DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Ana! Esas Duruşa Geç



Kurdinfo:13:17 - 13/12/2011

Zindanın mağdurlarından Kamil Sümbül, tanıklıklarını bir hikaye diliyle kitaplaştırdı


Ana! Esas Duruşa Geç

Diyarbekir 5. Nolu Zindanınıda yaşananlara bir ışık daha çevrildi. Zindanın mağdurlarından  Kamil Sümbül, tanıklıklarını bir hikaye diliyle kitaplaştırdı. Vate yayınları arasında yayınlanan kitap bugünlerde okurlarıyla buluşuyor. Yazarının izniyle "Ana! Esas Duruşa Geç!" kitabının önsözünü okurlarımızla paylaşıyoruz.

ÖNSÖZ

 

İnsan yaşamında bazen dönüşü olmayan keskin viraj gibi dönemler olur. Benim de 5. nolu cezaevinde yattığım yıllar yaşamımın akışını geri dönülmez şekilde değiştiren bir dönemdir. Bu tahliye oluşumun üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen hala üzerimde derin etkisi olan ve günlük yaşamımı  etkileyen bir dönemdir. 1984 sonu tahliye olduğumda 50 kilonun altındaydım ve bir kat merdiveni bile ihtiyarlar gibi dinlenerek çıkıyordum. Cezaevinde geçen yıllarımı yazma isteğim, ceza sürem bitmesine rağmen bir yıla yakın tahliye edilmeyip fazladan yattığım dönem oluşmuştu.

                

Cezaevinden çıkınca başımdan geçenleri, 5. noluda bizlere yapılan tüm işkenceli uygulamaları yazmak istiyordum. Kafamda nasıl yazmam gerektiğini somutlaştırmaya çalışıyordum. Başımdan geçenleri anı olarak mı, hikaye olarak mı yazmalıydım yoksa kendi politik görüşlerim doğrultusunda mı, anlatmalıydım yaşadıklarımı... Hikaye olarak yazmak ağır basıyordu. İlk hikaye deneyimimi 1986 yılında İstanbulda gerçekleştirdim. Bu arada TAYAD (Tutuklu Aileleri Dayanışma Derneği)'nin cezaevi ile ilgili bir hikaye yarışması açması da benim için itici oldu. ÖTEKİ DÜNYA hikayemi kısaltılmış haliyle kaleme aldım. Bir daktilo bile bulamadığımdan elle yazıp, yarışmayı düzenleyenlerden bir hanıma verdim. Yarışma sonucunda İstanbul Metriste yatan bir tutuklunun yazdığı hikaye birinci olmuştu.

                

Hikaye olarak yazacağım bazı önemli olayları kafamda netleştirmeye çalışırken hikaye yazımı, türkçe düzgün yazı, imla ve hikaye tekniği konularında zorlandığımı hissettim. Yazdıklarım ise basit bir anlatımdan öteye geçemiyordu.

                

1988'de İsveç'e gelip iltica ettikten sonra, tanıdıklara, merak edenlere sürekli 5. noluyu anlatıyordum. Anlattıklarımı merakla dinleyenlerden biri de Mehmed Uzun'du. Beni Kızıl Haç'a götürüp İşkence Tedavi Merkezinde tedaviye başlamamı da o sağlamıştı. Her görüşmemizde; bunları muhakkak yazmalısın, politik bir görüş ve özel anı anlatımından ziyade hikaye olarak bunları yazmalısın, diye ısrar ederdi. Ben de o sıralar kaldığım mülteci kampında yazmaya devam ediyor, bitirdiğim hikayeleri başta Mehmed Uzun olmak üzere tanıdıklarıma verip öneri ve eleştirilerini bekliyordum. 1989 - 1991 yılları arası kafamda tasarladığım tüm hikayeleri yazıya döktüm. Mehmed Uzun bana, yazarak hikaye tekniğini kazanabileceğimi telkin ediyor, kendi kütüphanesinde bulunan bir çok yazarın hikaye kitaplarını okumam için veriyordu. Bazı dostlarımın evlerine her gidişimde kitaplıklarındaki hikaye türü kitapları ödünç alarak okuyordum.

                

1991 yılında yazma isteğimde azalma başladı. Nedenlerini sıralarsam:

                

Tahliye olduktan sonra ülkedeki koşullardan dolayı da farkına varamadığım bazı rahatsızlıklarımı ancak İsveç'te fark edebildim. Özellikle psikolojik rahatsızlıklar, konsantrasyon sorunum, unutkanlık, parçalanmış bir kişilik, kararsızlık ve aşırı baş ağrılarım.

                

Isveç'te kürtçenin yaşamın her alanında kullanılmasından etkilenmiştim. Ben ise asimile olmuş ve düşünce dilim türkçe idi. İsveçteki ilk yıllarımda içimdeki hınçın da etkisiyle, hemen her derneğin toplantısına, her aktiviteye yetişmek istiyordum. Af örgütü ve Kızıl Haç'a sık sık gidip başımdan geçenleri anlatıyor ve cezaevleri ile ilgili bilgi veriyordum. Kürt federasyonu bünyesinde kurulan Komita Girtiyan'da (Tutuklular Komitesi) çalışmaya başlayıp değişik faaliyetlerde bulunurken, kürtçe bilmemem çalışmalarımızı aksatıyordu. Yıllarca uğraşıp kürtçeyi politik bir dil olarak kullanan arkadaşlar benim yüzümden yeniden türkçe konuşmak istemiyorlardı.

                

Giderek dernek ve komite çalışmalarından uzaklaştım. İsveç'te aktif bir şekilde kullanılan kürtçenin benim yüzümden toplantılarda türkçeye dönüşmesini istemiyordum. Ayrıca uğradığım asimilasyona isyan etmemin yanısıra, cezaevindeyken kürtçeye yapılan düşmanlık, imha ve yasaklamayı da hatırlamam bende türkçe yazmaya karşı da bir tepki oluşturmuştu. Kürtçe kurslara başlamam, kürtçeyi her alanda kullanmama yetmiyor, günlük ilişkilerimde yine istemeyerek de olsa türkçe kullanmak zorunda kalıyordum.

                

Bu arada Ana Esas Duruşa Geç hikayemi hem isveççeye hemde kürtçeye çevirtim. Isveç Sendikalar Birliği olan LO'nun açtığı hikaye yarışmasında onur ödülü aldım. Ödülle birlikte verilen 5000 kronla da  hikayenin kahramanı olan rahmetli annemi üç aylığına  İsveçe getirttim.

                

Yazma isteğimin azalmasının diğer bir nedenide cezaevi ve işkenceleri anlatmaktan artık yorulmuş ve bıkmış olmamdı. Kendi kendime düşünüyordum; niye hep yenilgileri ve acıları anlatıyoruz. İsveçlilere gördüğüm işkenceleri anlatırken kendime acındırma hissine de kapılıyordum. Biz kürtler hep acılarımızı mı anlatacaktık? Yenilgi ve yenilen bir kişiliğin psikolojisini anlatmak öyle kolay da değildi.

                

Bir gün yine sık sık misafir olduğum bir arkadaşın evinde cezaevi ve işkenceleri anlatırken arkadaşımın oğlu bana; başka şeyler yokmu kürtlerde, bir futbol takımı, ünlü bir artis veya müzisyen, dünyaca meşhur bir şeyi yokmu? Bu soru karşısında afalladım. Gerçekten de hep acıları, yenilgileri, işkenceleri anlatıyorduk. Yeni gençler ise kendilerine kürtlük için bir kimlik olacak şeyler aramaktaydılar.

                

70'li yıllar Türkiye ve Kürdistan'da çok önemli olayların ve gelişmelerin olduğu bir dönemdi. O dönemin esas yükünü kadrolar ve sempatizanlar çekmekteydi. Bu kesim sokakta faşistlere ve gericilere karşı ölüm kalım savaşı veriyordu. Akşama eve varıp varamayacağımız bile belli değildi. Toplumu tanıyıp dönüştürmeyi, devrimci mücadele vermeği, teoriyi öğrenmeğe çalışanlar bizlerdik. Alanda vuruşan, diğer gruplara karşı ideolojik mücadele verendik. Yani ölen, sakat kalan, işkence gören, hapislere düşenlerdik. Bağlı olduğumuz hareketle en küçük bir fikir ayrılığında hemen dışlanıp her türlü suçlamalarla karşılaşanlar, ölümle bile cezalandırılanlardık. Aşık bile olamıyan, olsa bile bunu ifade edemeyen, bu durumu 'çaktırmamaya' çalışıp duygularını baskı altına alandık. Bizim kuşağın omuzlarında o dönemin ağır yükü bulunmaktaydı. O ağır yük benim için; 12 eylül sonrası için çok az, öncesi için ise uzun bir süre sayılan 12 günlük polis işkencesinde tonlarca ağırlıktayken, 1981'de sıkıyönetim mahkemesinde yargılanıp cezaevine dönüşte boklu hücrelerin birinde gördüğüm işkenceler sonucu şuurumun gidip geldiği dönemde ise bir kuş kadar hafifti. O dönemin yükünü omuzlayanlar şimdi 50'lere dayanmaktadırlar. Günümüzde o dönemle ilgili yine çok şey yazılıp anlatılırken bu kesim çoğunlukla susmakta, onlar adına bir önceki kuşak konuşup yazıp çizmekte...

                

Ben işkenceleri anlattıkça ruhsal halim giderek dahada kötüleşmekteydi. Bir süre sonra anlatmamaya, cezaevi dönemimi unutmaya çalıştım. Fakat basında Diyarbakır 5 nolu ile ilgili çıkan her yazıyı okuduğumda rahatsız olup hikayelerimi yayınlamak istiyor, sonra tekrar sessizliğe gömüyordum kendimi. Beynimi kemiren bir kurt ise, ben unutmaya çabalarken kemirmenin şiddetini artırıyordu. Bu durum beni kahrediyor, migren ağrılarım artıyordu. Beş yıl birlikte kaldığım İsveçli eşim bu durumumu ''Exil Kriz'' Sürgün Krizi diye adlandırıyordu.

                

Cezaevinde Kürtçeye yapılan o zulüm ve işkence, türkçe yazma isteğimi kırmıştı fakat düşünce dilim türkçe idi, ne isveççe ne de kürtçe düşünce dilim olamıyor, yazamıyordum. Türkçe ile barışmaktan başka çarem yoktu. Basında 5. nolunun yıkılması gündeme gelince yine geceleri uykularım kaçıyor,  yüzleşme, sorgulama isteğim beni esir almaya başlıyordu....

                

Türkçe ile barışmalıydım yoksa yazdığım hikayeleri yayınlama şansım olmayacaktı. Bu konuda değerli türk dostlarımdan da yardım görünce hikayelerimin birinci bölümünü yayınlamaya karar verdim.

                

Bana türkçe yazı kuralları, imla ve hikaye tekniği konusunda yardımcı olan yakınlarım ve türk dostlarıma ayrıca teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

 

Kamil Sümbül

 

Mayıs 2011 

Stockholm

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur