DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Müslümanlık tutkalı artık Türk’le Kürt’ü yapıştırmaya yetmiyor!



Kurdinfo:10:25 - 9/10/2012

Bugün değerler açısından Türk-Kürt ayrışıyor. Güneydoğu Anadolu’nun değerlerinde bir ayrışma başlamış gibi gözüküyor


 

 

22 yıldır aynı soruları soruyor ‘Türkiye Değerler Araştırması’nda... Sonuç neredeyse hep aynı. Milletimizin büyük çoğunluğu muhafazakâr. Ne uzuyor, ne kısalıyor! İlkinden 14’üncüsüne tüm araştırmaları yöneten Prof. Yılmaz Esmer; “Zaten boyunuz 2 metreyse çok fazla boy atamazsınız. Olsa olsa 2 metre 1 santim olursunuz” diyor. Yani AK Parti politikalarının muhafazakâr sayısını artırması çok da söz konusu değil!

TÜRKİYE’DE 22 yıl içinde yaşanan en büyük değişim ise Türk-Kürt ayrışması! “Artık Türk ile Kürt’ü bir arada tutan çimento ya da tutkal yok. Yani din kardeşliği de yetmiyor! Bugün Türkiye’de her 10 kişiden biri ‘Ben Türk değilim’ diyor. Tabii Güneydoğu’da bu oran daha da yüksek. Görünen o ki, ilk seçimlerde BDP yüzde 10 barajını aşabilir” diyor Esmer...

Tam 1990’dan bu yana yapılan bir araştırma ‘Türkiye Değerler Araştırması’... 22 yılda 14 kez yinelenmiş. Türkiye’nin çeyrek yüzyıllık sosyokültürel panoramasını ortaya çıkartacak kadar köklü verileri içinde barındırıyor. Neredeyse Türkiye’nin tümünü kapsayan bir araştırma. Son araştırma 64 ilde 2 bin 205 kişiyle yüzyüze yapılan görüşmelerden süzülmüş sonuçlarla ortaya çıkmış. Önceki araştırmalarda olduğu gibi yine aynı sorular sorulmuş...

Bu araştırmanın başında 22 yıldır Prof. Yılmaz Esmer bulunuyor. Halen Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi olan Esmer’le bu araştırmanın 14’üncüsünün sonuçlarını yorumlamak için bir araya geldik. Çok geniş yelpazede yapılan bir araştırma bu, ancak biz gündem üzerinden gitmeyi tercih ettik ve ‘muhafazakârlaşma’ üzerine odaklandık. Görüşmemizden birkaç gün önce Açık Toplum Vakfı ile Boğaziçi Üniversitesi tarafından yapılan ve Prof. Hakan Yılmaz’ın yönetiminde yürütülen ‘Türkiye’de Muhafazakârlık: Aile, Cinsellik ve Din’ araştırmasının sonuçları yayınlanmıştı. Sonuç özetle muhfazakârların tutumunun ılımlılaştığıydı... Artık muhfazakârların açık giyinenlere, nikahsız birlikte yaşayanlara, eşcinsellere karşı daha hoşgörülü olduğunu ortaya koyuyordu bu araştırma...


Muhafazakârlar ılımlaşıyor mu?

Tam da bu sırada 73 imam-hatip okuluna tek bir kayıt başvurusu yapılmadığı haberini görünce, Prof. Esmer’e ilk sorum, “Sizin araştırmanızda da aynı sonuç mu çıkıyor? Gerçekten de muhafazakârlar ılımlılaşıyor mu?” oldu.

“İki araştırmayı karşılaştırmak zor, çünkü sorular ve çıkış noktası farklı...” diye söze girdi Esmer. “Zira Açık Toplum Vakfı’nın araştırmasında temel soru ‘Muhafazakârlar ılımlılaştı mı?’ zaten. Oysa ki ‘Türkiye Değerler Araştırması’nın temel soruları; ‘Muhafazakârlık nedir? Nasıl tanımlanır? Hangi boyutları vardır? 22 yıl içinde nasıl bir değişim geçirmiştir?.. Öncelikle şunu belirtmek lazım ki Türk halkı kendini muhafazakâr olarak tanımlarken bu tanımı dindarlığa indirgiyor. Sonuçta gördük ki, 22 yıl önce Türkiye ne kadar muhafazakârsa, bugün de o kadar muhafazakâr. 22 yılda benim en çok dikkatimi çeken, Türkiye’de değerler açısından çok az şeyin değişmesi.”

Yani AK Parti politikalarının muhfazakârlığı sanıldığı ölçülerde artırmadığı görülüyor. Ona göre tek fark şu, AK Parti iktidarında muhafazakârlık daha çok konuşulur, daha çok görünür hale geldi.

Ardından ikinci bir saptama yapıyor; “Zaten boyunuz 2 metre ise çok boy atmayı beklemezsiniz. En fazla 2 metre 1 santim olursunuz ya da 2 metre 2 santim... O sebeple muhafazakârlıkta bir patlama beklemek mümkün değil. Zaten toplumun ezici çoğunluğu muhafazakâr...”

Laiklerin ödü kopuyor!

Ilımlaşma meselesine gelince... “Hakan Yılmaz’ın araştırmasında sonuçlar öyle çıktıysa tabii ki bir gerçeklik payı vardır. Ancak ben gidişatın o yönde olacağı konusunda bir izlenim taşımıyorum” diyor ve ekliyor; “Zaten laik kesimin de hayat tarzlarına müdahale edileceğinden ödü kopuyor! Her ne kadar Başbakan ‘Yüzde 1 bir azınlık bile olsalar kimsenin hayat tarzlarına karışmayacağız’ dese de...”

“Sizin ödünüz kopuyor mu?” diye soruyorum. Gülüyor, ödü kopmuyor ama endişeli!.. Hem de kronik endişeli, ta 1950’den beri, yani Demokrat Parti’nin dinle devlet işlerini biraz karıştırmaya başladığından bu yana... Prof. Esmer söyleşimiz boyunca Türkiye’nin son muhafazakârlık haritasını çizdi. Çizimin yorumunu size bırakalım. Bazıları endişelenecek, bazılarının ödü kopacak, bazıları ise “Zaten hep böyleydi” deyip geçecek! Ama tabii ki muhafazakârlar mutlu ve huzurlu olacak!

- Hocam, Prof. Hakan Yılmaz’ın yaptığı araştırmadan “Muhafazakârlar ılımlaşıyor” sonucu çıkıyor. Sizin araştırmanızda da benzer sonuçlar çıktı mı?

Bu iki araştırmayı karşılaştırmak zor. Hakan’ın ve benimkinde farklı sorular var. O zaten ‘Muhafazakârlar acaba ılımlaştı mı?’ diye bir soru soruyor. Ben ‘Muhafazakârlık nedir?
Nasıl tanımlanır?Hangi boyutları vardır?22 yıl içinde nasıl bir değişim geçirmiştir?” diye soruyorum. Bunlar biraz farklı sorular.

- Pek siz ne görüyorsunuz? Muhafazakârlar ılımlaştı mı?

Muhafazakârlık tek boyutlu bir şey değil. Bizde biraz da dine indirgeniyor. Sadece din boyutu görülüyor. Hatta onun da bir tek başörtüsü boyutu görülüyor.

- Hâlâ mı öyle?

Birçok yerde yaygın bir şekilde, “Başörtüsü artıyorsa muhafazakârlık artıyor” gibi algılanıyor... Tabii ki din önemli bir boyutu muhafazakârlığın ama başka boyutları da var. Hayata bakış konusu mesela... Ne kadar kaderci? Özgür irade mi yoksa alın yazısı mı diyor? Siyasal ideolojisi ne? Ne kadar milliyetçi? Geleneksel aile değerlerine ne kadar bağlı? Hiyerarşik düzene, otoriteye yakınlığı ne? Bütün bunlar muhafazakârlığın değişik boyutları. Benim yapmaya çalıştığım şey bir muhafazakârlık ölçüsü geliştirebilmek. Bu boyutların hepsini bir araya koyduğumuz zaman üç aşağı beş yukarı bir insanın ne kadar muhafazakâr olduğunu anlayabiliyoruz. 18 ayrı sorudan oluşuyor muhafazakârlık ölçeği. Ve bu sorular 1990’da da, 2012’de de aynı şekilde sorulmuş. Bu bize büyük avantaj sağlıyor tabii. Çünkü neredeyse çeyrek yüzyılı izleyebiliyoruz.

- Peki bu son araştırmada nasıl bir tablo çıktı ortaya?

Dediğim gibi Türk toplumu oldu bitti muhafazakâr bir toplum. Bugünlerde sıkça, “Türkiye daha mı dindarlaştı?” diye soruluyor ya, bunun cevabı az, belki bir miktar.

- Bunu nasıl açıklıyorsunuz? Açık açık dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz diyen bir iktidara rağmen?

Öyle kayda değer bir artışın olmamasının nedeni, bu işlerde de bir tavanın olması. Yani halkın yüzde 85’i kendisini dindar olarak tanımlıyorsa, o oran daha nereye kadar çıkar ki? Böyle bir mesele var.

- 22 yıl önce de bu oran aynı mıydı?

Evet... Yani şunu söylemek istiyorum, zaten bu araştırmaya çeyrek yüz yıl önce başladığımız taban o kadar muhafazakâr, o kadar dindar bir taban ki, bunda büyük artışlar beklememek lazım.

- AK Parti’ye rağmen?

Evet. Sadece muhafazakârlık daha görünür, daha konuşulur hale geldi. İnsanların muhafazakârlıklarını, dindarlıklarını ifade etmesi daha rahat mümkün oldu. Ortam öyle olduğu için... Ama toplumda ortalama boy 2 metreyse, çok fazla uzamasını beklemezsiniz artık bu boyun. Olsa olsa 2 metre 1 santim, 2 metre 2 santim olur. Yani biz zaten dindar, muhafazakâr bir toplumda yaşıyoruz. Bu bugün değil, 10 yıl önce de, 20 yıl önce de böyleydi.

- Peki ben yine diğer araştırmaya geleceğim; beni çok şaşırttı, çok da sevindirdi açıkçası muhafazakârların ılımlaşması... Siz böyle bir şeyi gözlemliyor musunuz?

Ben bundan çok emin değilim. Araştırmada öyle çıktıysa öyledir, elbette bir gerçeklik payı vardır ama ben çok fazla o izlenimi almıyorum.

- Peki sizin araştırmanızda benzer sonuçlar yok mu?

Hayır, yok. Daha doğrusu benzer sorular yok. O bulguları elbette saygıyla karşılıyorum. Ama şunu görüyorum ben; Türkiye’de önemli kutuplaşmalar var. Bir yandan birbirimizi anlayışla karşılamak, bir yandan kutuplaşmak çelişkili bir şeymiş gibi geliyor bana. Mesela o araştırmada başkalarına toleranstan bahsediyoruz. Tolerans derken bunun içinde çok çeşitli gruplar var. Değişik dinden, milletten olanlar, evli olmadığı halde bir arada yaşayanlar, evlenmeden çocuk sahibi olanlar, inananlar, inanmayanlar, kısa şortla dolaşanlar, eşcinseller... O araştırmada bunlara gösterilen hoşgörüde önemli bir artış gözlemliyoruz. Bizim araştırmamızda ise bir miktar kimisinde azalma var kimisinde artma var. Ama bayağı bir değişim var gibi bir şey ben bulamadım. Hafif oynamalar var. Benim bulgularımda bu tür bir şey gözükmüyor. Ama dediğim gibi değişik sorular, değişik yöntem... Benimki doğrudur, onunki yanlıştır asla demiyorum. Belki daha fazla araştırılmaya muhtaç bir durum var ortada diyorum.

- Sizin araştırmanızda tam olarak ortaya çıkan ne? Hiç mi değişmemiş Türkiye 22 yılda?

Hayli muhafazakâr, hayli milliyetçi ve hayli geleneksel değerlere bağlı bir toplum var. Bir önemli mesele ise Güneydoğu’da başlayan ayrışma. Değerlerdeki ayrışmadan bahsediyorum. Yani “Ben bu ülkenin vatandaşıyım” demenin, güvenlik güçlerine, orduya, emniyet güçlerine duyulan güvenin çok azalmasını görüyoruz. Güneydoğu’da belirgin değişimler var.

- Bundan 22 yıl önce nasıldı? Daha mı bu ülkenin vatandaşı olarak hissediyorlardı kendilerini?

Hayır. Sosyolojik değerlerde bir ayrışma gözlenmeye başladı. Siyaseten ayrışmak ayrı bir şey tabii, vatandaşlığın ayrışmasından söz etmiyorum. Aynı ideallerde, ülkülerde farklılaşma görülmeye başlandı.

- Birkaç yıl önce CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, “Kürtler ve Türkler artık birbirleriyle evlenmiyor” demişti.

Bunun sonucu o olur. Yani hasım olarak görmeye başladığınız zaman tabii evlenmek de güçleşmeye başlar. Halbuki öteki türlü hiç aklınızın ucundan bile geçmez evlendiğiniz kızın ya da adamın etnik kökenini sormak. Sormazsınız, soruşturmazsınız, eğer bir olay yoksa ortalıkta. Öyle gözüküyor ki Sezgin Bey’i, onun gözlemlerini doğrulayan birtakım gelişmeler var.

Üniversite mezunları 15-20 yıl öncesine göre artık çok daha dindar!

- Yıllar önce Abdülmelik Fırat, “Bu ülkede Kürt’ü Türk’ü bir arada tutan çimento Müslümanlık” demişti. O çimento artık tutmuyor mu peki? Madem ki bu ülkenin yüzde 85’i dindar?

Öyle bir çimento yok artık.

- Üstelik de sizin araştırmanızda şu çok dikkatimi çekmişti; Güneydoğu’da din, Müslümanlık öylesine önemli ki, her 10 kişiden 8’i Ramazan’da lokantaların iftara kadar kapalı kalması gerektiğini söylüyor...

Evet. Ama etrafımızdaki Müslüman toplumlara bir bakın. Mezhepsel çatışmaların ne tür felaketlere yol açtığını hep birlikte görüyoruz. Irak’ta da herkes Müslüman, Suriye’de de yüzde 10 Hıristiyan var ama büyük çoğunluk Müslüman, nerede çimento? Türkiye’deki değişime de böyle bakmak lazım. Türkiye’de de rahmetli Erbakan’dan başlayarak, üzerinde durulan ve ön plana çıkartılan şey, ‘Hepimiz aynı dine mensubuz, aynı peygamberin ümmetiyiz, hangi millete mensup olduğumuz hiç önemli değil, yeter ki aynı Allah’a, aynı peygambere ibadet edelim’ değil miydi? Ama, artık o pek geçerli değil. Müslümanlık değil, Kürt kimliği öne çıkmış durumda. Hatta o kadar ki, “Türk olmaktan gurur duyuyor musunuz?” sorusuna, yüzde 10 “Ben Türk değilim ki!” cevabını veriyor.

- Benim araştırmada dikkatimi çeken ise, Türk olmaktan son derece gurur duyanların oranının yüzde 75 olması!

Evet. Orta Anadolu ve Karadeniz’de her 10 kişiden neredeyse 9’u bu cevabı veriyor...

- Peki 22 yıl önce Güneydoğu’da “Ben Türk değilim ki!” diyenlerin oranı neydi?

Böyle bir cevap pek gelmiyordu. Bugün değerler açısından Türk-Kürt ayrışıyor. Güneydoğu Anadolu’nun değerlerinde bir ayrışma başlamış gibi gözüküyor. Bunu sizin dediğiniz gibi din, Müslümanlık çimentosu ya da tutkalı bir arada tutmaya, yapıştırmaya yetmiyor.

- Yine Abdülmelik Fırat, bir söyleşimizde “Bu ülkede her ağaç kavak, her kuş leylek mi ki ben de Türk olayım? Ol dedi devlet” demişti...

Bu mesele yeni bir mesele değil ama son 10-20 yıl etnik kimliklerin, dini kimliklerin, milli kimliklerin çok öne çıktığı bir çağ ve tabii ki Kürt kimliği de bundan üzerine düşen payı alıyor.

- İbrahim Betil, “Küçük bir araştırma yaptım. 1900’lü yılların başında dünyada 103-105 ülke var. Aradan geçen 100 yılda ülke sayısı 240 olmuş. Tarihi süreç, eğilim bölünmekten yana. Şu anda dünyada milliyetçilik ve ulus bilinci moda. Biz de bu trendin parçası mı olacağız bilmiyorum. Ama ben bölünmenin çözüm getireceğine inanmıyorum” demişti.

Doğru. Avrupa’ya bakın, kaç ülke bölündü. Bir Almanya birleşti, onun dışında Belçika’nın, İspanya’nın ne olacağı belli değil. İskoçlar referandum yapacaklar, sonucunun ne olacağını göreceğiz. Böyle bir eğilim var.

- Peki Adil Gür, “Bu gidişle önümüzdeki seçimlerde BDP barajı aşabilir” demişti... Buna katılıyor musunuz?

Katılıyorum. Zaten oyları yüzde 6.5-7’lerde gibi... Oradaki 3 puan hiç kapanmayacak bir şey değil. Değerlerde de ayrışma var. Toplandıkları tek parti BDP olduğu zaman, ki öyle olacaktır, evet, barajı aşmaları uzak ihtimal değildir.

- Yani siyasetçiler ne kadar direnirlerse dirensinler yüzde 10 ülke barajını kaldırmamak için, bu baraj Kürtler tarafından aşılacak?

Evet.

Türkiye daha dindarlaşacak!

- 22 yılda sizin belirgin olarak gördüğünüz, altını çizeceğiniz başka bir değişim var mı Türkiye’de?

Benim karşılaştırmalarımda dikkati çeken nokta değişenler değil, değişmeyenler. Yani 22 yıl içinde dünyada ve Türkiye’de inanılmaz teknolojik değişimler, devrim diyebileceğimiz gelişmeler oldu. Onun yanında çok önemli, baş döndürücü ekonomik gelişmeler oldu. Dünyanın ekonomik merkezi Çin’e, Uzakdoğu’ya kaydı. Siyasal olarak da çok değişim yaşandı. Biz Türkiye’de 1990’da başladık bu araştırmaya, tam Sovyetler Birliği’nin çözülme yılıydı. 1989’da Berlin Duvarı yıkıldı, onu izleyen 1-2 yıl içinde de bütün o Sovyet Bloğu çözüldü. Şimdi bu kadar değişimin ortasında, mesela Türklerin kadına bakışı değişmedi. Birbirlerine güvenememe durumu değişmedi. Muhafazakârlığı, dindarlığı değişmedi. Buna karşın İspanya korkunç bir kültürel değişimden geçti.

- Mesela?

Mesela eşcinsel evliliğini yasal olarak kabul etti İspanya...

- Üstelik faşizmden geliyorlar...

Evet, faşizmden geliyorlar ve koyu Katolik diye bilinen bir ülkeler... Öyle hızlı bir değişimden geçtiler ki, İspanyolların şimdi yüzde 80’inden fazlası “Çocuk sahibi olmak için bir kadının biriyle evlenmesi gerekmez” diyor. Bizde bu oran sadece yüzde 5-6! İşin tuhafı 22 yıl önce de bu oran böyleydi.

- Nasıl yerimizde sayabiliyoruz böyle?

Ama bu böyledir, zihin yapısı kolay değişmez. İbn-i Haldun demiş ki, insan alışkanlıklarının oğludur. Einstein demiş ki, önyargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha güçtür...

- Bir de atasözü var; “Kurt tüyünü değiştirir, huyunu değiştirmez” diyor...

Evet. Ben daha yüzlerce böyle güzel söz sayabilirim... Bu tür önyargılar, alışkanlıklar, düşünce sistemleri, dünyaya bakışlar çok dirençlidir değişimlere karşı.

- Peki, bu değişmezliği AK Parti hükümetinin politikaları pekiştirdi mi?

Şunu yaptı AKP Hükümeti; zaten insanların içinde bulunan birtakım görüşlerin, düşüncelerin, değerlerin çok kolay dışa vurulmasını hatta moda bile olmasını sağladı. İşte başını örtmek mesela... Bundan 20 yıl önce belli kesimler tarafından bambaşka değerlendirilirken, hatta daha açık konuşalım, olumsuz değerlendirilirken bugün çok daha değişik bir bakış açısı var. Aslında zaten Türkiye’deki kadınların yüzde 60’ı başını örtüyordu...

- Örtüyordu ama örtme şekli değişti...

Örtme şekli değişmiş olabilir, başörtüsü takanlar bir puan artmış olabilir, bir puan düşmüş olabilir, olay o değil. Olay görünürlüğün artmış olması, burada “Biz de varız” duygusunun iyice güçlenmiş olması.

- Belki üniversitelerde başörtü yasağı getirilmeseydi olay bu kadar da büyümeyecekti. Ben üniversiteye giderken başörtüsü serbestti, hiç de sorun olmuyordu...

Burada değişen bir şey daha var; bu bana çok önemli geldi. Genel olarak baktığımızda önemli ölçülerde bir muhafazakârlaşma görmüyoruz Türkiye’de. Yanlış anlaşılmasın, muhafazakârlaşma var ama artış küçük küçük... Öyle algılandığı kadarıyla muazzam bir o yöne gidiş yok. Fakat bugünün üniversite mezunu, 15-20 sene öncesinin üniversite mezunundan çok daha dindar, muhafazakâr... Ben bu nasıl böyle oldu diye sorduğumda ise iki hipotez üzerinde duruyorum... Tabii, sınanması gereken hipotezler bunlar. Birincisi; üniversite ve üniversiteye girenlerin sayısında 20 sene öncesine göre muazzam artış var. Acaba eskiden daha çok seçkin, elit diyebileceğimiz ve modern değerleri benimsemiş küçük bir havuzdan mı geliyordu çocuklar üniversitelere? Şimdi bu üniversiteler açılınca girenlerin yapısı mı değişti? Muhtemelen bu oldu. Çünkü eskiden üniversitelere 100 öğrenci alırken, bin öğrenci almaya başladığınız zaman tabii ki o yapıda birtakım değişiklikler olacaktır. İkincisi de acaba üniversiteler mi değişti? Yani verdikleri eğitim, verdikleri değerler, hocaların dünyaya bakışları mı değişti acaba? Bunun da üzerinde durmak gerekir.

- İkisi de herhalde... Sizce?

Bilmiyorum... Bunlar hipotez, ben bulgulara dayalı olmayan şey söylemek istemiyorum.

- Ama hepimiz biliyoruz ki bugün o kadar çok kolay profesörlük payesi veriliyor ki! O kadar çok tabela üniversitesi var ki!

Tabii, önemli olan burada yıllar içinde kademe kademe bir değişim, bir artış olması. 1990’da üniversite mezunlarının yüzde 48’i kendisini dindar olarak tanımlarken, bu oran bugün yüzde 73’e yükselmiş! Mesela, aynı yıllarda diplomasızlarda bu oran yüzde 88 iken bugün yüzde 96’ya çıkmış.

- Kendisini dindar olarak tanımlayanların tümündeki ortalama değişim nedir peki hocam?

O da yüzde 75’ten yüzde 85’e gelmiş.

- Peki ama üniversite mezunlarının eskiye göre daha muhafazakâr, dindar olması Türkiye’de ileriye dönük bazı şeyleri değiştirmez mi?

Çok değiştirir. En fazla önem verilmesi gereken bulgulardan birinin bu olduğunu düşünüyorum. Keşke biraz daha araştırabilsek onu...

- Yani bu ileride Türkiye’nin daha da muhafazakârlaşmasına sebep olabilir mi, hoş muhafazakârlığın da bir tavanı var dediniz ama...

Yer kaldıysa eğer, evet! Bu bir sürü şeyin beraberinde gelmesine kolaylıkla yol açacaktır tabii.

- Bundan 10 yıl sonra ne olur mesela?

Bana kalırsa trend belli.

- Türkiye daha muhafazakârlaşacak, dindarlaşacak?

Evet.


 

http://haber.gazetevatan.com/muslumanlik-tutkali-artik-turkle-kurtu-yapistirmaya-yetmiyor/485756/4/Yazarlar/158

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur