DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Avrupa perspektifi ve müzakere süreçleri



Kurdinfo:11:18 - 10/10/2012

AB müzakere sürecinin bloke olması Kürt sorununun çözümüne de katkıda bulunacak önemli bir dinamik olan Avrupa perspektifinin etkisinin azalmasına yol açtı.


 

AB müzakere sürecinin bloke olması Kürt sorununun çözümüne de katkıda bulunacak önemli bir dinamik olan Avrupa perspektifinin etkisinin azalmasına yol açtı. Son seçimler sonrası Başbakan’ın balkon konuşmasında Avrupa’dan hiç söz etmeyip dini dayanışmanın önemini vurgulayan ifadeler kullanması adeta düşünce dünyasında  bir dönüşümü de simgeliyordu. Son AKP kongresinde de -oldukça yıpranmış olan Schröder dışında- Batı’dan dikkate alınabilecek bir temsil olmadığını, buna karşılık Ortadoğu’lu liderlerinin itibar kazandığını, Ortadoğu sorunlarının AKP’nin dış politika önceliklerine damgasını vurduğunu gözlemledik. Kamuoyu anketlerinde çıkan sonuçlar da göz önüne alınırsa sanırım Avrupa perspektifinin Türkiye’nin siyasi sahnesinde, en azından muhafazakar kesimler nezdinde, çekici gücünü kaybettiğini söylemek yanlış olmaz.

2004 yılında durum daha farklıydı.  Özellikle Güneydoğu’da beklentiler yüksekti. Avrupa Birliği’nin Türkiye ile adaylık müzakerelerine başlama kararının alındığı  Brüksel  toplantısının öncesi Avrupa Komisyonu genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen Diyarbakır’ı ziyaret ettiğinde, kentteki billboardlar Türkçe, Kürtçe ve İngilizce olarak üç dilde yazılmış “Vatandaş Verheugen Büyük Avrupa’ya Hoş Geldiniz” afişleriyle bezenmişti.  Bu ziyaret sırasında Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Avrupa Birliği sürecinde yapılan reformların Türkiye’nin demokrasi kültürünün gelişmesine büyük bir katkı sağladığını ifade ederek “Diyarbakır AB’ye hazırlanma konusunda büyük bir istek ve iradeye sahiptir” diye konuşuyordu.

Zayıfladığından söz ettiğim Avrupa perspektifin ülkemiz için son derece önemli bir yanı, Kürtlerin  -ve diğer etnik ve dini azınlıkların- kendilerini eşit olarak hissetmelerini sağlayacak seküler bir Avrupa üst kimliğinin kabul görmesiyle, dolayısıyla hükümranlık gücünün paylaşılmasıyla ilgili. Bunun, ülkede hem çoğunluk hem de azınlıklar üzerinde toplumsal bütünleşmeye katkıda bulunacak önemli bir dönüştürücü etkisi olacağını düşünüyorum.  Avrupa kimliğinin gücü, siyasette dini referansları kullanmaya meraklı bazı Avrupalı sağ politikacıların iddia ettiği gibi Hıristiyanlığın kucaklayıcı özelliklerinden kaynaklanmıyor; Hıristiyanların Avrupa’da birbirlerini nasıl katlettikleri daha unutulmuş değil. Avrupa’da yerleşmiş hukuk normlarının bağlayıcı nitelikleri ve kazanmış oldukları meşruiyet, Avrupa kimliğinin ortak bir değer olarak benimsenmesine imkan veriyor. Bazı Türk siyasetçilerin düşündüğünün aksine, Avrupa perspektifi, siyasi ve iktisadi alanda bütünleşmeyi sağlayan Avrupa Birliği kurumlarının nasıl çalıştığı ile  orantılı olmayan bir güce sahip. Türkiye’nin, diğer bazı devletler gibi üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin anayasası sayılabilecek  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, evrensel hukuk  ilkelerinin net ve  bağlayıcı bir şekilde vaz edildiği son derece önemli bir hukuk belgesi.  Her yıl, karşılaştıkları mağduriyetlere kendi ülkelerindeki yargı sistemi çare bulamadığına inanan binlerce insanın başvurduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, modern dönemde oluşturulmuş belki de  en işlevsel uluslararası hukuk kurumu.  Kürtler açısından da Avrupa perspektifinin en değerli yanının hukuk normları olduğuna, Türkiye’deki hukuk sisteminin ve yargı kurumlarının bu  normlara uygunluk göstermesinin Kürtlerin  Türklerle birlikte yaşamak konusunda kritik  bir tercih nedeni olacağına inanıyorum. 

Bu gün Güneydoğu’ya baktığımızda,  sıkıyönetim ve OHAL dönemlerinde palazlanan ve yargı muafiyeti kazanan kriminal etkinliklerin artık görünmüyor olmaları olumlu bir görüntü arz ediyor.  İdari yetkililerin, kumandanların ve korucu reislerinin artık  hakim ve savcıların işlerine karışmıyor olmalarına seviniyoruz. Ancak, ülkemizin ceza yasalarındaki suç tanımları hala siyasi faaliyetleri terör suçu haline getirmeye imkan verici nitelikte maddeler içeriyor. Bunların ve Özel Yetkili Mahkemelerde görev yapan savcı ve hakimlerin yorumları sonucu terör veya şiddet eylemleriyle ilişkisi ortaya konmamış yüzlerce, binlerce Kürt siyasetçi hapiste yargılanıyor. Türkiye’deki  yargı kurumlarının siyasi davaları adil biçimde yürütmediklerine dair ciddi bir güvensizliğin siyasetle ilgilenen  Kürtler arasında  kuvvetle hissedildiğini  söyleyebiliriz. Başbakan’ın dahi “[MİT Müsteşarı] Fidan’dan sonra sıra bana gelecekti” diye haklarında konuştuğu yasal süreçlere Kürtlerin güvenmeleri nasıl beklenir?

Avrupa perspektifinin Kürtleri de ilgilendiren bir başka önemli öğesinin siyasi aktörlerin ve siyasi kurumların hukuk normlarına uygun biçimde,  yasal ve kurumsal değişiklikler yoluyla, siyasi sorunlara çözüm bulma yeteneği olduğunu düşünüyorum. Azınlıkları ilgilendiren sorunlara çoğunluğun dediği olur anlayışıyla  çözüm bulmak mümkün değil. Azınlığı temsil eden siyasi aktörlerle müzakere süreçlerinin işletilmesi toplumsal mutabakatların sağlanabilmesi için elzem. Sivil toplum kuruluşları bu süreçlerde kolaylaştırıcı rol oynuyorlar, önemli konularda yaptıkları savunuculuk ile toplumsal yargıların değişmesini sağlıyorlar. Ancak, siyasi sorunların siyasi aktörler arası görüşmeler ve uzlaşmalar yoluyla çözüme kavuşturulması müzakereci demokrasinin ana ilkesi. Bu açıdan bakıldığında, silahlı mücadeleyi durdurmak için hükümetin PKK ile görüşmeler yürütmesi Avrupa’da da örneklerini gördüğümüz makul  bir politika. Cezaevinde tecrit şartlarında bulunan Öcalan’ın, infaz  şartları değişmediği halde  görüşmelerde asli müzakere tarafı olarak tespit edilmesinde bir  tuhaflık görülse de, PKK ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın Öcalan tarafından onaylanmasının da  bir gereklilik olarak kabul edilmesi gerekir. Oslo  görüşmelerinin yürütülme biçimi ve her iki tarafta da çözüm bulma niyeti olmasına rağmen niye sonuçlanamadığı konusunda sıhhatli bilgiye sahip değiliz.  Ancak, bu tabloda görebildiğimiz önemli bir eksiklik, milyonlarca Kürt seçmeninin oy verdiği, birçok yerel yönetimi kontrol eden BDP’nin bu süreçte hemen hiç ciddi bir rol oynamamış olması.  Bu partinin ağır seçim barajına rağmen Parlamento’da siyaset yaptığı düşünüldüğünde bu eksiklik oldukça yadırgatıcı görünüyor. PKK’nın talepleriyle Kürtleri etkileyen sorunlar arasında girift bağlar var, bu yüzden müzakerelerin Öcalan ve PKK ile sınırlı tutulması sakıncalı. Eğitimden seçim sistemine, yerel idarelerin yapısından kültürel haklara kadar  geniş bir alanda yapılacak reformların, oluşturulacak yeni politikaların BDP ile müzakere edilmesinin demokrasinin gereği olduğuna inanıyorum.  BDP ile görüşmelerin PKK’nın silahsızlandırılmasına yönelik görüşmelerle eşzamanlı yürütülmesinin, BDP’nin bu sürece katkıda bulunması hem Türk kamuoyu hem de Kürtler için güven verici bir etki yaratacaktır. PKK silah bıraktığında ortaya çıkacak siyasi tablonun şekillenmesinde BDP'nin temel önemde bir rolü olacağını söyleyebiliriz. BDP’nin PKK eylemlerine karşı tavır almadığı, BDP’nin PKK etkisinde olduğu gibi eleştiriler bu partinin dışlanmasına gerekçe olmamalı, zira bu ilişki iki yönde de çalışıyor.   PKK siyasi programı olan bir örgüt ve her siyasi örgüt gibi kendi tabanının taleplerinden etkilenmekte. BDP kadroları bu tabanın taleplerini anlayabilecek, bunları modern siyasetin diline tercüme edebilecek ve Türkiye siyaseti ile ilişkilendirebilecek araçlara sahip.Parlamentoda temsil hakkı, belediye başkanlıkları, belediye ve il meclis üyelikleri kazanmış bir partinin deneyimleri ve demokratik  meşruiyetinin  bu süreçte olumlu rol oynayacağını söylemek yanlış olmasa gerek.

Türkiye’nin dini ve mezhepsel ihtilafların giderek daha fazla öne çıktığı Ortadoğu politikasına dini ve mezhepsel dayanışma ağları içersinde, içerden ve aktif bir aktör olarak katılımı, hiç kuşkusuz Kürtler açısından da önemli bir yeni eksen yaratıyor. Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğüne vurgu yapmaktan vazgeçmesi ve hükümetin Irak Bölgesel Kürt yönetimi ile yakın ilişkiler kurması,  Barzani’nin AKP kongresinde “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganlarıyla ağırlanması, Ortadoğu politikasında Kürtlerle ilgili önemli hamleler olarak görülebilir. Ama, ne Barzani’nin nüfuzunun yukarıdaki aktörlerin işlevlerini azaltacağını, ne de Bölgesel Kürt Yönetimi’nde  geçerli olan rejimin niteliklerinin Avrupa perspektifine ciddi bir alternatif olabileceğini düşünüyorum.

 

Kürt meselesine barışçıl çözüm bulma çabalarında dikkate alınması gereken bir başka siyasi aktör de CHP. Referandum süreci öncesinde bazı yorumcular MHP-CHP bloğuna karşı AKP-BDP ittifakından söz ediyorlardı. Ama gelişmeler bu tür bir cepheleşmeye doğru gitmedi. Kılıçdaroğlu barajın düşürülmesi, siyasi af, Avrupa özerklik şartı gibi  Kürt siyaseti için anlamlı olabilecek çeşitli talepleri dile getirdi, bu yüzden Başbakan tarafından PKK ile aynı dili kullanmakla suçlandı. CHP içinde hala Baykal döneminde pekişen milliyetçi sapmada direnenler yok değil. Ancak Kılıçdaroğlu ile siyasete atılan bir dizi genç erkek ve kadın politikacının Kürt meselesinde güven verici bir tavır sergilediklerini ve   bu konuda daha geri pozisyonları savunan CHP’lileri ikna etme konusunda oldukça iyimser olduklarını görüyoruz.  Bazı CHP’lilerin militanca ve azınlık hakları pahasına savunduğu “Türk vatandaşlığı/Türk devleti” kavramlarının bağlı olduğu çıpaların çok güçlü etnik özellikler taşımadıklarını göz önüne alır olursak, bu partinin çizgisinin kültürel hakların tanınması ve yerinden yönetim modellerinin kabulü yönünde evrilebileceğini hayal edebiliriz. Eğer Türkiye’nin temel önceliği silahlı çatışmaların durması ve Kürtleri ilgilendiren sorunların evrensel hukuk normları çerçevesinde demokratik biçimde çözüme kavuşturulması ise bu konuda katkıda bulunacak olan tüm siyasi aktörlerle uzlaşma aramaktan daha doğal bir şey olamaz.  Ayrıca, biri Sosyalist Enternasyonal üyesi, öbürü aynı kuruluşta gözlemci statüde olan seküler ve sol duyarlılıklara sahip iki partinin, CHP ve BDP’nin, Kürt meselesiyle ilgili çözüm sürecine katılmalarını ve aralarında diyalog kurmalarını, sadece Kürtler açısından değil, Türkiye’nin genelinde Avrupa perspektifinin canlandırılması için de önemli olacağını düşünüyorum.  Kanaatimce, AKP hükümeti BDP ve CHP’nin bu sürece katılmalarını kolaylaştırıcı bir siyaset izlerse, sadece bu süreçlerin risklerini azaltmış olmayacak, aynı zamanda yeni Anayasa hazırlığına kadar uzanan bir dizi konuda partiler arası işbirliklerin önünün açılmasına da yol açacak.

09.10.2012

Osman kavala

http://www.gazeteoku.com/haber_getir.php?url=http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalAnasayfa




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur