DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Türkiye’nin Suriye çıkmazı



Kurdinfo:13:35 - 7/5/2012

Kendi vatandaşlarıyla yıllardır iç çatışmalar yaşayan bir devletin, iç çatışma yaşayan ülkelerde barış rolünü üstlenmesi, barışa katkı yapması nasıl mümkündür?


ABD, 11 Eylül saldırılarından sonra, İslam düşmanlığı temelinde geliştirdiği yeni stratejisinin bir gereği olarak yaklaşık bir yıldır Suriye’de bir istikrarsızlık yaratma gayretindedir. Suriye halkının Beşar Esed zulmüne karşı verdiği mücadeleyi bir araç olarak kullanması ise, istikrarsızlaştırmanın en kirli boyutunu oluşturmaktadır. Ayrıca Irakta gerçekleştirilen Sünni-Şii çatışmasının bir benzeri de Suriye’de tezgâhlanmaktadır.

Biliyoruz ki mezhep çatışmaları, Ortadoğu’da güç dengelerini yeniden belirlemek için en önemli araçlardan biridir. Bu nedenle de Körfez ülkeleri, Irak, İran ve Suriye’de mezhep çatışmalarını kolaylaştırıcı stratejiler geliştirilmektedir. Bölgede güç dengelerinin ABD ve İsrail’in lehine korunması için Suriye’nin seçilmiş olması anlaşılır bir durumdur. Zira İran ile ittifak içinde olan tek devlet Suriye’dir. Yine Suriye, bölgede topraklarında ABD’ye üs vermeyen tek ülkedir. Bunun için de ABD ve müttefiklerinin tek hedefi Suriye’de rejim/yönetim değişikliği yapmaktır. Suriye’ye “demokrasi” getirme iddiası da uygulanmakta olan stratejinin aldatıcı parlak bir kılıfıdır.

 

Afganistan, Irak, Darfur, Libya katliamlarına sessiz kalan, kimi yerlerde işgalcilerle ittifak içinde olan Türkiye’nin, Suriye’deki çatışmalara “demokrasi” ve “insan hakları” temelinde yaklaşması böyle bir politik stratejiden ibarettir. Türkiye’nin yeni Ortadoğu politikaları, emperyal işgalleri ve dış müdahaleleri meşrulaştırmaya hizmet etmektedir. Bu bağlamda Türkiye, emperyalizmin taşeronu olmaktan başka bir işlevi olmayan NATO’nun ileri bir karakolu görevini yapmaktadır.

 

Türkiye’nin uluslar arası çabaları ve İstanbul’da yapılan Suriye Dostları Konferansı, Suriye’ye doğrudan bir müdahale için zemin hazırlamaya yöneliktir. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi NATO üyesi ülkeler yanında Suudi Arabistan, Katar ve diğer Körfez devletleri aynı amaçla Konferansa katılmışlardır.

 

Bahreyn’deki halk isyanını askeri operasyonla bastıran Suudi Arabistan, Suriye’de Esed muhaliflerine ve “Özgür Suriye Ordusu” olarak örgütlenen silahlı gruplara Katar ile birlikte 100 milyon dolar tutarında bir fon oluşturduğunu kamuoyuna ilan etmiştir. AK Parti iktidarıyla Ortadoğu’nun en etkin ülkesi haline gelen Türkiye, bugün Katar ve Suudi Arabistan gibi ABD ve İsrail işbirlikçisi yönetimlerle ittifak içinde olması düşündürücü olsa gerek. Bir taraftan Filistin’e destek verilirken, diğer taraftan NATO şemsiyesi altında bölgede ABD ve İsrail politikalarına hizmet eden bir denklemin içinde yer almak büyük bir çelişkidir. Türkiye’nin de yer aldığı yeni konseptin İsrail’in lehine geliştiğinden hiçbir kuşku yoktur. Ortadoğu’da dengelerin tamamıyla İsrail’in lehine değişmesi Türkiye’nin de yararına olmayacaktır. Suriye’nin İran ile birlikte Hamas ve Hizbullah’a verdiği destek, en azından güç dengelerinin bütünüyle İsrail’in lehine olmasına bir engel oluşturduğu bilinmektedir. 

 

Ortadoğu ve Müslüman dünyasının en karizmatik liderlerinden biri haline gelen Başbakan R.T. Erdoğan’ın, bölgede izlediği politikalar nedeniyle bugün itibariyle imajının olumsuz yönde etkilenmeye başladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Afganistan, Irak, Libya, Suriye gibi ülkelerin içişlerine müdahale konusunda ABD ve Batı güçleriyle işbirliği içerisinde etkin rol oynaması, Müslüman dünyasının Türkiye’ye bakışını olumsuz etkilemektedir. 

 

Özellikle Suriye ile ilişkilerinde son on yıldaki olumlu gelişmelerin ardından, siyasi, ekonomik ve güvenlik gibi hayatı alanlarda tam bir işbirliğinin sağlandığı, bu nedenle de iki ülke arasında vizelerin dahi kalktığı ve ortak Bakanlar Kurulu’nun yapıldığı bir barış-kardeşlik atmosferinden sonra iki dost ülke! görüntüsünden birdenbire iki düşman ülke durumuna düşmek Türkiye açısından son derece olumsuz değerlendirilmektedir.

 

Suriye’nin içişlerinde Türkiye/Başbakan’dan beklenen taraflardan birinin arkasında durmak değil, iktidar-muhalefet çatışmasını sonlandırmak ve tarafları uzlaştırmaktı. Ne yazık ki Türkiye bu rolü oynamayarak tarihi misyonunu yerine getirememiştir.

 

Baas rejimi ve uygulamalarını hoş görmek, Baba geleneğini sürdüren Esed ve yönetimini desteklemek demokrasi, insan hakları, adalet ve İslam düşüncesi gibi değerlerle izahı mümkün değildir. Esed’in uygulamalarının uluslararası müdahaleyi davet eder nitelikte olduğu da doğrudur. Ancak Sorun Esad’ın zulmü ve Baas rejimi değildir. Esed’in kendi halkına, Müslümanlara zulüm ettiği bilinmiyor muydu? Türkiye-Suriye ilişkilerinin bu gerekçelerle bozulduğuna inanmak en azından bilgisizliktir.

 

Bir ülkede rejimi değiştirme isteği ve iradesi halkına aittir. Hangi gerekçe ile ve kimden gelirse gelsin, dışarıdan yapılan çıkarcı/emperyal müdahalelerin meşruiyeti yoktur. İşin Türkiye’ye bakan yönü daha vahimdir. Darbe Anayasası ile Ortadoğu devletlerine rejim/demokrasi dersi vermek ne kadar inandırıcıdır? Kendi vatandaşlarıyla yıllardır iç çatışmalar yaşayan bir devletin, iç çatışma yaşayan ülkelerde barış rolünü üstlenmesi, barışa katkı yapması nasıl mümkündür? Olsa olsa çatışmaların tarafı olabilir, ne yazık ki Türkiye’nin pozisyonu da bundan ibarettir.

 

Bu sebeplerden ötürü Hükümet’in Ortadoğu’daki değişimi yönetme iddiası gerçekçi olmamakla birlikte doğru bir dış politika stratejisi de değildir. Türkiye’nin İran, Irak ve Suriye gibi komşularıyla kavgalı hale gelmesi, ABD-İsrail çıkarlarına hizmet edecektir. Bu gerçek bilinmesine rağmen, AK Parti etkisiyle/mülahazasıyla gelişmelere sessiz kalan İslami çevreleri anlamakta güçlük çekiyorum. Demokrasi adına müdahale çığırtkanlığı yapan hükümet yanlısı medyanın hali ise 28 Şubat ve Irak işgalini meşrulaştırmaya çalışan medyadan pek farkı olmasa gerek. Irak işgali sırasında ABD-Saddam tercihine benzer bir çaresizlik ve dayatma Esed-ABD/Batı tercihinde de yaşanmaktadır. Sergilenmekte olan bu oyunlara destek vermenin vebali Esed ve benzerlerinin zulmü kadar vebal olduğunu unutmayalım. Ülke çıkarları gerekçesiyle de olsa küresel kapitalizmin hizmetinde olmak, İslam düşüncesi ile izah edilemez.

 

ab_erdogmus@hotmail.com

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur