DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Sansura rojnameya Akşamê



Kurdinfo:12:06 - 16/12/2011

....bi armanca eşkerekirina helwesta rojnamevaniya hêsîra îdeolojiyên fermî, ez vê daxuyaniyê digel hevpeyvîna ku bi tirkî bi min re hatiye kirin belav dikim.


Berî bi meh û nîvekê rojnameya tirkî Akşamê ji min re mailek şand û xwest bi min re hevpeyvînekê bike. Gava min daxwaza wan qebûl kir, pir kêfxweş bûn û ji bo hevpeyvînê ji min re bi mailê pirsên xwe şandin. Du sê pirsên pêşî li ser kitêbên min û nivîskariya min bûn, lê pirsên ku li dû dihatin li ser PKKê bûn. Dixwestin armanca xwe bi devê min bidin gotin. Min di ser çend pirsan re gav kir û dawiya maye bersivandin. Bersivên min berhema dil û aqilê min bûn, lê diyar e dûrî armanca rojnameyê bû. Loma wan hevpeyvîn sansur kirin û neweşandin. Ev zêdeyî sî salî ye min serbixwebûna xwe parastiye, bi înad û bi bawerî bi kurdî dinivîsînim û ez ê heta dawiya jiyana xwe jî vê xebata xwe dewam bikim, lê ez ê tu carî nebim peyayê kesî. Ji bo ziman û edebiyata kurdî kî çi bikin ez ê jê re li çepikan bixim, heta ji min bê ez ê rê li ber çandina tovên neyartiyê bigirim û berê xwe bidim sebeban. Gava hin rojnameyên Tirkiyê dixwazin bi nivîskar û rewşenbîrên kurdan re hevpeyvînan bikin, an dixwazin wan bikişînin ser xeta xwe, an jî gotinên wan berovajî dikin, li gora xwe rengekî didinê û welê diweşînin. Ev fikir û helwest bi kêrî kesî nayên, pirsgirêka heyî kûrtir dike, bêbaweriyê belav dike û kirasekî teng li ramana entelektuelî dike.

 

Ev demek e ez di belavkirin û belavnekirina vê daxuyaniyê de dudilî bûm, lê heke min belav nekira wê wek kulekê di dilê min de bimaya. Loma, bi destûra we be, bi armanca rakirina wê kulê û bi armanca eşkerekirina helwesta rojnamevaniya hêsîra îdeolojiyên fermî, ez vê daxuyaniyê digel hevpeyvîna ku bi tirkî bi min re hatiye kirin belav dikim.

 

Firat Cewerî

 

 

AKŞAM GAZETESİ, Firat Cewerî ile Söyleşi

 

 

AKŞAM GAZETESİ: 1978 yılından beri tüm kitaplarınızı, yazılarınızı Kürtçe yazıyorsunuz ve “amacım bütün yasaklara inat Kürtçe yazıp, Kürtçenin modern edebiyata ne denli uyduğunu yasakçı zihniyetlere göstermekti” diyorsunuz. Modern edebiyat için Kürtçe Türkçe’den daha mı uyumlu bir dil sizce?

 

Firat Cewerî: Hayır, öyle bir iddiam yok. Türkçe, Nobel edebiyat ödülüne layık görülmüş, dünya çapında önemli sayılan eserler üretmiş bir dildir. Ayrıca entelektüel birikimimin büyük bir kısmını Türkçe sayesinde elde ettiğimi de söylemeliyim. Fakat ana dilimi hor gören, yasaklayan, aşağılayan ve sadece birkaç sözcükten ibaret olduğunu söyleyen zihniyete karşı Kürtçe yazmakta direndim. Buna mecburdum. İşte bu zihniyete inat ben de Kürtçenin ne denli zengin, lirik ve edebiyata uygun bir dil olduğunu ispatlamak için otuz küsur yıldır yazıyorum. Bundan sonra da yazmaya devam edeceğim.

 

– Peki bugün o yasakçı zihniyette değişimin izlerini görmeye başladınız mı?

 

 Tabii, seksenli yıllara nazaran bu değişimi kolaylıkla görebiliyorum. Değişim sancılı da olsa, çekingen de olsa, kırılmalara uğrasa da devam ediyor. Bu umut verici. Örneğin romanlarım Türkiye’de yayımlanıyor; Türkiye’deki Kitap fuarlarında konferanslarımı Kürtçe verebiliyorum. TRT6, yirmi dört saat Kürtçe yayın yapıyor. Fakat öte yandan, Diyarbakır mahkemelerinde Kürtçenin hâlâ ’bilinmeyen’ veya ’anlaşılmayan bir dil’ olarak kayıtlara geçmesi, sözü edilen yasakçı zihniyetin tamamıyla ortadan kalkmamış olduğunu gösteriyor. Söz konusu bakış açısı Türkiye’de demokrasinin önünde büyük bir engeldir. Öncelikle bu engelin aşılması gerekir.

 

12 Eylül’de sürgüne giden Kürtlerden biri de sizsiniz sonrasında Türkiye’yi terk ediyorsunuz. İsveç’te yaşamaya başlıyorsunuz. Peki bu savaşınızı neden Türkiye’de değil de İsveç’te veriyorsunuz?

 

Aslına bakılırsa İsveç’te verdiğim herhangi bir savaş yok. Savaşmaktansa yazmayı tercih ediyorum. Öte yandan sadece ülkemde bir zamanlar yasaklardan ötürü yazamadığım, okuyamadığım anadilimi orada kullanma olanağını buldum ve Kürt edebiyatına onbinlerce sayfa kazandırdım. Yazmak için İsveç benim için en uygun ve en ideal ülke olarak duruyor. Bu ortamı Türkiye’de yakalayabileceğimden emin olmadığım için tercihimi hâlâ İsveç’ten yana yapıyorum.

 

– İsveç’te yaşayarak Kürt dili için savaş vermekle işin kolayına kaçtığınızı düşündüğünüz oldu mu hiç? Eleştiri aldınız mı? Yoksa amacınız sadece Avrupalılara Kürt dilini mi tanıtmak?

 

– Avrupalılara Kürt dilini tanıtmak veya dili bir silah olarak kullanmak diye bir amacım yok. Ben böyle bir misyonu ve sorumluluğu kendime yüklemiyorum. Kolektif bir misyonum da yok. Parti politikalarından, ideolojilerin kıskaçlarından ve tuzaklarından uzak bir edebiyatçıyım. Tek amacım anadilim Kürtçeyle evrenselliğe açılan iyi bir edebiyat yaratmaktır.

 

– Hiç bilmeyenlerin anlaması açısından, Kürt edebiyatını tanımlamanızı istesem ne derdiniz? Mesela onu Türk edebiyatından ayıran en önemli özeliği?

 

– Kürt edebiyatı geniş yelpazeli, kadim bir edebiyattır. Bu yelpazenin içinde aşkı da, yalnızlığı da, ötekileşmiş insanların sancılarını da, savaşın kıyıcılığını da bulabilirsiniz. Kendini anlatan, bunu yaparken de birçok yol ve yöntem deneyen bir edebiyattır Kürt edebiyatı. Yüzlerce romanın yazıldığı, onbinlerce şiir ve öykünün yer aldığı bu edebiyat elbette büyük kırılmalara uğramış, büyük haksızlıklar görmüştür. Buna rağmen varlığını hala diri tutmayı başarmış, herşeyden çok kalıcı hale gelmiştir. Diğer yandan Kürt edebiyatını Türk edebiyatından veya başka herhangi bir edebiyattan ayıran en önemli özellik dildir kuşkusuz. Ama dilin yanı sıra “genesis” olarak bildiğimiz kimlik inşası süreci veya ulus ile milli kimlik inşası sürecini işleyen çok sayıda Kürtçe şiir, öykü ve romana rastlamak mümkün. Bu tema Cumhuriyet’in kuruluşundan önce ve hemen sonra da Türkçe yazanlar tarafından da işlendi.

 

– Avrupalıların Kürt sorununa bakış açısı nasıl? Mesela Türkiye’deki Kürtleri davalarında haklı buluyorlar mı?  Eleştirdikleri yönleri de oluyor mu?

 

Avrupalıların Kürtlere, Kürt sorununa bakış açıları genellikle olumludur. Kürtleri çok yakından takip ediyorlar. Avrupalılar bütün İskandinavya ülkelerinin toplam nüfusundan daha fazla bir nüfusa sahip olan Kürtlerin, okullarda dillerini hâlâ kullanamadıklarını, çocuklarına istedikleri isimleri veremediklerini, en temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bir biçimde yaşadıklarını biliyorlar. Nüfusu yirmi veya otuz bin olan topluluklar Avrupa’da azınlık statüsüne sahip iken, nüfusu milyonları aşan Kürtlerin Türkiye’de ana dille eğitimden hâlâ yoksun olmaları, Avrupalıların Kürtlere sempatiyle yaklaşmalarına neden oluyor. Haklarını demokratik yollarla elde etmeye alışmış olan Avrupalılar, şiddeti benimsemeyen, şiddetin her türlüsüne karşı çıkan bir mantaliteye sahipler. 

 

Peki Avrupa’daki Kürtlerin hedefinde neler var? Türkiye’deki Kürtlerle hangi noktalarda ayrılıyorlar mesela?

 

– Hem Avrupadaki Kürtleri hem de Türkiye’deki Kürtleri homojen bir grup olarak görmek yanlış olur diye düşünüyorum. Kürtlerin müslümanı, solcusu, liberalı, bağımsızı, PKK’lisi, AK partilisi, CHP’lisi, MHP’lisi, entelektüeli, zengini, yoksulu var. Ama bu saydığım bütün kategorilere mensup Kürtlerin ortak bir özeliği var, o da kendi kimliklerinden yoksun olmalarıdır. Bu nedenle hem Avrupa’daki Kürtlerin hem de Türkiye’deki Kürtlerin hedefinde kimliklerini elde etme var. Diyebilirim ki, tüm mücadele bu doğrultudadır.

 

– Türkiye’de birbirine bağlı, politikleşmiş, örgütlü bir Kürt topluluğu görüyoruz. Avrupa’da da aynı şeyden söz edilebilir mi? Yoksa daha mı dağınıklar?

 

– Kürt toplumu nerede olursa olsun çok politize olmuş bir toplumdur. Kimi yerde birbirine bağlı, kimi yerde birbirine karşı da olsa sonuçta hep angajedir. Zaten 1980 darbesinden sonra ve 1990’ların karanlık Türkiye’sinden göç etmek zorunda kalan Kürtler, daha çok politik nedenlerden dolayı göç etmiştir. Dolayısıyla dağınık değil, politik ve örgütlüdür.

 

– Kürt işadamları, aydınlar gibi Kürt elitinin, tabandan farklı düşündüğünü söyleyenler var. Siz Kürtler içinde de bir ayrışma olduğuna inanıyor musunuz?

 

– Az önce de belirttim, Kürtler homojen bir toplum değildir; değişik düşünceleri savunan, değişik yaşam biçimini benimseyen heterojen bir toplumdur. Sadece Kürtler içinde değil, dünyanın neresinde olursa olsun, gerçek bir aydın ne taban, ne de iktidar gibi düşünmeli. Aydın kendi gibi düşünmeli. Kendi penceresinden olayları değerlendirir ve eleştirilerini çekinmeden dile getirir. Bu durum bazen aydınları yalnızlığa iter. Bu her toplumun gerçek aydınları için geçerlidir.

Öte yandan, Kürtler içinde bir ayrışmaya değil de daha çok bir birleşmeye tanık oluyoruz.

 

– Avrupa’da Kürtlerin yoğunlukta olduğu yerler neresi? En büyük destekçileri kimler?

 

– Kürtler bugün hemen hemen Avrupa’nın her ülkesinde yoğunlukla yaşamaktadır. Ama daha çok Almanya ve Fransa gibi ülkelerde sayıları hayli fazladır, yüzbinlercedir. Diğer Avrupa ülkelerinde ve İskandinavya’da da azımsanmayacak ölçüde bir Kürt nüfusu vardır. Kürtleri destekleyen kendi iç dinamikleri ve Kürtlerin içinde aktif bir biçimde çalıştıkları Avrupa’nın değişik siyasi partileri ve insan hakları örgütleridir. 

 

– 2008’de yazdığınız “Birini Öldüreceğim” isimli romanınızda “öfke ve intikamı” anlatıyorsunuz. Bugün PKK teröründe benzer bir psikolojiden söz edebilir miyiz?

 

– Söz konusu romanım daha çok psikolojiktir, Türkiye ve Kürt toplumundaki sosyo-psikolojik yapıyı irdeleyen bir romandır. Bedel ödeyip karşılığını alamayan insanların düştüğü psikolojik ruh hallerini anlattım. PKK’de de biraz bu var sanırım. Kürt halkını ben dirilttim, adını dünyaya ben duyurdum, dolayısıyla muhatap benim diyor. PKK’siz atılan her adım, yapılan her reform, PKK’yi rahatsız ediyor, ve böyle düşünen insanlar öteleniyor.

 

Sizce muhatap PKK mi?

 

– PKK’yi görmezden gelip Kürt sorununu çözmeye çalışmanın pek akıllıca bir strateji olacağını sanmıyorum. Hükümet bu gerçeği fark etmiş olduğu için PKK ile müzakereye girmiştir. Ama PKK en büyük muhatap olsa da tek muhatap değildir. Kalıcı bir çözümü, kalıcı bir barış ve huzuru yakalamak için önce bir barış ortamına gereksinim vardır.

 

– Kürt halkı bugün sizce devletten mi yoksa eli silahlı PKK’dan mı daha çok korkuyor?

 

– Kürt halkı hiç kimseden korkuyu hak etmiş bir halk değildir. Ama nesiller boyunca devletten zulüm görmüş, hor görülmüş, insanlık dışı muamelelere maruz bırakılmış, inkar edilmiş, büyük işkencelerden geçirilmiş, dışkı yedirilmiş, köyleri yıkılmış yakılmış, faili meçhullere kurban gitmiş, yerinden yurdundan edilmiştir. Kürtlerin artık devletten korkacağı hiçbir şeyi kalmamıştır. Çünkü devlet Kürtlerin üzerinde her şeyi denemiştir. PKK hareketi, Kürtleri bu zulümden kurtarma şiarıyla ortaya çıktı ve otuz yıldır savaşıyor. Bu otuz yıl içerisinde devlet Kürtlere şefkatle yaklaşmadı, eli silahlı Kürt ile elinde kalem olan Kürdü bir tuttu. Bu nedenle, PKK hareketi gittikçe kitleselleşti, kurum ve kuruluşlarıyla adeta kendi iktidarını kurdu. Bölgedeki Kürtleri iki iktidar yönetiyor. Bölge insanı bazen birinden, bazen diğerinden korkuyor veya ona yaklaşıyor.

 

– İntikam duygusuyla PKK’lıların sivilleri öldürmesine bir Kürt aydın olarak ne diyorsunuz?

 

– Tek cümle ile söylemek gerekirse sivilleri öldürmek, elinde silah olmayanı öldürmek, kadınları ve çoluk çocukları öldürmek, her kim ne amaçla yapıyorsa caniliktir. Bunun savunulacak hiç bir yanı yok.

 

  Avrupa’dan Türkiye’ye bakan bir Kürt aydın olarak Kürt meselesinde bugün unutulan söylenmeyen ne var sizce?

 

– Kürtlerle ilgili, Kürt sorunuyla ilgili her şey konuşulmaya başlandı bir süredir. Altmışlı yıllarda Musa Anter’in yazdığı ‘Qimil’ adlı Kürtçe-Türkçe bir şiirden ötürü onun linç edilmesinden yana olan Türk basını, bugün yoğunlukla Kürt sorununu işliyor. Köşe yazarlarının önemli bir kısmı Kürt sorunuyla ilgili yazılar yazıyor, çözüm önerileri sunuyor. Türk aydınlarının bu konudaki cesaretli açıklamalarına da şahit oluyoruz. İktidar partisi ‘Kürt sorunu benim sorunumdur’ diyor ve Türk kamuoyunu buna alıştırmaya çalışıyor. Daha önce tabu olan bu sorun fazlasıyla konuşulup tartışılıyor. Evet, bunlar hepsi doğru, ama sorunun kendisine herhangi bir çözüm getirilmiyor. Bana büyük umutlar veren hükümetin Kürt açılımı da tıkanmış gibi görünüyor.

 

– Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitabınız var mı? Varsa konusu hakkında bilgi verebilir misiniz?

 

  Sonbahar en sevdiğim mevsimdir; romantik, melankolik bir mevsim. Özellikle de İsveç sonbaharlarını çok seviyorum ve romanlarımı daha çok bu mevsimde yazıyorum. Ki bu mevsim bir romanımın da ismi olmuştur. “Geç Bir Sonbahardı” ismiyle Türkçede yayınlanan “Payiza Dereng”… yine yakın zamanda Türkiye’de “Birini Öldüreceğim” romanımın devamı niteliğindeki yeni romanım “Lehî” yayınlandı. Şimdi ise tam da yeniden sonbahardayız ve yeni bir roman üzerine çalışıyorum. Ancak romanın büyüsünü bende bozulmasın diye müsaadenizle romanımın konusunu açıklamayayım.




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur