DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Sahtesiyle aslını vurmak ve zorunlu bir açıklama



Kurdinfo:16:31 - 9/11/2011

Bundan altı yıl önce, Mustafa Tangüner’in katledilmesiyle ilgili gerçek adımla yazdığım bir yazı, bir sahtekarlık sonucu sahte bir adla tekrar piyasaya sürülünce, hem bana ve hem de asıl konunun kendisine karşı ağır bir saldırının malzemesi yap


Bundan altı yıl önce, Mustafa Tangüner’in katledilmesiyle ilgili gerçek adımla yazdığım bir yazı, bir sahtekarlık sonucu sahte bir adla tekrar piyasaya sürülünce, hem  bana ve hem de asıl konunun kendisine karşı ağır bir saldırının gerekçesi/malzemesi yapıldı.

Bakın nasıl:

Kürt İnternet medyasına yakın zamanda katılan “Yekbuna Welat” adlı bir site,  Kurdinfo’da Musatfa Tangüner’in Şehadeti ile ilgili olarak 2005’te yayınlanan “Kahpe Bir Cinayetin ‘Hikayesi’: ‘Cüzzam’ ve Mustafa Tangüner” başlıklı yazımı, “ Kürt yiğitleri Mustafa Tangüner, Semir (Çetin Güngör) ve Eyüp Kemal Adsız hiçbir zaman untulmayacaklar!...”dan oluşan son cümlesi hariç, olduğu gibi kopyalayarak,   “Kurdî Diyar” adına,  yayınlamıştır.

5 Kasım 2005 tarihli yazı halen anılan sitede asılı bulunmaktadır.

Bunun üzerine, Mamoste Nûjen, söz konusu yazı ile ilgili “Yanî Çi?” başlıklı bir yazı kaleme almış ve yazı Kurdinfo ile  Netkurd’de yayınlanmıştır. Mamoste Nûjen, anılan yazısında, konuyla ilgili bilgisi çerçevesinde belli  koşullara ve mantığa göre haklı da sayılabilecek bir eleştiriyi, bana ve  cinayetin asıl nedenlerine karşı  ağır hakaret ve suçlamalara kadar vardırmakta; yazı sahibini ve mensubu olduğu örgüt olan PEŞENG’i, Mustaf’nın katline neden olmakla suçlamaktadır. 

Olduğu gibi kopyalanarak, “Kurdî Diyar” adına yayınlanan yazı, yukarıda belirtildiği gibi esasında  benim olduğuna ve o dönemde örgüt  yöneticisi olduğuma göre, kendimi bu ağır suçlamanın muhatabı olarak görüyorum.

Ancak esas konuya kısaca cevap vermeden önce, bazı hususları açıklığa kavuşturarak okuyucun konuyu daha iyi anlamasını sağlamaya çabalayacağım.

Adı geçen üç site de, eski DDKD-KİP-PEŞENG’liler camiası tarafından yönetilmektedir. Mamoste Nûjen de, benim gibi,  aynı gelenekten gelmektedir.

Mustafa Tangüner olayı, PKK’nin bizlere karşı kullandığı şiddette bir milatdır. Bu, hem olayın kendisinin önemi, zamanlaması hem de Mustafa’nın siyasal ve örgütsel nitelikleri nedeniyle böyledir. Bu nedenlerle  her yöneticimiz ve kadromuz, bu olayı çok önemsemiş, olaya ilişkin gelişmeleri daha bir duyarlılık ve titizlikle izlemiştir. Olayın izlerinin, başta PEŞENG yöneticileri olmak üzere camiamızın belli başlı fertlerinin bilinçlerine/zihinlerine daha bir derin yerleştiğini anlatmaya çalışıyorum.

Bu bakımdan, Yekbûna Welat yöneticilerinin ve Kurdî Diyar’ın sahtekarlıklarını  bir tarafa bırakırsak, belirtildiği gibi konuyla doğrudan  ilgileri nedeniyle  başta söz konusu yazımın yayınlandığı Kurdinfo olmak üzere, Netkurd’ün ve Mamoste Nûjen’in, söz konusu sahtekarlığı fark etmemeleri, fark etmişlerse, görmemezlikten gelmeleri, en hafif deyimiyle çok ciddi bir aymazlıktır.

Kurdinfo’nun altını “başta” vurgusuyla çizmemin nedeni şu: Zira bu sahtekarlık aynı zamanda Kürdinfo’ya karşı yapılmıştır veyayın  imkanları gereği bunu deşifre ederek eski bir yazarı olarak benim haklarımı ve bir site olarak kend haklarını korumak, bilinçli yapmıyorsa Mamoste Nûjen dahil, tüm Kürt kamuoyunu aydınlatmak, öncelikle Kurdinfo’nun  görevidir.    

Kurdinfo ve Netkurd’ün mevcut yöneticileri, aynı zamanda PEŞENG’in de üst düzey yöneticileriydi. Bu nedenle ilk yayınlandığında, söz konusu yazımı okumayan PEŞENG yöneticisi olduğunu sanmıyorum. Kaldı ki, o yazı ne zaman okunursa okunsun ve hangi mahlasla yayınlanırsa yayınlansın; onu okuyan  belli düzeydeki her PEŞENG yöneticisi hatta belli başlı kadrosu, yazının bana ait olduğunu, neredeyse kesinlik derecesinde bilir.

O yazıdaki bilgilere gelince, yazı yayınlandığında artık  birlikte olmasak bile, benim o yazıdaki bilgilerden eski yönetici arkadaşlarımı haberdar etmemem veya  ilgili yazı yayınlandıktan sonra, meraklarından da olsa, onların  benden o bilgileri sormamış olmaları ne normaldir ne de mümkün...  

Bütün bunları şunun için yazıyorum: Altı yıl önce gerçek adımla yazdığım bir yazımın, bir sahtekarlık sonucu mahlasla yayınlanmasından sonra, eski arkadaşlarımın yönettiği sitelerde, asıl konu ve fail yerine, şahsıma,  o arkadaşlarla birlikte yöneticisi olduğumuz örgüte ve  siyasi mücadelenin kendisine  karşı ağır bir hakaret ve suçlama konusu edilmesine araç olunmasını masumane görmediğimi, iyi niyetle de bağdaştırmadığımı  belirtmek istiyorum.

                                                        *****

Konunun esasına gelince... O yazıda da belirttiğim gibi, Parti olarak biz, başından beri Musatafa’nın Fransız mülteci pasaportlu iki kişi tarafından vurulduğunu biliyorduk. Elimizde o iki kişinin pasaportlardaki adları da vardı; ancak bu adların da sahte olduğunu tespit etmiştik.  Derken, 2005’te, PKK’den ayrılan ve zaman içindeki ilişkilerimizle biribirimize karşılıklı güven verdiğimiz, duyduğumuz  bir kişi, bana Mustafayı öldüren iki  kişinin  kimlikleri ve zaman içindeki akıbetleri ile ilgili edindiği  yeni bazı bilgiler verdi.

Bu kişinin halen hayatta olduğunu da belirteyim.

Bilgiler, o ana kadar  bildiklerimize uyuyor ve onları tamamlıyordu. Verilen bilgide, Katil  iki PKK’liden birisinin gerçek adı, memleketi vs. gibi tüm kimlik bilgilerinin yanı sıra, halen ne yaptığı,  ev adresi dahil, nerede yaşadığı bile vardı. (Bu bilgiyi, sözkonusu yazımda ayrıntılandırıldığı için burada tekrarlamayacağım.)  Ancak ikinci katilin, gerçek adı yerine sadece belli bir dönemde PKK’de kullandığı takma adı ve  memleketi biliniyordu (O takma adı şu anda hatırlamıyorum, ama Stockholm’deki arşivimde duruyor).Verilen bilgiye göre, söz konusu bu ikinci kişi, aslen Viranşehirli idi ve sonrasında Mardin kırsalında şehit düşmüştü. Söz konusu yazımda bu kişi için “Adı bende saklı” dememin nedeni, kimliği ile ilgili anılan eksik bilginin yanı sıra, artık yaşamıyor olmasıydı da.

Meselenin aslı da faslı bu...

Fakat aslında, ikinci katil yaşasaydı ve kimliğine ilişkin bilgiler tümüyle bilinseydi  bile, bu tür bilgileri deşifre edip etmemenin doğruluğu, içinde bulunulan koşullarla, bilgi sahibi kurum veya kişilerin niyetleri, planları ve proğramlarıyla  ölçülmesi gerekir. Koşullara, niyetlere, plan ve programlara  bağlı olarak, deşifrasyon, kimi zaman doğru, kimi yanlış olabilir.

Bu teorik çerçeve ve mantığın esnekliği içinde,  Mamoste Nûjen’in konuyla ilgili eleştirisi, yanlış da doğru da olsa, çok yadırganmaması gerekir. Ama bu eleştirinin, “mutlak bir doğruya”  dönüştürülerek, aşağıda Yazar’ın kendi özgün ifadeleriyle belirtilen  hakaret ve suçlamalara vardırılması, ne eleştiri ne ifade ne de  basın özgürlüğüne sığar.

Hele de bu ağır hakaret ve suçlamalar, konuyla ilgili bilgiye benim kadar vakıf olan ve olayın kendisinden de  en az benim kadar sorumlu olan insanların yönettiği kurumlar aracılığıyla yapılıyorsa, burada ne samimiyet ne de iyi niyet bulunmaktadır.  

“Hevalekî te, endamekî rêxistina ku tu tê da berpirsyar bûyi hatiye kuştin û tu navê kujerê wî li ba xwe vedişêrî… gelo çima?

Çima tu kujer deşîfre nakî? 

Te vî navê veşartiye bo çi?

Tu deha çi tiştên din vedişêrî?...

Tu çima rastiyê nabêjî? Wê çi têkeve kîsikê te?...

Ma gelo şehîdê me, Mustafa Tanguner, ji rûyên ên wek te nehat kuştin? 

Ma ku te belavoka “Sol birlik” û nizanim çi quzilqurtê nedana Mustafa ji bo belav kirinê û li mala wî nebûnayi mêvan, belkî îro wê Mustafa di nav me da bûna.

Çi bêjim ji te ra? Her tişt li bejna te tê. Lê tika dikim ku tu hew li ser Mustafa Tanguner xeber bidî…

Êdî bes e, hema bila navê kujer li ba te bimîne…

Gotinekî rojavayi ya heye… dibêjin; ê ku zanibe û nebêje, kujerê herî mezin ew e!...”

Bu dehşet-dengiz ağır hakaret ve suçlamalar, neresinden bakılırsa bakılsın, yenilir yutulur cinsten değil!...

PKK’nin, kendisi dışındaki Kürt hareketine karşı sistematik olarak kullandığı şiddet; Mustafa gibi, Eyyüp Kemal Adsız gibi daha yüzlercesinin planlı programlı katli, bu yazının ve mantığın neresinde?

Adama sorarlar: “Hırsızın hiç mi suçu yok?...”

Bildiri dağıtmayı/dağıttırmayı, biri birine misafir olmayı, neredeyse katletmenin teşviki ve  katledilmenin  “makul” bir sebebi olarak gören bu zihniyet, özgürlük için mücadeleden, örgütlü mücadeleden, kısacası siyasetten ne anlamaktadır?

Açıktır ki, bu mantıkla ne sömürgecilerin ulusumuza karşı uyguladığı  ne de PKK’nin politik hegemonyası için biz ve diğer Kürt örgütlerine karşı kullandığı ve gerektiğinde halen de kullanma istidadı gösterdiği şiddete karşı mücadele edilemez!...

8 Kasım 2011

 

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur