DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Fikret Başkaya`dan Yeni Paradigma



Kurdinfo:20:04 - 8/1/2012

Sonucta toplum aydın ve entellektülleriyle bir bütün olarak düşünsel bazda kısırlaştı


Yoğun Sanayi ve Finans kapitalın gelişmesiyle ekolojik denge buzuldu ve toprağin doğal dokusu buzuldu, Gıda ürünlerinin tadı değişti. Geniş aile yerini çekirdek aileye biraktı. Sosyal iletişim dönüşüme uğradı. Aşk ve cinselliğe kadar herşey otuz- kırk yıl öncesi gibi değil artık. Politika ve Siyasete dair uzlaşma ve çatışma biçimleri de değişti ve elbet değişmeli .

“Artık eskisi gibi düşünmenin, eskisi gibi davranmanın, eskisi gibi üretip eskisi gibi tüketmenin, velhasıl eskisi gibi yaşamanın sürdürebilinemez olduğu zaman gelip çattı. Kendimize, bize, öteki insana, topluma hayata doğaya ve bir bütün olarak aleme dair yeni bir bakış ve anlayışın gerekli olduğu zaman…“

Fikret Başkaya`nın ‘Yeni Paradigmayi Oluşturmak‘ adındaki kitabın önsözü bu söylemle başlıyor. Aslında bu sözler Marksitler cephesinde  sık sık  dile getirilen ifadelerdir. Keza bu noktada yeni bir şey yok. Ama çalışmanın kendisinde Başkaya, dile getirilen bu gerçeklerin gereğine uygun entellektüel bir ürün koymuş ortaya. Birçok noktada tartışmaya değer tespitler var. Herbiri kedi başına bir incelemeyi gerektiriyor. Benim için öne çıkan bir kaç tespite değinmek istiyorum.

Başkaya, kavramlar dünyasından başlıyor işe. Olması gereken bir yerden başlıyor; çünkü kimin, neden ne anladığı önemli bir sorun. Kavramı farklı içeriklendirmeler, ortak bir algıya ulaşmayı  engeliyor.

Çoğu zaman bildiklerimizle uyuşmayan  kavramların bir başka  içeriklendirildiği  durumlarla karşılaştığımızda; yanlış mı biliyorum, yoksa yanlış mı aktarılıyor gibi soru işaretleri oluşur zihnimizde. Fikret Başkaya, kavramlar düyasını irdelerken üçüncü bir varsayıma dikkat çekiyor. “ Idelojik manipülasiyon amacıyla kavaramlar üzerinde oynama, burjuva toplumunun vazgeçilmez bir yöntemidir. Bu yöntemi boş umutların yeniden üretilmesi “olarak tanımlıyor ve şu örnekleri sıralıyor.  “Haklı dava, Özgürlügün direnci, Özgürlük şavaşcıları…Dayanışmacı ekonomi farklılığa saygı dışlanmışlıkla mücadele, insani kalkınma sosyal tarflar,(S.71)“Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Türk Devletinin resmi tarih ekseninde savunula gelmiş Cumhuriyet kavramını idelojik manipülasiyonun ürünlerinden biri olduğu, keza   kurulan TC.`nin yeni bir devlet olmadığı, yaplanın sadece bir isim değişikliği olduğunu savunan Başkaya,  Osmanlı döneminde yapılan uluslararsı  antlaşmalar da (Monros`dan Lozan`a)  atılan imzalar geçerliliğini kuruduğununa dair hatırlatmada bulunur. Tam da bu noktada Kürdistan sorununu salt bir etnik kimlik sorunu olarak görüp, “ortak ülke“ anlayışına gerekce oluşturmaya çalışan çevrelerin “Cumhuriyeti Türkler le ortak kurduk“ idiasına karşı; “yeni kurulan bir devlet mi var ki,  birlikte kurdunuz? “ diye haklı olarak sorarken, Cumhuriyet kavramıyla örtüşmeyen Osmanlı sonrasındaki  sürece ilişkin şu tarihsel olguları aktarır: M. Kemal, Kasım 1922 de 1. meclisi  dağıtır, bir yıl sonra 29 Ekim 1923 `te  Cumhuriyeti  ilan ederken Meclisin tüm öyeleri, Başbakanı, Cumuhurureisi ve  Bakan atamalarini da tek başına yapar. Cumhuriyetin ilanı M. Kemal, kendisine karşı  mahlefeti etkisiz hale getirmek için bir araç olarak kullandığını ifade eder.

Türkiye`de sermaye sözcülerinin, demokratik gelişim hedefini “Muasır Meddeniyetolarak Avrupa´yi varılması gereken lıman görüyor olmaları;  içi boş bir söylem ve Kapitalist/ Emperyalist  Avrupa sermayesinin gücüne erişme, toprağı, insanı ve kıscası doğayı daha fazala kâr amaçlı sümürebimeme gayretleri olarak nitelayen Başkaya, bu yönde atılan her adımın açlığın, sefaletin ve katlıyamların daha da yoğunlasması olarak değerlendırır.

Marx, ilkel insanı, doğanın bir parçası ve bu parçanın, bütünlüyle uyumlu bir değerlendirmeden çok doğadan ayrı ve onunla mücadele eden bir misyon yüklemesi, ekolojik tahribata kapı aralıyan bir zemine kaydığı algısını verse de, konuya ilişkın düşünsel boşluğu dolduran  Engels „Doğanın diyalektiği `nde „ daha fazla kâr amaçlı doğaya yüklenmesinden dolayi doğa eninde sonunda intikamını alacaktır“ biçimindeki tesbitin pek üzerinde durulmadığına dair eleştiride bulunan Başkaya,  bu eleştiri açısını daha da büyüterek  Maksitlerin toprak sorununa dair eksik, daha doğrusu geliştirilmemiş olduğuna dair görüşlerini, Marx, Louis Bonaparte yazışmalarına  dayandırır.

Marx, Louis Bonaparte`ye  yazdığı bir yazıdan şunları aktarır: “Küçük köylüler, üylerin hepsi aynı kuşllar içinde yaşıyan ama gerçek ilişkilerle birleşmemış bulunan muazam bir kitle meydana getirir. üretim tarzları onları karşılıklı ilişkiler kurmaya götüreceği yerde, birbirlerinden ayırır“… „ Küçük bir tarlanın işletilmesi hiç bir işbölümüne, hiç bir bilimsel yöntememin kullanılmasına elvermez, bu bakımdan da bir gelişim çeşitliliğine, hiç bir yetenek değişikliğine, toplumsal ilişkilerde hiç bir zenginliğe elverişli değildir.

“Başkaya, Sol hareket için refeerans olan Marx`sın bu görüşlerini;  o günden bügüne ortaya çıkan yeni olgulara rağmen hiç bir katkı veya değerlendirme yapamadığına dikkat çeker ve günümüzde Kapitalizmin/ Emperyalizm toprağı  daha fazla kâr niyetine kimyasal ürünlerle bütün canlılarla öldürmesi, dünyada bir gıda sorunun ortaya çıktğını örnekleriyle sıralarken, köylünün bir çok alanda Sermayenın bu saldırılarına karşı eylemlilikler düzenlediğini, dolaysıyla toprağa ve onun işleten köylüye yönelik sol`un bir bakış geliştirmesi gerektiğini yol açıcı görüşleriyle ifade eder.

Köylünün bir sınıf olarak ortak davaranma özelliğne sahip olmadığı, dolaysıyla kedisini temsil etme yeteneğinden uzak ve ancak başka sınıfların içinde kendi çıkarlarını  temsil edebileceği  Marx ve Enges, kaynaklı görüşleri, solun bu güne kadar geliştirmediği, yeni ortaya çıkan sorunları/ olguları göremediğine dair yeni bir bakış açısıyla yaklaşır Başkaya,

„Kendi kendini sömürgeleştirme“ ekonomik/ politik literetürde ilk karşılaştığımız bir kavram. Mao Zedung, sömürgelerde Feodal ağaların sömürgecilerle yaptığı işbirliği biçimine ‘Komprador burjuvazi‘ olarak adlandırmıştı. Yani hem sömürülen hemde sömüren  bir sınıf. Ancak  “Kendi kendini sömürgelestirme“ Komprador burjuva kavramına benzer bir tespit gibi görünse de, Başkaya, başka bir formasiyondan söz ediyor aslında. Dünya ölçeğindeki hiyeraşinin benzeri ulusal düzeylerde de söz konusudur. Nasıl ki kapitalist dünya sisteminde bir hiyerarşi söz konusuysa (piramidin en tepesinde olandan başlayarak en altakine kadar), her bir kapitalist ulusal sosyal formasyonda da bir hiyerarşi geçerlidir.” (s.59)

Kapitalizmde aşağdan yukarıya doğru her topluluğun hatta bireylerin kendisinden bir kademe yüksekte olanı, aşağdakinin bulunduğu yerden ileri geldiğini ifade ediyor. Başkaya`nın bu tespiti sınıflar mücadelesinde ne gibi bir ilişki biçimi yaratır, sorusu tartışmaya açık bir konu gibi görünüyor.

Başkaya`nın çalısmasında geniş yer verdiği  “Kültüralizm“ başlığı altında kapitalizmin araçlandırdığı etnik dinsel kimlikleri irdeler. Marksist  literetürde; bu konuda yeni bir tespit olmasa da, konuya dair olduca duyurucu açılımlar var.

Islâmın; kapitalizmin içikin bir projesi olduğuna dair  değerlendirmelerine  ek olarak Alevilerin özgürleşme taleplerinin anti kapitalime yünelmediği sürece, bir kıymeti harbiyesi olmıyacağını da özllikle vurgular. Kürdistan`da ve Türkiye`de Maksist bilim yönteminden uzaklaşıldığı bir dönemde bir tekrar olsa da önemsenmesi gereken bir vurgu.

Bitirirken benden bir dip not: Kürdistan`da yaklaşık 30 yıldır araştırma inceleme ve bilgilenmenin küçümsendiği ve onun yerine ne adına olduğu pek de belli olmayan ama kutsanan bir savaş pratıği yaşandı. Askeri ve politik olarak yönlendirici olmanın yanısıra her türlü davranış biçiminden düşünme ve akıl yürütme tarzına kadar adeta bir iktidar ugulamasına tanık olduk. Yaşanan sürecte toplumun fikir üreten kanalları kapatılmaya çalışıldı. Tek merkezden üretilen “fikirler“ insanlara adeta zorla benimsetilmek istendi. Benimsememek için direnç gösterenler de afaroz edildi, ihanetci olarak değerlendirildi. Sonucta toplum  aydın ve entellektülleriyle bir bütün olarak düşünsel bazda kısırlaştı, kutsanan, amacları tartişmalı pratik ise duvara tosladı.

Bugün ülkenizde sürdürülmete olan  sömürgecilik, Kapitalizm olgusundan ayrı düşünülemez. Sömürgecilikten kurtulmanın yolu  kapitalizmden kurtuluşundan  geçer. Bu anlamıyla Fikret Baskaya`nın “Yeni Paradigmayi Oluştumak “ kitabının okunmasını önemsiyorum ve öneriyorum.

Mustafa Ak

24-12-2011

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur