DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Kızıldere’de devlet devletliğini göstermişti!



Kurdinfo:19:16 - 28/3/2012

1975 yılında Jandarma Wêranşar’da (Viranşehir’de) 9 Kürt köylüsünü öldürdü. Hiç kimse hesabını sormadı.



Bizde devlet partilerinin politikacıları ve “güvenlik gücü” denilen silahlı baskı güçlerinin en öndeki özellikleri devlet tapıncıdır. Fakat tapınma toplumdan beklenir, çünkü kendileri devleti temsil ettiklerinden, istedikleri devlet tapıncı somutta kendilerine tapınılmasıdır.

Dün olduğu gibi, bugün de yaptıkları otorite manyaklığıdır. Aslolan, toplumda her şeyden fazla önemli gösterilen devlet otoritesidir, devlete –somutta kendilerine--yurttaşların kayıtsız şartsız itaat etmesidir. Mutlak surette boyun eğmesidir.

KOÇGİRİ’DEN ROBOSKI’YE

Osmanlı’nın öldürdüğü on binlerce Türkmeni, yüz binlerce Ermeni’yi Cumhuriyetle ilişkilendirmesek ve salt bugünkü sistemi ele alsak bile, siyasi otoritenin BMM Hükümetinde olduğu 1921’de Koçgiri’de Sakallı Nureddin Paşa ile Ankara devletine çalışan Giresunlu eşkıya Osman Ağa’nın döktüğü Kürt ve Kızılbaş kanı, 1925 Kürdistan ayaklanması, Ağrı isyanlarındaki sindirme katliamları, Zilan Deresinin cesetle dolu olduğunu, herkesin öldürüldüğünü devletin beyan etmesi, Dersim katliamı... Hepsi otorite manisidir...

Sadece bu kadar da değil, İstiklal Mahkemeleri nedir? Kürdistan isyanlarında haklı taleplere karşı gösterilen şiddet de değil, Menemen Vakasında 28 idamla General Mustafa (Muğlalı) riyasetindeki İstiklal Mahkemesinin şeriatçılara kullandığı şiddet de otorite manisidir. İrticayla, şeriatla tabii ki, hiçbir bağımız olamaz, ama onlar gericidir diye tenkil politikasını aklamak olası değil.

Menemen olayı 1930’daydı. Aynı Mustafa Paşa 1943’te 3. Or. Kumandanı olarak --Reisicumhur İsmet İnönü ve Gen. Kur. Bşk. Fevzi Çakmak’ın “git bu işi hallet” talimatıyla—Qerqeli’de (resmi adıyla Özalp’da) 32 kişiyi sorgusuz, sualsiz kurşuna dizdirmişti. Bu kez mahkeme yoktu, öldürülenler devlete karşı suç da işlememişlerdi. Ama rejimin Kürt fobisi 32 yurttaşımız öldürmek için yeterli gerekçeydi. Mahkemeli ya da mahkemesiz insanlar niçin öldürüldüler? Devlet için! Hukuk nerede? Yok. Adalet derseniz “kanun benim” diyenlerin adaleti. Nitekim aradan bir yıl geçmeden Reisicumhur İsmet İnönü Van’a geldi, açık hava toplantısında halkın gözünün içine baka baka, “Şark’ta Muğlalı olduğu için, ben Ankara’da rahat uyuyorum” demişti.

1975 yılında Jandarma Wêranşar’da (Viranşehir’de) 9 Kürt köylüsünü öldürdü. Hiç kimse hesabını sormadı.

Otorite tutkunları hukuka ve evrensel normlara asla itibar etmezler. Mesela İskilipli Atıf Hoca adlı bir din adamı vardı. Bağnaz bir mürteciydi. Şeriatçıydı. 1925’te Şapka ve Kıyafet Kanunu çıkmadan önce şapka aleyhine bir kitapçık yazmıştı. Kanun çıktıktan sonra 18 ay önce yazdıklarından dolayı yargılandı ve Şubat 1926’da idam edildi. Yani makabline şamil bir kanunla asıldı. Makabline şamil olmasaydı, İskilipli yazacağını kanundan sonra yazsaydı bile, yasaya karşı çıkmanın cezasını idam olarak kesmenin hiçbir izahı olamazdı. Ama rejimin başındakiler ve peşindekiler “inkılap kanunları” dediler.

Hoca Efendi 1926’da idam edilmişti. Aradan yarım yüzyıldan fazla zaman geçti. Gene aynı zihniyette olanlar, 1980 Aralık ayında 18 yaşının altındaki bir çocuğu astılar. Düzmece bir Adli Tıp raporuyla yaşını büyüttüler. Gencin adı Erdal Eren’di.

Bütün bunlar dünde mi kaldı? 2010 Referandumuyla ileri demokrasi mi geldi? 28 Aralık 2011’de Qıleban’da Roboski ve Bujeh köylüsü 34 kişi F-16 bombardımanlarıyla öldürüldü. Hadise sınır ötesi müdahalesi olduğu için Başbakan’ın izni olmadan bombardıman yapılamaz. Meclis’in hükümete verdiği müdahale yetkisi Başbakanın uhdesindedir. Aradan tam üç ay geçti, hiçbir açıklama yapılmadı, besbelli ki olay küllendirilmek ve unutturulmak isteniyor. Hafıza-i beşerin unutmakla en fazla mâlûl olduğu ülkelerden birisinde yaşıyoruz. Erdoğan da öyle düşünüyor olmalı, nasıl olsa toplum unutur.

Otorite manisi tabii ki sadece askerde, poliste yok, Erdoğan kendisinde de var. Nasıl olmasın ki? Devletin tepesine oturunca iktidar olunuyor. İktidar kelimesi zaten kudret’ten geliyor. Kudret sahibi olan kadir oluyor, muktedir oluyor. Kendi şahsını, egosunu devletle özdeşleştiriyor. Barışçıl pankart açıp parasız eğitim isteyen iki genci 19 ay hapiste tutuyorlar, Hopa’da HES protestosuna katılan Metin Öğretmen öldürülünce ardından çirkince konuşuluyor. Partinin gençlik kollarına “kininizin davacısı olun” denilebiliyor.

Sadece o kadar da değil: 13 Şubat 1995’de Piran’ın (Dicle İlçesi’nin) Gozel (Boğaz) köyünde 33 Kürt gencinin kimyasal silahlarla katledildikten sonra gömüldüğü toplu mezar katliamcı geleneğin bir utanç anıtı gibi durmakta.

Bu yazı Kızıldere’nin 40. Yıldönümü vesilesiyle yazılmış bir anma yazısı. Ama Kızıldere tek değil ki?

Yukarıda Qerqeli katliamını yazdık, Wêranşar’ı da, Gozel’i de. 16 Mart 1978’de Beyazıt’ta Özel Harp+Emniyet operasyonuyla 7 genç öldürülmüştü. Olay 8 gün önce bir polis muhbirince bildirildiği halde hiç önlem alınmamıştı. Tersine, saldırganları yakalamak için kovalayan polis memurlarına başlarındaki komiser muavini “geri dön” emri vermişti. Gel zaman, git zaman bu şahıs Trabzon Em. Md.lüğüne atandı, 2006’da Rahip Santoro suikastinde o makamdaydı.2007’de Hrant Dink öldürüldüğünde de. Suikastin yapılacağını İstihbarat Şb. memurlarının kendisine bildirmediğini söyleyerek işin içinden sıyrıldı. Daha doğrusu korundu. Bu polisin adı Reşat Altay’dı.

1992’de Çiftehavuzlar’da yargısız infaz yapıldı. Başbakan Demirel’di.1999 Eylül ayında Ulucanlar Cezaevinde 10 Aralık 2000’de Bayrampaşa’da 12 tutuklu ve “Hayata Dönüş Operasyonu” diye utanmazca ad verilen ölüm operasyonunda toplam 28 kişi öldü. Başbakan bir zamanların beyaz güvercinli geçinen politikacısı Bülent Ecevit’di.

1980’e doğru Malatya, K. Maraş, Sivas ve Çorum olayları da Özel Harp+Emniyet operasyonlarıydı. Aynı mihrakların bir başka tertibi 1995 Mart ayındaki İstanbul Gazi Mahallesi hadiseleriydi. 3’ü kadın 19 kişi öldürüldü. Başbakan Tansu Çiller’di.

Bir başka Özel Harp teşebbüsü olan Temmuz 1993 Sivas Madımak kundaklamasında 37 kişi göz göre göre yakıldı. Saatlerce ne polis, ne asker oteldekileri koruyabildi. Tansu Çiller Başbakandı, ama ipleri C:Başkanı Demirel ele aldı, telefonun başında emirler verdi. Verdiği emir neydi “Tek bir kişinin bile burnu kanamasın” dı, yani toplanan saldırgan gruba müdahale etmeyin, saldıranların burnu kanamasın, ama oteldekiler yansın. Oral Çalışlar “askeri olay yerinden kim geri çekti” diye o zamanki Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’yle sonradan konuşmuş. Erdal İnönü önemli bir MİT yetkilisine sormuş. Aldığı cevap: “Bazı hareketlerin gazını almak lazım” olmuş. Yani dincilerin gazı alınsın diye göz göre göre o insanlar taammüden yakılmışlar.

Hangi birisini sayalım, andığımız vakaların kimisinde Kemal Paşa baştadır, kimisinde İsmet Paşa, kimisinde Tağmaç veya Kenan Paşa, Süleyman Demirel yahut Tansu Çiller ya da Bülent Ecevit, şimdi de Tayyip Erdoğan. İsimler değişmiş, devlet değişmemiş. Türkiye değişti değişti diye zikredenlere soruyoruz, açık katliamlar ve faili meçhul denilen örtülüler konusunda ne değişmiş?

KIZILDERE, KIZILDERE...

1972 Türkiye solu için acılı bir yıl olmuştu. 19 Şubat günü İstanbul Arnavutköy’deki evde Ulaş Bardakçı polis tarafından öldürülmüş, Fındıkzade’de Ziya Yılmaz ağır yaralanmıştı. Mart ayında THKP-C yöneticilerine ve mensuplarına karşı yaygın tutuklamalar yapıldı. 9 Mart’ta THKP-C’li Koray Doğan Ankara’da gittiği evde polis tarafından arkasından vurularak öldürüldü. 30 Mart günü askeri birlikler Kızıldere’de bir köy evinde 10 kişiyi öldürmüşlerdi.

Kızıldere olayı da otorite manisi içinde olanların yaptıkları katliamdı. Oysa o gençlerin ellerindeki basit silahlar ile koskoca bir ordunun sahip olduğu silah, mühimmat ve asker imkânları mukayese edilemezdi. Ama devlet için aslolan otoriteydi,

» Bir köy evindeki 11 kişiye karşı harekâtı Ankara Mrk. K. lığından bir tümgeneralin (1. Or. K. Faik Türün’ün kardeşi Tevfik’in) yönettiğini söylersek, devletin otorite düşkünlüğünün derecesi daha iyi anlaşılmış olur.

Mahir Çayan komutanla görüşmesi için Ertuğrul Kürkçü’yü evin dışına göndermişti. Ama komutan sözünde durmadı, koskoca devlet bir anarşistle görüşür müydü hiç. (O yıllarda “anarşist” kelimesini kullanıyorlardı.) Kürkçü çıkar çıkmaz yaylım ateşi başladı, çatıdan başını uzatmış Mahir başından vurularak öldürüldü, Kürkçü kendisini bir samanlığa zor attı. “Devlet ebed müddet” idi. "Ya Devlet başa, ya kuzgun leşe"ydi. Silahlı askerler eve girdiklerinde sağ bulduklarını de öldürdüler. Öyle emir almışlardı. Kudretlerini ispatladılar, 10 kişiyi katlettiler. THKP-C’den Samsunlu Mahir Çayan, Dev-Genç Genel Sekreteri Şarkışlalı Sinan Kâzım Özüdoğru, Dev-Genç MYK üyesi Denizli Çivrilli Hüdai Arıkan, Fatsalı Nihat Yılmaz, Fatsalı öğretmen Ertan Sarıhan, Ünyeli Ahmet Atasoy, SBF Öğrenci Derneği yöneticisi Gevaşlı Sabahattin Kurt, Hava Kuvvetlerinde
Proleter Devrimci Örgütü' nün kurucusu Kayserili Ütgm. Saffet Alp, THKO'dan Ardeşenli Cihan Alptekin ve gene THKO’dan Piranlı (Dicle) Ömer Ayna hepsi o gün öldürüldüler.

1,5 ay kadar önce THKP-C kurucularından Hacıbektaş’lı Ulaş Bardakçı öldürülmüştü, Kızıldere’den 1,5 ay geçmeden Erzurumlu Deniz Gezmiş, Sarızlı Hüseyin İnan ve Yozgat’lı Yusuf Aslan asılarak idam edildiler.

Aradan 40 yıl geçti, 12 Mart faşizminin şefleri veya idamlara her iki kolunu havaya kaldırarak oy veren Süleyman Demirel ve şerikleri hepsi kapkara lekeliler, Anadolu’nun değişik yerlerinden gelmiş, kimisi Türk, kimisi Laz, kimisi Kürt, kimisi Çerkez, kimisi Alevi, kimisinin ailesi Sünni bu gençler belleklerde tertemizler; sadece belleklerde değil, yeni yeni kuşakların mücadelelerinde de. Çünkü onlar ikbal ve iktidar peşinde koşmadılar, siyasi mücadelelerini kudret ve servet için yapmadılar. Tek istedikleri ülkelerinin siyasi ve iktisadi bağımsızlığıydı, halklarının özgürlüğü ve esenliğiydi. Bu amaçlar için canlarını verdiler.

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur