DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

Devletin ´Kürd Siyaseti´



Kurdinfo:16:31 - 1/9/2011

Ayrılıkçılığın gerçek bir tehlike gibi gösterilmesi, muhtemel ayrılıkçılıkla suçlanabilenlerin tasfiyesini meşrulaştırdı. Böylece toprakla insan iki bağdaşmaz unsur haline geldi, çünkü topluma kimliğini veren topraktı


Bir süre önce Erdoğan "Kürd sorunu yoktur, Kürdlerin sorunları vardır" dediğinde haklı eleştirilerle karşılaşmıştı.

Çünkü her şeyden önce Kürdlerin sorunları devletin bu topluluğa etnik kimlikleri nedeniyle yaptığı kısıtlama, haksızlık ve düpedüz zulümden kaynaklanmakta. Diğer bir deyişle devlet onları 'Kürd' olarak algıladığı için bütün bu sorunlar doğdu. Şimdi Kürdlerin kendi ortak kimliklerini bir kenara koyarak 'birey' haklarıyla yetinmelerini istemek ve beklemek, hem saygısızlık hem de gerçekçi değil. Ayrıca Kürdlerin temel sorunu olan dil 'bireye' değil, topluluğun kendisine ait bir değer ve ancak topluluk ölçeğinde yaşatıp geliştirilebilir. Dolayısıyla Kürdçenin özgürce kullanılması tek tek Kürdlerin meselesi olmanın epeyce ötesinde, o toplumun aidiyet duygusunun zeminini oluşturmakta.

Gelinen noktaya tarihsel açıdan bakıldığında bu tespit daha da pekişiyor. Türkiye Cumhuriyeti bir demokrasi olarak kurulmadığı gibi, vesayetçi yapısından da ancak bundan sonra kurtulma fırsatı yakalayabilecek. Bu tarihsel arkaplan, Kürdlerin tek tek asimile edilmesine, buna karşılık bir bütün olarak tüm kültürel haklarıyla birlikte yok sayılmalarına yol açtı ve ne devlet ne de çoğunluk 'Türk' toplumu bu durumdan gocunmadı. Dolayısıyla şimdi tek tek Kürdlerin Türklerle eşitlenmesi yeterli değil... Kürdlüğün de Türklükle eşitlenmesi gerekiyor.

Şiddet siyasetinin de işin esasına dönüldüğünde hem pratik hem de ideolojik açıdan devlet tarafından üretildiğini akılda tutmakta yarar var. Pratik açıdan bakıldığında geçmişte devletin şiddet kullanan bir Kürd siyasetini barışçı ve müzakereci olana tercih ettiği açık. Bu alanda devlet stratejisinin askerin uhdesinde kaldığını düşünürsek, şiddet tercihinin yapısal olduğunu ileri sürmek de mümkün. İdeolojik açıdan bakıldığında ise, devletin Kürdler açısından şiddeti işlevsel bir siyaset haline getiren bir ortamı bilerek zorladığını teslim etmek gerek. Türkiye Cumhuriyeti Devleti demokrasiyi içselleştiremediği ve kuruluştan gelen bölünme/parçalanma korkusunu atlatamadığı için, insanla toprağı bağdaştırabilen bir bakışa hiçbir zaman sahip olamadı. Farklılıklar müstakbel bir toprak kaybının habercisi olarak görüldü. Bunda gayrimüslimlere yapılmış olanların yaratmış olduğu ve yüzleşilemeyen vicdan azabını rasyonelleştirme arzusunun da payı var...

Ayrılıkçılığın gerçek bir tehlike gibi gösterilmesi, muhtemel ayrılıkçılıkla suçlanabilenlerin tasfiyesini meşrulaştırdı. Böylece toprakla insan iki bağdaşmaz unsur haline geldi, çünkü topluma kimliğini veren topraktı. Askerin 'vatan' kavramına sıkı sıkıya tutunmasının nedeni, ülke sınırlarını ima etmesi değil, 'Türklüğün' toprakla bağlantılı kılınması, dolayısıyla toprağı koruyanın 'Türklüğü' yönetebilmesiydi.

Bu iki unsurun uyumu ise ancak bütün insanların bu toprağın ima ettiği kimliğe tabi olmalarıyla, yani asimile olmalarıyla mümkündü. Diğer bir deyişle devlet toprağın insana değil, insanın toprağa uyması tasavvuru üzerinde inşa edilmişti. Bu durumda devletin Kürdlere 'mesajı' basitti: Bir dönemler MHP'nin sloganı olan 'ya sev ya terk et', yani ya bize benzeyin ya da buradan gidin... Sorun Kürdlerin tam söze dökmeseler de, tarihsel miras olarak 'hem size benzemiyoruz, hem de buradan gitmiyoruz' demesiydi ve dolayısıyla da devlet açısından süreklilik arz eden bir çıbanbaşı olarak algılandı. Ancak Kürd siyaseti 1970'lerde görünür hale geldiğinde bu sorun devlet açısından daha da büyüdü. Çünkü devletin koyduğu sınırlar veri alındığında Kürdlerin önünde iki yol gözüküyordu: Ya buradan gitmek ve giderken toprak da götürmek, ya da burada kalmak ve farklı kimliğini hukuki zemine oturtmak.

Böylece T.C. Devleti kritik bir yol ayrımına geldi... Her iki çözüm de ona uygun değildi. Birinci yol Türkiye'nin küçülmesi, ikincisi ise bir demokrasi olmasıydı ve askerler her ikisine de karşıydılar. Kürdlerin asimile olmalarının mümkün olmadığı anlaşılınca, topraksız gitmelerini sağlamak üzere bir strateji gelişti. Kısacası Kürdlerin 'toprak isteyen' bir konuma oturması ve böylece devletin Kürd kimliğine ilişkin talepleri gayri meşru kılabilmesi istendi.

Bu amaçla diğer Kürd siyasetleri değil, PKK desteklendi... PKK'nın diğer Kürd siyasetçileri öldürmesine ses çıkarılmadı. Askerin bir bölümüyle PKK arasındaki ruh benzerliğinin geçmişi bu ortak yararcılığa dayanıyor. Kürd siyasetinin ayrılıkçılığa itilmesiyle paralel olarak, devlet bu siyasetin şiddet üzerinden oluşmasını da bizzat kendi şiddetiyle tetikledi. Ne yazık ki Kürdlerin içindeki öngörülü kişiler zaten tasfiye olmuştu ve böylece devletin davetini kabule hazır, şiddeti bayraklaştıracak bir anlayış Kürdleri kendi tahakkümü altına alabildi. Öyle ki bugün devlet demokrasi olmak isterken bile, Kürd siyaseti hâlâ vesayetçi ortamın kodlarından kurtulamıyor.

Burada kalmak ve kendin olmak artık mümkün... Üstelik Kürdler de bunu istiyor... Ama şiddet sürüyor. Çünkü alternatif yol demokrasi olmak ve aslında Kürd siyaseti de, aynen devlet gibi demokrasiyi yadırgıyor.

01 Eylül 2011, Perşembe

Etyen Mahçupyan/Zaman

e.mahcupyan@zaman.com.tr  




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur