DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

„Kürt tarih tezleri“ ne dair



Kurdinfo:23:12 - 13/9/2012

Ayşe Hür tarafından ‘tez’ olarak lanse edilen bazı sorunlu sözde iddialara, yine hangi kaynak ve yayınlara dayandırıldığı pek anlaşılamayan keskin yanıtlar verilmiştir


 ‘Radikal Gazetesi’ nin 02.09.2012 tarihli nüshasında yayınlanmış olunan ve daha sonra saptayabildiğim kadarı ile bazı Kürdi internet sitelerinin de yer vermiş oldukları içeriği itibarı ile oldukça iddialı bir yazıya değinme gereği görülmüştür. Yazıda, nerede ve nasıl toplandığını bilemediğimiz ve bilimsel tarihyazımında pek dikkate alınmayan ve yazar Ayşe Hür tarafından ‘tez’ olarak lanse edilen bazı sorunlu sözde iddialara, yine hangi kaynak ve yayınlara dayandırıldığı pek anlaşılamayan keskin yanıtlar verilmiştir. Neyse ki yazar, bir hafta öncesindeki bir yazısında kendi yazınsal uğraşısını, yine bizzat ‘popüler tarihyazımı’ olarak tanımlamak suretiyle bu iddialı tez ve görüşlerinin bilimsel açıdan fazla dikkate alınmaması yönünde de anımsatmalarda bulunmuştu. Buna rağmen günlük bir gazetenin haftalık bir yazısının belirli bir okuyucu kitlesinin bulunduğunu ve özellikle de burada söz konusu edilen yazısının bazı internet sitelerinde yer almış olması, yazıda belirtilen bazı iddia ve görüşlerinin doğru yorum açısından sorgulanmasını ve açıklanmasını kaçınılmaz kılmaktadır.

1. Malazgirt Meydan Muharebesi’nde Kürtlerin rolü: Kuşkusuz, bu konuda salt 180 yıl sonrasındaki bir kaynaktaki bilgiler ışığında bir sonuca ulaşmak yetersiz ve yanlıştır. Ancak bir kaynağın yetersizliği, varsa diğer kaynaklardaki bilgiler ve diğer tarihi gelişmeler ışığında belirlenmesi ile saptanabilinir. Kaynakların böyle bir karşılaştırılması yapılmadığından dolayı 941 yıl sonrasındaki bir iddia ve görüşün de hiç bir değeri kalmamaktadır. Oysa daha öncesindeki tarihi gelişmelere bir gözatmakla konuya daha açıklayıcı yanıtlar bulmamız mümkündür. Dönem için üç önemli güç bulunuyordu: Bağdat’taki Halife, ilahi buyruğundaki islam ordusu ve bu iki gücün hizmetindeki yine Bağdat odaklı bürokrasi. Bağdat’taki Halife ve ordu gücünün zamanla zayıflaması, periferideki beylik ve hanedanlıkların güçlenmesini sağlamıştır. Özellikle İran’da, 10. yy.ın başlarından itibaren birer Daylam boyu olan ve birbirleri ile de rekabet halinde olan Buwayiler ve Muzafariler bölgelerinde yerel güç olma konumuna ulaşırlar. Daha sonraları Buwayiler, 930lu yıllardan itibaren İran’da ve sonrasında ise Bağdat’taki Halifelik hizmetinde artık politik ve askeri bir güç haline gelirler [Enc. Iranıca, s.v. Buyids; H. Busse, Chalif und Grosskönig. Die Buyiden im Iraq (945-1055), (Beirut 1969); Agy., Iran under the Buyids, in: Cambridge History of Iran 4, 250-304]. Şii Buwayilerin Bağdat’taki bu saltanatı, ki islam camiasının ‘rönesans’ olarak tanımlanan bir dönemidir [bkz. Busse, Buyiden; J.L. Kraemer, Humanism in the Renaissance of Islam: The Cultural Revival during the Buyid Age (Leiden 1986)], Selçuklu  Tuğrul Bey’in Bağdat’ı 1054 yılında alması ile sona erer. Buwayilerin bu saltanatının başlarında, Kafkasya ve Kuzeybatı Iran, Daylam Boyları arasındaki anlaşmazlıklardan da yararlanan Kürdi hanedanlıkların denetimine geçer. Bunlardan başlıcaları, önceleri Dvin (Dabil) ve daha sonraları Genca merkezli Şaddadiyan (Şadiyan) ve onlarla akraba ilişkisi içinde olan Tebriz merkezli Rawaddiyanlardır [V. Minorsky, Studies in Caucasian History (London 1953) ve yazarın ‘sadilli.com’ sitesindeki ilgili makalesi]. Bu Kürdi ve Daylami beyliklerin komutasında ve Halife’nin emrinde, islamiyeti kabul etmelerinden sonra Türkmen ve Oğuz boylarından ‘gulam’, diğer bir deyimle ‘mamluk’ sıfatı ile askeri birlikler bulunuyorlardı. Daha önceleri Bizans ile Şaddadiyan Beyliği arasında Kafkasya’daki egemenlik konusunda ve özellikle de Ani kenti üzerindeki egemenlik için istila ve savaşlar yapılmıştır (bkz. sadilli.com>tarihimiz>şaddadiyan hanedanlığı). Ani kenti, 1064 yılında Sultan Alpaslan tarafından alınır ve kent üzerinde Bagradian Hanedanlığı ile olan ailevi ilişkisinden de dolayı hak iddiasındaki Şaddadiyan Beyi Abul-Aswar’a (Suwar Şapur veya Helence Aplesfares) bırakır. Abul-Aswar’ın 1067 yılındaki ölümünden sonra Genca’daki beylik, büyük oğlu Fadlun’a (II. Fazıl) geçer. Fadlun, Kafkasya’daki Abhazlara ve Gürcülere karşı yapmış olduğu bir sefer sırasında (1068 yılında) esir düşer. Bunun üzerine Sultan Alparslan, komutanlarından Savtekin’i bölgeye göndermek suretiyle Fadlun’un Nisan 1069 yılında serbest bırakılmasını sağlar. Daha sonra Urfa’nın alınması sırasında bu Şaddadiyan Beyi Fadlun’un Sultan Alparslan’nın yanında yer almış olduğu belirtilir (yanlışlıkla Abul-Aswar: Edessalı Matthew, II 56). Tüm bu gelişmeler, Malazgirt Muharebesi’nin hemen öncesi yıllarında cereyan ederler. Bu tarihi gelişmeler, Kürdi Şadadiyan Beyliği ile Selçuklu Sultan Alparslan arasında sıkı ve uyumlu bir ilişkiye işaret etmektedirler [krş. T. Ripper, Die Marwaniden von Diyar Bakr (Würzburg 2000) 188. 325s.]. Dolaysıyla Malazgirt Muharebesi’nde birlikte hareket etmiş olmaları hiç şaşırtıcı olmamalıdır ve hatta bu beklenmelidir. Kaldı ki bu dönemde Hrıstiyan halklara ve krallıklara karşı yapılan savaşlara, ‘kafir’ e karşı uslubundaki propaganda ve Halife’nin rıza ve onayına dayandırılmak suretiyle meşruluk kazandırılıyordu ve böylelikle her seferinde ümmetten yoğun katılım ve destek sağlanıyordu.

2. Merwaniler ile Selçuklular arasındaki ilişkiler: Merwanilerin savaşa katılmaları, yukarda belirtilen Halife olgusuna bağlı bulunuyordu. Bunun da ötesinde Merwaniler ile Bizanslılar arasında daha öncelerine dayanan sınır ve egemenlik anlaşmazlıkları söz konusu idi (krş. Ripper, Marwaniden). Ancak Selçuklular ile olan ilişkileri hiç de uyumlu bir düzeyde değildi. Hatta Selçukluların Merwanilerin beylik içi taht kavgalarına başlarda müdahalede bulundukları aktarılmaktadır. Selçuklular, Merwani Beyliği tahtına, rivayete göre 365 kadınla evli olan Beyin Şadadiyan Hanedanlığı ailesinden bir bayanla evliliğinden olan oğluna destek verirlerse de bunda başarılı olamazlar (bkz. Ripper, Marwaniden, 168s. 203. 356s.).

 

3. Zaferden sonra Sultan’ın cezalandırması: ‘Eğer Merwaniler savaşa katılımda bulunmuş olsalardı sonrasında cezalandırılmaz ve önemli kentleri egemenliklerinden alınmazdı’ yolundaki bir savlama, politikanın doğasına ve tarihi gelişmelerin gidişatına aykırıdır. Nitekim Malazgirt Savaşı sonrası 1073 yılında Tebriz merkezli Kürdi Rawaddiyan beyliğine (krş. Minorsky, Caucasian History, 169) ve 1075 yılında ise en sadık müttefikleri olan Şaddadiyan Hanedanlığı’nın Genca’daki egemenliğine, içinde başgösteren sorunlardan yararlanan Selçuklular tarafından son verilir; hem de bizzat yine komutan Savtekin komutasındaki bir güçle. Durumun anlaşılması için bu kadar gerilere gitmenin gereği de yoktur. Daha henüz bir yüzyıla varmayan tarihi olayları ve sonrasındaki gelişmeleri anımsamak ve anımsatmak yeterlidir.

 

4. Diogenes’i esir eden kişi: Böyle bir ‘kahraman’ ın hangi ethnik guruptan olmasının tarihyazımında ne önemi olduğunu anlamak mümkün değildir. Ümmetten birinin olduğunu belirtip geçebiliriz. Ancak Diogenes’i esirler arasında tanıyan ve Sultan Alparslan ile arasındaki görüşmeyi sağlayan Şadi adlı bir elçiden söz edilmektedir (Abul-Faraj, X 248). Bu kişinin Diogenes’i tanıyor ve Helence (Rumca) biliyor olması, Bizanslılar ile daha önceleri yoğun ilişkiler içinde olmuş olan Kürdi beyliklerin mensupları olma olasılığını kuvvetlendirmektedir. Bu Şadi adı, gerçekten kişinin asıl adı mı yoksa ‘Şadiyan’ mensubu olduğuna dair bir nitelendirme midir? Bu konu tartışma götürür; ancak tarihyazımı açısından belirleyici bir sorun özelliği taşımamaktadır.

 

5. Kürt aşiretlerinin zamanla İran/Pers/Fars kültürünü benimsemiş olmaları: Oldukça ‘unique’ olan bir savlamadır. Oysa Kürtler, zaten Daylamlar, Persler, Afganlar ve daha birçokları gibi İrani bir halktırlar. Iran kültürünü benimsemiş olamazlar; bizzat İranidirler. Anımsatılması gereken bir önemli nokta, Kürdi Şaddadiyan Hanedanlığı’nın egemen olduğu Kura ve Aras Irmakları arasındaki bölge, Sasanidlerden kalan ‘Arran/Iran’ olarak adlandırılıyordu (bkz. sadilli.com>tarihimiz>şaddadiyan hanedanlığı). İrani halkların Önasya’daki varlıkları, somut veriler gereği, M.Ö. 2. Binyılın ortalarına kadar geriye gider. Özellikle filolojik araştırmalar, İrani halklar ile Mitanniler arasındaki bağı ortaya çıkarmıştır. Ethnik kökenden çok yaşam tarzına dayalı bir halk gurubunu tanımlayan Kürtler kavramı (kyrtioi ve cyrtii), Helen ve Latin kaynaklarında ilk kez M.Ö. 2. Yüzyıldan itibaren anılır: Polybios, Livius ve Strabon gibi.

 

6. Bu ara dönemdeki hanedanlıkların Arap kökenli olduğu yönündeki görüş: Arapların bir yüzyıldan fazla süren doğrudan egemenliklerinin zayıflamasının bir nedeni, merkezi yerleşimleri ile demografik bağlantılarının büyük oranda kesilmesinden kaynaklanıyordu. Özellikle Kafkasya, Mevaraünnehir ve Iran’daki varlıklarının, zaman içerisinde biyolojik ve sosyolojik olarak erimiş olmaları kaçınılmazdı. Bu alanda Ibn-Haldun’un önemli analiz ve saptamalarını yeniden anımsamak gerekiyor. Bu Kürdi beyliklerin bazılarının (örneğin Rawaddiyan) başlarda Arap elitler ile ailevi ilişki içinde olmaları beklenmelidir (krş. Minorsky, Caucasian History, 169). Diğer yandan Diyarbakır-Silvan çevresinde egemen olan Merwanilerin egemenlikleri altında bulunan Arap halkı ile ailevi ilişkiler içinde olması da kaçınılmazdı (krş. Ripper, Marwaniden). Buna karşın Kafkasya’da egemen olan Şaddadiyan Hanedanlığı’nın sonradan bölgenin yerli halkları (Lezgi, Abhaz, Alan, Gürcü ve Ermeni gibi) ile ailevi ilişkiler içinde bulunuyorlardı. Buna karşın ünlü Gürcü Kraliçe Tamar’ın (1184-1213) hizmetindeki iki kardeş komutanların (Zekeria ve İvane) Kürdi Hristiyanlar oldukları bilinmektedir [Vardan Arewelci, 82. Krş. Minorsky, Caucasian History, 102; R.W. Thomson, Rewriting Caucasian History. The Medieval Armenian Adaptation of the Georgian Chronicles (Oxford 1996) XXXVI]. Bu nedenle kaynaklarda ‘Kürdi’ olarak belirtilen bu beylikleri tümden ‘Arap’ olarak tanımlamak refleksel bir yanlışlıktır. Örneğin Müneccimbaşı Ahmed bin Lütfullah, ‘Şaddadiyan Hanedanlığı’na dair elyazmasının hemen ilk tümcesinde, bunların Kürdi olduklarını belirtir (bkz. Duwal al-Islam, Topkapı Sarayı, Elyazma No. 2951. Metin ve İngilizce çevirisi için bkz. Minorsky, Studies in Caucasian History, 5-25. Arapça metin sondadır). Öte yandan bu İrani hanedanlıklar herhalükarda Bağdat’taki Halifeliğe bağlı bulunuyorlardı ve bölgelerindeki egemenliklerini meşru kılmak ve kendilerine saygınlık kazandırmak için en azından başlarda veya gerektiğinde, soylarının Araplara ve hatta Kureyş kabilesine dayandığını belirtmekten de kaçınmıyorlardı.

 

7. İrani adlara dair: Manuşer, Alişer, Ardışer ya da Şerkuh gibi adlar İranidirler. İrani bir halk olan Kürtlerin bu ‘aslanlı’ adları sıkça kullanmış olmaları, herhalde fazla şaşırtıcı olmamalıdır. Bazı İrani adların veya ünvanların Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve hatta Osmanlılarda da oldukça revaçta olduğu anlaşılıyor: Kay-Kavus, Kay-Kubad, Padişah, Hünkar v.b. Dönemin askeri gücü ne kadar Turani idiyse, bürokrasi ve entelektüel tabaka da o kadar İrani ya da İrani etkili idi.

 

Söz ve yazıda bir tehlike görülmemelidir; eğer sözü söylemede, yazıyı yazıp yayınlamada eşit hak ve olanaklar mevcut bulunuyorlarsa. Bu durumda asıl tehlike, söz ve yazı aracılığı ile kendini bilgilendirmemektedir.  

 

 

Ardowan i Kullo (E. I.)

 

 ardowan@yahoo.de

 

Ayse Hür’ün yazısı

http://www.kurdinfo.com/nuce_bixwine.asp?id=4134

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur