DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş: “Ortadoğu siyasetini hesaplayan herkes Kürtleri hesaba katmak zorunda”



Kurdinfo:12:46 - 26/6/2012

Artık bölgesel bir sorun Kürt sorunu. Küresel güçlerin de etkili olduğu ve etki etmek istediği bir sorun bu


 

NEDEN SELAHATTİN DEMİRTAŞ

Türkiye aslında Kürt meselesinde ve PKK sorununda çok kritik bir dönemeçten geçiyor. PKK’nın silahlı eylemlerinde ve ordunun operasyonlarında otuz yıldır olduğu gibi gençlerimiz ve çocuklarımız gene ölmeye devam ediyor, yaşanan bu kan banyosu geçmişin tekrarı gibi geliyor ama öyle değil. Artık çok farklı sesler çıkıyor. Bugüne dek her PKK eyleminden sonra intikam yeminleri yapan devlet, PKK’nın Dağlıca’daki son karakol baskınından sonra, her zamanki gibi “akan kan yerde durmayacak” demek yerine daha çözüme yatkın bir ses çıkarıyor. Başbakan, “PKK silahı bırakırsa biz operasyon yapma heveslisi değiliz” diyor. Bu arada Kürt sokağının en saygın isimlerinden biri olan ve son seçimde BDP blokundan milletvekili seçilen Leyla Zana, çekinmeden konuşuyor ve bu sorunu AKP’nin çözebileceğini ve çözüm için AKP’nin desteklenmesi gerektiğini söylüyor. Bu arada KCK’nın ve Kandil’in başı olan Murat Karayılan, PKK’da bazı kontrol dışı unsurların derin devletle işbirliği yaparak İmralı’da ve Oslo’da yapılan barış müzakerelerini sabote etmiş olabileceği ihtimalini dile getiriyor. PKK’nın politikasını, “biz artık karakol baskınları yapmıyoruz. Sadece devletin operasyonlarına cevap veriyoruz” diye özetlediği bir dönemde PKK, Karayılan’ı yalanlarcasına Dağlıca’da karakol baskını yapıyor. Kürt siyasetinin temsilcisi BDP, “PKK bütün silahlı faaliyetlerini durdursun” diyerek PKK’ya çağrıda bulunuyor. Bu arada Amerika ve Irak Kürdistan’ı da hareketleniyor ve Barzani, Erdoğan’a destek veriyor. Suriye’de Esed’e karşı muhalefetin başına Türkiye’nin de onayıyla bir Kürt lider getiriliyor. Bütün bunlar ne anlama geliyor, hangi sürecin habercisi oluyor? Bu süreci, Kürt sorununun çözümünde muhataplardan biri olan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’a sorduk. Tartışılması gereken cevaplar aldık.

***

 

NEŞE DÜZEL: Siz Dağlıca baskınından sonra ordunun operasyonları durdurmasını isterken PKK’ya da bir çağrıda bulundunuz ve “PKK bütün silahlı faaliyetlerini durdursun” dediniz. Tam olarak kastınız ne, silahlı faaliyetlerini durdursun derken?


SELAHATTİN DEMİRTAŞ: Bu bizim aslında ilk defa yaptığımız bir çağrı değil. Ama Dağlıca gibi bir olayın arkasından yapılınca belki daha dikkat çekti. Bir barış çağrısı bu.


PKK silahlı faaliyetlerini durdursun derken, ne yapmalarını istiyorsunuz?


Sadece PKK değil, “Ordu da operasyonlarını durdursun, PKK’lilere karşı operasyon yapmasın” dedik biz. Aslında bizim istediğimiz, karşılıklı olarak ateşkes ilan edilmesidir. Dağda, şehirde her türlü silahlı faaliyet durdurulmalıdır. Biliyorsunuz PKK, geçmiş yıllarda beş altı defa süreli ve süresiz ateşkes ilan etti.


Evet...


İşte bu defa hükümet ve PKK, karşılıklı olarak ateşkes durumuna geçmeli. Artık hükümetin, “Evet, biz de PKK’ye karşı operasyon yapmayacağız” diyebildiği bir ateşkes pozisyonuna geçilmeli.


Devletin, karakolu basıldıktan sonra PKK’ya karşı ateşkes ilan edebileceğini düşünmek sizce gerçekçi bir öneri mi?


Başbakan’ın, “PKK silahları bıraksın, gelsin teslim olsun” çağrısından daha gerçekçi bence. Üstelik bizim önerimiz de siyasal bir projeyle birleştirilirse gerçekçi olur zaten. Biz bu önerimizle birlikte bir siyasi çözüm projesi de öneriyoruz. Çağrıyı yapıp oturmuyoruz. Yani sadece vicdanlarımızı rahatlatmıyoruz. Biz, yaptığımız çağrının altını dolduruyoruz.


Hangi önerilerle dolduruyorsunuz?


Eğer İmralı’da tecrit kaldırılırsa, müzakere ve diyalog süreci yeniden başlarsa, PKK silahlı eylemlerine son verebilir. Ordu da bu durumda operasyonlarını durdurabilir. Çünkü Başbakan, Meksika’dan yaptığı açıklamada “Evet biz de operasyon meraklısı değiliz. PKK silahlı faaliyetlerini durdurursa, silahı bırakırsa biz niye operasyon yapalım” dedi.


Başbakan, “PKK silahlı faaliyetlerini durdurursa” mı dedi? Yoksa “silahı bırakırsa mı” dedi?


Başbakan, silahı bırakırsa diyor ama ateşkesi kastediyor gibi geldi bana.


Aslında PKK’nın böylesine büyük bir saldırısından sonra ilk kez devlet sert bir dil kullanmadı. Aksine barışa yatkın bir dil kullandı. Siz de bu tesbite katılıyor musunuz?


İşin doğrusu, bu kez intikam naralarından ziyade meseleye daha serinkanlı bir yaklaşım sezinledim ben. Fakat bu tavır beraberinde güçlü bir barış arayışı getirir mi, onu kestiremiyorum, bilemiyorum. Hükümet çevreleri, özellikle son altı yedi aydır, PKK’nin altı aylık ömrünün kaldığına, Sri Lanka modeliyle PKK’nin bitirileceğine inandırılmıştı. Bunu, milletvekili danışmanı da dâhil olmak üzere Başbakan’ın danışmanları, analistler, stratejistler bizzat gazetelerde yazdılar. Hatta bizim görüştüğümüz bazı bakanlar da bunu söylediler.


Siz hükümetle en son ne zaman ve kimlerle görüştünüz?


En son mart ayı başında BDP’nin eşbaşkanları olarak Gültan Kışanak’la ikimiz bir bakanla görüştük. Ona, “AKP ve BDP heyetleri masada otursunlar, neler yapılabileceğini tartışsınlar” dedik. Bakan bize, “Devletin verilmiş kararları var. Biz yürüttüğümüz konseptin doğru olduğunu düşünüyoruz ve kararlıyız. Askerî operasyonlar devam edecek” dedi.


Konsept neymiş?


Askerî operasyonlar, KCK operasyonları, medya üzerinden psikolojik savaş! Bir bütün olarak örgüte nefes aldırmama politikası kısacası. Bakan, “Devletin içinde bu güvenlik politikasının başarılı olduğu düşünülüyor. Gene de sizin bu teklifinizi Başbakan’a ileteceğim ve sıcak karşılanırsa size hemen geri döneceğim” dedi. O bakan hâlâ bize geri dönmedi. Aslında kendisi kişisel olarak bizim önerimize soğuk bakmıyordu.


Kim bu bakan?


Adını vermeyeceğim. Biz ona şöyle demiştik: “Aradan aylar geçecek. Gene yüzlerce, binlerce genç ölecek. Biz geriye bakacağız ve bu görüşmede niye sonuç almadık? Bu kadar genç niye öldü diye vicdan azabı çekeceğiz” dedik. Bakan, “Katılıyorum. Siyasetçi olarak bu kadar genç niye öldü diye vicdan azabı çekebiliriz. Fakat devletteki kararlılık maalesef bu. Esneyebileceğini sanmıyorum” dedi. PKK’nin bitme noktasına geldiği ve bu bahar-yaz döneminde kökünün kazınacağı anlayışıyla hareket ediyorlardı. Çünkü “eskisinden daha farklı bir yöntem kullanıyoruz” diyorlardı.


Hangi yöntemler bunlar?


“Eskiler sadece askerî yöntem kullanıyorlardı. Şimdi biz birçok yöntemi birlikte kullanıyoruz” diyorlardı. “Diplomatik yöntemleri, ekonomik açılımları ve demokratikleşmeyi eş zamanlı olarak yapıyoruz. Sosyolojik ve psikolojik araştırmalar gerçekleştiriyoruz. Toplumu daha iyi yönetiyoruz. Medya gücü arkamızda. Uluslararası destek de hiç olmadığı kadar güçlü. Dolayısıyla PKK bitecek” diyorlardı. Fakat bahar ve yazla birlikte bu senaryonun tutmadığını gördüler.


Sizce hükümet tam olarak ne gördü?


Kış boyunca yüzlerce uçakla Kandil’i dövdükleri halde, PKK’nin eylemleriyle ortaya çıktı ki, PKK öyle bitirilecek, beli kırılacak bir örgüt değil. İşte Başbakan bunu gördü. Sri Lanka modelinin bir model olmadığını anladı. Belki de Dağlıca olayından sonra ilk anda bu yüzden kısmen yumuşak bir tepki verdi. Yeni bir arayış mı düşünüyor diye benim de aklıma geldi doğrusu.


Peki, siz, “PKK bütün silahlı faaliyetlerini durdursun” derken tam ne öneriyorsunuz? PKK’nın sınır dışına çekilmesini mi öneriyorsunuz?


Ben şunu öneriyorum. On bir aydır Sayın Öcalan’la temas yok. PKK ile Öcalan arasında kesinlikle sağlıklı bir temas sağlanmalı. Bakın, Öcalan’la avukatları arasında temas sağlanmalı demiyorum. Öcalan’la PKK arasında bir temas sağlanmalı. Ve, bunun mekanizması yaratılmalı. Bu mekanizmanın İmralı’da işlemeyeceği açık.


Öcalan’ın ev hapsine mi çıkarılmasını istiyorsunuz?


Ev hapsi demiyorum. Öcalan İmralı’dan çıkarılmalı ve örgütüyle ilişki kurabilecek pozisyona getirilmeli diyorum. Ki böylece süreci yönetebilsin Öcalan. Hükümet Sayın Öcalan’a böyle pozitif bir yaklaşım gösterdiği takdirde, PKK de buna mutlaka pozitif bir cevap vermeli ve barış sürecine katkı sunmalı.


Bütün yaşananlardan sonra Öcalan’ın silahların susmasını sağlayabileceğini, Kandil’in Öcalan’ın sözünü dinleyeceğini düşünüyor musunuz gerçekten?


Hiç şüphem yok. Reel durum şudur. PKK 30 yıldır devletle savaşıyor, çatışıyor. O örgütün bir lideri var. O da İmralı’dadır. Bu örgüt o liderinin sözünü dinler. Devlet, provokasyonları boşa çıkarmak istiyorsa, örgütün lideriyle konuşacak ve savaşı durduracak. Provokasyon vs. tartışması da ancak ondan sonra olabilir.


Bugüne gelirsek... PKK’nın en tepe ismi bugün Murat Karayılan. KCK’nın da, Kandil’in de başı o. Yani bugün barışın konuşulabileceği bir isim o. Karayılan tam, “Karakol baskınları gibi eylemler yapmıyoruz. Biz sadece saldırı olursa cevap veriyoruz” dediği bir zamanda, PKK, Dağlıca’da karakol bastı. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?


Dağlıca eyleminin Karayılan’a karşı yapıldığı düşünülmemeli. Karakol baskını yapılmamasını, içinde bulunulan sürecin bir politikası olarak anlatıyordu o. Belki de o süreç üç gün sonra bitti Ama şu var. Karayılan çıkar da “bu eylem bana karşı, bize karşı yapıldı” derse, o zaman anlarız. Ama bugün Dağlıca, örgütü bağlayan bir eylemdir. Bakın... PKK nasıl bölünecek, BDP kaça ayrılacak, inisiyatif kimde tartışmaları şu anda Türkiye’de çok revaçta. Bu tartışmalar çok yanlış. Kürt sorununda muhataplar bellidir. Öcalan bir muhataptır. Zaten devlet de onu öyle gördü ve kendisiyle görüştü.


Karayılan, Kürt sorununda muhatap mıdır peki?


KCK muhataptır. KCK’nin bir yürütme konseyi var ve bugün Karayılan başındadır. Yarın başkası başında olur. KCK bir kurumdur ve kurum muhataptır. BDP’nin başında da bugün biz varız ama yarın olmayabiliriz. Ama BDP de bir kurum olarak Kürt sorununda muhataptır. Bu yüzden PKK’yle ilgili “iç çatışma, birbirini boşa çıkarma, bölünme” tartışmalarından, “yok mağaralarını ayırdılar” gibi magazin laflarından bir şey çıkmaz. Bu bir Brezilya dizisi değil. Gerçek bir savaş yaşanıyor burada.


Hükümetin PKK ile barışı müzakere ettiği Oslo görüşmeleri, PKK’nın Silvan eylemiyle berhava oldu. Karayılan, Avni Özgürel’e verdiği röportajda, Silvan eyleminin barışı provoke etmiş olabileceği ihtimaline “evet” cevabını veriyor. Bu açıklama önemli değil mi sizce?


Silvan sıradan bir olay değildir. Demokratik Toplum Kongresi’nin özerklik açıklamasını yapacağı saatlerde Silvan’ın olması zaten başlı başına bir şüphedir. Yalnız Avni Özgürel kendi görüşlerini, yorumlarını da dile getiriyor. Karayılan, “Silvan bizim içimizden açık bir provokasyon” demiyor ki!


Ne diyor?


Karayılan, “Silvan, doğurduğu siyasi sonuçlar itibarıyla baktığınızda şüpheli bir olay” diyor. Silvan’la ilgili kuşkularını böyle dile getiriyor. Neşe Hanım lütfen şu anda arkanıza bir bakın. Size gerçeği göstereceğim. Solunuzdaki tepenin arkası Hazro denen tepedir. Sağınızdaki tepenin arkasında da Silvan bölgesi var. O askerleri Hazro’dan aldılar, Silvan bölgesine getirdiler. Orası artık PKK’nin etki alanıdır. Bunu herkes bilir. Vali de bilir, komutan da bilir, er de bilir, jandarma da bilir. Askerleri oraya niye getirdiler? Şaibeli olan budur! “O askerleri PKK’lilerin önüne niye attınız” diye onlara sormak lazım.


Silvan’ı iki tarafa da sormak gerekmiyor mu?


PKK de sorsun Silvan’ı. O da araştırsın. Kendi içinde bir provokasyon varsa bunu kamuoyuyla paylaşsın. Çünkü Silvan olayını hükümet kötüye kullandı. Barış sürecini bitirmek için kullandı. Silvan, tarihe bir kırılma noktası olarak geçti. Bu kırılmayı yaratan güçler ve kişiler kimler? İki taraf da araştırsın ve çıplak gerçek ortaya çıksın. Eğer devlet bugün PKK’nin silahları susturmasını istiyorsa...


Ne yapmalı sizce?


Eğer devlet bugün PKK’nin silahları susturmasını istiyorsa, PKK’de hâkimiyet sorunu yoktur. PKK’nin sınır dışına çekilmesini gerçekleştirecek olan şey, hükümet ile Öcalan’ın görüşmesidir. Ancak bu görüşme böyle bir sonucu verebilir. Aslında ortada yarım kalmış bir protokol var. İmralı ve Oslo görüşmeleri sonrasında hazırlanmış olan bu protokolün yürürlüğe girmesini isteriz biz. Ama o protokol hükümetin reddetmesi sonucunda yürürlüğe girmedi.


O protokolde neler vardı?


İşin doğrusu ben protokolün yazılı metnini görmedim.


Şerafettin Elçi’nin gördüğü, okuduğu belgeyi siz parti başkanı olarak görmediniz mi?


Şerafettin Elçi’nin gördüğü şey bizim yazdığımız metindir. BDP olarak bütün bu süreçte yapılan açıklamalardan, görüşme tutanaklarından çıkardığımız sonuçlardır. Tahminî olarak yazıya döktüğümüz şeylerdir bu metin. Yoksa bizim o protokolü görme şansımız ve yetkimiz yok. Protokolü bize ne hükümet ne de PKK gösterir. Kendi aralarında yaptıkları bir şey o.


Protokolde neler var?


Anayasa sürecine nasıl destek sunulacağından, silahsızlanmaya, sınır dışına çekilmeye kadar hepsi yazılmış o protokolde. Çok iyi bir yol haritası o protokol. Hükümet bunu yeniden güncelleyebilir. İtirazları varsa da tartışabilir. Sürecin yeniden kesilmemesi, İmralı ve Oslo müzakerelerini yürütenlerin birbirlerini daha iyi anlamaları ve karşılıklı güvensizliklerin ortadan kaldırılması için bu kez biz de destek olabiliriz, görüşmelere katılabiliriz.


Bu müzakereleri Karayılan yapamaz mı?


“Yürütebiliriz ama önderliğimiz tecrit altındayken hiçbir konuda karar veremeyiz” diyor. Sürecin yeniden başlayabilmesi için Öcalan’ın durumunun kesinlikle değişmesi lazım.


Siz, PKK’ya silahlı faaliyetlerini durdurması için çağrıda bulundunuz. PKK’dan sizin çağrınıza bir cevap geldi mi?


Yok.


Bir cevap gelmesini bekliyor musunuz?


Süreç karşılıklı gelişmedikçe, çağrılara somut bir cevap verebileceklerini düşünmüyorum.


Peki, bu çağrınızı Kürt halkı nasıl karşıladı?


Kürt halkı zaten çift taraflı ateşkes istiyor. Çünkü tek taraflı ateşkes sonuç vermiyor. Geçmişte hep yaşadık bunu. Mesela PKK ateşkes ilan ediyor ama operasyonlar sürüyor ve bir süre sonra ateşkes bitiyor. O yüzden biz, çift taraflı ateşkesle birlikte siyasi müzakere öneriyoruz şimdi. Ortada bir protokol var ve bu protokoller acilen yeniden müzakere edilmeli. Yoksa gerisi hayaldir!


Hayal olan nedir?


“Çağrılarla PKK sıkışır, Barzani şunu yapar, öteki bunu yapar” diye düşünmek hayaldir. Şu anda PKK, üç yıldır yürütülen müzakerelerin sonucunda ortak hazırlanan protokolün görüşülmesini istiyor. Bu protokol görüşülmediği ve Öcalan o görüşmelere katılmadığı müddetçe hiçbir şey değişmeyecek! Gerçek olan budur!


Bu protokolün görüşülmesi PKK’nın Silvan eylemiyle engellendi ve devlet tamamen güvenlik odaklı politikalara geri döndü. Bu protokolün görüşülmesini çok isteyen PKK, niye barışı sabote eden Silvan eylemini yaptı?


Ben PKK’nin her eylemini, hareketini açıklamak durumunda değilim. Ben sadece BDP’nin yaptığı işlerden ve eylemlerden sorumluyum ama şunu da net olarak biliyorum. Silvan olayı olduğunda, hükümet, protokolü çoktan reddetmişti.


Nasıl?


Çünkü ben bunu İmralı’da görüşme yapan, Oslo heyetinde bulunan biriyle konuştum. Kendisi, protokollerin hükümet tarafından kabul edilmediğini bize söyledi. Bize söylemişse, zaten PKK’ye de söylemişti, Öcalan’ın kendisine de söylemişti. Zamanlama olarak Silvan olayı protokolün reddedilmesinden sonradır. Dolayısıyla “protokoller, Silvan olayı sonrasında ortadan kalktı ya da reddedildi” bilgisi ve tesbiti yanlıştır. Tarihî bir yanılgıdır.


Eğer PKK protokol sürecini tekrar başlatmayı ve protokolleri kabul ettirmeyi çok istiyorsa, silahlı eylemlerle, karakol baskınlarıyla bunu yapması, protokolleri kabul ettirmesi mümkün mü?


Değil tabii ki. Silahlı eylemlerle veya öldürmekle hiç kimse, hiç kimseye bir şey kabul ettiremez. Silahlı eylemlerin çare olmadığını, sorunların çözümünde işimizi kolaylaştırmadığını hep söylüyoruz.


Kürt halkı da PKK’nın bütün silahlı faaliyetlerini durdurmasını istiyor mu?


Bunu istiyor ama Kürt halkı ordunun da operasyon yapmamasını istiyor. Karşılıklı silahların susması Kürt halkının genel talebi. Bakın... PKK silahı susturmuşken, tek bir gerillanın öldürülmesine dahi Kürt halkının tahammülü yok. Buna, sadece BDP’li Kürtlerin değil, AKP’li Kürdün de tahammülü yok. Ateşkes dönemlerinde PKK’li gerillaların öldürülmesine hiç kimsenin tahammülü yok. O yüzden ateşkes olacaksa çift taraflı olmalı ve beraberinde müzakere başlamalı. Hep şu yaşanıyor Neşe Hanım.


Ne yaşanıyor?


Ateşkese bir sonuç olarak bakılıyor ve herkes yerinde oturuyor. Oysa ateşkes bir ara aşamadır. Ateşkes aşaması doğru değerlendirilmezse, peşinden daha büyük bir savaş başlıyor. Hep böyle oldu.


Siz daha sonraki bir çağrınızda da, “Barış için Türkler AKP’den, Kürtler de PKK’dan bir şey beklemesin” dediniz. Ne demek istediniz?


“Türkler AKP’den, Kürtler de PKK’den barışı beklemesinler” derken, “Türkler ve Kürtler barış için oturup beklemesinler, barış için bir şeyler yapsınlar. Barış beklemekle gelmez” demek istedim. PKK ve AKP nasıl olsa barışı getirirler diye düşünülmesin. Din adamları, analar, sivil toplum örgütleri barış için mücadele etsinler.


Barış konusunda AKP’den tümüyle ümidinizi mi kestiniz?


Evet. Ben AKP’den 2008’den beri hiç ümitli değilim. AKP bu ülkeye durup dururken barışı getirmeyecek. Barış ve özgürlükler ancak toplumsal muhalefet güçlü olursa gelebilir.


AKP’nin çözümü sağlayamayacağını mı düşünüyorsunuz?


Çözümü sağlayabilecek gücü var ama niyeti yok. AKP istese bugün Kürt sorunu çözebilir ama AKP’nin özgürlük, demokrasi inancı bizim anladığımız gibi değil. Gerçek şu ki, AKP’nin bugün Kürt sorununun çözümünde kendisinden başka önünde bir engel yok. AKP’nin önündeki engel sadece kendi zihniyetidir.


AKP çözüm istemiyor mu?


İstiyor ama ideolojik temelleri, demokrasi anlayışları uygun değil. Kadının bedenine, kadının ruhuna müdahale eden bir insanın 20 milyonluk Kürt halkıyla ilgili özgürlükçü düşünmesini bekleyebilir misiniz siz? AKP’nin kafasındaki çözüm, diğer özgürlüklerde olduğu gibi kendi sığ ideolojik yaklaşımlarından ibarettir. Kürtajdan basın özgürlüğüne, milli eğitimden güvenliğe varıncaya kadar her konuya AKP ideolojik yaklaşıyor. Bu ideolojiye İslami de demiyorum.


Peki, ne diyorsunuz?


Keşke İslamiyet’in özüyle, sözüyle uygulayıcısı olsalar. Kürt sorunu herhalde bu aşamalara gelmezdi. Sonuçta İslamiyet bir barış, kardeşlik dinidir. İslamiyet’te tek dil, tek ırk, tek millet, tek bayrak yoktur. Bunlar biraz milliyetçi, biraz da İslami bir sosla hazırladıkları bir şeyi bize demokrasi diye yutturmaya çalışıyorlar. O yüzden, bu ülkenin ilericileri, demokratları AKP’yi zorlamalılar. Sadece Kürt meselesi değil, Türkiye’nin bütün meseleleri ancak demokrasi çıtası yükseltilerek çözülebilir. Başka türlü çözülmez.

 

 

 

NEŞE DÜZEL: AKP, bu ülkede demokratikleşme yolunda pek çok önemli adım attı. AKP için Kürt sorununun çözümünde hiçbir şey yapmadı diyebilir misiniz?


SELAHATTİN DEMİRTAŞ: 2002’de AKP’yi kuranlar, statükocu rejimden bunalmış olan toplumun değişim ve dönüşüm talebini doğru okudular. Özellikle AB süreci çok etkiliydi ve dış dinamik rüzgârını AKP’yi kuranlar doğru yakaladılar ve reform sürecini başlattılar. Ama...


Evet, ama...


Demokratik bir kültür oluşturamadıkları için bir müddet sonra güç ve iktidar delisi oldular. Devletleştiler! Aslında kendilerinin bile hayal edemeyeceği bir büyüklüğe ulaştıklarında, gücü kontrol etmek ve yönetebilmek adına yapacakları iki şey vardı. Ya devleti merkezden küçültecekler ve iktidarı demokratik yoldan yerelle paylaşacaklardı. Ya da baskıyı arttırıp hegemonik bir güce dönüşeceklerdi. Onlar, ikinci yolu seçtiler. Demokratikleşerek egemenliği dağıtmak yerine, merkezileşerek tek adamlığı öne çıkardılar.


Peki, AKP şimdi ne istiyor sizce?


Ortadoğu toplumlarında kadına bakış açısı, dünyaya bakış açısının en net hâlidir. Bu ülkelerde kadına bakış bir turnusol kâğıdıdır. Şöyle söyleyeyim. Bir insan kadın özgürlüğüne nasıl bakıyorsa, dünyaya da öyle bakıyordur. Binlerce yıllık erkek zihniyeti her alana sirayet etmiştir bu toplumlarda. Başbakan ve bakanlarına bakın...


Ne görüyorsunuz?


Kadınla ilgili kullandıkları sözler ve yaklaşımların aynısını diğer özgürlüklerle ilgili de gösteriyorlar. Başbakan’ın kürtaj tartışmasından yola çıkarak, Kürtlerle ilgili ne düşündüğünü rahatlıkla kestirebilirsiniz. “Ben sizin efendinizim” diyor. “Ruhların da, bedenlerin de halkların da efendisiyim” diyor. Kürtlerin istediği özgürlüğü ve eşitliği, bu başbakan sağlayamaz.


Leyla Zana, bu sorunu Erdoğan’ın çözebileceğini ve onun desteklenmesi gerektiğini söyledi. Siz bu sözler hakkında tam ne düşünüyorsunuz?


Leyla Hanım kişisel görüşlerini ifade etti. Biz parti olarak Leyla Hanım’ın “Başbakan desteklenmelidir, umut Başbakan’dır” görüşüne katılmıyoruz. Başbakan’ın sorunu çözmeye gücü var ama niyeti yok. Başbakan iktidarını zorda hissetmedikçe asla özgürlükler konusunda adım atmaz. Bu yüzden muhalefet, Başbakan’ın özgürlükçü ve demokrat olmadığını iyi teşhir etmeli. Başbakan oy kaybetmeye başlamalı ki, bir şeyleri değiştirebilsin. Yoksa değiştirmeyecek. “Güçlendikçe değiştirir. Biz onun arkasında durdukça ve Başbakan bizim verdiğimiz destekle güçlendikçe her şeyi değiştirir” tezi, 2007 sonrasında çöktü. Bunu artık herkes görmeli!


Bazı araştırmalar Erdoğan’ın oyunun arttığını ortaya koyuyor. Siz de kamuoyu araştırması yaptırıyor musunuz? Sizin yaptırdığınız kamuoyu yoklamaları ne gösteriyor?


Şu anda Türkiye genelinde iki partinin oyu artıyor. BDP’nin ve AKP’nin oyu artıyor. Ama AKP’nin Kürtler nezdinde oyu artmıyor. Aksine AKP, Kürtler nezdinde itibar, güven ve oy kaybı yaşıyor.


Leyla Zana sıradan biri değil. Erdoğan’ı böyle açıkça desteklemesi için bir neden olması gerekir. Siz bu nedeni biliyor musunuz?


Leyla Hanım’la telefonda biraz sohbet ettik. Yüz yüze gelmedik. Mutlaka bir açıklaması vardır.


Erdoğan’ı neden desteklediğini sormadınız mı?


Bizi ikna edememiş demek ki. Biz tatmin olmadık. Kendisinin AKP’ye ve Erdoğan’a bakışı, partimizin görüşleriyle uyuşmuyor. Sadece partimizle değil, Kürt halkının çok önemli bir kısmının görüşleriyle de uyuşmuyor. Partimizi destekleyen ya da desteklemeyen Kürt halkı, umudu Erdoğan’da görmüyor. “Ona güç ve destek verirsek, kesinlikle bu sorunu çözer” görüşü, sokakta hâkim olan bir görüş değil. Tam tersine, Roboski’de özür dilemeyi bile zulüm sayan bir başbakana Kürtler umut bağlamaz.


Zana, Hürriyet’teki röportajında, PKK’nın bölünmesinin yaratacağı olumsuz sonuçlara da dikkat çekiyor. “Sorunun çözümünü 50 yıl erteletir böyle bir bölünme” diyor. Zana, devleti mi uyarıyor?


Hükümeti uyarıyor. Çünkü 30 yılda devletin hep böyle bölme girişimleri oldu. Ama ben şu anda devletin resmî görüşünün PKK’yi bölmek olduğunu düşünmüyorum. Akıllıca olmaz bu. Şu anda devletin akıllıca davrandığını görüyorum. Devlet PKK’yi bölme girişiminde bulunmuyor.


Devlet niçin PKK’yı bölmek istemiyor?


Bölme, karşınızdaki gücü yani muhatabınızı daha tehlikeli kılar. PKK sonuçta örgütlü bir harekettir. Örgütlü bir güç her zaman muhatap alınabilir ve onunla birlikte çözüm geliştirilebilir. Bu gücün dağınık ve kontrolsüz bir hâle gelmesi ise tehlikelidir. Bu bölünme, ne Kürtlere, ne Türkiye’ye, ne de devlete yarar. PKK’nin birlik, bütünlük içinde kalması çözümü kolaylaştırır. Onun için devlet PKK’yi böleyim diye bir şeye girmez bir kez daha. PKK’yi tümden yok etmek ister ama bölme işine gitmez. Devlet daha çok BDP’yi bölmeye çalışacaktır.


Niye?


Çünkü BDP, parlamentoda grubu olan bir siyasi güç. Bu siyasi güç karşısında devlet, özellikle Kürt coğrafyasında zorlanıyor. Bu yüzden de bölmeye çalışıyor. Bir de Başbakan, hangi partiden birkaç oyu biraraya getirebiliriz de, kimseye muhtaç olmadan tek başımıza anayasamızı yapabiliriz diye bir hesabın içinde. Yüzde üç dört oyu daha olsa tek başına anayasayı referanduma götürebiliyor çünkü. Ama BDP’de ona ekmek yok. Blokla anlaşmadığı müddetçe bizden üç oy değil, tek oy bile alamaz.


Meclis Anayasa Hazırlama Komisyonu’nda BDP de var. Karayılan Başbakan’ın çok istediği başkanlık sistemini desteklediğini söyledi Avni Özgürel’e. Siz de başkanlık sistemini destekliyor musunuz?


Bu hâliyle desteklemeyeceğiz. Biz yerinden yönetim modellerini öneriyoruz. Özerklik, eyalet, federasyon tartışmaya açılmalıdır. Eğer bunlar benimsenirse, başkanlık sistemi anlamlı olur. Bizim önerdiğimiz demokratik özerklik, başkanlık sistemiyle de parlamenter sistemle de uyuşur. Yoksa bu hâliyle başkanlık sistemi diktatörlük sistemi olur.


Siz, “Kürtlerin sadece AKP’den değil, ateşkes için PKK’dan da bir şey beklememesini” söylediniz. Ateşkes için PKK’dan da bir şey beklemiyor musunuz?


Hayır, hayır... Söylediğim şey çok farklı benim. Niye sözlerim anlaşılmıyor ki! İnsanlara, “barış gelsin diye oturup beklemeyin, bir şeyler yapın” diyorum ben. Yoksa ben, “barış oralardan gelmez” demiyorum. Tabii ki bu ülkeye barışı getirecek olan PKK ile AKP’nin uzlaşmasıdır. Barış, onların anlaşmasıyla gelir. Ama onların oturup anlaşacağı günü beklemeyin diyorum ben. Sizler de barış için mücadele edin, onları barış yapmaları için zorlayın!


Zorlanmazlarsa ne olur?


Zorlamazlarsa barış gelmez. Zorlamaları lazım. Kürtler PKK’yi, Türkler de AKP’yi barışa zorlamalı. Biz zorlamazsak 50 sene daha savaşabilirler. Bunu anlatmaya çalışıyorum ben. Nasıl olsa PKK bir gün bize barışı getirir, AKP bir gün barışı getirir demeyin, tarafları barış için zorlayalım, diyorum.


Sorunu halklar çözsün, diyorsunuz. Kürt halkının temsilcisinin artık BDP olduğunu mu düşünüyorsunuz?


Kürt halkının legal alandaki, siyasal seçilmiş temsilcisidir BDP. PKK ise sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’daki Kürtlerin de önemli desteğini sağlamış bir örgüttür. PKK, BDP’den çok daha büyük bir alana hükmediyor. Daha büyük bir nüfuz ve siyasi gücü var. BDP Türkiye’de seçimlere giriyor ama PKK’nin Suriye, İran ve Irak’taki Kürtler üzerinde de büyük bir siyasi gücü var


Irak Kürdistan’ında Barzani’nin başkanlığında yarı bağımsız bir devlet var. Bu devletin bir ordusu var. PKK ise bu ülkenin içinde Kandil’de silahlı bir güç. Üstelik siz, PKK’nın orada siyasi bir güç olduğunu da söylüyorsunuz. PKK’nın siyasi bir güç olması Barzani’yi rahatsız etmiyor mu?


Söylemlerinde bunu ifade ediyor. “Kandil’de barındırmayız” diyor. PKK’nın Kandil’de üç dört bin gerillası var. Bunun siyasi etki yaratmadığı düşünülebilir mi? PKK, büyük bir siyasi güçtür orada.


Kendi devletinin topraklarında ayrı bir silahlı gücün dolaşmasına izin verebilir mi Barzani?


Vermezse ne yapacak?


PKK’yı Kandil’de barındırmaz.


Bugüne kadar Kandil’e çıkmış Kürt liderlerini kim indirebildi? Talabani ve Barzani de on beş yıl önce Kandil’deydi. Saddam’a karşı savaş yönetiyorlardı. Saddam indirebildi mi onları? Kuşatabildi mi kimse Kandil’i? Barzani herhâlde herkesten daha iyi biliyor Kandil’in ne olduğunu? Bugüne kadar Kandil’e çıkmış Kürt liderler çözüm olmadan Kandil’den inmediler. Kim Kandil’e çıkmışsa, Kandil’i mesken tutmuşsa çözüm olmadan oradan inmediler. Çünkü Kandil zaptedilemez bir coğrafyadır. Kaldı ki PKK orada siyasi ve askerî olarak tümüyle kontrolü ele geçirmiş durumda.


Anlamadım...


PKK sonuçta sadece beş bin gerilladan ibaret bir örgüt değil. Avustralya’dan Amerika’ya, Avrupa’dan Ortadoğu’da Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın tamamında siyasi olarak etkisi var PKK’nin. Siyasetin belirlenmesinde etki gücü var. Kandil bölgesinde onbinlerce nüfus, PKK’nın sempatizanıdır aynı zamanda. Hewler’deki, Süleymaniye’deki Kürtler PKK’ye sempati duyuyorlar. Bunları gidip yerinde gözlemleyebiliyoruz biz.


Son zamanlarda herkes “Kürt sorunu global bir hâle geldi” diyor. Bununla ne kastediliyor sizce?


Artık bölgesel bir sorun Kürt sorunu. Küresel güçlerin de etkili olduğu ve etki etmek istediği bir sorun bu. İşin Suriye, İran ve Irak boyutu var. Mesela Suriye’de şu anda Kürt nüfusun yüzde 80’i PKK sempatizanıdır. Ve oradaki Kürt nüfus, Esat rejiminin geleceğini belirleyebilecek bir pozisyondadır. Esat’a muhalefetin lideri de bir Kürt oldu şu anda.


Türkiye’ye rağmen mi oldu?


Olmadı tabii ki. Türkiye, Kürtlerin desteğini almak istiyor. Ama Türkiye, Suriye Kürtlerinin güvenini kazanmak istiyorsa, işe Türkiye Kürtlerinden başlamak durumundadır. Önce Türkiye Kürtleriyle güven ilişkisi kuracak ki, Suriye Kürtleri ona güvenebilsin. Bu işler çözülmeye Türkiye’den başladığı takdirde, Türkiye’nin Suriye’de manevra olanağı güçlenir. Dolayısıyla Kürt denklemi artık “Biz Kürt realitesini tanıyoruz. Kürt kardeşlerim, canlarım, ciğerim” demenin çok ötesine geçti! Kürtler Ortadoğu’da şu anda siyasete yön veren bir aktör. Kürtler bir güç artık. Ortadoğu siyasetini hesaplayan herkes Kürtleri hesaba katmak zorunda.


BDP’ye dönersek... Türkiye’de BDP ateşkes için Kürt halkı adına tek başına mı konuşacak bundan sonra?


Hayır, tek başımıza biz konuşamayız. Öcalan bir realitedir. Kesinlikle kendisiyle görüşülmesi ve konumunun değiştirilmesi lazım. İmralı’da bu şekilde rehine muamelesi gördüğü müddetçe BDP’nin de eli kolu bağlanır. Biz de bir şey yapamayız. O nedenle KCK, Öcalan ve BDP eş zamanlı olarak devreye girmeli. Çünkü artık şu bir gerçek. BDP’yi, Öcalan’ı ve KCK’yi birbirinden izole ederek müzakere yapmaya çalışırsanız bu iş yürümüyor. Hükümet üçüyle de temasta olmalı.


Peki, BDP olarak Kürt ve Türk halkına önerdiğiniz bir çözüm paketiniz var mı?


Var. Biz defalarca kendi yol haritamızı hazırladık, madde madde sıraladık. Küçük küçük adımlarla başlamak lazım. Biz sorunu bir haftada çözelim ve çözeriz iddiasında değiliz. Bir iki küçük adım herkesin işini inanılmaz kolaylaştırır. Ama o küçük adımlar atılmıyor ve atılmadığı müddetçe de çözüm yolunda yürümek imkânsızlaşıyor.


O küçük adımlar neler? Silahsız bir çözüm olması gerektiğine mi inanıyorsunuz siz?


Kesinlikle. Terörle Mücadele Kanunu bir facia. Türk Ceza Kanunu’nda ifade özgürlüğü önündeki engeller de facia. Tutuklamalara neden oluyor bunlar. Bu yüzden birinci küçük adım, yasal değişiklikler olmalı. Tutuklananlar serbest kalmalı. Biz şiddeti teşvik eden, şiddeti kullanan, şiddete karışan ve alenen övenleri cezalandırın diyoruz. Bunlar, ifade özgürlüğü değil.


İkinci adım ne olmalı?


İkinci adım, Öcalan’ın konumu değiştirilmeli ve sürece katkı sunabilmeli. Üç, ortak bir diyalog mekanizması kurulmalı. Bu adımlar, silahların susmasını sağlar. Silah bırakılmasının yolunu açar. Süreç böyle gelişirse, bence Öcalan, PKK’yi sınır dışına çıkarma talimatını verir.


Kürt sorununun çözümü için AKP ile diyalog başlatan CHP, size de geldi mi?


Hayır gelmedi. CHP gibi bir parti sonuçta barış için bir hamle yaptı ama Başbakan’ın açıklamalarından anlaşılıyor ki, CHP’yi biraz kendi kuyruğuna takıp bu meselede biraz zaman kazanmak istiyor. CHP’ ile başlatılan süreç için “İki üç ay bekleyeceğiz... Bir şey çıkmazsa blöf yapmışlar” diyeceğiz” diyor. İki üç ay niye bekliyorsun? Bu mesele, böyle beklemeleri kaldıracak bir mesele değil ki! Çocuklar ölüyor! Sen başbakan olarak meseleye bugün el atmak zorundasın.


Peki... PKK, sizin “silahlı faaliyetlere son verin” çağrılarınıza cevap vermezse ve silahlı saldırılarını sürdürürse, ki sürdürüyor, siz ne yapacaksınız?


Ortada bir savaş var. Birbirini öldürmeye çalışan iki güç var. Biz gene de bu savaşı durdurmaya çalışırız. Ama savaşı durdurmayı, PKK’yi durdurmayı, PKK’yi bitirmek olarak algılamamak lazım.


Nasıl algılamak lazım?


Savaşı durdurmak, savaşan iki tarafı durdurmaktır. Bakın... Silvan olayının üzerinden bir yıl geçti. PKK, ordu ve polis güçleri arasında bir yıldır her yerde savaş durumu var. Oysa Silvan olayının öncesinde PKK tarafından tek taraflı bir ateşkes vardı. Hükümet bu ateşkese cevap vermedi ve Silvan olayından sonra ateşkes fiili olarak bitti. Anlayacağınız, bir tarafı durdurmak, savaşı durdurmuyor. İki tarafı da durdurmamız lazım. Savaşı durdurmak, savaşan iki tarafı durdurmaktır!..


Başbakan Erdoğan da böyle düşünüyor olmalı ki, “PKK silahlı eylemini bitirirse, ordu da operasyon heveslisi değil” diye açıklama yaptı.


Ben Başbakan’ın sözlerine güvenmiyorum. Aksine operasyona meraklı olduğuna inanıyorum. Kış boyunca PKK eylem mi yapıyordu? 2002’den bu yana PKK birkaç defa ateşkes ilan etti, sınır dışına çekildi. Sen o dönemde operasyonları hiç durdurmadın. PKK’lileri hep öldürdün. Lütfen Neşe Hanım karşılaşırsanız Başbakan’a şunu sorun. Bu ülkede vicdanlı bir gazeteci lütfen Başbakan’a şunu sorsun.


Neyi sorsun?


Bu kış Bitlis’te 15 kadın gerilla bir mağarada bekliyorlardı. Ne eylem hazırlıkları ne de bir planları vardı. Gittiniz, o 15 kadını mağarada birarada öldürdünüz. Bu savaşın tarihinde ilk kez 15 kadını topluca öldürdünüz. Operasyon merakınız yoksa, niye karların içindeki o 15 kadını öldürdünüz?


Konuşmamızın başında, Başbakan’ın “PKK silahlı eylemini bitirirse, ordu da operasyon heveslisi değil” sözlerini, böyle yorumlamadınız. Başbakan’ın bir PKK saldırısına ilk kez daha yumuşak bir üslupla cevap verdiğini söylediniz. Çelişkiye düşmüş olmuyor musunuz?


Başbakan Sri Lanka modelinin tutmayacağını, PKK’yi bitiremeyeceğini anladı ve bu yüzden daha yumuşak bir üslupla cevap veriyor şimdi.

 

 

25-26 Haziran 2012

. 

Neşe Düzel / Taraf
         neseduzel@gmail.com

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur