirci değil, müdahaleci olmalıyız. Hoşgörü, açıklık ve birlik, başarının olmazsa olmaz kohsullarıdır. Kendimize, halkımıza ve tarihin ileriye doğru akışına güvenimiz sarsılmadan, sabır ve kararlılıkla yolumuza devam etmeyi becerbilirsek her güçlüğün üstesinden gelebeiliriz.

 

www.gelewej.net




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur