DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

İç Dinamikler-Dış Dinamikler/Dînamîkên Hundir-Dînamîkên Derve



Kurdinfo:19:18 - 23/8/2012

Suriye’deki Kürdistan Kürdistan’ın en zayıf bölümü olarak algılanırdı. Bu bölge, öbür Kürdistan parçalarında mücadele yürütenler için bir sığınaktı.


I. 19 Haziran 1971 de, Ankara’da tutuklanıp Diyarbakır’a götürülmüştüm. Sıkıyönetim tutukevindeki arkadaşlara, orada olmaları muhtemel olan, fakat ortada görülmeyen bazı arkadaşları sormuştum. Arkadaşların bir kısmının Güney’de olduğunu, Türkiye’de, Doğu’da, gerilla mücadelesi başlatmak için hazırlık içinde olduklarını söylediler. Bu bilgi beni çok şaşırtmıştı. Kürdlerin gerilla mücadelesi başlatacaklarını aklım, havsalam almamıştı.

O dönemde gerilla mücadelesi denildiği zaman, Vietnam akla gelirdi. 1950’lerin ortalarında Cezayir’de, Küba’da benzer halk hareketleri olmuştu. 1960’larda, Güney Amerika’da, Orta Amerika’da da benzer halk hareketleri yaşanıyordu. Filistin’de de böyle bir mücadele vardı.

1970’lerin ilk yarısında, Afrika’da, Portekiz sömürgelerinde, Gine Bissau’da, Angola’da ve Mozambik’de ulusal kurtuluş mücadeleleri yürütülüyordu. Güney Kürdistan’da, Mele Mutafa Barzani önderliğinde, peşmergenin yürüttüğü bir mücadele de vardı.

Fidel Castro (1926- ), Che Guevera (1928-1967), Ho Şi Minh (1890-1969) General Vo Nuguyen Giap (1911-2011) Yasser Arafat (1929-2004), Amilcar Cabral (1924-1973), Agostino Neto (1922-1979), Samora Machel (1933-1986), Partice Lumumba (1925-1961), Kwame Nkrumah (1909-1972), Leopold Sedar Senghor (1906-2001), Nelson Mandela (1918- ), Jomo Kenyatta (1894-1978), Julius Nyrere (1922-1999), Cemal Abdül Nasır (1918-1970), Ahmed Bin Bela (1918-2012), Huari Bumedyen (1932-1978), Martin Luther King (1929-1968) Malkolm X (1925-1965) Kaddafi (1942-2011), Saddam Hüseyin (1937-1906), Hafız Esed (1930-2000)…bilinen, takdir edilen, sohbetlerde adları sık sık geçen liderlerdi.

Mele Mustafa Barzani (1903-1979) pek bilinmezdi. Peşmergenin mücadelesi de bilinmezdi. Bu koşullar içinde, Kuzey’de, böyle bir mücadelenin başlayabileceğini pek düşünemiyordum. (x)

Bu tarihten 12-13 yıl kadar sonra, 15 Ağustos 1984 de Kuzey Kürdistan’da da gerilla mücadelesi başladı. Mücadele hala devam ediyor. Mücadelenin 30 yıla yaklaşan bir süredir devam ediyor olması dünyada bir ilk. NATO’nun ikinci güçlü ordusuna karşı bu mücadelenin sürdürülmesi yine dikkate değer bir durum. Türk ordusunun gerek sayı bakımından, gerek donanım ve eğitim-disiplin bakımından ilk beşte yer aldığı biliniyor. Bunun dışında, gerillaya karşı jandarmanın, polisin, Özel tim, JİTEM gibi gayri nizami unsurların, korucuların da kullanıldığı bir gerçek….

Bunların yanında mücadelenin, üniversite, yargı gibi devletin temel kurumları tarafından yoğun bir şekilde savunulan bir siyasal anlayışa karşı, resmi ideolojiye karşı yürütüldüğü de bir gerçek. Maddi ve manevi olarak, böyle donanımlı bir güce karşı bu mücadelenin sürdürülüyor olması, özellikle devletin ve hükümetin bilincine varması gereken bir durum ortaya koymaktadır.

15 Ağustos 1984 de gerilla mücadelesinin başlaması iç dinamiklerin işlemesiyle açıklanabilir. PKK’nin, 1970’lerin ortalarından itibaren Kürd halkını örgütlemeye çalıştığı görülmektedir. 1984 de küçük bir grupla mücadeleye başlamış, giderek geniş Kürd halk yığınlarının desteğini kazanmış, halklaşmıştır.

II. 15-20 yıl kadar önce, örneğin bana, Irak’la ilgili, Irak’ın geleceğiyle ilgili 3-4 senaryo yaz, deselerdi. Ve bu senaryolar yazılsaydı… Bu senaryoların hiç birinde, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Celal Talabani’nin, Irak’a Cumhurbaşkanı olacağı yer almazdı. Böyle bir olguya ilişkin bir düşünce, bir olasılık dahi yer almazdı. 3-4 senaryo değil, daha fazlası da yazılsa bu duruma ilişkin bir düşünce bunlarda da yer almazdı.

Ama, 2003 Mart’ında ABD’nin ve koalisyon güçlerinin Irak’a müdahalesinden sonra, Irak siyasal hayatında yaşanan yeni ilişkiler ağında, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Celal Talabani Irak’a Cumhurbaşkanı oldu. Bu sürecin, bu ilişkilerin nasıl yaşandığı incelenmesi gereken bir konudur. Hatta, Celal Talabani, 2003 lerdeki geçiş Cumhurbaşkanlığı 4 yıllık birinci dönem Cumhurbaşkanlığı’ndan sonra, ikinci dönem Cumhurbaşkanlığı görevini de sürdürmektedir.

Bir de şunları düşünelim. Eğer 1994-1995 yıllarında, Celal Talabani, Mesut Barzani gibi Kürd liderler, gerginlik anlarında, şu veya bu şekilde, Saddam Hüseyin’in eline geçmiş olsalardı, Saddam Hüseyin onlara nasıl muamele ederdi?

Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Celal Talabani’nin, 2003’den sonra Irak’a Cumhurbaşkanı olması dış dinamiklerin getirdiği bir durumdur. Dış dinamiklerin Kürdlerin, Kürdistan’ın tarihindeki rolü çok büyüktür. Kürdlerin ve Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması, iç dinamikleri parçalamış, etkisiz bir hale getirmiştir. Bu da dış dinamiklerin rolünü arttırmıştır.

III. Birkaç yıl öncesine kadar, Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Türkiye tarafından tanınmıyordu, tanınmak istenmiyordu. Celal Talabani, Mesut Barzani gibi Kürd liderler “aşiret şefleri” diye küçümsenirdi.

Bugün, Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri dikkate alındığında, hükümetin “komşularla sıfır sorun” politikası dikkate alındığında, en güvenilir ilişkilerin Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile yürütüldüğü söylenmektedir. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle ticari ilişkilerin geliştiği, Kürdistan’dan çıkarılan petrolün, doğalgazın, Türkiye’ye taşınması için projeler yapıldığı konuşulmakta, tartışılmaktadır. Bağdat’taki merkezi hükümetle Türkiye’nin ilişkilerinin bozulması sürecinde, Güney Kürdistan’daki Kürd Federe Yönetimi’yle ilişkilerin geliştiği dikkati çekmektedir.

“Irak’a komşu Devletler Toplantıları”ndan, “Irak’a komşu Devletler İçişleri Bakanları Toplantıları”ndan, “Irak’a Komşu Devletler Dışişleri Bakanları Toplantıları”ndan, bugünlere nasıl gelindiği dikkate değer bir konudur. O dönemi hiç unutmamak, Türk yönetiminin Kürdistan algısını da hiç dikkatlerden uzak tutmayarak bu ilişkileri izlemek de yarar var.


Bu da kanımca, dış dinamiklerin ağır bastığı bir süreçtir. Henüz bir-iki yıl öncesine kadar böyle bir sürecin yaşanabileceğine hiç ihtimal vermezdim. ABD’nin Irak yönetimiyle, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle Türkiye’yle ilişkileri böyle bir sürecin yaşanmasına, gelişmesine neden olmaktadır. Bu ilişkiler çerçevesinde, Ergenekon davasının sürüyor olmasına, Türk ulusalcı anlayışının sorgulanıyor olmasına da işaret etmek gerekir.

IV. Suriye’deki Kürdistan Kürdistan’ın en zayıf bölümü olarak algılanırdı. Bu bölge, öbür Kürdistan parçalarında mücadele yürütenler için bir sığınaktı. Bu bölgede yaşayan pek çok Kürd de, Suriye’de geçerli olan bir kimliğe bile sahip değildir.

Mart 2011 den beri, yani bir buçuk yıldır, Suriye’de, Beşşar Esed yönetimine karşı mücadele sürdürülmektedir. Suriye Ulusal Konseyi ve Hür Suriye Ordusu, Beşşar Esed rejimini devirmek ve kendi yönetimlerini kurmak için yoğun bir mücadele içindedir.

Suriye Ulusal Konseyi’nde, daha çok Müslüman Kardeşler yer almaktadır. El Kaide de Suriye Ulusal Konseyi içindedir. Hür Suriye Ordusu ise, Suriye ordusundan ayrılan subaylar ve generaller tarafından kurulmuştur. Gerek Suriye Ulusal Konseyi, gerek Hür Suriye Ordusu, Türkiye tarafından desteklenmektedir. Türkiye’nin Suriye ile, Suriye muhalefeti ile ilgilenmesi, demokrasi gereği, bir ilgilenme değildir. “Beşşar Esed sonrası kurulacak rejimde, Kürdler bir hak sahibi olmasın” endişesiyle gösterilen bir ilgidir. Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ile birlikte, Hür Suriye Ordusu’nu silahlandırmaya çalışıyor. Bu, Müslüman Kardeşler’in ve el Kaide’nin de silahlandırılması anlamına gelmektedir.

Gerek Suriye Ulusal Konseyi, gerek Hür Suriye Ordusu, kuracakları yen rejimde, Kürd taleplerini karşılamayacaklarını, bu taleplere çok soğuk baktıklarını açık bir şekilde ortaya koyuyorlar. Türkiye’nin desteğiyle ve isteğiyle uyumlu olarak Kürdlerle aralarına ciddi mesafeler koymaya çalışıyorlar.

Kürdlerse, gerek Beşşar Esed yönetimiyle, gerek Suriye muhalefetiyle, belirli mesafede kalarak, kendi işlerini yürütüyorlar. Kendi kendilerini yönetmenin yolunu yordamını arıyorlar. Kürdlerin yaşadığı alanlarda kurumlaşmaya çalışıyorlar, çocuklar için, eğitim dili Kürdçe olan okullar kurmaya gayret ediyorlar.

İşte bu ilişkiler ağında hiç beklenmeyen bir durum ortaya çıkıyor. Beşşar Esed yönetimi, Temmuz ayı sonlarında, Kürd bölgelerinden askerlerini çekiyor. Qobani, Efrin, Amude, Terbesiye, Qamışl, Derik gibi Kürd kentlerinde Kürdler yönetimi ele geçiriyor. Ve buralarda özerk yönetimler kurmaya çalışıyorlar.Suriye Kürdleri Ulusal meclisi ve batı Kürdistan Halk Meclisi özerk yönetimi kurumlaştırmaya çalışıyorlar. Hewler’de, Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’nin inisiyatifiyle, bu konuda bir anlaşma da yaptılar. Bu, örneğin, Türkiye’nin hiç hesaplamadığı bir durumdur. Bu olayın, Türkiye’nin Suriye politikasını alt-üst ettiği söylenebilir.

Bir-iki yıl öncesine kadar, Suriye’de böyle bir durumun yaşanacağı hiç akla gelmezdi. Bu da Suriye Kürd toplumunun iç dinamiklerinden çok dış dinamiklerle ilgili bir durumdur. Suriye’de Beşşar Esed yönetiminin, Suriye Ulusal Konseyi’ne, Hür Suriye Ordusu’na Türkiye’ye karşı duruşu, Kürdlere yaşadıkları alanlarda, çok daha büyük bir ağırlık vermiştir. Kürdlerin Kürdistan’daki bu ağırlıkları zaman içinde çok daha büyüyecektir. Bu da açıktır.

Aslında, toplumsal siyasal süreçleri iç dinamikler, dış dinamikler diye ayırmak yersizdir. Dış dinamikler artık iç dinamikler olmuştur, iç dinamikler gibi işlev görmeye başlamıştır. İç dinamikler, dış dinamikler çok yoğun bir şekilde birbirlerini etkilemekte, birbirlerine dönüşmektedir. Hele hele Kürdistan konusunda, dik dinamik denen bazı unsurlar artık iç dinamik olmuştur. Örneğin Kürdistan parçaları, herhangi bir Kürdistan parçası için, artık, tam anlamıyla bir iç dinamiktir. Emperyal ve sömürgeci güçler tarafından çizilen sınırlar ortadan kalkmaya başlamıştır. En azından, insanların zihinlerinde bu sınırla erimeye başlamıştır.

Kürdler, fiili olarak özerk bölge kurma çabası içindedir. Bundan geri dönüş olacağı kanısında değilim. Müslüman kardeşler de zamanla buna alışacaklardır. Suriye için de federal bir yönetim düşünülebilir. Dürziler, Aleviler, Sünni Müslümanlar için özerk bölgeler kurulabilir.

Ermenilerin ve Süryanilerin hakları milli ve dini hakları korunarak federal bir yönetim oluşturulabilir. Müslüman Kardeşler, Hür Suriye Ordusu böyle bir anlayışa tepki gösterebilir Böyle olmasın diye direnebilir. Ama, Baas rejiminin Suriye’de de yaşam bulması artık mümkün olmayacaktır. Müslüman Kardeşler’in anti-demokratik, ırkçı düşüncelerinin yaşam bulması da öyle…

(x)
1971 baharında Güney Kürdistan’da meydana gelen “Saidler Olayı” Kürd tarihinde çok önemli bir konuya, çok önemli ilişkilere işaret etmektedir. Dr. Şıvan’ın, (Said Kırmızıtoprak) gerilla mücadelesi tasarlaması bu olayın temel boyutudur. Her iki Saidle ilgili senaryoyu yazan Türk istihbaratıdır. Diğerleri hep, ikinci, üçüncü derecede aktördür. Tetikçiler elbette Kürdür. Bu, Kürdlerin ve Kürdistan’ın bölünmesiyle, parçalanmasıyla, paylaşılmasıyla doğrudan doğruya ilgili olan, daha doğrusu bu sürecin sonuçlarından biri olarak yaşanan bir olaydır. Kişi olarak bu olayın bilincine o günlerde değil, çok sonraları, 1990’larda ulaştım. Ogünlerde de gerilla mücadelesi düşünenler olduğunu belirtmek için böyle bir nota gerek duydum. 

 

Dînamîkên Hundir-Dînamîkên Derve

I.Di 19ê Hezîrana 1971an de,  min li Enqereyê girtin, birin Diyarbekirê. Min ji hevalên di girtîgeha awarte de, hin hevalên ku muhtemel bû li wêderê bûna, lê ne li wir bûn, pirsîn. Hevalan got ku hin ji wan li Başûrê Kurdîstanê ne, bo ku li Tirkiyeyê, li Rojhilat tekoşîna gerîlayî bidin destpêkirin di nava amadekariyê de ne. Ev agahî min behitandibû. Heş û aqilê min negirtibû ku dê kurd tekoşîna gerîlayî bidin destpêkirin.  

 

Di wê serdemê de dema navê tekoşîna gerîla dihat zimên, Vietnam dihat heşê mirov. Di nava salên 1950yan de  li Cezayîrê, li Kubayê tevgerên gel ên wiha pêk hatibûn. Di salên  1960an de,  li Başûrê Amerîkayê, li Amerîkaya Navîn jî tevgerên wiha pêk dihatin. Li  Filistînê jî tekoşîneke wiha hebû.

 

Di nîvê pêşîn ê salên 1970yan de,  li Afrîkayê, li koloniyên Portekîzê, li Gîne Bîssaûyê, li Angolayê û Mozambîkê  şerê rizgariya netewî dihat kirin. Li Başûrê Kurdistanê, bi serokatiya Mele Mutefa Barzanî, tekoşîneke ku pêşmergeyan  birêvedibir hebû.

 

Lîderên wek Fîdel Castro (1926-   ),  Che Guevera (1928-1967),  Ho Şî Mînh (1890-1969) General Vo Nuguyen Giap  (1911-2011) Yasser Arafat (1929-2004), Amilcar Cabral (1924-1973), Agostino Neto (1922-1979), Samora Machel (1933-1986),  Partice Lumumba (1925-1961), Kwame Nkrumah (1909-1972),  Leopold  Sedar Senghor (1906-2001),  Nelson Mandela  (1918-   ), Jomo Kenyatta  (1894-1978), Julius Nyrere (1922-1999),  Cemal Abdul Nasir (1918-1970),  Ahmed Bîn Bela  (1918-2012), Huarî Bumedyen  (1932-1978), Martin Luther King  (1929-1968)  Malkolm X  (1925-1965)  Kaddafî (1942-2011),  Saddam Huseyîn (1937-2006), Hafiz Esed (1930-2000)…dihatin nasîn, dihatin teqdîr kirin, di sohbetan de bi piranî navên wan derbas dibûn.

 

Mele Mustefa Barzanî (1903-1976) pir nedihat zanîn. Tekoşîna pêşmergeyan jî nedihat zanîn. Di van mercan de, li Bakurê Kurdistanê destpêkirina tekoşîneke wiha pir nediket serê min. (x)

 

Bi qasî 12-13 salan piştî vê dîrokê, di 15 Tebaxa 1984an de, li Bakurê Kurdistanê jî tekoşîna gerîlayî dest pê kir. Tekoşîn hê jî didome. Di cîhanê de cara yekem e ku tekoşînek wiha nêzî 30 salî didomîne. Domandina tekoşînê li hember artêşa duyem a mezin a  NATOyê dîsa rewşeke balkêş e. Wek tê zanîn artêşa tirk çi ji hêla hejmar, çi ji hêla arastin û perwerde-disîplîn ve be di nava pênc artêşên pêşîn de cih digre. Ji dervayê vê li hember gerîlayan bikaranîna cendirme, polîs, tîmên taybet, hêzên gayrî nîzamî wek JÎTEMê, cerdevan jî heqîqetek e…

 

Bi tevî vana, tekoşîna, li hember zîhniyetek siyasî ya ku bi awakî tûndî ji hêla saziyên bingehîn ên dewletê wek zanîngeh, darazê ve tê parastin, li hember îdeolojiya fermî, tê birêvebirin jî heqîqetek e. Domandina vê tekoşînê li hember hêzeke wiha bi awakî madî û me’newî arastekirî rewşeke wisa tîne holê ku divê hişê dewlet û hikûmetê bîne serê wê.

 

Di 15ê Tebaxa 1984an de destpêkirina tekoşîna gerîlayî bi xebata dînamîkên hundirîn dikare bê îzahkirin. Tê dîtin ku PKKê,  ji nava salên 1970yan ve dest bi xebata rêxistinkirina gelê kurd kiriye. Di 1984an de bi grûbeke biçûk tekoşînê dest pê kiriye, bi demê re alîkariya girseyî ya gelê kurd girtiye û bûye tevgereke gelî.

 

II. 15-20 sal berê wek mînak, ger ji min re bihata gotin ku li ser dahatûya Irakê 3-4 senaryo binivîse. Û ev senaryo bihatana nivîsîn… Di yekî ji van senaryoyan de dê serokkomarbûna Irakê ya Celal Telebaniyê Serokê Yekîtiya Nîştîmaniya Kurdistanê cih negirtana. Ne 3-4 senaryo, zêdetir jî bihata nivîsîn ramanek bi vê rewşê re têkildar jî cih nedigirt.

 

Lê, di Adara 2003yan de, piştî mudaxeleya hêzên DYAyê û yên koalisyonê ya Irakê, di tevna pêwendiyên nû yên ku di jiyana siyasîya Irakê de, pêk hatin serokê Yekîtiya Nîştîmaniya Kurdistanê Celal Telebanî bû Serokkomarê Irakê. Ev pêvajo, ev pêwendî çawa hatin jiyîn mijarek e ku divê bê lêkolînkirin. Heta, Serokkomariya Celal Telebanî, ya destpêka salên 2003yan, piştî 4 salên serdema yekem, Serokkomariya wî ya serdema duwem jî didomîne.

 

Yek jî em vê bifikirin. Eger di salên 1994-1995 de, Celal Talabanî, Mesud Barzanî wek lîderên  kurdan, di dema şer de, bi awakî biketana destê Sedam Husên, dê Sedam Husên bi wan çi muamele bikira?

 

Serokkomar bûna Serokê YNKê Celal Talabanî,  piştî 2003yan li Irakê rewşeke ku dînamîkên derve pêk anîne. Rola dînamîkên derve di dîroka kurd û Kurdistanê de pir mezin e. Dabeşbûn, parçebûn û parvebûna kurd û Kurdistanê, dînamîkên hundir parçekiriye, kiriye awayekî bêtesîr. Ev jî rola dînamîkên derve zêdetir kiriye.

 

III. Heta çend salan berê, Rêveberiya Herêma Kurdistanê,  ji aliyê Tirkiyeyê ve nedihat nasîn, nedixwast bê nasîn. Lîderên kurdan wek Celal Talabanî, Mesud Barzanî bi navê “serokên ‘eşîran” dihatin biçûkirin.

 

Îro, dema em pêwendiyên Tirkiyeyê bi cîranên wê re digrin ber çavan, dema em polîtîkaya  hikûmetê ya “bi cîranan re bêpirsgirêkî” digrin ber çavan, tê gotin ku pêwendiyên herî ewle bi Rêveberiya Herêma Kurdîstanê re tê meşîn.Tê gotin û gengeşîkirin ku pêwendiyên tîcarî bi Rêveberiya Herêma Kurdistanê re bipêşketine, bo ku petrol û gaza  Kurdistanê bînin  Tirkiyeyê proje têne çêkirin. Di pêvajoya ku pêwendiyên Tirkiyeyê û hikûmeta navendiya li Bexdayê xeradibin de, pêşketina pêwendiyên bi Rêveberiya Federe ya Kurd a li Başûrê Kurdistanê re balê dikişîne.

 

Ji“Civînên Dewletên Cîranê Irakê”,  ji “Civînên Wezîrên Hundir ên Dewletên Cîranê Irakê”, ji “Civînên Wezîrên Derve yên Dewletên Cîranê Irakê”, ku bi çi awayî gihîşt rojên îroyîn mijareeke balkêş e. Di jibîrnekirina wan rojan de, bêyî jibîrkirina zîhniyeta rêveberiya tirk a di debarê Kurdistanê de, di şopandina ev pêwendiyan de sûd heye.

 

Ev jî li gor qen’eta min pêvajoyek e ku dînamîkên derve diyar kirine.Min salkî-dusal berê jî îhtîmal nedida pêvajoyeke wiha ku were jiyîn. Pêwendiyên DYAyê, yên bi rêveberiya Irakê re, bi Rêveberiya Herêmî ya Kurdistanê re bi Tirkiyeyê re, bû sedem ku pêvajoyek wiha, pêşketineke wiha derkeve holê. Divê bê îşaretkirin ku di çarçoveya van pêwendiyan de dikare doza Ergenekonê bimeşe, têgihîştina neteweperest a tirk bê lêpirsînkirin.

 

IV.Beşa Kurdîstana Suriyeyê beşa herî lewaz dihat dîtin. Ev herêm ji bo kesên ku li parçeyên din ê Kurdistanê tekoşîn dikirin penabergeh bû. Gelek kurdên ku li vê herêmê dijiyan jî nexwedî nasnameyek, ku li Suriyeyê dibuhîrî, bûn.

 

Ji Adara 2011an vir ve, yanî bû sal û nîv, li Suriyeyê, li hember rêveberiya Beşar Esed tekoşîn tê kirin. Konseya Netewî ya Suriyeyê û Artêşa Hur a Suriyeyê,  bo hilweşandina rejîma Beşar Esed û sazkirina desthilatdariya xwe di nava tekoşîneke xurt de ye.

 

Di Konseya Netewî ya Suriyeyê de, bêtir Îxwan ul-Muslumîn/Birayên Misilman cih digrin. El Qaîde jî di nava Konseya Netewî ya Suriyeyê de ye. Artêşa Hur a Suriyeyê jî, ji aliyê serbaz û generalên ku ji artêja Suriyeyê qetiyane ve hatiye sazkirin. Çi Konseya Netewî ya Suriyeyê, çi jî Artêşa Hur a Suriyeyê ye, piştevaniya wan ji aliyê Tirkiyeyê ve tête kirin. ‘Eleqeya   Tirkiyeyê ya bi Suriyeyê re, bi muxalefeta Suriyeyê re ne ji bo demokrasiyê ye. Ji bo ku “di rejîma ku dê piştî Beşar Esed were sazkirin de, kurd nebin xwedî mafekî” ‘eleqe dike. Tirkiye, Qatar û Siûdî ‘Erebîstan bi hev re, alîkariya çekdariya Artêşa Hur a Suriyeyê dikin. Ev, tê wateya xwedî çek kirina Birayên Misilman û El Qaîdeyê jî.

 

Çi Konseya Netewî ya Suriyeyê, çi Artêşa Hur a Suriyeyê ye, bi awakî ‘eşkere dibêjin ku ew dê di rejîma ku dê sazbikin de daxwazên kurdan bi cih neynin, ew van daxwazan rast nabînin. Bi daxwaz û alîkariya Tirkiyeyê re bi awakî lihevkirî li hember mafên kurdan radiwestin.

 

Kurd jî, çi ji rêveberiya Beşar Esed, çi ji muxalefeta Suriyeyê be, bi awakî xwe dûr kirî, karê xwe dimeşînin. Li pey rê û rêbazên xwebixwe rêvebirinê digerin. Dixwazin li qadên ku lê dijîn xwe bi sazîkin, di nava hewldanên sazkirina dibistanên ku zimanê perwerdehiyê kurdî ye de ne.

 

A di nava tevna pêwendiyên wiha de rewşeke ku qet nedihat payîn derket holê. Rêveberiya Beşar Esed, di dawiya Tîrmehê de, ji herêmên kurdan leşkerên xwe kişand. Li bajarên kurdan yên wek  Kobanî, ‘Efrîn, Amûdê, Tirbesiyê, Qamişlû, Dêrik rêveberî ket destê kurdan. Û li van deran hewl didin ku rêveberiyên xweser avabikin. Meclîsa Netewîya kurdên Suriyeyê û Meclîsa Gel a Rojavayê Kurdistanê hewldidin ku rêveberiya xweser sazbikin. Li Hewlêrê, bi însîyatîfa Serokê Kurdistanê Mesud Barzanî, di vê mijarê de peymanek jî çêkirin. Ev, wek mînak, rewşek e ku Tirkiyeyê qet hesabnekiribû. Mirov dikare bêje ku vê bûyerê polîtîkaya Tirkiyeyê ya derbarê Suriyeyê de serûbin kir.

 

Heta salkî-dusal berê,  qet nedihat aqil ku dê li Suriyeyê rewşeke wiha bête jiyîn. Ev jî ji dînamîkên hundir yên civata kurdên Suriyeyê bêtir, rewşeke ku bi dînamîkên derve re pêwendîdar e. Li Suriyeyê helwesta rêveberiya Beşar Esed,  ya li hember Konseya Netewî ya Suriyeê, ya li hember Artêşa Hur a Suriyeyê, ya li hember Tirkiyeyê, bêtir ji bo kurdên ku di qadên tê de dijîn de derfet aniye. Xuyaye ku dê ev derfetên kurdên ku li Kurdistanê bi dest xistine, bi demê re dê pirtir mezin bibin.

 

Di ‘eslê xwe de cudakirina pêvajoyên civakî sîyasî wek dînamîkên derve, dînamîkên hundir nerast e. Êdî dînamîkên derve bûne dînamîkên hundir, wek dînamîkên hundir xwedî fonksiyon in. Dînamîkên hundir, dînamîkên derve bi awakî tûndî li ser hev bi bandor in, dikevin kirasê hev. Tew di mijara Kurdistanê de, hin hêmanên wek dînamîkên devrve, êdî bûne dînamîkên hundir. Wek mînak parçeyên Kurdistanê, bo her parçekî Kurdistanê, êdî, bi hemû wateya xwe dînamîkek hundir e.Sînorên ku ji aliyê hêzên emperyal û kolonyalîst ve hatine xêzkirin hêdî hêdî ji holê radibin. Bikêmasî, di zîhnên mirovan de ev sînor dest bi helandinê kirine.

 

Kurd, wek defakto di nava hewldana sazkirina herêma xweser de ne. Ez ne di wê qen’etê de me ku dê ji vê astê paşveçûnî çêbe. Bi demê re dê Birayên Misilman jî hînê viya bibin. Bo Suriyeyê jî dewletek federal dikare çêbe. Dikare bo  Durzî, ‘Elewî, Misilmanên Sûnî herêmên xweser bêne avakirin.

Bi parastina mafên netewî û olî yên gelê Ermen û Suryaniyan dikare rêveberiyek federal pêk bê.  Dibe ku Birayên Misilman, Artêşa Hur a Suriyeyê li hember têgihîştineke wiha bertek nîşan bidin, li hember wê şer jî bikin. Lê, êdî li Suriyeyê jiyana rejîma Be’asê ne mumkun e.  Jiyana ramanên nejadperest, antî-demokratîk yên Birayên Misilman jî wisa…

 

(x) Di bihara1971an de “Bûyera  Saîdan” ku li Başûrê Kurdistanê pêk hat, di dîroka kurdan de mijarek pir girîng e, pêwendiyên pir girîng nîşan dide. Sêwirandina tekoşîna gerilayî ya Dr. Şivan(Saîd Kırmızıtoprak) aliyê bingehîn ê vê bûyerê ye.  Yê ku senaryoya bi her du Saîdan ve pêwendîdar  nivîsiye îstîxbarata tirk e. Yên din hemî aktorên di pileya duyem sêyem de ne. Helbet tetikkêş kurd e. Ev rasterast bi dabeşbûn, perçebûn û parvebûna kurd û Kurdistanê ve pêwendîdar e, rastirê wî ev bûyerek e ku wek yek ji encamên vê pêvajoyê hatiye jiyîn. Ez wek kesekî wan rojan na, pir paşê, di salên1990an de gihîştim vê hişmendiyê. Min, bo diyarkirina ku di wan rojan de jî kesên ku tekoşîna gerîlayî difikirîn hebûn, pêdivî bi vî têbiniyê dît.

 

Wergera ji tirkî ji aliyê Ahmed KANÎ ve hatiye kirin.  

amed_kani@hotmail.com

 

 

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur