DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Düz ova siyasetinin muhatabı kim?



Kurdinfo:13:18 - 13/2/2012

BDP yöneticilerini, belediye başkanlarını, siyaset yapanları gözaltına almak, tutuklamak, yasal gerekçeleri olsa da siyasi açıdan izahı kolay olmayan bir durumdur.


AK Parti iktidarının, takdir ettiğim en önemli adımlarından biri, şiddetin sonlandırılması için PKK temsilcileri ve Öcalan’la daha önce kurulan diyalog ve müzakereleri geliştirerek, Örgüt’ü silahlı mücadeleden vazgeçirerek meşru ve siyasi bir zemine çekme yönündeki politikasıdır. Oslo görüşmelerinin deşifre edilmesinden sonra Başbakan’ın, siyasi risk alarak Mit Müsteşarı Hakan Fidan’ı sahiplenmesini de karizmatik bir lider davranışı olarak görüyorum.

İfade etmeliyim ki, Oslo-Kandil-İmralı görüşmelerinin tıkanması üzerine KCK soruşturması kapsamında başlatılan operasyonlar, Hükümetin Kürt sorununa ilişkin bu olumlu imajını gölgelemiştir.  Çünkü KCK’ ya yönelik operasyonlar, hukuki bir sürecin sonucu olarak değil, tamamen siyasi bir karar sonucu başlatıldığı anlaşılmaktadır. Ne yazık ki, Kürt sorununa ilişkin AK Parti’nin politika değişikliği, barış umudunu zayıflattığı gibi, Örgüt’ün siyasallaşma zeminini de yok etmektedir.

Gerçek olan şu ki; KCK hiçbir kuşkuya mahal vermeksizin bir PKK yapılanmasıdır, daha doğrusu, adından da anlaşılacağı gibi KCK; (Koma Civakên Kurdıstan/ Kürdistan Halklar Konfederasyonu/ Kürdistan Topluluklar Birliği )PKK’yı da içine alan bir çatı organizasyonudur. Silahsız siyasetin alt yapısını oluşturmak gibi bir işlevi olduğu da iddialar arasındadır. Bu bağlamda Kürt siyasetini kontrol ettiği de düşünülebilir.

Kuşkusuz BDP de sütten çıkmış ak kaşık değildir, ancak BDP’yi, "şiddet ve siyaset" ayırımı yapmadan aynı kategoride değerlendirmek demokrasi anlayışı bakımından doğru değildir. Bu nedenle AK Parti başta olmak üzere bazı çevrelerin PKK-KCK ve BDP’yi birlikte bir suç örgütü gibi ifade etmeleri, özellikle de Yargı’ya hedef göstermeleri, en azından demokratik siyaset açısından kabul edilemez bir durumdur.

Hatırlanacaktır, Başbakan’ın; Türkiye’nin temel siyasal sorunlarını ve tabi ki Kürt meselesini de tartışmak amacıyla “Açılım Projesi’ çerçevesinde aydın, yazar, sanatçı, üniversite rektörleri, İşçi ve İşveren temsilcileri, kanaat önderleri, Sivil Kitle Örgütleri ve benzer ilgili kuruluşlarla görüşmesi, fikir ve önerilerini en geniş detaylarıyla alması, kamuoyunda bir heyecana ve büyük beklentilere neden olmuştu. Böylece, bir hükümetin ilk kez diyalog yöntemi ile sorunları çözme kabiliyeti gösterdiğine şahit olmuştuk. Karşı çıkanlara, muhalefet edenlere, hatta bazı kesimlerin maksatlarını aşarak başbakanı ve hükümetini “vatana ihanetle” itham edecek kadar ileri gitmelerine rağmen, Başbakan kararlılığını açıkça ortaya koymuştu. Yine kamuoyunun desteğinin de Başbakan ve hükümetinin arkasında olduğu, referandum ve yapılan anketler sonucu ile de ortaya çıkmıştı. Seçimlerden hemen sonra, arkasına aldığı güçlü bir toplumsal destekle Başbakan’ın, sorunların çözümüne yönelik olumlu adımlar atmasını beklerken, tam tersine, giderek sertleşen politikalara dönülmesi ve bunda ısrar edilmesi bugün itibariyle bütün beklentileri boşa çıkarmış ve tam bir hayal kırıklığı yaşanmasına neden olmaktadır.

Akla gelen ilk sorular şunlardır: Hükümet/Devlet “PKK’yı da içine alan KCK’yı bütün sivil/siyasal unsurlarıyla tasfiye ederek “düz ova siyaseti”ni nasıl gerçekleştirecektir? Başka türlü PKK’ya demokratik siyaset yolunun açılması nasıl mümkün olacaktır? "Dağda silah tutacağına düz ovada siyaset yapsın” çağrısının muhatabı, dağda PKK dışında başka bir Kürt grubu olmadığına göre, çağrı kime yapılmıştır? Amaç silahlı siyasetin devre dışı bırakılması ise “düz ova” siyasetinin başka yöntemi nasıl olabilir?”  BDP’yi siyasi muhatap olarak dikkate almayan ve adeta kapatılması için özel çaba harcayan iktidar, bu operasyonlarla alan temizliği yaparak başka bir Kürt oluşumuna zemin mi hazırlamaktadır? Soruları çoğaltmak mümkündür.

Bir taraftan dağdakileri indirmeyi vaat ederken, diğer taraftan organik olarak dağla, yani PKK ile bağlantıları olsa dahi, eline silah almamış ve hiçbir silahlı eyleme katılmadıkları halde şehirdeki yandaşlarına operasyon düzenlemek açılım politikalarıyla açıkça çelişiyor olsa gerek. Hele BDP yöneticilerini, belediye başkanlarını, siyaset yapanları gözaltına almak, tutuklamak, yasal gerekçeleri olsa da siyasi açıdan izahı kolay olmayan bir durumdur. Demokratik yollarla seçilen bu insanların KCK davası kapsamında sanık olarak yargılanmaları Kürt sorununun çözümü konusundaki beklentileri giderek yok etmektedir. Kürt Sorununu çözme sözü veren bir iktidarın böyle bir politika değişikliğine gitmesi kaygıları artırmaktadır.

Dikkatlerden kaçırılmaması gereken önemli hususlardan biri; KCK davasında yargılananlar sadece sanıklar değildir, Anadil/Kürtçe başta olmak üzere ‘Kürt sorunu’ ve ‘demokratik siyaset’ yargılanmaktadır. Başından beri taraflar davayı mümkün olduğunca siyasileştirme gayreti içindedirler, ancak sanıkların Kürtçe konuşma taleplerinin mahkeme tarafından reddedilmesi, sorunu daha karmaşık hale getirmiştir. Kuşkusuz Kürtlerin savunmalarını kendi dillerinde yapma hakları vardır, ancak Türkçe bilen sanıkların Kürtçe konuşma talebi; hukuktan kaynaklanan bir hakkı kullanmaktan öte, siyasi bir duruş sergileme çabasıdır. Mahkemenin ise Kürtçeyi “bilinmeyen bir dil” olarak tutanaklara geçirmesi bir hukuk ayıbı olarak tarihe geçmiştir. Her ne kadar daha sonraki duruşmalarda Mahkeme başkanı yaşananları: "Bilmediğim ancak Kürtçe olduğunu düşündüğüm bir dille savunma yapıldığı anlaşılmıştır." diye kayda geçirse de, hafızalarda kalan milyonlarca Türkiye vatandaşı Kürdün konuştuğu bir dilden “bilinmeyen bir dil” olarak söz edilmesidir. Komik olan tarafı ise, söz konusu “bilinmeyen dilde” devlet Televizyonunun (TRT 6) 24 saat yayın yapmasıdır.

Sonuç olarak hükümetin, Kürt sorununa bakış paradigmasının diyalog ve uzlaşma yönünde değişmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü toplumsal hayatımızın birlikte ve eşit haklarla güçlenebilmesi ancak demokratikleşme ile mümkün olacaktır. Umarım PKK’yı; “silah bırakıp düz ovada siyaset” yapmaya çağıran siyasetçiler, aydınlar, kanaat önderleri, cemaatler ve medya şahsi ve siyasi ihtiraslarını bir yana bırakarak ya da en azından tehir ederek daha güçlü sesle hükümeti, “Açılım Projesi” ile başlattığı demokratikleşme politikalarına ve Oslo müzakere sürecine tekrar geri dönmeye çağırırlar ve bunu tarihi bir sorumluluk olarak görürler.

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur