DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Kürt Sorunu bir miletin kendi kaderini tayin etme sorunudur



Kurdinfo:20:08 - 17/9/2011

17-18 Eylül 2011’de Diyarbakır’da yapılan Türkiye’de Kürdistan Konferansina sunulan tebliğ


 KÜRT SORUNU BIR MILETIN KENDI KADERINI TAYIN ETME SORUNUDUR

 

Kuşku yok ki;  Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan beri, zaman zaman sesizliğe bürünse de, Türklerin ve Kürtlerin gündemindeki en ağır sorun kürt ve Kurdistan sorunudur.

 

Türk devleti, Türk milliyetçiliğinin, ulus-devlet anlayışı sonucu ve ama Türk olmayan her etnik kimliğin reddi, dahası Türk kimligi ile eritilmesini önüne koyan bir strateji ile kuruldu. Osmanlı Imparatorluğunun daralan mirası üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Kurdistan`ın bir parçasını  zorla,hile ile elinde tututarak sömürgeci konumunu günümüze kadar sürdürdü. Denilebilir ki Türkiye klasik sömürgeciliğin son temsilcisi olma ısrarını her şeye ragmen sürdürmede ayak direten ender ülkelerden biridir.

 

Türklerin, devlet eli ile ulus yaratma konseptinde her şey tektir. Tek devlet, tek dil, tek millet, tek bayrak.Türkiye`de, tekliğe itiraz eden tek ulus Kürt ulusudur. Bu itiraz; 1920`lerden başlayıp günümüze dek süregelen, aralıklı, şiddetli, şiddetsiz ama Kürt ulusunun “beni vatanımda Türkleştiremez, toprağımda esir edemezsin“, amansız mücadelesi süre geldi. Türklerin, çeşitli sıfatlarla ama her seferinde aşağlayıcı bir uslüp ile isyan dedikleri, işte tam da bu varolma, varlığını koruma, ülkesinde özgür yaşama savaşıdır.

 

Elbette ulus sorunu, Kürt sorunu ile ortaya çıkmış bir sorun değildir. Birinci dünya savaşının bir, belki de en önemli sonucu sömürgeci sistemin çözülmesi, modern ulus sorununa çözüm arayışı, bu arayış sonrası yabancı egemenliği yerle bir eden halkların ulus devletlerini kurmuş olmalarıdır. Kürtler, bir çok nedenden, Balkanlar`da, doğu Avrupa`da ve hatta yanıbaşımızda, Ortadoğu`da bir çok ulus devletleşirken, devletleşemedi.

 

Yüzyıla yakın bir süre gelen Kürtlerin isyanı, başkaldırısı; varlığını koruma, giderek ve haklı olarak kendi ülkesinde iktidar olma ve nasıl yaşayacağını belirleme mücadelesidir. Dolayısı ile sorun, Kürt sorunundan öte bir Kurdistan sorunudur. Bin yıllardır, üstünde yasayan miletin iradesine ragmen önce işgal sonra parçalanan bir ülke sorunudur. Yeterince anlaşılamayan, sorunu sanki zaten bir sahibi olan başka bir ülkenin topraklarında, sığıntı bir etnik grubun sorunu olarak görme algısı ve adlandırması yanlıştır, hafiftir ve hegemonyacı bir  anlayıştır. 

 

Acılarla dolu, Kürdü millet olarak eritme,asimile etme, türkleştirme sürecinin, artık sürdürülemez bir sürec olduğu, Türklerce de kabul gören bir noktadayız. Bu gün tartışılan bu sürecin yerine nasıl bir sürecin konulacağıdır. Çözüm ya da çözümsüzlük, hangi sürecin tercih edilecegi ile ilgilidir.

 

Taraflarin konumu ve çözüm konseptlerini tartişmadan bir konuya açıklık  getirmede yarar var. Kürt hareketi, uzun bir süre ve hatta halen de karşısındakini adlandırma ve tanımlamadaki zaafiyetini sürdürüyor. Kürt`e şimdiye dek dayatılan statünün ya da statüsüzlüğün sorumlusu, şu ya da bu parti iktidarı olmadığı, karşısında bütün kurum ve organları ile bir develtin olduğu gerçeği çoğu zaman gözardı edildi.

 

 

Görüşme ve müzakereler açık ve eşit koşullarda sürdürülmeli 

 

Dünya´da, bir çok etnik sorunun, tarafların sorunu kendi aralarında çözme yeteneği ya da iradesi gösterememesi nedeni ile uluslararası kurumların denetiminde çözüme kavuştuklarını  biliyoruz.

 

Kurdistan sorunu gibi, çok karmaşık bir sorunun çözümünün hiç te kolay olmayacagi açıktır. Türk devleti ile PKK arasında 1996´dan beri görüşmelerin yapılıyor olmasına rağmen, çözüm konusunda ümit verici bir aşamaya gelinmemiş olması zorluklara işaret ediyor.

 

2003`ten bu yana, daha çok  Avrupa Birliği üyelik süreci ve üyelik koşulları  çerçevesinde atılan adımların,yaşamın değişik alanlarında süregelen reformların Türkiye`nin iç dinamikleri ile izah edilemeyecekleri açıktır. AK Parti hükümeti`nin „Kürt açılımı“ Kürt sorunun çözümüne giden yolun açılımı olarak anlaşıldı. Başlangıçta bir çok kesimde büyük beklentilere neden oldu. Barışa ve çözüme inanç arttı. Ne var ki, milliyetçi, militarist ve statükocu güçlerin seslerini yükseltmeleri ile, bizzat hükümet, açılımı „Milli birlik ve kardeşlik“ projesine dönüştürerek, çözüme olan inancın gerilemesine neden oldu.

 

Daha önceleri yurtdışın`da kısmen de aracılarla sürdürülen, devlet ve PKK arasındaki

 

 

 görüşmelerin İmralıya kaydıdırldığı görüldü. Görüşmelerin, zaman zaman aksasa da, „Silvan olayına“ kadar sürdüğü kabul edilmektedir.

 

Elbette, Kurdistan ulusal demokratik mücadelesinin son 30 yılına damgasını vurmuş PKK ve lideri Abdullah Öcalan, görüşmelerin ve müzakerelerin olmazsa, olmaz aktörleridir. Ancak, hem Abdullah Öcalan`ın konumu ama hem de PKK`nin Kürt toplumunun bütün siyasi dinamiklerini ve çözüm perspektiflerini hesaba katmaması, Kürtleri temsilde bir zaafiyet yaratıyor.

 

Görüşme ve müzakerelerin Öcalan`la, İmralı`da ve tutukluluk koşullarında sürdürülmesi etik değildir. İmralı, bir hapishane olması itibari ile böylesine ciddi ve karmaşık bir sorunun çözümüne ev sahipliği yapacak bir mekan özelliklerine sahip değildir. Türk güvenlik güçlerince korunan bir yerde, esir bir Kürtle yapılan görüşmede tarafların aynı ölçüde özgür olacakları düşünülemez. Buna, Öcalan açısından bilgiye ulaşma, iletişim ve olası manipülasyonları da eklemek gerekir.

 

Üstelik, şimdiye dek yapılan görüşmeler, şahitsiz, gözlemcisiz ve protokulsuz görüşmelerdir. Gizli, kimlerin katıldığı belli olmayan, nelerin konuşuldugu protokole edilmeyen görüşmeler, Kürtler açısından son derece risklidirler. Bu durum sürdükçe, tarafların görüşmeleri ve içeriklerini inkar etme ihtimali hep olacaktır.

 

Kürt tarafı, devletin kurduğu „ sorun iç sorunumuzdur, kendi içimizde hal ederiz“ tuzağından biran önce kurtulmalı ve uluslararasi kurumların gözetiminde ve üçüncü bir ülkede, göreşmeler talep etmeyi ciddi bir şekilde düşünemelidir.. Görüşme ve müzakereler, Bosna Hersek ve Dogu Timor örneklerinde olduğu gibi Birlemis Miletler ya da Avrupa Birliğinin atayacağı özel elçi veya elçiler gözetiminde pekala mümkün değil mi? 

 

Benzerlikleri nedeni ile bu konuda Filistin ve Güney Afrika süreçlerine bakmak gerekir.

 

Filistin topraklarında, İsrail devletinin kurulması ile patlak veren Filistin sorunu, büyük savaşlar ve çatışmalardan sonra, ancak uluslararası güçlerin gözetimi ve katılımı ile, Norwec` in başkenti Oslo görüşmeleri ile çözüm sürecine girdi.

 

 

 

Oslo Anlaşması, resmi adıyla Geçici Yönetim Düzenleme İlkelerinin Bildirgesi (Declaration of Principles On Interim Self-Government Arrangements) olarak adlandırılan anlaşma, Filistin sorunun çözümünde bir dönüm noktasıdır. Bu görüşme, Israil ve Filistin temsilcilerinin üst düzeyde ilk  yüzyüze anlaşma çabası olarak anılmaktadır. 20 Agustos 1993´te , Oslo’da yapılan anlaşma, daha sonra 13 Eylül 1993 tarihinde Washington`da dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, ABD  Genel Sekreteri Warren Christopher ve Rusya Dişişleri Bakani Andrei Kozyrev`in de hazır bulunduğu bir görüşmede, FKÖ Başkanı Yaser Arafat ve İsrail Başbakanı Izak Rabin tarafından imzalanan, Israil-Filistin Ilkeler Bildirgesinin ortaya çıkmasını sağladı.

 

Güney Afrika ve Kurdistan arasında göze batan çok benzerlik olmasa da, ANC ( Afrika Ulusal Kongresi) lideri Nelson Mandella ve PKK lideri Abdullah Öcalan arasında, en azından konum benezerlikleri var.

 

27 yıl, ülkesinin koşulları en ağır cezaevlerinde kalan Mandela, „şiddeti ret etme koşulu“ ile serbest bırakılma önerilerini hep red etti. Yine tutuklu iken hükümetten gelen görüşme önerilerine de olumlu yanıt vermedi. Mandela ile hükümet arasında görüşmeler, Pollsmor cezaevinden Victor Verster`e „ev hapsine“ nakl edilmesinden sonra başladı. Eylül 1989`de Fredrik Willem de Klerk Başbakan oldu. Bu dönem, hükümetle Mandela içeride ve paralel olarak hükümet ile ANC arasında dışarıda görüşmelerin yoğunlaştığı dönemdir. Müzakereler sonunda Mandela Şubat 1990`da serbest bırakıldı. Sonrasını biliyoruz.

 

 

Esas olan Kürtlerin kaderlerini özgürce belileyebilecek koşulların yaratılmasıdır

 

Elbette, Kürt ulusu da farklı toplumsal kategorilerden oluşmaktadır. Farklı toplumsal grupların çıkar ve ilişkilerinden kaynaklanan farklı çözüm perspektifleri vardır. Dahası, uluslaşma sürecinin sağlıklı olgunlaşmaması ve Türk egemenlik sisteminin Kurdistan`da devlet işleyişi ve ilişkilerini kullanarak, ekonomik olarak kendisine tümden bağımlı azımsanmayacak bir toplumsal taban edinmesi, Kürtlerin ortak bir strateji etrafinda toplanmalarını ciddi bir şekilde engelemektedır. Buna siyasi grupların kendi aralarındaki farklılıklarını abartmalarını da eklemek gerekir.

 

 

 

Olabildiğince Kürt toplumunu devletin konseptinden uzaklaştırmanın yolu, Kürt hareketinin mümkün olan en geniş birliğidir. Bu birliğin temel amacı Kürtlerin en az itirazlı temsilini çıkartmak olmalıdır. Doğaldır ki böylesi bir birlikte, farklı görüşler ve hatta farklı çözüm perspektiflerine sahip olanlar birlikte olacaktır.

 

Nüfusu 35-40 milyon kabul edilen Kürt miletinin devlet olma hakkı vardır. Kabul edilmelidir ki, şimdiye kadar tarihleri boyunca, varlıkları tehdit altında olan etnik grupların, tehditen kurtulma ve daha uzun bir süre varlıklarını sürdürmenin en güvenlikli yolu, devletleşmeleri olmuştur. Yahudiler bu nedenle devletleşti, Katalonlar bu sebeble Ispanya`da federatif bir sistemde yaşıyor olamalarına ragmen, 2013 te bağimsızlık referandumuna gidiyor, Belçika´da Flamenler ve Valonlar arasındaki sorun aşağı yukarı budur.

 

Kürtler, aralarında „Demokratik Özerklik“ ya da „Federasyon“ gibi cözümleri benimseyenler bu gün için çoğunluk olsa bile, ayrılmayı da bir hak olarak görenlerin olduğu ve olacağı unutlmamalıdır.. Burada esas olan, Kürtlerin kendi gelecekleri ile ilgili karar verecekleri özgür ve güvenlikli koşulların yaratılmasıdır.

 

Elbette, sözü edilen özgür koşulların ne olduğu ve nasıl yaratılacağı tartışmalı olacaktır. Yakın tarihimizde tanık olduğumuz örnekler var. Biri Bosna Hersek bir diğeri ise Darfur`dur.

 

Bosna Hersek`de, bağimsızlığın onaylandığı referandum sonrası, Sırplar katliamlar yaptı. Sırp ordusunun müdahalesini engelleyeck tedbirlerin uluslararası  güçlerce alınmamış olması, vahim sonuçlar doğurdu.

 

Darfur´da ise büyük katliamlardan sonra uluslararası güçler sürece müdahil oldu. Referandum bu güçlerin güvencesinde gercekleştiği için, bağımsızlık kararına rağmen, Sudan referandum sonuçlarına müdahele edemedi.

 

Bu noktada önem kazanan, hem Kürtlerin karar sürecine giderken ama hem de irade beyanından sonra, vahim olayların önünü alacak tedbirlerin, önceden ve uluslararası güvencelerle alınmasıdır.

 

 

 

 

Peki Türk tarafi ne istiyor ?

 

Uzun süre Kürtler, ne istediklerini bilmemekle itham edildiler. Kürt meselesinde tarafım diyen tüm Kürtlerce benimsenmese de, PKK, BDP ve KCD( Demokratik Toplum Kongresi), çözüm önerisini sundu. Adına „Demokratik Özerklik“ denilen çözüm, içeriği ve tek taraflı ilani ile, elbette tartışılabilir. Yine bir çok Kürt kesiminin bu çözüme onay vermediği de biliniyor.

 

Bütün tartışmalı ve itirazlı yönlerine rağmen, „Demokratik Özerklik“ etnik sorunların çözümünde bir alternatiftir.

 

Burada dikkat çekici olan,Türk tarafının, ulus sorununda en alt çözüm biçimi olan, böyle bir çözüme bile tahamülsüz tutumudur. Hükümet başta olmak üzere, devletin her hangi bir kurumu adına konuşma yetkisi olan her yönetici, siyasi parti başkanları, „Demokratik Özerkliği“ kabul edilemez buldu. Basbakan Recep Tayip Erdogan daha da ileri giderek, Kürt sorunun artık çözülmüş oldugunu, önlerinde çözüm bekleyen sorunun, PKK sorunu olduğunu söyledi. Erdogan`ın, PKK sorunundan da „güvenlik“ sorununu anladığı açıktır.

 

Türklerin en demokrat ve çözüm arayıcıları olarak bilinenleri bile, „içi boş, izah edilemiyor“ gibi bahanelerle, esasında Kürde statüye karşı çıktılar, çıkıyorlar. „Demokratik özerkliği“ tartışılabilir ya da kabul edilebilir bulan, toplumunda etki sahibi Türkün sayısı, maalesef iki elin parmak sayısını geçmiyor.

 

Türk tarafı, şu an ki tutumu ile, bunca acıya sebeb olan geleneksel devlet politikasına dönmüş durumdadır. AK Parti hükümetinin geldiği nokta, Kürt vardır, Kürtler yoktur, Kürde statü ve kollektif haklar yoktur noktasıdır. Türkler, statü ve kollektif haklardan yoksun Kürtlerin, daha hızlı ve daha rahat asimile olacağını öngören, konseptini önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde, Kürtlerin tamamen asimile ve eritme stratejisine göre oluşturmaktadır. Hesap, açık ve seçik; statüsüz, kolayca yok edilebilecek, parçalanabilecek bir Kürt topluluğu yaratmaktır.

 

Eger maksat bu değilse; ikiyüzelli bin Kıbrıs Türkü`ne, iki milyon Bosnali`ya devlet isteyen hatta oralarda savaşlara taraf olan Türkler, 15-20 milyon Kürt için her hangi bir statüye neden bu denli karşı çıkıyor?  Türkler nasıl bir çözüm istiyor ?

 

 

Açıktır ki, böyle bir tutum haklı olarak Kürtler tarafindan kabul görmeyecek, inkar ve asimilasyonun sürdürülmesi olarak algılanacaktır.

 

Bu Konferans birliği ve ortak iradeyi ortaya çıkarmayı önüne koymalıdır

 

Kuşkusuz, Kurdistan´da sadece Kürtler yaşamamaktadır. Kürt hareketi, Kurdistan`da yaşayan dini ve etnik azınlıkların tüm haklarının garanti altına alındığı bir çözümü öngörmelidir. Türkiye`de oldugu gibi, Kurdistan`da yaşayan dini azınlıklar da büyük acılar yaşadılar. Ermeniler, Süryaniler ve Kurd olmalarına ragmen, Ezidiler kırımlara uğradılar. Aleviler ciddi baskılara maruz kaldılar.

 

Kürt toplumunun homojen bir topluluk olmadığı, değişik alt kimliklerin birarada yasadığı gerçeği gün gibi ortadadır. Küçük sayılan farklılıkların bile, günümüzde rahatlıkla büyük hasasıyetlere neden olabildiğine tanık oluyoruz. Dahası  mezhepsel ve „dillsel“ farklılıkların çok sinsice istısmar edildiği bir dönemi yaşıyoruz.

 

Her sosyal grubun, etnik ya da dini azınlığın özelliklerinin öne çıkardığı hasasiyetleri vardır. Aciktır ki, Kurdistan`da yaşayan azınlıkların, bu ülkeyi vatanları olarak kabül etmeleri, olabildiğince özgür ve haklarına sahip  olmalarına bağlıdir. Herkes için özgürlük, eşitlik ve daha de önemlisi güvenlikli yaşam, Kurdistan`da birlikte yaşamanın da güvencesi olacaktır.

 

Yine, Kürt hareketi Kürtçe`nin Kuzey Kurdistan`da konuşulan iki lehçesinin korunmaları ve geliştirilmelerine aynı özeni göstermeli bu sorunun istismarının önüne geçme çabalarını arttırmalıdır.

 

Yerel yönetimlerimizin son birkaç yıldir bu konuda gösterdiği  hasasiyet, Güney Kurdistan bölgesel yönetiminin azınlık politikası, Kürtlerin samimiyetlerinin göstergesi olarak kabul edilmelidir. Bu nedenle, kendilerini Kürt görseler de Ezidilerin ve Kurdistanlı Alevilerin, Ermenilerin, Suryanilerin ve Mehalmilerin temsili son derece önemlidir.

 

Şüphesiz, Kürd hareketinin önünde çözüm bekleyen en staretijik sorunlardan biri birlik ve ortak irade sorunudur. Bu doğrultuda uzun süredir çabalar olmasina rağmen, olması gereken çözümler bulunamadi.

 

 

Nazik ve riskli bu sürcte gerçekleşen bu Konferans, uluslararası alanda ve muhatabımız karşısında, Kürt ulusunun temsili anlamına gelen en geniş birliğini oluşturma perspektifini önüne koymalıdır.

 

Bu konudaki hasasiyet, bu dogrultuda atılmiş adımların varlığının da yetersizliklerinin de birlikte kabülüdür. Bulundugumuz sürecte, Kurdistan ulusalcı dinamiklerinin kırılmasını amaçlayan, topyekün bir savaştan bahs ediliyor.

Mevcut durum, Kürt; legal, illegal, silahlı, silahsız, „büyük“, „küçük“ siyasi parti ve örgütlerine daha duyarlı ve sorumlu olamalarını zorunlu kılıyor.

 

Çok sesli, daha geniş bir birlik, zaafiyetleri en aza indirilmiş bir temsil ve daha sağlıklı bir iradeyi ortaya çıkarmak için;

Hangi nedenle olursa olsun, dışında kalmış güçler için;

KCD (Demokratik Toplum Kongresi), böyle bir birlik için esas alınabilir mi?

KCD, genişlemeye hazır ve açık mı?

KCD, program hedefelerini, işlevsel ve yönetsel yapısını tartışmaya ve genişlemeye ugun yeniden düzenlemeye hazır mı?

Ve en önemlisi;

PKK de dahil, Kurdistanlı siyasi güçler, genişlemiş, olabildiğince birliği sağlamış bir oluşumun sevk ve idaresini kabullenebilecekler mi ?

 

Açıktir ki derdimize çare olacak birlik, fonksiyonel,karar ve temsil gücü yüksek, bütün siyasi eğilimlerin temsil edildiği, sivil toplum örgütlerinin desteğini alan, daha da önemlisi adı ve konumu ne olursa olsun hiç kimsenin kendisini onun üstünde görmediği, bir birlik olamalıdır. Ancak bunun zorlukları da ortadadır; Öcalan ve PKK`nin direkt katılamadığı ve temsil edilmedikleri birliklere böylesine ağır bir sorumlulk yüklemek mümkün değildir. Öyle ise; hiç olmazsa şimdilik katılımcı ve temsil edilenlerin  ortak iradesini çikarmayi öngören birlikler hedeflenmelidir.

 

Öte yanda, son otuz, otuzbeş yılın tecrübeleri ile gelinen aşamada, hangi mücadele alanının kürdlerin meşru taleplerini uluslararası alanda haklılıkları tartşılamaz bir noktaya taşıyacağı yeniden gözden geçirilmeli. Mücadelenin değişik alan ve biçimlerinin biribirleri üzerindeki etkileri, yeniden değerlendirilmeli. Sivil siyasi alan ve sivil itiaasızlık olarak adlandırılan, türk devlet konseptini zorlayan mücadele ve çalışma biçimini genişletme ve

yaygınlaştırma olanakları gözden geçirilmelidir.

 

Burada sorun, şu a da bu mücadele ve çalışma biçiminin tasfiyesi değil, riskleri az, tecriti zor, kürt sorununa taraf devletlerin müdahale olanağını ortadan kaldıran, içeride ve hakikaten ulusun gücü ve desteği ile ve başkasına muhatac olunmadan yürütülelebilecek olanın,tercih edilmesidir.

 

Kanımca, bu sorulara verecegimiz sağlıklı yanıtlar, gideceğmiz yönü ve geleceğimizi ciddi bir biçimde belirleyeceklerdir. Yeni sürecte, ciddi ve muhatap alınacak müdahalelerin ve insiyatif sahibi sayılacak hamlelerin yapılması, yine, yeni Anayasa`da kürtlerin taleplerine yer verililip verilmeyeceği, ortak akıl ve ortak iradenin çıkıp, çıkmayacağına bağlıdır. 

 

 

Bu Konferans`ın bu anlamda tarihi sayılacak adımların önünü açacağı ümit ve dileği ile.

 

 

17-18 Tarihlerinde Diyarbakır`da gerçekleşen Türkiye`de Kurdistan Konferansına sunulan tebliğdir. /Şefik ÖNCÜ

 

17-18 Eylül 2011, Diyarbakır

Şefik ÖNCÜ

 

shefikoncu@hotmail.com

 

 

 

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur