DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Yalancı değil kalıcı bahar



Kurdinfo:14:37 - 18/6/2012

Kürt sorununun çözümü, tüm Türkiye’nin insan hakları meselelerinin darboğazından çıkmasını sağlamak, siyasetin sürekli puslu, problem çözmek yerine kutuplaşmalarla yeni krizler üreten yapısından kurtulmasını sağlayacak, bir ortaklık ve diyalog projesidir.


Artık, 'makus kaderin' zincirlerini kırma zamanı geldi. Siyasette, Akil İnsanlar Komisyonu görüşmeleriyle geliveren, bu haftaki 'bahar havası', kalıcı biçimde tüm Türkiye'nin mevsim normalleri haline gelebilir

Türkiye, bu hafta birkaç günlüğüne bambaşka bir ülke oldu. Birden, son dönemlerde Türkiye’ye atfedilen “model ülke” ifadeleri, karşılığını buldu. Çünkü, hemen yanıbaşındaki Suriye’den her hafta katliam haberleri gelir, Ermenistan-Azerbaycan arasındaki Karabağ sorunu yeniden can almaya başlarken, birden Türkiye, kendi içindeki kan akıtan sorunlarını, büyük bir siyasi olgunlukla çözebileceğinin ilk kıvılcımına sahne oldu.

Bu hafta, ülkenin iktidar ve ana muhalefet partisinin bir araya gelerek, CHP’nin Kürt sorununun çözümü için, ‘Akil İnsanlar Komisyonu’ kurulması önerisinin tartışılması, elbetteki Türkiye tarihinde bu konuda atılmış ilk adım değildi. Denebilir ki, Kürt sorunu ile ilgili siyasetin çabaları, neredeyse Cumhuriyet tarihi kadar eski. 1925’te Dahiliye Vekili Cemil Uybadın ve Meclis Başkanı Abdülhalik Renda’nın raporlarıyla başlayan, sorunun adını koyma, içeriğini teşhis etme ve olası çözüm yolları önerme adımları, sivil toplumda ve devlet bünyesinde hazırlanan 100 kadar raporla günümüze kadar geldi.

Hep aynı ikilem yaşandı: Güvenlik eksenli politika mı, sivil eksenli siyaset mi? Hep, güvenlik ekseni kazandı, sonuçları da ortada. Sadece son 30 yılda, 50 bini aşkın insanın yaşamına mal olan, 45 bin kadar şiddet olayının yaşandığı, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün verilerine göre 2 milyon kadar kişinin yerinden edilerek ‘iç mülteci’ konumuna düşürülmesi, müthiş bir insani dramı ortaya çıkardı.

İnsani kayıpların oluşturduğu iç yakan tablo yeterince sarsıcı değilmiş gibi, 300 milyar doların üzerindeki güvenlik bütçesi, ülkenin neredeyse yarısının 50 yıllık bir süredir sıkı yönetim altında yaşaması da, ekonomik ve sosyal travmaların boyutunu oluşturdu.

“Doğu”, “Terör”, “Şark”, “Güneydoğu”, “Kürt” sorunu, isminde bile anlaşamadığımız sorun, varlığının inkârına rağmen son derece gerçek ve bahsettiğimiz rakamların da ortaya koyduğu gibi çok yakıcı. Hafta ortasında, Ankara’da AKP-CHP buluşması yaşanırken de, ‘bölgeden’ gelen haberlerde, hep tutuklamalar, yargılamalar, gözaltılar, kaçırmalar, kepenk kapatmalar, ölümler vardı. 

Bilinmeyen dil: Sevgi dili
Bu görüşmenin birkaç gün öncesinde, 30 yılı aşkın bir çatışma sürecinin yorgunluğunu, acısını, deneyimini yaşamış olan Diyarbakır’da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kente 12. ziyaretini gerçekleştirirken, “25 katrilyon yatırım yaptık, Kürtçe televizyon kurduk, çözüm için gövdemizi ortaya koyduk, bölünmüş yollar yaptık...Hep sevgi diliyle konuştuk, bundan sonra da sevgi diliyle konuşmaya devam edeceğiz” demişti.

Başbakan, şunları da sözlerine eklemişti: “2001’de neredeysem bugün de aynı yerdeyim.”
Başbakan 12 Ağustos 2005’teki Diyarbakır sehayatinde, “İlla ad koyalım diyorsanız, Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, hepimizin sorunudur. Benim sorunumdur” demişti.
Erdoğan’ın bu sözleri, daha sonraki yıllarda, kaynağının ne olduğu bilinmez bir devlet geleneğine esir düştü. Süleyman Demirel daha 1992’de “Kürt realitesini” tanımış, daha sonra Mesut Yılmaz “Avrupa Birliği’nin yolu Diyarbakır’dan geçer” diyerek Kürt sorununun çözümünün hayatiliğine dikkat çekmişti.

Şu anda cezaevinde bulunan ama 1990’larda, Susurluk skandalı dâhil bu karanlık dönemin önemli aktörlerinden biri olan Mehmet Ağar bile meselenin güvenlik eksenli bir zihniyetle çözülemeyeceğini itiraf edercesine “düz ovada siyaset” yapılması gerektiğini söylemişti.

Demek ki, aslında, tüm siyasetçiler ne yapılması gerektiğini biliyor ama çözüme yönelik adım atılmasına sıra geldiğinde, iş başa düştüğünde, geri adım atılıyor.

2006’da gözleri önünde cereyan eden bir olay öncesinde Erdoğan’ın kurduğu bir cümleyi bir Diyarbakırlı olarak hatırlatayım: 28 Mart 2006’da kent merkezinde yaşanan olaylarda aralarında çocukların da bulunduğu 14 kişi hayatını kaybetmişti. Bu olaylardan hemen önce Başbakan’ın talimat niteliğindeki “sevgi sözleri” şöyleydi: “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereken yapılacaktır.” Güvenlik güçleri, gerekeni yaptılar ve 14 sivil öldü. Her ziyaretinde artan biçimde, Diyarbakır’da keskin nişancılarla, polis barikatlarıyla, gözaltı dalgalarıyla kendi halkından korunan Başbakan Erdoğan, 4 Eylül 2008’deki ziyaretinde kente “modern” bir cezaevi vaadinde bulunmuştu. Aslında Erdoğan’ın şu ana kadar ‘bölge’ halkına verdiği en somut ve gerçekçi vaadi buydu. 

Hepimizi vuruyor
Kürt meselesi, insanların, bireylerin, vatandaşların temel hak ve özgürlük taleplerinin sorunu. Oy devşirilecek veya siyasi rant sağlanacak bir mesele değildir, Kürt sorununda güvenlik eksenli politikalar uygulanması, tüm Türkiye’nin insan hakları sicilini karartıyor.

Diyarbakır’da, Yükseova’da, Van’da, Mersin’de, Şırnak’ta, tüm ‘bölgede’ yaşanan insan hakları ihlalleri, çatışma ve kutuplaşmalar, İstanbul, İzmir, Edirne, Trabzon’da da, hak ihlalleri olarak bana, size, hepimize geri dönüyor.

CHP, Toplumsal Uzlaşma Komisyonu’nda, ‘Akil İnsanlar Komisyonu’ yolu ile ilk önce hak ve özgürlük talep eden Kürtleri, ama yalnız onları değil barış, kardeşlik, uzlaşma ve demokrasi ekseninde birlikte yaşama iradesi ortaya koyan bütün toplum kesimlerini ve çözüm önerilerini dinlemeyi ve bugünden başlayacak uzun soluklu sağduyuya dayalı bir süreci hedefledi.

“PKK lideri Öcalan’ın önerisidir” diye bir sarı propagandayla, yani “korkutup, ürküterek gözden düşürme” amacıyla karalanmaya çalışılan “Akil İnsanlar Komisyonu” fikri, meclis bünyesinde temsil edilen halkın iradesine alternatif yapı değil. Bu komisyonlar, Meclis dışında bulunan ancak deneyimlerini, bilgi birikimi ve tecrübeleri, uzmanlık ve eleştirel yorumlarından hareketle, herhangi bir siyasi kazanım veya bağları olmaksızın, bağımsız, çözüm odaklı görüşlerini toplumun dikkatine sunabilecek, kanaat önderlerinden oluşur. Akil insanlar, politikacılardan farklı biçimde, bir parti ile bağları olmadığından, siyaset üstü bir şekilde, ‘herkesi’ ilgilendiren sorunların, konuların çözümlenmesi, tartışılmasına katkıda bulunur. Akil İnsanlar Komisyonu, “bireysel farklılıklara saygılı ve ortak kadere baş koymuş” toplumlar için de kilit rol oynayabilecek bir fikir alışverişi mekanizmasıdır.

Akil İnsan Komisyonu, Meclis’i ve seçilmişlerin iradesini dışlayan bir yapıya değil, tersine Meclis’te halkın iradesini destekleyen bir yaklaşımın parçasıdır. Siyasi kutuplaşmalar veya tartışmaların ötesinde, bağımsız uzmanlar ve kanaat önderlerinin, sorunlara yaklaşımları, sunabilecekleri siyaset üstü yorumlar, politikacılar içinde ufuk açıcı rol oynayabilir. Bu nedenle de, siyasi farklılıklar arasında köprü kurucu bir görev oynayan, siyasetin günlük tartışmaları ötesinde, geleceğin ufuklarına bakabilmeyi sağlayan akil insanlar komisyonu olgusunu, Türkiye’nin kendisi “dünya barışı” için giriştiği bir projede kullanmıştı.

Medeniyetler İttifakı projesini anımsayalım. İlk kez İspanya Başbakanı Luis Rodríguez Zapatero’nun 21 Ekim 2004’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ortaya atıldı. Başbakan Luis Rodriguez Zapatero ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı, Birleşmiş Milletlerin desteğini alan Medeniyetler İttifakı projesi çerçevesinde, 2005’te çeşitli ülkelerden bilim insanı ve devlet adamlarından oluşan “Üst-Düzey Akil İnsanlar Grubu” oluşturuldu.

Türkiye’nin bir parçası olduğu Avrupa genelinde ve Avrupa Birliği özelinde de, Akil İnsanlar Komisyonları, sıklıkla çeşitli siyasi konuların tartışılmasına katkıda bulunuyor.
Örneğin, Avrupa Birliği’ni gelecekte nelerin bekleyebileceği konusunda fikir üreten, 14 Aralık 2007’de oluşturulan akil insanlar komisyonuna, “Akis Grubu” adı verildi. İş dünyası, sanat camiası, akademik hayat ve (aktif siyasette yer almamak şartıyla) politikacılardan oluşan 12 kişilik komisyona, İspanya’da askeri vesayetin sona ermesinde önemli rol oynayan eski Başbakan Felipe González başkanlık yapıyor.

Bunun dışında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin nasıl daha etkin bir yapıya kavuşabileceği üzerine kafa yoran “Akil İnsanlar Komisyonu”ndan, Avrupa Birliği’nin “demokratik hukuk devleti” kavramına nasıl daha uygun bir yapıda olabileceğini sorgulayan Venedik Komisyonu’na, AB bünyesinde bu yapıda birçok faaliyet grubu çalışmalarını sürdürüyor.

Bu tür komisyonların kullanımı Kanada’da, ekonomik yatırımlarda federal bir çatı yapı oluşturmaktan, Belçika’da, bir türlü kurulamayan koalisyon hükümetinin temelini atmaya, birçok farklı örnekte kullanılıyor. Kürt sorununun çözümü, tüm Türkiye’nin insan hakları meselelerinin darboğazından çıkmasını sağlamak, siyasetin sürekli puslu, problem çözmek yerine kutuplaşmalarla yeni krizler üreten yapısından kurtulmasını sağlayacak, bir ortaklık ve diyalog projesidir. 

Sezgin Tanrikulu: CHP Genel Başkan Yardımcısı

Radikal 2 / 10/06/2012

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1090830&CategoryID=42




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur