DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Avrupa, Kürdler ve Kürd Kimliği



Kurdinfo:12:03 - 6/9/2012

Ewropa, Kurd û Nasnameya Kurdan


İsmail Beşikçi  

Irak, Suriye ve Kürdistan dışında iki milyonu aşkın Kürd’ün yaşadığı söylenebilir. Ortadoğu’daysa, Kürdistan, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de, 40 milyonu aşkın Kürd’ün yaşadığı bir gerçektir. Bu sayıyı az bulan araştırmacılar, gazeteciler de vardır. Bu ülkelerde sağlıklı nüfus sayımları yapılmamasının temel nedeni Kürdlerin nüfusunun fazla çıkacağı endişesidir.

Avrupa’da, büyük bir Kürd kitlesinin yaşadığı bir gerçektir. Fakat, Kürdler, bulundukları, yaşadıkları Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Danimarka, İspanya, Hollanda gibi ülkelerde, nüfusa, Kürd olarak kaydedilmemektedirler. Türkiye’den gitmişlerse, Türk, İran’dan gitmişlerse Fars, Irak’tan ve Suriye’den gitmişlerse Arap olarak kaydedilmektedirler.

Bu, Kürd kimliğinin inkarı demektir. Örneğin Türkiye’de bu inkar hala sürdürülmektedir.
Kürd çocuklarına, içlerinde, w, x, q harfleri bulunan isimler verilememektedir. Aileler bu konuda nüfus müdürlüklerinde çok büyük sorunlar yaşamaktadır.

Ama, aynı durum, örneğin, Almanya’da da yaşanmaktadır. Kürd aileler Almanya’da doğan çocuklarına, istedikleri Kürdçe isimleri verememektedir. Daha doğrusu istedikleri isimleri nüfusa kaydettirememektedir. Alman nüfus müdürlüklerinde, Türk Büyükelçiliği veya Türk Konsolosluk görevlileri tarafından verilen ve içlerinde Türkçe isimler ihtiva eden kataloglar vardır. Alman görevliler Kürd ailelere o kataloglardan isim beğenmelerini, isim seçmelerini istemektedir. Kürd aileler tarafından dile getirilen Kürdçe isimler kaydedilmemektedir.

Kürd/Kürdistan Sorunu Nedir?

Kürd/Kürdistan sorunu, Kürdlerin ve Kürdistan’ın 1920’lerde, Milletler Cemiyeti döneminde, bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması Kürdlerin bağımsız devlet kurma haklarının gasbedilmesidir. Kürdlerin, Kürd tolumu olmaktan, Kürd milleti olmaktan doğan haklarının gasbedilmesi, asimilasyon politikaları ile karşı kaşıya olmasıdır.

Kürdlerin ve Kürdistan’ın başına getirilen bu felakette, başta dönemin emperyal devletleri, Büyük Britanya ve Fransa olmak üzere, Batı’nın, Avrupa’nın sorumluluğu büyüktür. Kürdlere ve Kürdistan’a böylesine bir felaket yaşatan Batı, günümüzde de, Kürd kimliğini inkar ederek, ülkelerinde, çeşitli nedenlerle bulunan Kürdleri Türk, Arap, Fars kaydederek, bu ırkçı ve sömürgeci politikaya destek vermektedir.

İnkar, Türk yönetiminin, Kürdleri ve Kürdistan’ı yönetmede en önemli politikasıdır. Devlet terörü de tırmandırılarak bu politika yaşama geçirilmeye gayret edilmektedir. Bu inkarci politikanın, üniversite, yargı, basın gibi kurumlar tarafından kayıtsız şartsız desteklenmesi, devlet terörünü gizleyemez. Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, İspanya gibi batılı devletlerin, Kürdleri, Kürd kaydetmeyerek, geldikleri ülkelere göre, Türk, Arap, Fars kaydederek Türk devlet terörüne yoğun bir destek vermektedirler.

Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi kurumlar, Barış ve Demokrasi Partisi’ne, milletvekillerine, belediye başkanlarına, sık sık, “terörle aranıza mesafe koyun” diyorlar. Kanımca bu yanliş bir uyarıdır. Ama, devlet terörüne verdikleri sınırsız destekten dolayı bu kurumlar eleştirilmelidir. Devlet terörüyle aralarına mesafe koymaları bu kurumlardan, bu kurumlarda yer alan devletlerden istenmelidir. Türk devlet terörüne destek verdikleri sürece bu tür önerileri de ciddi bulunmayacaktır. “Teröre karşıyız” diyerek devlet terörüne sınırsız destek vermek çok yanlış bir tutumdur.

Türkiye’nin, “bütün dünya bize karşı. Herkes teröre destek veriyor….” şeklinde bir söylemi var. Devleti hükümet, özellikle iç politikada bunu çok seslendiriyor. Bu hiç doğru değil. Uluslar arası politikada etkin olan devletlerin Türkiye’ye çok yoğun destek verdikleri, Kürdlere karşı tırmandırılan devlet terörünü görmezlikten, bilmezlikten geldikler çok büyük bir gerçekliktir. Türkiye’in açtığı ihalelere girme, ihalelerden pay kapma büyük devletlerin vicdanlarını bağlayabiliyor. Uluslararası politikada devletlerin çıkarı elbette belirleyicidir. Fakat, bu bazı temel ahlaki ilkelerin göz ardı edilmesini getirmemelidir. Gerilla mücadelesine karşı, örneğin Avrupa’nı hiçbir desteğinin olmadığı da biliniyor. Kürdler, PKK, Avrupa’da sık sık gösteri-yürüyüş, miting, oturma grevi vs. yapıyor. Bunlara “Avrupa’nın desteği” olarak algılamak doğru değildir. Avrupa’daki bu demokratik olanaklardan herkes yararlanıyor.

Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, (1945) Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Uluslar arası Sözleçmesi (1966), Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslar arası Sözleşmesi (1966) ezilen, baskı gören halklar için ne ifade eder?

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin (1948) hemen Baçlangıç bölümündeki

“İnsanın, zorbalık ve baskıya karşı, son bir yol olarak ayaklanmaya başvurmak zorunda bırakılmaması için insan haklarının hukuk düzeniyle korunması gerektiğini” ifadesini Kürdler açısından nasıl yorumlamak gerekir?

Avrupa Konseyi İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi (1950), Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkların Korunmasına ilişkin Çerçeve Sözleşme (1995) Avrupa Konseyi Bölgesel Diller veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı (1992) gibi sözleşmelerin Kürdler için ne anlamı vardır?

Bu sözleşmelerin hepsi de, bu sözleşmelerden önce veya sonra yayımlanan uluslar arası belgeler de baskı altında olan halklar için çok büyük haklar dile getirmektedir. Bu sözleşmeler, bu belgeler, gerek bireysel haklar temelinde, gerek kolektif haklar temelinde Kürdlere de çok haklar sağlamaktadır. Ama, Türk devleti, gerek yorumlarıyla, gerek çekinceleriyle, Kürdlerin bu haklardan yararlanmamsı için çok yoğun bir gayret içinde olmaktadır. Kürdlerin, hak-huhuk, adalet, özgürlük, eşitlik istemleri, bu yolda sergiledikleri eylemler “terör” olarak değerlendirilmekte, Batılılar da devletin bu yorumuna destek vermektedir.

Fakat, Kürdlerin ve Kürdistan’ın, Ortadoğu’nun ortasında, bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmış kalması, Kürd toplumu olmaktan, Kürd ulusu olmaktan doğan haklarının, doğal haklarının tamamen gasbedilmiş olması, bu uluslar arası sözleşmelere ve belgelere tamamen aykırıdır. Kürdlere dayatılan koşullar, bu sözleşmelerin ve belgelerin ruhuna aykırıdır.

Terör Nedir?

15-20 yıl öncesini düşünelim. Kürdlerle, Kürdçe’yle, Kürdistanla ilgili bir şeyler yazdınız, veya konuşma yaptınız. Siz artık, devletin, hükümetin nezdinde bir teröristsiniz. Devlet, sizi bastırmak, engellemek için her türlü önlemi almakta, yürürlüğe koymaktadır. Bu bastırma, engelleme sürecinde devlet terörünü de kullanmakta, tırmandırmaktadır. Bütün bunları da mübah saymaktadır. İşte bu süreçte, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi kurumlar, “teröre karşı çıkıyoruz” diyerek devlet terörüne sınırsız bir destek veriyorlar.

Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya, Hollanda gibi ülkelerde Kürd kimliğinin resmen tanınmaması, Kürdlerin geldikleri ülkelere göre, Türk, Arap, Fars kaydedilmeleri, devlet terörüne verilmiş büyük bir destektir. Bu destek aynı zamanda devlet terörünü teşvik de etmektedir. İsveç gibi İskandinav ülkelerinde durum, şüphesiz daha olumludur. Bu ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur.

Almanya’da bir milyon civarında Kürd’ün yaşadığı söylenebilir. Almanya’da Kürd kimliğinin tanınmaması, Kürdlerin, Türk, Arap, Fars kaydedilmeleri ne anlama gelmektedir?

27 üyeli Avrupa Birliği’nde, Luxemburg, Kıbrıs, Malta gibi devletlerin nüfusları bir milyondan azdır. Örneğin, Kıbrıs’da, Rumlar artı Türkler, yine bir milyonu bulmamaktadır. Almanya’da, Luxemburg’un nüfusundan, Malta’nın nüfusundan, Kıbrıs’ın nüfusundan daha çok Kürd yaşamaktadır. Kürdlerin böylesine kimliksiz kalması uluslar arası sözleşmelere ve belgelere aykırıdır.

47 üyeli Avrupa Konseyi’nde, Andora,, San Marino, Monaco, Liechtenstein gibi devletler var. Bu devletlerin nüfusları 30 bin-40 bin arasında değişmektedir. Bu dört devlet Birleşmiş Milletler’in de üyesidir. Bu dört devletin nüfusu toplandığında, toplam, Almanya’da yaşayan, Kürdlerin beşte birini bile bulmamaktadır. Ama, Almanya’da Kürd kimliği tanınmamaktadır. Bunun Kürdlere karşı, Kürd toplumuna karşı çok büyük bir haksızlık olduğu besbellidir. Devlet terörüne ise büyük bir destek ve teşvik olduğu açık bir durumdur.

Örneğin, medyada, gazetelerde, “falanca şehirde yangı çıktı. Bir Türk aile yandı. İki çocuk bir kadın… Aile yangından kurtarılamadı.” Veya, “Bir Türk aile, arabalarıyla Türkiye’ye tatile gelirken Bulgaristan’da kaza geçirdi. Ana, baba üç çocuk yaşamlarını kaybetti.” şeklinde haberler yer almaktadır. Aslında, bu haberler biraz kurcalandığı zaman, ailelerin bir Kürd ailesi olduğu hemen anlaşılmaktadır. Doğum yerlerinden, yaptıkları işlerden, akrabalarından vs. bu hemen anlaşılmaktadır. Türk aile denildiği zaman, Türkler için bir sempatinin ilginin doğduğu, olumlu duyguların geliştiği, örneğin, Türk derneklerine yardım yapıldığı yapıldığı bir gerçektir. Basında Kürd adı, sadece, uyuşturucu kaçakçılığı, ırza tecavüz, adam öldürme, hırsızlık, gasp gibi fiillerle birlikte yer almaktadır.

15 Ekim 2012 Alman Parlamentosu

15.Ekim 2012 de Almanya Parlamentosu’nda bir görüşme gerçekleşecek. YEK-KOM tarafından yürütülen bir kampanya ile Almanya’da yaşayan Kürdleredn 60 bini aşkın imza toplandı. Bu imzala federal parlamentoya gönderildi. 15 Ekim’de, Federal Parlamentoda, “Almanya Kürd Kimliğini Tanısın” başlıklı bir oturum gerçekleşecek. Bu kampanya Kürdler yanında, Alman milletvekilleri ve Alman aydınları tarafından da destekleniyor. Dilerim o oturumda olumlu kararlar alınır, Almanya da bu tür çelişkilerden kurtulur. Bu karar öbür devletler için de önemli bir emsal oluşturur.

Başbakanlar, Genelkurmay Başkanları

Halbuki, batılılar, Avrupa, örneğin, Almanlar, Fransızlar, İngilizler, İspanyollar, İtalyanlar, Hollandalılar vs, şöyle de düşünebilirler. 1984 den bu tarafa, yani gerilla mücadelesinin başladığı günlerden bu tarafa, Türkiye’de 11 başbakan görev almıştır (1). On Genelkurmay Başkanı görev almıştır (2). Beş Cumhurbaşkanı görev almıştır (3).

15 Ağustos 1984 den bugünlere kadar 25 İçişleri Bakanı (4), 20 Dışişleri Bakanı (5) gelip geçmiştir Yedi Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı (6) bu mücadele sürecinde görev yapmıştır.

Bu devlet ve hükümet yöneticileri arasında “bir çakıl taşı bile vermeyiz” diyen de vardır. “Öyle bir silah kullanırım ki, burada, değil insan yaşasın ot bile bitmez” diyen de vardır. “Avrupa Birliği’nin yolu Diyarbakır’dan geçer” diyen de vardır. Bu söylenenleri, sonuncusu hariç, yaşama geçirmek için yoğun gayretler sarfedildiği de bilinmektedir.

Bu yöneticilerin hepsi de, “bunlar terörün son çırpınışlarıdır” demişlerdir. “Kıstırıldılar, kuşatıldılar yakalanmaları an meselesidir” demişledir. “Aç kaldılar, ağaç kabuklarını kemirmeye başladılar, teslim olmaları an meselesidir” demişlerdir. “Ülkemiz terörden kısa zamanda kurtarılacaktır. Terörün kökü kazınacaktır, başı ezilecektir…” sözünün hemen hemen bütün Türk yöneticiler dile getirmişlerdir.

Ama bütün bunlara rağmen, gerillanın ayakta olduğu, mücadeleye devam ettiği görülmektedir. Kürd gençlerinin gerillaya katılımları da sürmektedir.

O zaman, bu sürecin toplumsal ve siyasal dayanaklarını irdelemek önemli olmalıdır. Batılı devletler, Avrupa, artık bunları da düşünmelidir. Kürdler ne için mücadele ediyor? Kürdlerin beklentileri nedir? Kürdler nasıl yönetiliyor gibi konular üzerinde durmak önemli önemli değil midir?

“Öyle bir silah kullanırım ki burada değil insan yaşasın, ot bile bitmez” …nasıl bir sözdür? İnsan yaşamayacak, ot bitmeyecek…Köyler, evler yakılacak, yıkılacak,. İnsanlar, aileler, yererlini yurtlarını terke zorlanacak..Bu nasıl bir vatan anlayışıdır? Bunun da zengin olgusal dayanaklarıyla irdelenmesi gerekir.
Yukarıda, Birleşmiş Milletler Evrensel Bildirgesi (1948)’nin, Başlangıç kısmından kısa bir bölüme yer verilmişti. Burada, zulme karşı başkaldırının bir hak olduğu vurgulanıyor. Buna da dikkat çekmek gerekir kanısındayım.

Kürd Siyasal Partileri

Kürdler, 1990’ların başından itibaren siyasal partiler kurdular. Halkın Emek Partisi (HEP) 1991 Sonbahar’ında kuruldu. Bu partinin Anayasa Mahkemesi’nce kapatılması üzerine Demokrasi Partisi (DEP) kuruldu. DEP’in Ankara’daki Genel Merkezi, 1994 kışında bombalanmıştı. DEP de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı.

Bu siyasal partiler, Anayasa’nın 69. maddesine ve Siyasal Partiler Yasası’nın 81/a maddesine göre kapatılıyordu. Siyasal Partiler Yasası’nın sözü edilen maddesinde, “siyasal partiler, Türkiye’de, etnik grupların var olduğunu farklı dillerin varolduğunu ileri süremezler…” deniyordu. Bu maddeye göre DEP de kapatıldı.

DEP’den sonra, Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP) kuruldu. Bir süre sonra, ÖZDEP kendini feshetti. Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) faaliyete başladı. Mart 2003 de, HADEP de kapatıldı.

HADEP’den sonra Demokratik Halk Partisi (DEHAP) çalışmaya başladı. DEHAP 2005 yılında kendini feshetti. Demokratik Toplum Partisi (DTP) Kasım 2005 de kuruldu, Aralık 2009 da Anayasa Mahkemesi’nce kapatıldı.

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Mayıs 2008 de kuruldu. BDP halen çalışmalarını sürdürmektedir.

HEP, DEP, HADEP, DEHAP DTP Genel Seçimlere katıldılar. % 10 barajından dolayı, TBMM’ye giremediler. Ama yerel yönetim seçimlerinde başarılı oldular. 2007 Genel Seçimlerine DTP, 2011 seçimlerinde BDP bağımsız adaylarla seçime katıldı. Bugün, TBMM de güçlü bir grupla temsil ediliyor. Yerel yönetim seçimlerinde ise çok daha başarılı olduğu görülüyor.

Bir siyasal partinin kurulması, faaliyet göstermesi, yöneticilerin, üyelerin çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşılaşması, bazılarını cinayete kurban gitmesi, yaptırımlara rağmen bu çabaların sürdürülmesi geniş olgusal dayanaklarıyla incelenmesi gereken bir süreçtir. Partinin, Anayasa Mahkemesi’nce kapatılması, kısa bir zaman içinde, yenisini kurulması, bir süre sonra onun da benzer bir yaptırımla karşılaşması… Süreci 20 yılı aşkın bir süredir böyle gelişmesi…

Bu süreç ancak, toplumsal dayanakların gücüyle açıklanabilir. Güçlü, yeterli insan kaynakları maddi kaynaklar olmasa, süreç bu kadar rahat işleyebilir mi? Kürdler söz konusu olduğu zaman “terör” diyen Batı’nın, bu durumun da bilincine varması gerekir. Hüseyin Aykol, Türkiye’de Siyasi Parti Kapatmanı Tarihi, (İmge Yayınları, 2009) isimli eserinde bu konuda ayrıntılı bilgiler vardır.

Kürd Basını

Kürdler, 20 yılı aşkın bir zamandı günlük gazete yayımlıyorlar. İlk günlük gazete 1992 de yayıma başlayan Özgür Gündem’dir. 2007 yılından beri de günlük Kürdçe bir gazete yayımlıyorlar. Bu gazeteler de çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşılaşmıştır. JİTEM’in, Özeltim’lerin cinayetine kurban giden muhabirler de vardır. Gazeteleri sık sık kapatılması, katılan gazetenin yerine kısa zamanda yeni bir gazetenin yayına başlaması dikkatle incelenmesi gereken bir süreçtir. İnsan kaynakları açısında ve maddi kaynaklar açısında bu değerlendirme yapılmalıdır.

Bütün bu sistematik baskılara rağmen Kürd basını yaşamını sürdürmektedir. Hüseyin Aykol, Kürt Medyasında 20 Yıl (Everensel Basın Yayım, 2009) isimli eserinde bu konuda değerli bilgiler vermektedir.

“Musa Anter Basın Şehitleri ve Gazetecilik Ödülleri” konulu bir kurum yaratılmıştır. Sağlıklı bir kurumlaşma gerçekleşmiştir. Musa Anter de bir gazetecidir. 1993 de, devlet tarafından planlanan katliamla yaşımın son verilmiştir. Özeltim veya JİTEM tarafından katledilen gazeteciler şunlardır..

Mehmet Sait Erten Azadi 1992 Diyarbakır
Halit Güngen 2000’e Doğru 18 Şubat 1992 Diyarbakır
Cengiz Altun Yeni Ülke 25 Şubat 1992 Batman
İzzet Kezer Sabah 23 Mart 1992 Cizre
Mecit Akgün Yeni Ülke 2 Haziran 1992 Nusaybin
Hafız Akdemir Özgür Gündem 8 Haziran 1992 Diyarbakır
Çetin Abayay Özgür Halk 29 Temmuz 1992 Batman
Yahya Orhan Özgür Gündem 2 Ağustos 1992 Ceylanpınar
Hüseyin Deniz Özgür Gündem 2 Ağustos 1992 Ceylanpınar
Musa Anter Özgür Gündem 20 Eylül 1992 Diyarbakır
Yaşar Aktay Serbest 9 Kasım 1992 Hani
Hatip Kapçak Serbest 18 Kasım 1992 Mazıdağı
Namık Tarancı Gerçek 20 Kasım 1992 Diyarbakır
Kemal Kılıç Yeni Ülke 18 Şubat 1993 Şanlıurfa
Mehmet İhsan Karakuş 13 Mart 1993 Silvan
Ferhat Tepe Özgür Gündem 28 Temmuz 1993 Bitlis
Nazım Babaoğlu Gündem 12 Mart 1994 Siverek
Seyfettin Tepe Yeni Politika 28 Ağustos 1995 Bitlis

Bu sürecin, 5 Temmuz 1991’de, Diyarbakır’da Vedat Aydın’ın kaçırılmasıyla başladığını,
Batman’da Mehmet Sincar’ (4 Eylül 1993), Behçet Cantürk (12 Ocak 1994) Muhsin Melik (2 Haziran 1994), Savaş Buldan (3 Haziran 1994) gibi siyasetçilerle ve iş adamlarıyla devam ettiği çok iyi bilinmektedir. Bu, Öldür, kaçır, göm yönteminin egemen olduğu bir dönemdir.
Sedat Yılmaz’ın Pres filmi bu süreci çok iyi anlatmaktadır.

1993’den beri verilen bu ödüllerin hangi gazeteler tarafından verildiği Kürd basında yaşanan süreci de göstermektedir. Ne kadar çok gazetenin kapatıldığı, kapatılan gazetenin yerine kısa zamanda bir yenisinin yayıma başladığı hemen anlaşılmaktadır.

1993 Özgür Gündem
1994 Özgür Ülke
1995 Yeni Politika
1996 Demokrasi
1997, 1998 Ülkede Gündem
1999 Özgür bakış
2000 2000’de Yeni Gündem
2001, 2002 Yedinci Gündem
2003 Yeniden Özgür Gündem
2004, 2005, 2006 Ülkede Özgür Gündem
2007 Gündem
2008 Alternatif ile Azadiya Welat
2009, 2010 Günlük ile Azadiya Welat
2011 Özgür Gündem ile Azadiya Welat
2012 Ödüller Özgür Gündem ve Azadiya Welat tarafından verilecektir.

Musa Anter Basın Şehitleri ve Gazetecilik Ödülleri, Kürdçe Haber, Türkçe Haber, Fotoğraf ve Karikatür dallarında verilmektedir. Musa Anter’in fıkra yazarı olduğu, her şeyden önce fıkralarıyla, makaleleriyle bilindiği unutulmamalıdır. Yazı konusunda da bir ödül konulmalıdır.


(1) Başbakanlar:

Turgut Özal 1983-1987 1987-1989
Ali Bozer (vekaleten) 1989-1989
Yıldırım Akbulut 1989-1991
Mesut Yılmaz 1991-1991
Süleyman Demirel 1991-1993
Erdal İnönü (vekaleten) 1993-1993
Tansu Çiller 1993-1995 1995-1995 1995- 1996
Mesut Yılmaz 1996-1996
Necmettin Erbakan 1996-1997
Mesut Yılmaz 1997-1999
Bülent Ecevit 1999-1999 1999-2002
Abdullah Gül 2002-2003
Recep Tayyip Erdoğan 2003-2007 2007-2011 2011-

(2) Genelkurmay Başkanları:

Necdet Üruğ 1983-1987
Necip Torumtay 1987-1990
Doğan Güreş 1990-1994
İsmail Hakkı Karadayı 1994-1998
Hüseyin Kıvrıkoğlu 1998-2002
Hilmi Özkök 2002-2006
Yaşar Büyükanıt 2006-2008
İlker Başbuğ 2008-2010
Işık Koşaner 2010-2011
Necdet Özel 2011-

(3) Cumhurbaşkanları:

Kenan Evren 1982-1989
Turgut Özal 1989-1993
Süleyman Demirel 1993-2000
Ahmet Necdet Sezer 2000-2007
Abdullah Gül 2007-

(4) İçişleri Bakanları:

Ali Tanrıyar 1983-1984
Yıldırım Akbulut 1984-1987
Ahmet Selçuk 1987-1987
Mustafa Kalemli 1987-1989
Abdülkadir Aksu 1989-1991
Mustafa Kalemli 1991-1991
Selahattin Çakmakoğlu 1991-1991
İsmet Sezgin 1991-1993
Beytullah Mehmet Gazioğlu 1993-1993
Nahit Menteşe 1993-1995
Teoman Ünüsan 1995-1996
Ülkü Gökalp Güney 1996-1996
Mehmet Ağar 1996-1996
Meral Akşener 1996-19997
Murat Başeskioğlu 1997-1998
Kutlu Aktaş 1998-1999
Cahit Bayar 1999-1999
Sadettin Tantan 1999-2001
Rüştü Kazım Yücelen 2001-2002
Muzaffer Ecemiş 2002-2002
Abdülkadir Aksu 2002-2007
Osman Güner 2007-2007
Beşir Atalay 2007-2011
Osman Güner 2011-2011
İdris Naim Şahin 2011-

(5) Dışişleri Bakanları:

Vahit Melih Halefoğlu 1983-1987
Mesut Yılmaz 1987-1990
Ali Bozer 1990-1990
Ahmet Kurtcebe Alptemuçin 1990-1991
Safa Giray 1991-1991
Hikmet Çetin 1991-1994
Mümtaz Soysal 1994-1994
Murat Karayalçın 1994-1995
Erdal İnönü 1995-1995
A.Coşkun Kırca 1995-1995
Deniz Baykal 1995-1996
Emre Gönensay 1996-1996
Tansu Çiller 1996-1997
İsmail Cem 1997-19999 1999-2002
Şükrü Sina Gürel 2002-2002
Yaşar Yakış 2002-2003
Abdullah Gül 2003-2007
Ali Babacan 2007-2009
Ahmet Davutoğlu 2009-2011 2011-

(6) Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarları:

Korg. Burhanettin Bigalı 1981-1986
Korg. Hayri Ündül 1986-1988
Korg. Teoman koman 1988-1992
Sönmez Köksal 1992-1998
Şenkal Atasagun 1998-2005
Emre Taner 2005-2010
Hakan Fidan 2010-

 

Ewropa, Kurd û Nasnameya Kurdan

 

İsmail Besikci

Ez qen’et dikim ku îro, li Ewropayê, bes li Almanyayê nêzîkî milyonekî kurd dijîn. Li dinyayê jî, ji derveyê Tirkiye, Îran, Irak, Suriye û Kurdistanê mirov dikare bêje ku ji du milyonî zêdetir kurd dijîn. Li Rojhilatanavîn jî,  li Kurdistan, Tirkiye, Îran, Irak û Suriyeyê, heqîqet ew e ku ji 40 milyonî zêdetir kurd dijîn. Hin lêkolîner, rojnamevan hene ku vê hejmarê jî kêm dibînin. Sedemê bingehîn yê ku serjimareke rastîn çênabe metirsiya zêde derketina nifûsa kurdan e.

Heqîqetek e ku li Ewropayê girseyeke mezin ya kurdan dijî. Lê, li welatên Ewropayê yên wek Almanaya,  Frensa, Îngîltere, Îtalya, Danîmarka, Îspanya, Hollandayê, ku kurd lê hene, lê dijîn, li daîreya nifûsê, wek kurd nayên tomarkirin. Ger ji Tirkiyeyê hatibin, wek tirk, ji Îranê hatibin wek  faris, ji Irakê û Suriyeyê hatibin wek ‘ereban têne tomarkirin.

Ev, tê wateya înkarkirina nasnameya kurdan. Wek mînak li Tirkiyeyê ev înkar hîn tê domandin. Navên ku tê de herfên w, x, q hebin nahêlin li zarokên  kurdan bênekirin. Malbat jiber vê mijarê li muduriyetên nifûsê pirsgirêkên pir mezin dijîn.

Lê, heman rewş, wek mînak li Almanyayê jî tê jiyîn. Malbatên kurd bi dilê xwe nikarin navên kurdî li zarokên xwe yên ku li Almanyayê hatine dinyayê bikin. Rastirê wî navên ku dixwazin nikarin li daîreya nifûsê tomarbikin. Li daîreyên nifûsa Almanyayê, katalogên ku wezîfedarên balyozxaneya tirk an konsolosiya tirk amade kirine û ji navên tirkî pêk tên hene. Wezîfedarên alman ji malbatên kurd dixwazin ku ji wan katalogan navan biecibînin, navan bibijêrin. Navên kurdî yên ku ji aliyê malbatên kurd ve têne zimên nayên tomarkirin.

Pirsgirêka Kurd/Kurdistanê Çi ye?

Pirsa kurd/Kurdistanê, di salên 1920an de, di serdema Cemiyeta Miletan de, dabeşkirin, parçekirin û parvekirina kurd û Kurdîstanê, xesbkirina mafê sazkirina dewleta serbixwe ya kurdan e.  Xesbkirina mafên kurdan yên ji civatbûna kurdan tên, yên ji miletbûna kurdan tên, rûbirû hiştina kurdan bi polîtîkayên asîmîlasyonê re ye.

Di vê karesata ku hanîne serê kurd û Kurdistanê de, di serî de berpirsiyariya dewletên emperyalên serdemê, Brîtanya Mezin û Frensa tê de, Rojava û Ewropayê mezin e. Rojavaya ku vê karesatê haniye serê kurd û Kurdistanê, di roja me ya îroyîn de jî, bi înkarkirina nasnameya kurdan, bi tomarkirina kurdên bi sedemên cuda hatine welatên wan wek tirk, ‘ereb, farisan, piştevanî dide ev polîtîkaya nejadperest û kolonyal.

Polîtîkaya herî girîng, ya dewleta tirk a birêvebirina kurd û Kurdistanê, înkar e. Bi zêdekirina terora dewletê ev polîtîka tê meşandin. Piştevaniya bêqeydûşert a saziyên wek unîversîte, daraz, çapemenîyê ji polîtîkaya înkarker re, nikare terora dewletê veşêre. Dewletên rojava, yên wek  Almanya, Frensa, Îngîltere, Hollanda, Îspanyayê bi tomarkirina kurdan,  ne wek kurdan, wek welatên jê hatine tirk, ‘ereb û farisan jî piştevaniyek mezin didin terora dewletê.

Saziyên wek Konseya Ewropayê, Yekîtiya Ewropayê, Teşkîlata Ewleyî û Hevkariya Ewropayê, hergav ji Partiya Aşîtî û Demokrasiyê(BDPê) re, wekîlên wan re, ji şaredarên wê re dibêjin “mesafe têxin nava xwe û terorê”. Li gor qen’eta min ev hêşyariyek çewt e. Lê, divê ev sazî, jiber ku piştevaniyek bêsînor didin terora dewletê bêne rexnekirin. Divê ji van saziyan, ji dewletên ku di van saziyan de cih digrin bê xwestin ku mesafe têxin nava xwe û terora dewletê. Heta ku ew piştevaniya terora dewleta tirk bikin dê pêşniyarên wan yên bi vî rengî cidî neyên dîtin. Bi gotina “em li hember terorê ne” piştevaniya bêsînor dayîna terora dewletê helwesteke pir çewt e.

Gotineke Tirkiyeyê, bi awayê“hemû cîhan li hember me, piştevaniya terorê dike…” heye. Dewlet û hikûmet, bi taybetî di polîtîkaya hundir de vê pir tînin zimên. Ev qet nerast e. Dewletên ku di polîtîkaya navnetewî de karbidest in, ji Tirkiyeyê re piştevaniya wan a mezin, çavgirtin û xwe li nezanîdanîna wan li hember terora dewletê ku bi tûndî li ser kurdan tê meşandin heqîqeteke pir mezin e. Destûra ketina îhaleyên ku Tirkiye vedike, ji îhaleyan par girtin wicdanê dewletên mezin girêdide. Helbet di polîtîkaya navnetewî de berjewendiyên dewletan diyarker in. Lê, divê ev bi xwe re rêbazên bingehîn ên exlaqî xeraneke.  Wek mînak tê zanîn ku tu alîkariyeke Ewropayê ji tekoşîna gerîla re tune ye. Kurd, PKK, li Ewropayê hergav xwepêşandan-meş, mitîng, greva rûniştinê hwd. lidar dixin. Têgihîştina vana wek  “piştevaniya Ewropayê” nerast e. Herkes ji van derfetên demokratîk li Ewropayê sûd digre.

Peymana Netewên Yekbûyî(1945), Peymana Navnetewî ya Mafên Şaristanî û Siyasî  ya Netewên Yekbûyî (1966), Peymana Navnetewiya Mafên Aborî, Civakî û Çandî ya Netewên Yekbûyî(1966)   bo gelên bindest çi îfade dike?

Îfadeya ku di beşa Destpêka Danezana Gerdûniya Mafên Mirovan de(1948)  ku wiha ye“Bo ku mirov li hember zordarî û çewisînê wek rêya dawîn mecbûr nebe serî li raperînê bide divê mafên mirovan bi sîstemeke hiqûqî bê parastin” bo kurdan divê çawa bê şîrovekirin?

Bo kurdan çi wateya peymanên wek Peymana Konseya Ewropayê ya Parastina Mafên Mirovan û Azadiyên Bingehîn(1950),  Peymana Konseya Ewropayê ya bi Çarçoveya Parastina Hindikeyên Netewî re têkildar (1995) Şertê Ewropayê Konseya Ewropayê Zimanên Herêmî an Zimanên Hindikeyan(1992) heye?

Ev peyman hemû û belgeyên navnetewî yên berî van peymanan an piştî van peymanan hatine weşandin jî bo gelên ku di bin nîrê zordariyê de ne mafên pir mezin dinivîsin. Ev peyman û ev belge, çi di bingeha mafên takekesî de, çi jî di bingeha mafên kolektîfî de be, bo kurdan jî pir mafan dinivîsin. Lê, dewleta tirkan, çi bi şîroveyên xwe, çi bi dûreperêzên(çekînce) xwe be bo kurdan ji van mafan bêpar bike di nava hewldaneke pir mezin de ye. Hewldan û karên ku kurd bo xwestina heq-hiqûq, dad, azadî û wekhevîyê dikin wek “teror”ê tên nirxandin, dewletên Rojava jî piştevaniya vê şîroveyê dikin.

Lê, di nava Rojhilatanavîn de, dabeşkirî, parçekirî, parvekirî mana kurd û Kurdistanê, xesbkirî mana mafên xwezayî, mafên ku ji civata  kurd bûna wan tên, ji netewa kurd bûna wan tên ne li gor ev peymanên navnetewî û belgeyan e. Şert û mercên ku li ser kurdan tên ferzkirin li dij ruhê van peyman û belgeyan e.

Teror Çi ye?

Em 15-20 salên berê bifikirin. Li ser kurdan, kurdî, Kurdistanê we hin tiştan nivîsîye an axaftinek kiriye. Êdî hûn, li cem dewlet û hikûmetê  terorîst in. Dewlet, bo we biçewisîne, asteng bike her cure bergirîyan digre, dixe meriyetê. Di pêvajoya vê çewisîn û astengkirinê de terora dewletê jî bi kar tîne, zêde dike. Vanan hemû jî mubah dihesibîne. A di vê pêvajoyê de,  saziyên wek Konseya Ewropayê, Yekîtiya Ewropayê, Teşkîlata Ewleyî û Hevkariya Ewropayê bi gotina wek“em li hember terorê derdikevin” piştevaniyeke bêsînor didin terora dewletê.

Li welatên wek Almanya, Frensa, Îngîltere, Îtalya, Îspanya, Hollandayê bi fermî nasnekirina nasnameya kurdan, tomarkirina kurdan wek tirk, ‘ereb, farisan li gor welatên jê hatine, piştevaniyekî mezine ku ji terora dewletê re hatiye dayîn. Ev piştevanî di heman demê de terora dewletê teşwîk jî dike. Bêguman li welatên Îskandinavê wek Swêdê rewş cuda ye. Ev mijarek e ku divê cuda bê nirxandin.

Dikare bê gotin ku li dora milyonekî kurd li Almanyayê dijîn.  Li Almanyayê nasnekirina nasnameya kurdan, tomarkirina wan wek tirk, ‘ereb, farisan tê çi wateyê?

Di Yekîtiya Ewropayê ya xwedî 27 endamî de, nifûsa dewletên wek Luxemburg, Kibris, Malta ji milyonekî kêmtir e. Wek mînak, li Kibrisê, rûm bi tevî tirkan, dîsa jî milyonekî nabînin. Li Almanyayê, ji nifûsa Luxemburgê, ji nifûsa Maltayê, ji nifûsa Kibrisê bêtir kurd dijîn. Bi vî awayî bênasname mana kurdan ne li gor peyman û belgeyên navnetewî ye.

Di Konseya Ewropaya xwedî 47 endamî de,  dewletên wek Andora,, San Marino, Monaco, Liechtenstein hene. Nifûsa van dewletan di navbera30-40 hezaran de diguhere. Ev her çar dewlet endamên Netewên Yekbûyî ne jî. Dema nifûsa van her çar dewletan bê civandin bi qasî pêncyeka kurdên ku li Almanyayê dijîn jî tune ye. Lê, li Almanyayê nasnameya kurdan nayê naskirin. Dîyar e ku neheqiyekî pir mezin li hember kurdan, li hember civata kurdan tête kirin. Rewşeke diyar e ku ji terora dewletê re jî piştevanî û teşwîqek tête kirin.  

Wek mînak, di çapemeniyê de, di rojnameyan de, nûçeyên bi awayê “li filan bajarî şewat çêbû. Malbatek tirk şewitî. Du zarok jinek… Malbat ji agir nehat xilaskirin.” An,  “Malbateke tirk dema bi otomobîla xwe bo betlanê diçû Tirkiyeyê li Bulgaristanê qeza kir. Dê, bav û sê zarok mirin.” cih digrin.  Di eslê xwe de, dema ev nûçe hinek bên lêkolînkirin, di cih de tê dîtin ku ev malbat kurd in. Ji cihên ku ji dayîk bûne, ji karên ku dikin, ji xismên wan hwd. tê dîtin. Dema ku malbata tirk tê gotin, bo tirkan sempatiyek, eleqeyek tê holê, hestên erênî pêk tên, wek mînak ji komeleyên  tirkan re alîkarî çêdibe. Di çapemeniyê de navê kurdan, bes, bi karên wek qaçaxkariya nakotîkê, tecawuza ‘irzî, mêrkuştinî, dizî, xesbê re cih digire.

15ê  Çotmeha 2012an Parlamentoya Almanyayê

 

Di 15ê.Çotmeha 2012an de li Parlamentoya Almanyayê dê hevdîtineke pêk bê. Di kampaniyeke ku ji aliyê YEK-KOMê ve tête birêvebirin de îmzeya ji 60 hezarî zêdetir kurdên ku li Almanyayê dijîn hate civandin. Ev îmze ji parlementoya federal re hatin şandin. Di 15ê çotmehê de, li Parlementoya Federal, dê civînek bi sernavê “Bila Almanya  Nasnameya Kurd Binase” pêk bê. Ev kampanya bi kurdan re, ji aliyê wekîl û rewşenbîrên Almanan ve jî tê destek kirin. Ez hêvî dikim ji wê civînê biryarên erênî derkevin, Almanya jî ji ev cure nakokiyan rizgar bibe. Dê ev biryar bo dewletên din jî mînakeke girîng pêk bîne.

Serokwezîr, Serokên Serperiştiya Leşkerî ya Giştî

Haleveku, rojavayî, Ewropa, wekmînak, Alman, Frensiz, Îngilîz, Îspanyol, Îtalyan, Hollandayî hwd, dikarin wiha jî bifikirin. Ji 1984an bi vir ve, yanî ji rojên ku tekoşîna gerîla dest pê kiriye vir ve,  li Tirkiyeyê 11 serokwezîran wezîfe girtiye.[1] Deh serokên Serperiştiya leşkerî ya giştî wezîfe girtiye.[2]  Pênc serokomar wezîfe girtiye.[3]

Ji 15ê Gelawêja 1984an heta îro 25 wezîrên karê hundir[4]  20 wezîrên karê derve[5] hatine û çûne. Heft musteşarên teşkîlata mîlî[6] di vê pêvajoya tekoşînê de wezîfe kirine.

Di nava ev rêveberên dewlet û hikûmetê de  yên digotin“em xîçikek jî nadin” jî hene. Yên digotin “ez dê çekek wisa bi kar bînim ku, li vir ne mirov bijî, ew ê giya jî şîn nebe” jî hene. Yên digotin “rêya Yekîtiya Ewropayê di Diyarbakirê re derbas dibe” jî hene. Ev tiştên dihatin gotin, yê dawîn netêde, ji bo bînin serê kurdan hewldanek pir mezin dihate kirin.

Hemû van rêveberan jî gotine “ev perpitînên dawîn yên terorê ne. Dor ji wan hat sendin, di nava çeperê de ne, desteserkirina wan nêz e. Birçî mane, dest bi kursandina qaşîkên daran kirine,  teslîmbûna wan nêzîk e.” Hema bêje hemû rêveberên tirkan gotine, “dê welatê me di demeke nêzîk de ji terorê xelas be. Dê koka terorê bê kolandin, serê terorê bê pelçiqandin…”

Tevî van gefan hemî,  tê dîtin ku gerîla li ser piyaye, tekoşîna xwe didomîne. Beşdariya xortên kurd ya refên gerîla didome.

Wê demê, divê lêkolîna destekên civakî û sîyasiyên vê pêvajoyê girîng be. Divê êdî dewletên Rojava, Ewropa, vana jî bifikirin. Rawestina li ser mijarên wek kurd bo çi têdikoşin? Hêviyên kurdan çi ne? Kurd çawa têne birêvebirin, ma negiring e?

Gotina “ez dê çekeke wisa bi kar bînim ku ne mirov karibe li vir bijî, giha jî li vir şîn nebe”… gotinkî çawa ye? Dê mirov nejîn, giha şîn nebin… Gund û mal bêne şewtandin, wêrankirin. Bo mirov, malbat cih û warê xwe terk bikin zordarî kirin... Ev têgihîştineke çawa ye? Divê ev jî bi bingehên xwe yên diyardeyî bêne lêkolînkirin.

Li jorê me cih dabû beşeke kin ji destpêka Danezana Gerdûniya Netewên Yekbûyî (1948). Li vir , dihat kirpandin ku li hember zulmê serhildan mafek e. Ez di wê qen’etê de me ku divê bal li vê xalê bê kişandin.

Partiyên Siyasiyên Kurdan,

 

Kurdan, ji serê salên 1990an bi şûn de partiyên siyasî ava kirin. Partiya Keda Gel(HEP), di payîza 1991an de hat avakirin. Li ser girtina vê partiyê ji aliyê Dadgeha Makezagonê ve Partiya Demokrasiyê (DEP) hat avakirin. Navenda Giştî ya DEPê ku li Enqereyê bû, di zivistana 1994an de hatibû bombekirin. DEP jî ji aliyê Dadgeha Makezagonê ve hat girtin.  

Ev partiyên siyasî, li gor benda 69. ya Destûrê û benda 81/a ya Qanûna Partiyên Siyasî dihatin girtin. Di Qanûna Partiyên Siyasî de wiha dihat gotin “Partiyên siyasî, nikarin bêjin ku li Tirkiyeyê, grûbên etnîkî hene, zimanên cuda hene…”  Li gor vê bendê DEP jî hat girtin.

Piştî DEPê, Partiya Azadî û  Demokrasiyê (OZDEP)  hat avakirin. Piştî demekî, OZDEPê xwe fesix kir. Partiya Demokrasiya Gel  (HADEP)  dest bi xebatê kir. Di Adara 2003yan de, HADEP jî hat girtin.  

Piştî HADEPê Partiya Gel a Demokratîk (DEHAP)  dest bi xebatê kir. DEHAPê di sala 2005an de xwe fesix kir. Partiya Civaka Demokratîk (DTP) di mijdara 2005an de hat avakirin, di kanûna 2009an de ji aliyê Dadgeha Makezagonê ve hat girtin.

 Partiya Aşîtî û Demokrasiyê(BDP)  di gulana 2008an de hat avakirin. BDP hîn xebatên xwe didomîne.

HEP, DEP, HADEP, DEHAP DTP beşdarê Hilbijatinên Gelemperî bûn. Jibeer benda ji % 10 , neketin, Meclîsa Tirkan,TBMMyê. Lê di hilbijartinên rêveberiya herêmî de biserketin. Di Hilbijartinên Gelemperiya 2007an de DTP, di hilbijartina 2011an de BDP  bi namzetên serbixwe beşdarî hilbijartinê bû. Îro, li Meclîsa Tirkan(TBMMê) bi grûbeke bihêz tê temsîlkirin. Di hilbijartina rêveberiyên herêmî de jî tê dîtin ku pirtir serkeftî ye.

Avabûna partiyeke siyasî, di nava xebatê de bûna wê, rûbirû mana rêveber û endamên wê bi mueyîdeyên pir giran yên îdarî û cezayî re, kuştina hinan ji wan, tevî van mueyîdeyan domandina van hewldanan, pêvajoyek e ku divê bi piştekên xwe yên diyardeyî yên fireh bête lêkolînkirin. Ji aliyê Dadgeha Makezagonê ve girtina partiyê, di demeke kin de avabûna ya nû, hinek paşê rûbirûbûna wê jî bi mueyîdeyek wisa re… Ev ji bîst salî zêdetir e ev pêvajo wiha didome…

Ev pêvajo tenê dikare bi saya pêştekên civatî yên bihêz bête şîrovekirin. Ger têra xwe çavkaniyên mirovan, çavkaniyên madî nebin, pêvajo wiha hêsan dimeşe? Divê Rojavaya ku dema kurd tên rojevê dibêje “teror” vê hêzê bibîne. Huseyin Aykol,  di berhema xwe ya bi navê Turkiye’de Siyasi Parti Kapatmasi Tarihi/Dîroka Girtina Partiyên Siyasî li Tirkiyeyê, (İmge Yayınları/Weşanên Îmge, 2009)  de, di vê mijarê de agahiyên berfireh dide.

Çapemeniya Kurd

 

Kurd, ji 20 salan zêdetir e rojnameyên rojane diweşînin. Rojnameya yekem ya rojane ya ku di 1992yan de dest bi weşanê kir Ozgur  Gundem e. Ji 2007an vir ve rojane rojnameyek kurdî diweşînin. Ev rojname jî bi mueyîdeyên pir giran yên îdarî û cezayî re rûbirû mane. Nûçevanên bi cînayetên JÎTEMê, Tîmêntaybet ji holê hatine rakirin jî hene. Li pey hev girtina rojnameyan, li cihê wan di demeke kin de derketina rojnameyên nû, pêvajoyek e ku divê bi baldarî bête lêkolînkirin. Divê ji hêla çavkaniyên mirovan ve û ji hêla çavkaniyên madî ve ev nirxandin bête kirin.

Tevî van çewisînên sîstematîk çapemeniya kurd weşana xwe didomîne. Huseyin Aykol, di berhema xwe ya bi navê Di Çapemeniya Kurd de 20 Sal (Weşanên Everensel, 2009) de, di vê mijarê de agahiyên birûmet dide.

Saziyek bi mijara“Xelatên Musa Anter yên Şehîdên Çapemeniyê û Rojnamevaniyê”hatiye afirandin. Sazîbûnek sererast pêk hatiye. Musa Anter jî rojnamevanek e. Di 1993yan de, bi qetlî’amek ku ji aliyê dewletê ve hatiye plansazîkirin ji holê hatiye rakirin. Rojnamevanên ku ji aliyê Tîmêntaybet an JÎTEMê ve hatine qetilkirin ev in:

Mehmet Sait Erten       Azadî                            1992                             Diyarbekir

Halit Gungen               2000’e Dogru            18 Sibat 1992                Diyarbekir    

Cengiz Altun                 Yeni Ulke                   25 Sibat 1992                Batman

Îzzet Kezer                    Sabah                          23 Adar 1992                 Cizîre

Mecit Akgun                Yeni Ulke                    2 Hezîran 1992             Nuseybîn

Hafiz Akdemir              Ozgur Gundem           8 Hezîran  1992            Diyarbekir

Çetin Abayay                Ozgur Halk                29 Tîrmeh 1992           Batman

Yahya Orhan                 Ozgur Gundem            2 Tebax 1992            Ceylanpinar

Huseyin Deniz              Ozgur Gundem             2 Tebax 1992            Ceylanpinar

Musa Anter                    Ozgur Gundem          20 Îlon 1992                Diyarbekir

Yaşar Aktay                  Serbest                          9 Mijdar 1992              Dara Hênê

Hatip Kapçak                Serbest                         18 Mijdar 1992              Çiyayê Mazî

Namik Taranci              Gerçek                         20 Mijdar 1992             Diyarbekir

Kemal Kiliç                   Yeni Ulke                     18 Sibat 1993              Riha

Mehmet Îhsan Karakuş                                        13 Adar 1993               Silîva

Ferhat Tepe                    Ozgur Gundem             28 Tîrmeh 1993         Bedlîs

Nazim Babaoglu            Gundem                        12 Adar 1994                Sêwrek

Seyfettin Tepe                Yeni Politika                 28 Tebax 1995           Bedlîs

Baş tê zanîn ku ev pêvajo, di 5ê Tîrmeha 1991an de, li Diyarbekirê  bi revandina Vedat Aydinî dest pê kir, bi kuştina siyasetmedarê wek Mehmet Sincar li Batmanê  (4 Îlon 1993), karsazên wek   Behçet Canturk  (12 Çile 1994)  Muhsin Melik (2 Hezîran 1994), Savaş Buldan (3 Hezîran 1994) domand. Ev serdemeke ku metoda birevîne, bikuşe, veşêre serdest e.

Fîlimê Sedat Yilmaz ê bi navê Pres vê pêvajoyê pir baş vedibêje.

Ev xelatên ku ji 1993yan vir ve ye tên dayîn ji aliyê kîjan rojnameyê ve hatine dayîn jî pêvajoyê nîşan dide. Jê hemen tê famkirin ku çi qas pir rojname hatine girtin, li cihê ya hatiye girtin di demeke kin de ya nû dest bi weşanê kiriye. Di sala

1993    Ozgur Gundem

1994    Ozgur Ulke

1995    Yeni Politika

1996    Demokrasi

1997, 1998 Ulkede Gundem

1999  Ozgur bakiş

2000  2000’de Yeni Gundem

2001, 2002  Yedinci Gundem

2003   Yeniden Ozgur Gundem

2004, 2005, 2006 Ulkede Ozgur Gundem

2007  Gundem

2008   Alternatif ile  Azadiya Welat

2009, 2010 Gunluk ile Azadiya Welat

2011 Ozgur Gundem ile Azadiya Welat

2012an de dê xelat ji aliyê Ozgur Gundem û Azadiya Welat ve bête dayîn.

Xelatên Musa Anter yên Şehîdên Çapemenî û Rojnamevaniyê, di qadên Nûçeyên  Kurdî, Nûçeyên Tirkî, Wênekêşî û Karikaturê de tên dayîn. Divê neyê jibîrkirin ku Musa Anter nivîskarê meselokan bû, berî her tiştî bi meselok û gotarên xwe dihat nasîn. Divê di mijara nivîsê de jî xelatek bê dayîn. 

Werger ji aliyê Ahmed KANÎ ve hatiye kirin.  

amed_kani@hotmail.com Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

 



[1]  Turgut Ozal   1983-1987  1987-1989

Ali Bozer  (wekaleten)  1989-1989

Yildirim Akbulut  1989-1991

Mesut Yilmaz  1991-1991

Suleyman Demirel  1991-1993

Erdal İnonu   (wekaleten)   1993-1993

Tansu Çiller   1993-1995   1995-1995  1995- 1996

Mesut Yilmaz   1996-1996

Necmettin Erbakan   1996-1997

Mesut Yilmaz  1997-1999

Bulent Ecevit  1999-1999   1999-2002

Abdullah Gul  2002-2003

Recep Tayyip Erdogan  2003-2007 2007-2011  2011-

[2] Necdet Urug  1983-1987

Necip Torumtay   1987-1990

Dogan Gureş   1990-1994

İsmail Hakki Karadayi  1994-1998

Huseyin Kivrikoglu  1998-2002

Hilmi Ozkok   2002-2006

Yaşar Buyukanit   2006-2008

İlker Başbug   2008-2010

Işik Koşaner   2010-2011

Necdet Ozel  2011-

[3] Kenan Evren  1982-1989

Turgut Ozal  1989-1993

Suleyman Demirel  1993-2000

Ahmet Necdet Sezer   2000-2007

Abdullah Gul 2007-

[4] Ali Tanriyar  1983-1984

Yildirim Akbulut   1984-1987

Ahmet Selçuk   1987-1987

Mustafa Kalemli   1987-1989

Abdulkadir Aksu    1989-1991

Mustafa Kalemli  1991-1991

Selahattin Çakmakoglu  1991-1991

İsmet Sezgin   1991-1993

Beytullah Mehmet Gazioglu   1993-1993

Nahit Menteşe  1993-1995

Teoman Unusan  1995-1996

Ulku Gokalp Guney   1996-1996

Mehmet Agar  1996-1996

Meral Akşener  1996-19997

Murat Başeskioglu   1997-1998

Kutlu Aktaş  1998-1999

Cahit Bayar  1999-1999

Sadettin Tantan  1999-2001

Ruştu Kazim Yucelen  2001-2002

Muzaffer Ecemiş   2002-2002

Abdulkadir Aksu  2002-2007

Osman Guner   2007-2007

Beşir Atalay   2007-2011

Osman Guner  2011-2011

İdris Naim Şahin 2011-

[5] Vahit Melih Halefoglu  1983-1987

Mesut Yilmaz   1987-1990

Ali Bozer  1990-1990

Ahmet Kurtcebe Alptemuçin   1990-1991

Safa Giray  1991-1991

Hikmet Çetin  1991-1994

Mumtaz soysal   1994-1994

Murat Karayalçin   1994-1995

Erdal Înonu   1995-1995

A.Coşkun Kirca   1995-1995

Deniz Baykal   1995-1996

Emre Gonensay   1996-1996

Tansu Çiller  1996-1997

Îsmail  Cem  1997-19999   1999-2002

Şukru Sina Gurel   2002-2002

Yaşar Yakiş  2002-2003

Abdullah Gul  2003-2007

Ali Babacan   2007-2009

Ahmet Davutoglu  2009-2011  2011-

[6] Korg. Burhanettin Bigali  1981-1986

Korg. Hayri Undul   1986-1988

Korg. Teoman koman  1988-1992

Sonmez Koksal   1992-1998

Şenkal Atasagun   1998-2005

Emre Taner  2005-2010

Hakan Fidan   2010-

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur