DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Li Ser “Zimanê Şaristaniyê” “Medeniyet Dili” Üzerine



Kurdinfo:09:52 - 13/2/2012

Hem Kürdçe’nin geri kalması, asimilasyonu için baskı zulüm yapacaksın, hem de, “Kürdçe çok geridir, medeniyet dili değildir, eğitim dili olamaz…” diyeceksin. Bu çok pişkince bir tutum, şaşırtıcı bir tutum


Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, “Kürdçe eğitim olmaz. Çünkü Kürdçe medeniyet dili değildir. Ancak uygun bir zamanda, seçmeli ders olarak okutulması gündeme gelebilir” açıklamasını duyunca çok şaşırdım. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bu açıklamayı, 4 Şubat 2012 de, CNN Türk’de, Şirin Payzın’ın, “Neler Oluyor” programında yaptı. Bülent Arınç Kürdlere şunu da söylüyor. “Türkçe medeniyet dilidir. Türkçe öğrenin medeni dünyaya dahil olun. İlkel dil Kürdçe’yle medeni dünyada yer alamazsınız.

Halbuki Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 22 Aralık 2011 de,TBMM de, hükümet adına bütçe görüşmelerini kapanış konuşmasını yaparken, “Kürdlerin, eğitim, dil, bilgi, kültür ve kimlik haklarını vereceğiz” demişti. Bülent Arınç Kürd kimliğinin 30 sene önce çıkmadığının altını çizerek “3 bin yıllık bir gerçektir. Bunu inkar ederseniz, 1980’lerin öncesine dönersiniz. Kimliğini tanıdığımız insanların tüm haklarını vereceğiz.” demişti. (Gazeteler, 23 Aralık 2011)

Bülent Arınç, 3 Mart 2011 tarihinde de, “Bir sanık savunma hakkımı Kürdçe yapmak istiyorum diyorsa, buna izin verilmeli” demişti

Son iki açıklamayla birincisinin birbirleriyle çeliştiği açıkça görülmektedir. Kürdlere bütün hakları verilecektir diyen Bülent Arınç, son açıklamasıyla, Kürdlerin hiçbir hakka sahip olamayacağını söylemiş olmaktadır. Bu, hükümetin, AKP’nin yöneticilerinin kafalarının ne kadar karışık olduğunu gösteriyor. Kafası bu kadar karışık bir hükümetin Kürdleri, Kürd sorununu doğru dürüst yönetmesi mümkün değildir.

Bu arada, Genelkurmay Başkanı, Org. Necdet Özel’in, Milliyet’den Hikmet Bila’ya, 5 Ocak 2012 de, yaptığı “Kürdçe eğitim olmaz” açıklamasını da kaydetmek gerekir. (Gazeteler, 6 Ocak 2012)


İkinci açıklama pişkince yapılmış bir açıklamadır. Başbakan yardımcısı pişkin bir tutum sergilemektedir. Şöyle ki, Kürdler ve Kürdçe 80 yılı aşkın bir zamandır çok ağır zulüm altındadır. Kürdleri Türklüğe asimile etmek için, Kürdçe’yi yok etmek için, Kürdlerin Kürdçe’yi unutmaları için, Cumhuriyet hükümetleri her türlü önlemi almıştır. Cumhuriyet yönetiminin, Cumhuriyetin Kürdlere kattığı hiçbir değer yoktur. Cumhuriyet, Kürdlere, baskı, zulüm asimilasyondan başka hiçbir şey vermemiştir. Pazar inen yoksul Kürd köylülerinden, Kürdçe olarak konuştukları kelime sayısına göre para cezası alınması, bu cezanın anında tahsil edilmeye çalışılması Cumhuriyet’in bir buluşudur.

Devletin ideolojik baskı araçları, devletin zorlayıcı baskı araçları Kürdlerin Türklüğe asimile edilmeleri için, Kürdçe’nin yok edilmesi için etkin bir şekilde kullanılmıştır. Kürdlerin ve Kürdçe’nin inkarı, Kürdçe’nin gelişmesini engellemek için her türlü önlemin alınması Cumhuriyet’i kuranların en önemli düşüncesi ve eylemi olmuştur. İnkara dayalı operasyonlar da sergilenmiştir. Örneğin devlet kütüphanelerindeki Kürdçe dergiler, gazeteler, imha edilmiş, kataloglar değiştirilmiştir. Sık sık yapılan güvenlik aramaları sırasında, evlerdeki Kürdçe kitaplara, gazetelere, dergilere anında el konulmuş, bunlar, uygun ortamlarda imha edilmiştir. Kürdleri ve Kürdçeyi, küçümseme, horlama, aşağılama, Türk batılılaşmasının, Türk aydınlanmasının çok önemli bir düşüncesi ve eylemidir.

Osmanlı yönetimi sırasında, 19. yüzyılın sonlarından itibaren, Kürdçe gazeteler, dergiler, kitaplar yayımlandığı biliniyor. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde, birçok dergi, gazete, kitap yayımlanmıştır. İnkar, imha, Cumhuriyetle başlayan bir süreçtir.

Bu kadar baskı ve zulümden sonra, bu kadar, küçümseme, aşağılama ve horlamadan sonra, ”Kürdçe geri kalmış bir dildir, medeniyet dili değildir” demek pişkin bir tutum oluyor. Bu pişkin tutum, sadece, fiili olarak yaşananları yok saymak anlamına gelmiyor, aynı zamanda, o zulme ortak olmak anlamında geliyor.

Hem Kürdçe’nin geri kalması, asimilasyonu için baskı zulüm yapacaksın, hem de, “Kürdçe çok geridir, medeniyet dili değildir, eğitim dili olamaz…” diyeceksin. Bu çok pişkince bir tutum, şaşırtıcı bir tutum.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türkçe’nin medeniyet dili olduğunu söylüyor. Kürdçe’nin medeniyet dili olmadığını söylüyor. “Kürdçe ilkel bir dildir”demek istiyor. Kürdçe’yi yasaklıyorsun, Kürdleri asimile etmek için her türlü baskıyı zoru kullanıyorsun. Medeniyet bunun neresinde? Devletin ideolojik ve zorlayıcı baskı araçlarını bu yönde kullanıyorsun. Etkin ve sistematik bir şekilde kullanıyorsun, medeniyet bunun neresinde? Kütüphanelere girip Kürdçe kitapları, gazeteleri, dergileri ayırıp öbek öbek yakıyorsun, imha ediyorsun Katalogları değiştiriyorsun. Medeniyet bunun neresinde?

Bugün, Siirt, Bitlis, Hakkari, Bingöl, Diyarbakır, Van, Mardin, Şırnak, Batman, Dersim gibi Kürd bölgelerinde toplu mezarlar var. 3 binden fazla Kürt işkenceli sorgularda katledilmiş toplu mezarlara gömülmüş… Bu mu medeniyet? 1915 de, Ermenilere yapılaan soykırım, zamana ve mekana yayılmış bir şekilde bugün de Kürdlere karşı sürdürülüyor.

Kürd dili uzmanları, Kürd diliyle birlikte, Batı dillerini, Doğu dillerini de bilen uzmanlar, Kürdçe’nin niteliği hakkında, gelişkinliği hakkında birçok açıklama yaptılar. İbrahim Seyidani’nin, “Bülent Arınç, Kürdçe ve Dil Problemi” başlıklı yazısı bu bakımdan dikkate değer bir yazıdır.
Bu yazı, 7-8 Şubat 2012 tarihinden itibaren, internette, pek çok site asılı duruyor. Bu yazı, bazı sitelerde, “Bülent Arınç’a Kürd Şaplağı” başlığıyla yer almış.

Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nın, İddianameye cevap metninde Kürdçe’yi ve Türkçe’yi karşılaştıran, Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğü’ne dayanarak Türkçe sözcüklerin kökenlerini analiz eden bir bölüm vardı. DDKO Davası’nın , 12 Mart rejimi’nde (1971), Diyarbakır Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri mahkemesi’nde görülen bir dava idi.
İbrahim Seyidani’nin yazısı, bana o savunmaları hatırlattı.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde, ana okullarından üniversiteye kadar, üniversite dahil, Kürdçe eğitim yapıldığı biliniyor. Gülen Cemaati’nin bu bölgede açtığı okullarda Kürdçeyle eğitim yapıldığı da bilinmektedir. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde resmi dilin, Arapça yanında, Kürdçe olduğunu da söylemek gerekir.

Bu yazılar şüphesiz çok değerli. Ama şöyle düşünmek de önemli. 90
yılı aşkın bir zulme ve basıya rağmen, yasaklamalara, aşağılamalara, horlamalara rağmen, Kürd dili, hala yaşayabiliyorsa, gelişkin bir dildir. Kürd dili bu sistematik yok etme sürecine dayanabilmişse, varlığını hala sürdürüyorsa, günden güne gelişiyorsa, gelişkin bir dildir. Son birkaç yıldır, Kürd dilinin, hem yazılı olarak hem konuşma olarak epeyce yaygınlaştığı, geliştiği dikkatlerden uzak değildir.

Medeniyet Deyince…

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, “Türkçe medeniyet dilidir” açıklaması bende şu düşünceleri ve duyguları da uyandırdı. Medeniyet deyince benim aklıma Ermeni medeniyeti geliyor. 1915 ve sonrasında, soykırımla birlikte yok edilmeye çalışılan, yağmalanan Ermeni medeniyeti… Osmanlılarda matbaa 1830’larda kuruldu. İlk gazete 1830’larda yayına başladı.
Ermenilerdeyse matbaa çok daha eski yıllarda belki bir asır önce kuruldu. Venedik’te, İstanbul’da, İzmir’de, gazete, kitap, dergi yayını başladı. 19, yüzyılda, İstanbul, İzmir, Van, Diyarbakır, Trabzon, Harput, Sivas, Çukurova gibi alanlarda, düzenli gazeteler, dergiler, kitaplar yayımlanıyordu. 1915 de, soykırım sırasında, ve sonrasında, bu koleksiyonlar da imha edildi, yırtıldı, çamurlara atıldı, çiğnendi, yok edildi. Bu medeniyeti İttihat ve Terakki çeteleri, Türkçe konuşanlar yıktı. Bülent Arınç bu yıkım sürecinden hangi muhakemeyle bir medeniyet, Türk medeniyeti üretebiliyor?

Kürdlerin rolünü de unutmamak gerekir. Ama, Kürdler tetikçiydi. Tetikçiydi diyerek Kürdlerin rolünü küçültmek doğru değil. Ama operasyonu planlayanların, yaşama geçirenlerin yanında tetikçilik elbette, çok küçük kalır. Ayrıca, Ermenilere zulmedenlere, tetikçilere verilecek ödüller de çok büyüktü, cazipti.

Metin Aktaş’ın, Harput’daki Hayalet romanında okumuştum. 19. yüzyıl sonlarında, 20. yüzyıl başlarında Harput Ermenileri anlatılıyordu. Yazar, romanın bir yerinde şöyle söylüyordu. “Her Ermeni evinde kütüphane vardı. Her Ermeni evinde, keman, piyano, ud ,bağlama gibi müzik alet kullanan bir kişi vardı. Her evde, geçerli Batı dillerinden birini konuşan bir kişi vardı. İşte, medeniyetin, uygarlığın önemli bir göstergesi budur. Bu medeniyet, uygarlık nasıl yıkıldı?

xxx

Araştırmacı-Yazar Temel Demirer, Hrant Dink anmasında yaptığı bir konuşmada, “Hrant Dink’in katili devlettir” demişti. Temel Demirer bu sözünden dolayı yargılanıyor. Yargılama devam ediyor.

Bu yargılamanın başlaması için Adalet Bakanı’nın “olur” demesi gerekiyordu. Dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, (2007-2009) bu izini verdi. Mehmet Ali Şahin bu izini verirken, “ben devletime katil dedirtmem” demişti.

Son yıllarda, “faili meçhul” denen cinayetler konusunda çok önemli gelişmeler oldu. Ergenekon soruşturmaları sürecinde, “faili meçhul” cinayetlerin failinin devlet olduğu, bu cinayetlerin, Ergenekon tarafından ve Ergenekon’un Kürd bölgelerindeki kolu JİTEM tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Abdulhakim Aygan gibi, Ayhan Çarkın gibi itirafçıların açıklamaları da, bu cinayetlere büyük bir açıklık getirdi. 19 Ocak 2012 de, Hrant Dink anmalarında, bu durum “katil devlet hesap verecek” sloganıyla ifade edildi. İstanbul’da, Taksim’den Agos’a kadar yürüyen onbinlerce insan bütün yürüyüş boyunca bu sloganı bağırdı. Aynı slogan, Ankara’da, TBMM önünde düzenlenen bir mitingde de kullanıldı. Kanımca bu daha anlamlıydı.

Yalnız, burada şu notu da koymak gerekir. Hrant Dink’i katleden Ergenekon örgütüydü. Gerek İstanbul’da, gerek Ankara’da düzenlenen gösterilerde, Ergenekon’u hatırlatan hiçbir slogan, konuşmalarda Ergenekon’u dilde getiren hiçbir ifade yoktu. AKP devletleşti, denerek bütün sloganlar, konuşmalar AKP’ye karşı yapıldı. Bu, Ergenekon’u gizlemek anlamına da geliyor. Bu çelişkili tutumun da üzerinde durulması gerekiyor.

Türk yöneticiler, Kürdler karşısında neden fütursuz

Şunca mücadeleye rağmen, Türk yöneticiler Kürdleri önemsemez, umursamaz tutumlarını sürdürüyor. Bunun önemli bir nedeni, Kürdlerin, özellikle Kürd aydınlarının Kürdçe’ye sahip çıkmamaları, ilgisiz kalmalarıdır. Aydınların, yazarların, Kürdlerin ve Kürdçe’nin neden aşağılandığını, neden engellendiğinin bilincine varmamalarıdır.

Kürd yazarlarının, aydınlarının birçoğu, şu şekilde anlatımlarda bulunuyor: 7-8 yaşlarında ilkokula başladığımda hiç Türkçe bilmiyordum. Tek kelime Türkçe bilmiyordum. Türkçe’yi bize, okulda döverek, çeşitli cezalar vererek öğrettiler. Ailemiz, Kürdler, Kürdçe öğretmenler tarafından her gün aşağılanıyordu. Öğretmenler, güvendikleri bir öğrenciyi, Kürdçe konuşanları tesbitle görevlendirirdi. Bu arkadaş, teneffüste, evden okula gelirken, okuldan eve giderken, yolda, Kürdçe konuşanların adını bir kağıda yazar öğretmen verirdi. Öğretmen hemen veya ertesi gün Kürdçe konuşanlara sınıfta, çok ağır cezalar verirdi. Ellerimize cetvelle vurur, kulaklarımızı çeker, kafamızı duvara vururdu…

Kürd yazarların aydınların çoğu, bir muhabirin sorusu üzerine, benzer anılarını ayrıntılarıyla anlatıyorlar. Cezalardan örnekler veriyorlar.

Söyleşinin bir yerinde, muhabir yazara, Kürdçe yazın ve yayın ile ilgili sorular soruyor. Örneğin, yazılarını, eserlerini neden Kürdçe yazmadığını soruyor. Kürd yazar, aydın, ona şöyle cevap veriyor. “Ben Türkçe’nin Türk dilinin hayranıyım.” Böyle cevap veren birçok yazar, aydın var.

Bu kadar dayaktan, aşağılamadan, horlamadan, küçümsemeden, inkardan sonra nasıl böyle bir hayranlık doğabiliyor?

Özel harekat timleri, JİTEM, sabaha karşı köye baskın yapıyor. Kadın-erkek, çoluk-çocuk yaşlı-genç herkesi evlerinden çıkarıyor. Köy meydanında topluyor. “3 saate kadar/üç güne kadar köyü boşaltacaksınız. Aksi halde, evlerinizi içindekilerle birlikte yakarız. Çocuklarınıza, kadınlarınıza, kızlarınıza, şunu yaparız, bunu yaparız…” diye tehdit ediyor. Emirler, direktifler veriyor. Herkesin gözü önünde bazı aile reislerini sopalıyor….

Pek çok Kürd kadınının, çocukların duyduğu ilk Kürdçe sözcükler, cümleler, belki de bunlardır. Bu ortamdan nasıl bir hayranlık üretilebiliyor?

Kendi Kendini Yönetme Hakkı

Türk yöneticiler, Türk üniversitesi, Türk basını, Türk aydınlarının yazarlarının önemli bir kısmı, Kürdlerin, Kürdçe’nin olmadığını söylüyorlardı.

1980’lerin sonlarında, “ Kürdçe diye bir dil var ama, bu ilkel bir dildir. Bu ilkel dille bilim felsefe yapılamaz bu ilkel dille roman yazılamaz. Bu ilkel dille Kürdler medeni dünya ile bütünleşemez. Kürdler en iyisi Türkçe öğrenip medeni dünyaya doğru açılım yapsınlar…” demeye başladılar

2000’lerde, Kürd diliyle, bilim felsefe yapılabildiği. romanlar yazılabildiği de görüldü. Bunlar zaten vardı ve Kürdler bunları biliyordu. Türk inkarcılar da öğrenmiş oldular. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki gelişmeler dikkate değer.

Ama Türk yöneticiler, bu gelişmelere hala gözlerin kapalı tutuyorlar, “Kürdçe medeniyet dili değildir” diyerek, Kürdçe eğitimi engelliyorlar.

O zaman,

Kendi kendini yönetme, kendi geleceğini belirleme savunulması gereken temel ilkeler olmalıdır. “Kürdçe tahsil görüp de ne olacak, İleride memur olmak için, gireceği Türkçe sınavını kazanamadıktan sonra…” yollu itirazları önlemek için Kürdlerin kendi kendilerin yönetme, kendi geleceğini belirleme öne sürülmesi gereken temel ilkeler olmalıdır.Sık sık toplu mezarları gündeme getiren bir yönetimi Kürdler her zaman sorgulamak durumundadır. Bu kötü yönetime karşı kendi kendini yönetme isteği elbette doğal bir istektir.

 

 

Li Ser “Zimanê Şaristaniyê”

 

Dema min daxuyaniya Cîgirê Serokwezîr Bülent Arınçî ya ku dibêje: “Bi Kurdî perwerdehî nabe. Çunkî Kurdî zimanê şaristaniyê nîne.Lê di demeke munasib de,  wek xwendina derseke bijarte dikare were rojevê.” bihîst ez gelek heyirîm.Cîgirê Serokwezîr Bülent Arınç, vê daxuyaniyê , di 4ê Sibata 2012an de, di bernama CNN Tirkê de, ya ku Şirin Payzınê bi navê “Çi diqewime” pêşkêş dikir da. Bülent Arınç ji Kurdan re wiha jî dibêje “Tikî zimanê şaristaniyê ye. Tirkî fêrbin beşdarê dinya şaristanî bin. Bi zimanê seretayiyê Kurdî hûn nikarin li dinyaya şaristaniyê cih bigrin.”

Rewşeveku dema Cîgirê Serokwezîr Bülent Arınç, di 22ê Kanûna 2011an de, li TBMMê, di axaftina xwe ya dawîn a li ser hevdîtinên budçeyê bi navê hikûmetê wiha digot:”Em dê mafên Kurdan ên perwerdehî, zimanî, zanîn, çand û nasnameyî bidin.”  Bülent Arınç bi binxêzkirina ku nasnameya Kurd 30 sal berê derneketiye digot rastiya 3 hezar salan e. Ger hûn viya înkar bikin dê vegerin berî salên 1980yan. Mirovên ku em nasnameya wan dinasin emê hemû mafên wan bidin.” (Rojnameyên 23ê Kanûna 2011an)

Bülent Arınç, di 3ê Adara  2011an  de, gotibû“Ger girtîkî bixwaze bi zimanê xwe xwe biparêze, divê jê re îzin bê dayîn.”


Ev herdu daxuyaniyên wî û ya berê bi hev nakin. Bülent Arıncê ku dibêje hemû mafên Kurdan dê bê dayîn, bi daxuyaniya xwe ya dawîn jî dibêje ku dê Kurd nebin xwedî tu mafî.Ev, tevliheviya serê hikûmetê û rêveberên AKPê nîşan dide.Hikûmeteke ku serê wê ew qas tevlihev be, nikare Kurdan û mesela Kurdan bi rêkûpêk bi rêve bibe. .

Di vê navê de, divê li ser daxuyaniya Serfermandarê leşkerî Org. Necdet Özelî, ku dabû Hikmet Bilayê nivîskarê rojnama Milliyetê,  di 5ê Çileya 2012an de,  wiha digot “Bi Kurdî perwerdehî nabe.” bê rawestin (Rojnameyên 6ê Çileya 2012an)


Daxuyaniya dawîn daxutaniyek e ku bi rûşûştîkî hatiye dayîn. Cîgirê Serokwezîr di helwesteke rûşûştî de ye. Wiha ye, Kurd û Kurdî ji 80 salan zêdetir e di bin zilmeke pir giran de ne. Bo Kurdan ber bi Tirkîtî ve asîmîle bikin, bo Kurdî ji holê rakin, bo Kurd Kurdî jibîr bikin, hikûmetên Tirkan her tedbîran girtine. Rêveberiyên komara Tirk, tu qenciyekî bi Kurdan nekirine. Komara Tirkan, ji çewsandin, zilim û asîmîlasyonê pêve tu tişt nedaye Kurdan. Gundiyên jarên Kurdan ku dihatin bajaran bo her kelîmekî Kurdî bi perekî giran dihatin ceza kirin û di cih de destserkirina malên Kurdan îcada Komara Tirkan bû.


Navgînên dewletê yên çewsandina îdeolojîk û zorkar bo asîmîlekirina Kurdan ber bi Tirkîtî ve û bo tunekirina zimanê Kurdî bi awakî karîger hatine bi kar anîn. Bo înkara Kurdan û zimanê Kurdî, bo pêşîlêgirtina pêşketina zimanê Kurdî her awa tedbîrgirtin kar û ramanên herî girîng yên sazkarên Komara Tirkan bûn. Operasyonên bi înkarê re pêwendîdar hatine kirin. Wek mînak kovar û rojnameyên Kurdî ku di pirtûkxanên dewletê de bûn hatine îmha kirin, katalog jî hatin guhertin. Di dema lêgerînên ewleyî yên li peyhev de, pirtûk, kovar û rojnameyên Kurdî ku li malan dihatin dîtin di cih de dihatin desteserkirin û bi awakî munasib dihatin îmha kirin.Biçûk kirin, tehqîr kirin û binpêkirina Kurdan û Kurdî fikr û karên herî giring yên rewşenbîrî û Rojavayîbûna wan bû.


Di serdema Osmaniyan de, ji dawiya sedsala 19an vir ve, tê zanîn ku pitûk, kovar û rojnameyên bi Kurdî derdiketin. Di çaryeka pêşîn a sedsala 20an de, gelek pirtûk, kovar û rojname hatine weşandin. Pêvajoya înkar û îmhayê bi Komara Tirkan re destpê kir.

Piştî ew qas çewsandin û zilmê, piştî ew qas biçûk kirin, tehqîr kirin û binpêkirinan, gotina” Kurdî zimaneke paşvemayî ye, ne zimanê şaristaniyê ye.” dibe helwesteke rûşûştî. Ev helwesta rûşûştî, tenê nayê wateya  nehesibandina zilmûzora li ser Kurdî û Kurdan, di heman demê de tê wateya hevkariya vê zilmûzora li ser Kurdî û Kurdan.

Tu dê hem bo Kurdî asîmîle bikî, zilm û çewsandinan pêk bînî, hem jî bibêjî:”Kurdî gelek paşve mayî ye, zimanê şaristaniyê nîne, pê perwerdehî nayê kirin.” Ev helwest, helwesteke rûşûştî û şaşker e.


Cîgirê Serokwezîr Bülent Arınç, dibêje Tirkî zimanê şaristaniyê ye. Dibêje Kurdî ne zimanê şaristaniyê ye. Dixwaze bêje “Kurdî zimaneke seretayî ye.” Tu Kurdî qedexe dikî, bo Kurdan asîmîlekirinê bi her awayî zilmûzorê bi kar tînî. Şaristanî di kûderê vî de ye? Navgînên dewletê yên zorkar û çewsîner ên îdeolojîk bi kar tînî. Bi awakî karîner û sîstematîk bi kar tînî, şaristanî di kûderê vî de ye? Tu dikevî pirtûkxanan kovar pirtûk û rojnameyên bi Kurdî yekoyeko dicivînî û kom bi kom dişewitînî, îmha dikiî, katalogan diguherînî. Şaristanî di kûderê vî de ye?


Îro, li herêmên Kurdan yên wek, Sêrt, Bedlîs, Colemêrg, Çewlîk, Amed, Wan, Mêrdîn, Şirnex, Êlih,Dêrsim gorên komî der tên.Ji 3 hezaran zêdetir Kurd bi lêpirsînên xwedî êşkencekar hatin qetil kirin û di gorên komî de hatine veşartin. Şaristanî ev e? Jenosîda 1915an a li ser Ermenan bi awakî berfireh îro jî li ser serê Kurdan bi berdewamiya cih û demê didome.


Pisporên zimanê Kurdî,  tevî zimanê Kurdî zimanên rojava, zimanên rojhilat jî dizanin, li ser wesfên Kurdî, dewlemendiya gelek daxuyaniyan dan.Nivîsa İbrahim Sediyani, a bi navê “Bülent Arınç, Kurdî û problema zimên.” nivîseke balkêş e.  Ev nivîs, ji7-8ê Sibata 2012an vir ve ye di gelek malperan de weşiya, di hinek malperan de hîn jî heye.  Ev nivîs, di hin malperan de, bi sernava “ji Bülent Arınç re Şîrmaqa Kurdan” cih girt.

Di metnên bersiva îdî’anameya doza Ocaxên Çanda Şoreşgerên Rojhilat(DDKO) de, beşeke ku bi rêya ferhenga Tirkan etîmolojiya peyvên Tirkî û danberheva zimanê Tirkî û Kurdî hebû. Doza DDKOyê, di rejîma 12ê Adarê (1971)de, li dadgeha leşkeriya fermandariya awarteya bajarên Diyarbekir û Sêrtê dihate dîtin. Nivîsa İbrahim Sediyani, vê parastinê anî bîra min.


Jixwe tê zanîn ku li Herêma Başûrê Kurdîstan ji bexçên zarokan bigre heta zankoyan perwerdehî bi Kurdî tê kirin. Li vê Herêmê di dibistanên ku Cema’eta Gülenî vekirine de jî bi Kurdî perwerdehî tê kirin. Zimanê fermî yê Hikûmeta Herêmiya Kurdîstanê Kurdî ye. Li seranserê Iraqê zimanê Kurdî Zimanê fermiyê duyemîn e.


Bê gûman ev nivîs gelek bi rûmet in.Lê wiha fikirîn jî girîng e. Ji 90 salan zêdetir rûbirû mana zimanê Kurdî bi qedexî, zilmûzorê, biçûkxistin, binpêkirinan re jî nikaribiye kurdî biqedîne, ev jî dewlemendiya Kurdî ye. Tevî vê pêvajoya îmhakirina sîstematîk jî, ger zimanê Kurdî hebûna xwe didomîne û rojbiroj geş dibe, ev jî nîşana dewlemendiya Kurdî ye. Ev çend salên dawîn zimanê Kurdî di axavtin û nivîsînê de bi awakî balkêş rojbiroj belav dibe.

 

Dema şaristanî tê gotin…

 

Daxuyaniya Cîgirê Serokwezîr Bülent Arınç, a ku dibêje  “Tirkî zimanê şaristaniyê ye” bi min re van hestan şiyarkir. Dema şaristanî tê gotin, şaristaniya Ermenan tê heşê min. Şristaniya Ermenan ku di 1915an de hat xwestin bê îmha kirin û ji hol bê rakirin... Li cem Osmaniyan çapxane di1830an de ava bûn. Rojnameya pêşîn di1830an de dest bi weşanê kir.


Li cem Ermenan çapxane pir zû belkî ‘esrek berê hat avakirin. Li Venedîkê, Stenbolê, Îzmîrê pirtûk, kovar û rojname dest bi weşanê kirin.Di sedsala19an de, li qadên wek Stenbol, Îzmîr, Wan, Diyarbekir, Trebzon, Xarpût, Sêwas, Çukurova pirtûk, kovar û rojname bi rêkûpêk diweşiyan. Di jenosîda 1915an de, ev koleksiyonên han jî hatin îmha kirin, binpêkirin,  tunekirin. Vê şaristaniya ha çeteyên İttihat û Terakki yên ku bi Tirkî diaxivîn xerakirin.  Bülent Arınç ji vê pêvajoyaa xirakirinê bi çi heşî şaristaniyek, şaristaniyeke Tirk hildibirîne?  


Divê rola Kurdan jî neyê jibîr kirin. Lê, tê gotin ku Kurd tetikêş bûn, bi gotina tetikêş bûnê rola Kurdan biçûk kirin ne rast e. Lê li hinda plankar û bicîkarên operasyonan helbet tetikêşî biçûk dimîne. Wekîdî, xelatên tetikêş û zilumkarên Ermenan jî pir mezin û cazîb bûn.

Min di romana Metin Aktaşî ya bi navê “Spêleya li Xarpûtê” de xwendibû. Di vegotina Ermenên Xarpûtê yên sedsala 19-20an de, nivîskar di beşeke romana xwe de wiha dinivîsî: “Li mala her Ermenek pirtûkxane hebû. Li mala her Ermenek kesek ku amûrek muzikê wek keman piyano, ûd, tembûr bi kar dihanî hebû. Li her malek kesekî/e ku zimanekî Rojavayiyan diaxivî hebû. Ev e nîşana girîng ya şaristanî û şarezatiyê ye. Ev şaristanî û şarezatî çawa hat xirakirin?

 

                                                           xxx

 

Lêkolîner-Nivîskar Temel Demirer, di axavtina xwe ya bîranîna Hrant Dink de gotibû:“Qatilê Hrant Dink dewlet e.” Ji ber vê gotinê Temel Demirer tê darizandin. Darizandin didome.


Bo destpêkirina darizandinê “destûra” wezîrê dadê pêwist bû.Wezîrê Dadê yê vê serdemê(2007-2009) Mehmet Ali Şahin, destûr da. Dema Mehmet Ali Şahin vê destûrê da gotibû “Ez nahêlim ji dewleta min re qatil bê gotin.”


Di salên dawîn de, di mijara kuştinên ku jê re “kirde nediyar” tê gotin de pêşketinên girîng çêbûn. Di pêvajoya lêpirsînên Ergenekonê de, derket holê ku fa’ilê cînayetên  “fail mechûl” dewlet bi xwe ye, ev cînayet ji aliyê Ergenekonê ve û li Kurdîstanê jî ji aliyê şaxê  Ergenekonê yê Kurdîstanê JİTEMê ve pêk hatine. Îfadeyên îtîîrafkarên wek  Abdulkadır  Aygan  û Ayhan Çarkın jî van cînayetan gelek zelal kirin. Ev rewşa han di 19ê Çileya 2012an de, di bîranîna Hrant Dink de, bi drûşmeya “dewleta qatîl dê hesab bide” hate îfade kirin. Deh hezarên ku ji Taksima Stenbolê ta Agosê meşiyan di meşê de seranser ev drûşme berz kirin. Heman drûşim, di mitînga ku li Enqerê li ber TBMMê hatibû çêkirin de hat bi kar anîn. Li gor qen’eta min ev bi wetetir bû.


Lê, divê li vir ev nîşe jî were danîn. Yê Hrant Dinkî kuşt rêxisyina Ergenekonê bû. Çi di xwepêşandanên Stenbolê de çi jî di yê Enqere de be, ne drûşme ne jî axavtin balê nedikşandin ser Ergenekonê. Bi gotina ku AKP bûye dewlet drûşme û axavtin li hember wê hatin kirin. Ev, tê wateya veşartina Ergenekonê. Divê li ser vê helwesta xwedî nakokî bê rawestin.

 

Rêveberên Tirkan, çima li hember Kurdan bêpaxav in.

 

Tevî ewqas tekoşînê, rêveberên Tirkan helwesta xwe ya ku Kurdan tişkî nahesibînin didomînin. Sedemeke vî ya giring ew e ku Kurd, bi taybetî jî rewşenbîrên Kurdan li zimanê xwe xwedî dernakevin û pê re ‘eleqedar nabin. Negihîştina rewşenbîr, nivîskaran a hişmendiyeke ku çima Kurd û zimanê wan tê biçûkxistin, asteng kirin.

Gelek nivîskar û rewşenbîrên Kurdan wiha vedibêjin:Heta 7-8 saliya xwe ku min dest bi dibistana seretayî kir, min bi Tirkî nizanibû. Li dibistanê bi lêdan û cezayan me fêrê Tirkî kirin.  Ji layê mamosteyên dewletê ve her roj malbatên me,  Kurd û Kurdî dihatin biçûk xistin. Mamosteyan xwendekarek ku pê ewlebûn bo Kurdî axêvan tesbît bike wezîvedar dikirin. Ev sîxur li dibistanê di tenefusan de, di çûndin û hatina dibistanê de, navê kesên ku bi Kurdî diaxivîn dinivîsî dida mamoste. Mamoste di cî de an roja li pey, di polê de cezayê giran dida kesên bi Kurdî axivîne. Bi rastkêşê li kefa destê me dida, guhê me dikişand, serê me li dîwar dixist...


Piraniya nivîskar û rewşenbîrên Kurdan, li ser pirsa nûçegihanek bîranînên xwe yên wiha bi hûrgilî vedibêjin. Ji cezayan mînakan didin.  


Di cihekî hevpeyvînê de, nûçegihan ji nivîskar pirsên li ser wêje û weşana Kurdî dipirse. Wek mînak, tu çima nivîsên xwe berhemên xwe bi Kurdî nanivîsî dipirse. Nivîskar, rewşenbîrê Kurd wiha dibersivîne:”Ez heyranê Tirkî, zimanê Tirkî me.” Gelek nûser û ronakbîrê Kurdan    ku wiha bersiv didin.


Piştê ewqas lêdan, tehqîr, biçûkxistin, îmha û înkarê ev heyranî ji kû tê?

Tîmên hereketa taybet,JİTEM, berdestê sibê davê ser gund.. Jin û mêr, zaro-zîç, kalûpîr, her kesê ji malên wan derdixin. Li qada gund dicivînin.  Bi gotina“Heta 3 saetan/ 3 rojan hûn dê gund vala bikin. Berovajê vî em dê malê we tevî tiştên tê de bişewitînin. Bi zarokên we, Keçên we, jinên we va bikin, wa bikin...”tehdîd dikin. Emir û fermanan direşînin. Li ber çavên her kesê bi daran li hin mezinên malan didin...

 

Belkî pirên jin û zarokên Kurdan peyv û hevokên cara pêşîn bi Tirkî dibîhisin ev in. Ji van mercan çawa heyranî tê holê?

 

Mafê xwe bi xwe rêvebirinê

 

Beşeke girîng î rêveberên Tirk, Universiteya Tirk, çapemeniya Tirk, ronakbîr û nûserên Tirk digotin Kurd û Kurdî nîne.


Di dawiya salên1980yan de, dest bi gotina wiha kirin: “ Zimanek bi navê Kurdî heye lê; ev zimanekî seretayî ye. Bi vî zimanê seretayî karê zanistî, felsefî nayê kirin, bi vî zimanê seretayî roman nayên nivîsîn. Bi vî zimanê seretayî Kurd nikarin bi dinyaya medenî re bibin yek. Baştirîn Kurd fêrî Tirkî bibin daku rêya wan ber bi şaristaniyê ve vebe...”

Di salên 2000an de hat dîtin ku bi zimanê Kurdî, karê zanistî, felsefî dikare bê kirin, roman bên nivîsîn. Ev jixwe hebûn û Kurdan dizanî. Tirkên Îmhakar û înkarker jî fêrbûn. Pêşketinên li Herêma Kurdîstanê balkêş in. 


Lê rêveberên Tirkan, hîn jî ji van pêşketinan re xwe li korî datînin.Bi gotina xwe ya  “Kurdî zimanê şaristaniyê nîne” pêşî li perwerdehiya bi Kurdî digrin.

 

Wê gavê,

 

Divê Xwe bi xwe rêvebirin, dahatûya xwe diyarkirin  bibin rêbazên bingehînên ku bên parastin.Bo pêşî lêgirtina îtîrazên wek“Kurd bi Kurdî perwerdehî bibînin wê çi jê derê. Piştî ku azmûna bi Tirkî ya karmendiyê karnekir...”divê Kurd mafê xwe bi xwe rêvebirin û dahatûya xwe diyarkirinê ji xwe re bikin rêbazên bingehîn. Divê Kurd rêveberiya ku her gav wan bi gorên komî re rûbirû dihêle qebûl nekin. Li hember vê rêveberiya nebaş xwestina xwe bi xwe rêvebirinê, helbet xwestineke xwezayî ye.

 

 Wergera ji Tirkî ji layê Ahmed KANÎ ve hatiye kirin.

                                                          (amed_kani@hotmail.com)

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur