DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

TDŞK Temcilciler: ‘Kürtlerin de kendi gelecegini belirleme, kendi toprakları üzerinde özgürce yaşama ve kendini yönetme hakkı vardır’



Kurdinfo:17:19 - 20/09/2011

17-18 Eylül’de Diyarbakır’da yapılan Türkiye’de Kürdistan Konferansı’nda yapilan konuşmalar


 

17-18 Eylül’de Diyarbakır’da yapılan Türkiye’de Kürdistan Konferansı’nda yapilan konuşmalar

TDŞK Temcilciler: ‘Kürtlerin de kendi gelecegini belirleme, kendi toprakları üzerinde özgürce yaşama ve kendini yönetme hakkı vardır’

Değerli Konferans Katılımcıları!

Kürt Devrimci Demokratlar Hareketi adına hepinizi selamlarım

Asırlardan beridir bir savaş, zulüm ve sömürü alanı olarak kullanılan ülkemiz Kürdistan, gaspedilen ulusal haklarını elde etmek için 200 yıldan fazladır kesintisiz bir biçimde direnme ve mücadele süreci devam etmektedir, belki de tarihinin hiç bir döneminde günümüzde olduğu kadar hassas ve umut vaadeden gelişmelerle karşılaşmamıştır.

Farklı özgünlükler taşımakla birlikte, ülkemizin her dört parçasında da halkımızın haklı davası güçlenmekte, nihai kurtuluşa doğru yol almaktadır.

Ortadoğu’da ve  özellikle  Suriye deki gelişmeler  Türkiye’yi de etkilemektedir. Suriye’de olası bir rejim değişikliği bu parçadaki Kürtlerin yaşamında önemli değişikliklere yol açacaktır ve Kürt sorununun bölgesel çözümüne yeni bir ivme kazandıracaktır. İran da gelişmelerin dışında değil Suriye’den sonra sıra oraya de gelecektir.

Ülkemizi parçalayıp sömürgeleştiren egemen devletler, çağdışı bir anlayışla sorunu çözmemek için çabalamaktadırlar. Tek ortak özellikleri olan ''Kürt Düşmanlığı'' ile bir birlerine tutunan bu devletler, makul çareler bulmak yerine, çareyi Kürt karşıtı politikalarını daha da şiddetlendirmekte bulmaktadırlar ancak tüm engel ve tuzaklara rağmen  mücadele devam ediyor.

Kürtlere yönelik son saldırılar, çatışmaların yeniden başlaması, Güney Kürdistan’a yapılan hava ve kara operasyonları, sürecin sancılarla ve zorluklarla dolu olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Kürt Devrimci Demokratlar Hareketi  olarak, şuna inanıyoruz ki, yeniden başlayan şiddet hiç bir sorunu çözmeyecektir. Şiddeti besleyen güvenlik önlemleri, daha çok gözyaşı ve kan demektir. Çözüm,  gerçek anlamda demokratik bir süreci başlatmakla mümkündür. Bunun ilk adımı toplumun geleceğini karartan savaşın durdurulmasıdır. Operasyonlar hemen son bulmalı ve silahlar susmalıdır. Kürt sorunu barışçıl yollarla, demokratik ve adil bir biçimde çözülmelidir.

 

Değerli Konferans katılımcıları!

Globalleşen dünyamızda varolan sorunlar da onların çözümleri de bir ülkenin iç sorunu olmaktan çıkmış, insanlığın genelini ilgilendirir olmuşturr. Bu bağlamda  son 10 yılda ve özellikle Aralık 1999 yılında Türkiye’nin AB’ye üyelik başvurusunun kabulu, ardından 2004 yılında müzakerelerin başlaması etkilerini göstermeye başladı, Kürtlerin hak ve özgürlüklerinin kabulüne ağır aksak da olsa kapılar aralandı.

Türkiye’nin AB üyelik sürecinin de etkisi ile son dönemde atılan adımlar daha bir netlik kazanmıştır. Kürtçe televizyon, bazı üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümleri ile ilgili adımlar, tutuklu ve hükümlülerin yakınları ile Kürtçe konuşma yasağının kaldırılması, Dersim Katliamının sorgulanması, bölgede sürekli bir sıkıyönetim anlamına gelebilen Emasya protokolünün iptali, askerî vesayetin kaldırılması, tabu sayılan konularda yeni açılımların dillendirilmesi gibi düzenlemeler bu olumlu adımlar arasında sayılabilir.

Fakat bu adımlar sorunun en azından makul bir seviyede çözümünün çok çok gerisindedir. Her şeyden önce Türkiye, Avrupa Birliği’nin, BM’nin İnsan Hakları ile ilgili almış olduğu tüm antlaşmaları kabul etmeli ve imza atığı bütün uluslararası belge ve antlaşmaları iç hukukunda uygulamaya sokmalıdır. Ayrıca bu sözleşmelerde çekince koyduğu maddeleri ve ek protokolleri imzalamalıdır.

 

Türkiye henüz Kopenhag siyasi kriterlerine temel oluşturan 18 uluslararası sözleşme ve antlaşmadan dokuz tanesini ya imzalamamış ya da bazı maddelerine, özellikle de Kürtler’in hak ve özgürlükleri ile kadın hakları ile ilgili olanlarına imza atmamakta, bunları ulusal hukukuna uyarlamaktan ısrarla imtina etmektedir.

 

Değerli Konferans Katılımcıları!

Ülkemizin Kuzey parçasında her ne kadar siyasal bir dağınıklık ve kopukluk göze çarpsa da, özellikle son 50 yıl içerisinde sürdürülegelen örgütlü mücadele içerisinde kazanılan muazzam tecrübelerimiz, bu onurlu davada yetişmiş, gelişmeleri çağdaş bir bakış açısıyla değerlendirip yorumlayabilecek, sonuç alıcı kararlar verebilecek davasında kararlı  binlerce yönetici Kürt kadromuz vardır.

Kürt siyasal organizasyonları,siyasal talepler konusunda  farklı tesbit ve yöntemleri benimsemenin farklıların bir arada olmasına engel olduğu algısı değişmeli ve bir arada ortak hedefler doğrultusunda çalışmanın dünyada örnekleri olduğu gibi bizde de yaratılması mümkündür.Kavram veya adlandırmadan ziyade,Bizce her siyasal eğilimin temsil edildiği ve ortak iradenin oluşacağı bir yapı zorunluluğu vardır,Bu Kongre,meclis,federasyon, cephe veya başka isimler ile isimlendirilebilir.

Şiddetin hüküm sürdüğü, kimsenin kimseyi dinlemediği, tabiri caizse sözün para etmediği bir dönemde bu konferans toplanıyorsa da, Kürt halkının sesine kulak verilmesi için bu konferansın önemli bir rol oynayacağı ve tarihe bir not bırakacağı inancını taşıyoruz.  Hep birlikte bir yandan iyi niyetimizi, değişik seçeneklere açık tutumumuzu sergilerken, diğer yandan da, Kürt halkının onayı alınmadan atılacak hiç bir adımın bizleri bağlamayacağı kararlılığını tüm açıklığıyla göstermeliyiz.

Toplantıya katılan çok sayıda değerli akademisyen, aydın, siyasi parti, örgüt ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri bu bilinç ve sorumlulukla, hep beraber önemli kararlar alacağımızı ve ulusal demokratik haklar mücadelemizin önüne yeni perspektifler sunacağımızı umut ediyoruz.  Ulusal demokratik güçlerimizin ve Kürt kamuoyunun beklentilerinin bu yönde oldugunda hiç kuşku yok.

Güney Kürdistan'daki durum, Kürtlere rağmen Kürt sorununun çözülemeyeceği gerçeğini net olarak ortaya çıkartmıştır. Kürtlerin geri bir toplum olduğunu ve kendilerine bağımsız bir devlet kurma hakkı verilse bile, onların kendilerini yönetmekten aciz olduklarını iddia eden kesimlere inat, halkımız Ortadoğu'nun orta yerinde bir özgürlük, demokrasi ve istikrar adası yaratmayı başarmıştır.

Kuzey Kürdistan'nın da  daha büyük bir özgürlük, demokrasi ve refah adası olmaya aday olduğunu dost ve düşmana göstermeliyiz..

Bize göre Kürt sorununun barışçı, demokratik, kabuledilebilir ve kalıcı çözümünün yeni demokratik bir anayasa ile teminat altına alınması için öncelikli olan şu adımlar atılmalıdır:

1.    Türkiye’de Kürtlerin ayrı bir halk ve ulus olarak etnik kimliği yasal/anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

2.    Bu kabul ve güvencenin asgari tezahürü olarak Kürt dili üzerindeki bütün kısıtlama ve yasaklar kaldırılarak Kürtler için ana dil eğitimi ve ana dilde eğitim serbest olmalı, Kürtlerin ana dillerini kullanabilmeleri ve eğitim görmeleri devlet destek ve güvencesine kavuşturulmalıdır.

3.    Siyasal çalışmalar önündeki Anayasal ve yasal engeller kaldırılarak, Kürtlerin Kendi kimlikleri ile siyasi parti kurmaları, hak ve özgürlük talepleri ile siyasi iktidar hedeflerini, şiddet kullanmamak, şiddeti teşvik etmemek ve şiddeti desteklememek şartıyla, bağımsız devlet kurma dahil her biçimde serbest olmalı ve güvenceye alınmalıdır.

Bu üç nokta sorunun nihai çözümünün önünü açacak adımlardır.

Kürt siyasi hareketlerinin Kürt sorununun nihai çözümüne ilişkin, farklı istem ve çözüm talepleri olduğunu söyledik. Dünyada bu sorunun çözümüne örnek değişik yollar vardır. Doğu Timur, Kanada’da Qubec sorunu örnekleri var. Güney Sudan ve Sirbistan’ın Karadağ örnekleri de var. Irak Kürdistanı örneği gözden ırak tutulamaz.

Birçok  yönleriyle bizim gerçekliğimize yakın bir benzerlik  teşkil eden. Kuzey ülkelerindeki Samerleri  (Sâpmiler)  örnek vermek  gerçekçi  olur. Bütün nufüsu 100 bini geçmeyen Samerler, Kürtler gibi dört ayrı ülkede yaşıyorlar.  Bu nufüsun önemli kısmı Norveç’te, 20 bini İsveç’te, 12 bini Finlandiya’da ve 3 bine yakını da Rusya’da yaşamaktadır. Onlar da Kürtler gibi asimilasyona tabi tutulmuş, nufüsün yarısından fazlası kendi dilini bilmemekte, konuşup ve yazamaktadırlar. Ama kaldıkları ülkelerin gerçek anlamda demokratik ülkeler olması nedeniyle, ulusal ve demokratik hakları tanımış, kendilerine göre hepsinin bir yerel parlamentoları, sembolleri/bayrakları ve yöneticileri var.  Halk tarafından 4 yılda bir seçilen ve farklı partilerin temsilcileri olan bu parlamentoların aldıkları kararlar doğrultusnda merkezi hükümete  istemlerini bildirmektedirler. Ayrıca bu parlamentolar kendi aralarında bir birlik oluşturmuşlar ve dönerli olarak her dört yılda bir, bir parlamento yöneticisi bütün Samerlerin sözcülüğünü üstlenmiştır. Rusya Samerlerinın kendi yerel parlamentoları olmadıkları gibi Birlik parlamentosuna gözlemci sıfatı ile katılmaktadırlar. Ayrıca belirtemek gerekir ki Isveç Avrupa Birliğine üye olduktan sonra Samerler bu haklarının önemli bir bölümüne kavuştular.

Değerli arkadaşlar

Kürt halkının kendini yönetme hakkı temelinde özgür siyasal iradesi ile kendi geleceği üzerinde karar vermesi, bizim için temel siyasi bir amaçtır. Kürt halkının istem ve taleplerinin yerinden tespiti için başvurulması gereken yol, gerçek iradesinin tespiti olmalıdır. Günümüz dünyasında da bunun en geçerli, sağlıklı ve ölçülebilir yolu referandumdur!

Birleşmiş Milletler sözlesmesin 2. bendinde uluslararasında, halkların hak eşitliği ve kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesi ilkesine saygı üzerine kurulmuş dostça ilişkiler geliştirmek ve dünya barışını güçlendirmek için diğer uygun önlemleri almak; ifadesi yer alıyor.

Kürtler ulusal demokratik haklarından yoksun ezilen bir millettir. Bütün dünya özgür ulusları gibi, onların da kendi gelecegini belirleme, kendi toprakları üzerinde özgürce yaşama ve kendini yönetme hakkı vardır. Kürtler de bu haklarını kullanmalıdır. Kürt halkının özerklik, federasyon, konfederasyon ve bağımsızlık gibi bir çözümü özgürce tercih etmesi için adil ve demokratik bir referandum koşullarının yaratılması gerekmektedir. Kürt halkı bu hakkı kullanmadığı sürece Türkiye’de Kürt sorunu çözülmemiş demektir.

Beni dinlediğiniz için tekrar saygılarımızı sunuyoruz.

Diyarbekir, 17-18 Eylül 2011

İmam TAŞÇIER
TDŞK- Kürt Devrimci Demokratlar Hareketi

 

 

 

 

YENİ ANAYASA SÜRECİ VE KÜRTLERİN TALEPLERİ

Türkiye, 1876 tarihli Kanun-i Esasi’den günümüze kadar 1924,1961 ve 1982 anayasası ile yönetilmiştir.1876 anayasası, padişah tarafından 18 bürokrat ve 10 ulema’dan oluşan bir komisyona yaptırılmış bir “ferman” anayasasıdır.1921 Anayasası olağan üstü yetkilere sahip bir meclis tarafından hazırlandı.1924 anayasası tek parti hâkimiyetinde ki bir meclis tarafından,1961 ve 1982 anayasaları ise askeri cuntacıların belirlediği elitist bir kesim tarafından hazırlandı.

    İttihat ve Terraki görüşünün siyasal alanda etkili olmasıyla birlikte ortaya çıkan, cumhuriyetin  kuruluşundan günümüze dek etkili olan ceberut  bir devlet anlayışı süre geldi.Cumhuriyet tarihi bu anlayışın kurumsallaşma tarihidir. Kürtleri, dindarları,Alevileri,azınlıkları,toplumda ki bütün farklılıkları yok saydı.Tek millet,tek devlet,tek din,tek dil,tek bayrak anlayışıyla oluşturulan cumhuriyet ulusu ideolojisi,baskıcı devlet kurumlarını ve kültürünü oluşturdu.

     Türkiye’nin sosyal dokusu, kültürel yapısı ve siyasal durumu artık eski anayasa ile yönetilemeyeceğini, günümüze dek yapılan değişim ve reformlarında yeterli olamayacağı sonucunu açık bir şekilde ortaya çıkarmıştır.Türkiye’de yeni bir siyasal yapının kurulması gerekiyor.Sistem içi reformlar dönemi sona ermiştir.Yeni anayasa ihtiyacı aynı zamanda yeni bir siyasal sistem inancıdır da.Anayasalar topluma ait temel siyasal iradeyi yansıtabiliyorsa toplumsal sözleşme olarak adlandırılabilirler.1876’dan başlayıp 1982’ye kadar süre gelen “ferman” ve “darbe” anayasaların ürettiği siyasal kültür anayasalara ilişkin tartışmaları uzun süre biçimlendirdi.Toplum sözleşmesi ve toplumun geleceğini ilgilendiren temel siyasal metin olarak yeni anayasa’dan söz etmek için öncelikle bunu vesayetçi devlet kültürünün ve dilinin dışında inşa etmek ilk yönetimsel adım olmalıdır.Bu adım,toplumun kendi geleneği,kültürü,gelecek vizyonu ve içinde yaşadığı uluslar arası toplumun gerekleri temelinde,özgürce bir yeniden inşaya imza atmasını sağlar.Ancak bu yöntemlerle hazırlanacak anayasalar yeni sayılabilirler.

Türkiye’de anayasanın muhatapları olan bireyler ve gruplar anayasaların inşa sürecinden hiçbir zaman söz sahibi olamamışlardır.Herkes bakımından hak ve özgürlükleri yeni bir toplumsal sözleşmede güvence altına almak,devleti bu amacı gerçekleştirecek her türlü etnik kimliğe,dine ve inanca eşit mesafede duran bir aygıt olarak düzenlemek bakımından bireylerin ve toplumun anayasa inşa sürecinde fikirlerini belirlemeleri başlangıç noktasıdır.

Afrika,Asya ve Latin Amerika ülkelerinde iç savaş koşullarından çıkmayı ve toplumsal barışı amaçlayan anayasa yapım süreçleri yaşandı.Bu anayasalar toplum içindeki farklı kesimlerin barış içinde özgürlüklerden eşit olarak yararlanabilmelerinin ilkelerini müzakere süreci ile toplumsal mutabakat sonucu belirledikleri metinler oldular.Nelson Mandela’nın başında olduğu ANC 1994 seçimlerinde oyların %62’sini alarak büyük bir üstünlük sağlamış ve parlamentoya seçilen 490 milletvekili 2 yıl içerisinde yeni anayasayı hazırlayacak bir kurucu meclis oluşturulmuştur.Ayrıca bu çalışmaları yönetebilecek bütün partilerin içinde yer aldığı bir anayasa komitesi ve bu komiteye bağlı alt komiteler oluşturulmuştur.Toplumun bütün kesimlerinin tartışmalara katılması sağlanılmaya çalışılmıştır.3 aylık süre içerisinde yetişkin halkın %65’ine ulaşılmış,yaklaşık 1.7 milyon dilekçe toplanmış elemeler sonucu 11bin öneri çıkarılmıştır.Burada güdülen amaç katranların belirli bir konu üzerinde tartışmalarını sağlayıp uzlaştıkları ilkeleri gözlemek,bunların anayasada temsil edilmesini sağlamak ve bu vesileyle halka uzlaşma kültürünü aşılamak olmuştur.Partiler arasında kültürel ve etnik farklılıklara dayanan çok derin zıtlaşmalar aşılmış aynı masada yer alıp ortak bir proje çerçevesinde görüş alışverişi  yapmaları sağlanmıştır.10 aylık bir süreç sonunda 22 Kasım 1995’te ilk anayasa taslağı yayınlanmıştır.

3-Güney Afrika Anayasası’ndan örnek düzenlemeler :

a)Dil, din, kültür alanındaki düzenlemeler:

Güney Afrika Anayasası‘da  içinde İngilizce, Afrikaans, İsizulu dillerinin bulunduğu 11 ayrı dil resmi dil olarak kabul edilmiş, ayrıca yerli dillerin kullanım ve statüleri tanınmış ve devlete bu dillerin kullanımının geliştirilmesi ve statülerinin korunması için uygulamaya dönük müspet önlemler alması görevi verilmiş, bütün resmi dillerin aynı ölçüde değer göreceği ve bu dillere eşit muamele yapılacağı belirtilmiştir. Anayasaya göre merkezi hükümet ve bölgesel yönetimler bir bütün olarak, ülke çapında veya bir bölgede kullanım, pratik uygulamalar, ticari uygulamalar, bölgesel özellikler ile halkın ihtiyaç dengesi ve tercihlerini dikkate almak suretiyle yönetimin amaçları doğrultusunda herhangi bir resmi dili kullanabilirler ancak merkezi hükümet ve her bir bölgesel yönetim en az iki resmi dil kullanmak zorundadır. Belediyeler kendi bölgelerindeki yurttaşların kullandıkları dili ve  tercihlerini dikkate almak zorundadırlar. Anayasaya göre herkes dilini kullanma ve kendi seçtiği türden kültürel hayata iştirak etme hakkına sahiptir.Güney Afrika Anayasası’nda topluluk hakları da tanınmıştır.”Kültürel,dini ve dilsel topluluklar” başlıklı 31. bölümde  kültürel, dini veya dilsel bir topluluğa mensup kişilerin, o topluluğun diğer üyeleri ile birlikte kültürlerinin gereğini yerine getirme, dinlerini yaşama ve dillerini kullanma ile kültürel, dini ve dilsel birliklerle sivil toplumun diğer organlarını oluşturma, bunlara iştirak etme ve koruma konularındaki haklarının  göz ardı edilemeyeceği belirtilmiştir.

b)Eğitim dili ile ilgili düzenleme:

Güney Afrika Anayasası’nın  “Eğitim” başlıklı 29. bölümünde  herkesin resmi dilde veya eğitimin oldukça uygulanabilir olduğu devletin eğitim kurumlarında kendi seçecekleri dillerde eğitim alma hakkına sahip oldukları, bu hakkın uygun bir biçimde fiiliyata dönüştürülerek uygulanmasını garanti altına almak için devletin, mümkün olan bütün eğitim alternatiflerini, her bir ara kurumu dahil etmek üzere gözetirken eşitliği, uygulanabilirliği ve geçmişteki ırkçı ve ayrılıkçı kanun ve uygulamaların sonuçlarını düzeltmeyi göz önünde tutacağı  belirtilmiştir.

Ayrıca incelenmesi gereken bir ülke örneği İspanya’nın 6 Aralık 1978 tarihinde yapılan halk oylaması ile kabul edilen yeni anayasalarını yapma süreçleridir. Bu General Franconun ölümünden sonra başlayan “DEMOKRASİYE GEÇİŞ” dönemini taçlandıran bir uzlaşma metnidir. Rejim değişikliğinin ilk adımı demokratik genel seçimlerin düzenlenmesi olmuştur.Bunun için siyasal reform yasası çıkarılmıştır.Halk oylamasıyla %94 evet oyu ile benimsenmiştir.Diğer adım yasaklı olan Komünist Partisi ile o dönemde özerklikçi tutum izleyen Bask(PNV) ve Katalan(CİU) partilerini yasallaştırmak suretiyle gerçekleştirmiştir.

Franco’nun meşru kurumlarına dayanılarak, bu kurumların yerine geçecek demokratik kurumlar oluşturulmuş ve ilk demokratik seçimlerden çıkan temsilcilerle yasama organı tümüyle yenilenmiştir. İkinci aşamayı oluşturan “Anayasa inşa süreci”, yenilenen Meclis sayesinde tırmanan terör eylemlerine karşın kararlılıkla yürütülmüştür. Ortaya konulan siyasi irade ile geniş bir uzlaşma aranması amacı aslında birbirini besleyerek, demokratikleşme sürecinin sekteye uğramadan sorunları aşmasını ve mümkün olduğunca çağdaş değerleri kapsamasını sağlamıştır.

Osmanlı’nın son döneminde, Cumhuriyetin ilk kuruluş döneminden günümüze dek Kürtlerin siyasal sistem içerisinde kendilerinin de bir statülerinin olması için talepleri olmuştur.Bu talepler her seferinde  reddedilmiş ve Kürt toplumu asimilasyon ve ceberut baskıların hedefi olmuştur.Günümüzde yapılacak olan yeni anayasanın oluşumuna Kürtler bir bütün olarak katılmalı ve taleplerini dile getirmelidirler.Bunun önünde ki bütün engeller kaldırılmalıdır.Kürtleri temsil eden siyasal partiler,sivil toplum örgütleri,Kürt toplumu bir bütün olarak hayatın her alanında özellikle en önemli yer olan parlamentoda dahil olmak üzere demokratik taleplerini  dile getirip oluşturulacak yeni anayasada yer almasını sağlamalıdırlar.

1.Yeni anayasada etnisiteye, vurgu yapılmalıdır.Bu anayasa etnisetelere   nötr olmalıdır.Etnisiteye vurgu yapmayan anayasa örnekleri günümüz Dünyasında oldukça fazladır.

            3.BİRDEN ÇOK RESMİ DİLİ OLAN ANAYASALAR

FİNLANDİYA ANAYASASI

Bölüm 17 Bireyin Dil ve Kültüre ilişkin Hakları

(1) Finlandiya’nın ulusal dilleri Fince ve İsveçcedir.

GÜRCİSTAN ANAYASASI

Madde 8 [Devlet Dili]

Gürcistan’ın devlet dili Gürcüce ve Abhazya’da ise Abhaz dilidir.

          GÜNEY AFRİKA CUMHURİYETİ ANAYASASI

6. (Diller)

(1) Cumhuriyetin resmi dilleri Sepedi, Sesotho, Setswana, siSwati, Tshivenda, Xitsonga, Afrikaans, İngilizce, İsiNdebele, İsixhosa ve İsizulu’dur.

(2) Halkımızın tarihsel olarak gittikçe azalan yerli dillerin kullanım ve statüsünü tanımak suretiyle Devlet, bu dillerin kullanımının geliştirilmesi ve statülerinin korunması için uygulamaya dönük ve müspet önlemleri alır.

 (3)  (a) Merkezi Hükümet ve bölgesel yönetimler bir bütün olarak, ülke çapında veya bir bölgede kullanım, pratik uygulamalar, ticari uygulamalar, bölgesel özellikler ile halkın ihtiyaç dengesi ve tercihlerini dikkate almak suretiyle yönetimin amaçları doğrultusunda herhangi bir resmi dili kullanabilir; fakat merkezi hükümet ve her bir bölgesel yönetim en az iki resmi dil kullanmak zorundadır.

(b) Belediyeler kendi bölgesindeki vatandaşların kullandıkları dili ve tercihlerini dikkate almak zorundadır.

(4) Merkezi Hükümet ve bölgesel yönetimler, yasama ve diğer yolları kullanarak, kendi resmi dillerini düzenlemek ve denetlemek zorundadırlar. (2) nolu alt başlığı nazara almak şartıyla, bütün resmi diller aynı ölçüde değer görür ve bunlara eşit muamele yapılır.

HİNDİSTAN ANAYASASI

BÖLÜM XVII

RESMİ DİL

BÖLÜM I-BİRLİĞİN DİLİ

343. (1) Birliğin resmi dili Devanagari alfabesiyle birlikte Hindi dilidir.

Birlik içinde resmi makamlarca kullanılan rakamların şekilleri, Hint rakamlarının uluslar arası formuna uygundur.

(2)  (1) No’lu paragrafa bakılmaksızın, bu Anayasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte onbeş yıllık bir süre içinde, İngiliz dili, bu yürürlüğe girişten hemen önce kullanıldığı üzere, Birliğin bütün resmi faaliyetlerinde kullanılmaya devam olunur:

Ancak Başkan, bahsi geçen sürede, Birliğin herhangi bir resmi kullanımı amacıyla, İngiliz diline ilave olarak Hindi dili ve Hint rakamlarının uluslar arası formunun Devanagari rakam biçiminin kullanımı direktifini verebilir.

(3) bu maddeye bakılmaksızın, Meclis kanun çıkartmak suretiyle, bahsigeçen onbeş yıllık süre sonunda da-

(a) İngiliz dili veya

(b) rakamların Devanagari biçiminin

Kanunda belirtilen özel amaçlara uygun olmak kaydıyla kullanımlarına imkan sağlayabilir.

İSVİÇRE ANAYASASI

Madde 4 Ulusal Diller

Ulusal Diller Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanş’tır.

SLOVENYA ANAYASASI

Madde 11 [Dil]

Slovenya’nın resmi dili Slovendir. İtalyan yahut Macar ulusal topluluklarının ikamet ettikleri belediyelerde, İtalyanca ve Macarca da aynı zamanda resmi dillerdir.

 

ABD,  ARJANTİN, ÇEK CUMHURİYETİ, DANİMARKA, FEDERAL ALMANYA, FRANSA, GÜNEY KORE ,HOLLANDA, JAPONYA, LÜKSEMBURG ,YUNANİSTAN,                   1924 TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI.

YENİ YAPILACAK ANAYASADA ;

1-  Etnisiteye vurgu yapılmaması,Kürtlerin güven duygusunu sağlamayacağından özellikle kürt ulusunun vurgusu yapılarak kimliğinin anayasal güvenceye alınması , güven duygusunun oluşturulması ve kalıcılığının sağlanması için özel önem arz etmektedir.

2.Anadilde eğitim için gerekli yasal düzenlemeler yapılarak anadilde eğitimin önündeki engeller kaldırılmaldır.

 

 

3.Yeni vatandaşlık tanımı yapılmalı; bu kapsayıcı, eşitlikçi Türkiye’nin etnik,sosyal, kültürel, dinsel farklılıkları kabullenerek yapılmalıdır.

4.Yerel yönetimler ademi merkeziyetçi bir anlayışla güçlendirilmeli valiler seçim ile iş başına gelmeli, il meclisleri oluşturulmalı, ve yetkileri arttırılmadır.

Diyarbekir, 17-18 Eylül 2011

TEVGERA DEMOKRATÊN ŞOREŞGÊR A KURD
Adına Abdulhay OKUMUŞ




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur