DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

´Türkiye’de Kürtlerin ayrı bir halk ve ulusal/etnik kimliğinin varlığı yasal/anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır´



Kurdinfo:19:10 - 17/1/2011

Kürt Devrimci Demokratlar Hareketi Sözcüsü A.Halim İpek’in konuşması


 

REFORM HAREKETİ ve KÜRT-KAV tarafından düzenlenen

”TÜRK-KÜRT KARDEŞLİĞİNİN ANLAMI: SORUNLAR-ÇÖZÜMLER” konulu Konferansa Kürt Devrimci Demokratlar Hareketi Sözcüsü  A.Halim İpek’in konuşması

 

15-16 Ocak 2011, LARESPARK HOTEL – İSTANBUL

 

 

  • 12 Eylül Öncesi Legal Demokratik Hareket ve Kürt siyaseti

 

BEŞDARVANÊN HÊJA HUN TEVAYÎ Bİ XÊR HATİN (Değerli Katlımcılar......).

 

Bu sunumun konu başlığı bile tek başına Türkiye’de toplumsal yaşamın ve demokrasinin nasıl bir sorun ile karşı karşıya olduğunu göstermeye yetiyor. Böyle bir konu başlığı ile tartışmak demokratik bir toplumda anlaşılabilir bir durum değildir. Hiç uzağa gitmeden, Türkiye’nin üye olmak istediği AB üye ülkelerinin toplumsal yaşamında ve tartışma söyleminde böyle bir kavram ile karşılaşmak mümkün değildir. Legal yani yasal mücadele, böyle bir mücadelenin temel bir hak ve özgürlük olarak güvence altında olması demokratik bir toplumun vazgeçilmez bir ögesi ve özelliği olarak kabul edilmektedir. Ancek gelin görün ki biz çeyrek yüzyıllık bir geçmişte ve bugün bile önemli boyutları ile ”legal/yasal demokratik mücadele” başlığını tartışmak zorunda kalmaktayız.

 

Böyle bir tartışma konusu başlığı tek başına demokratik mücadele ve demokrasi mücadelesinin yasa dışı yollara zorlandığının ikrarıdır. Aynı zamanda böyle bir kavramın toplum yaşamında bu kadar yaygın ve hala kullanılıyor olması böyle bir zorlanmanın toplum tarafından da kabullenildiği ve hatta kanıksandığının da bir göstergesi olmaktadır.

 

Türkiye’nin cumhuriyet tarihi, kuruluş felsefesi, devlet ve toplum algısı, birey ve toplum yaşamının karşılıklı ilişkileri ve örgütlenmesinin üzerinde yükseldiği ”korku, tehdit, bölünme, iç ve dış düşmanlar” vb kavramlar ile ifade edilen deneyimler ile doludur. Bu tarihsel arka plan, yakın siyasi tarihimizde 12 Eylül darbesi ile daha somut bir kimliğe ve eyleme bürünmüştür. Öyle bir somut kimlik ve eylem ki 31 yıl sonra bile sonuçlarının ortadan kaldırılamamıştır ve tartışılmaya devam edilmektedir.

 

Bu nedenle de 12 Eylül sonrası legal/yasal demokratik mücadele ve bunun Kürt siyasal yaşamı ve mücadelesi üzerindeki etkilerine ilişkin bir değerlendirme, 12 Eylül öncesi durumun -zamanımızın sınrlı olduğunu da göze alarak-, kısaca da olsa bir resmini ortaya koymayı zorunlu kılmaktadır.

 

”Legal/yasal demokratik mücadele” genel olarak Türkiye’de ama özel olarak da Kürt siyaseti içinde en küçük bir imkan bile kaçırılmayacak ve hatta çoğu zaman da dolaylı yollar ve isimler kullanılarak her zaman büyük bir özen ve fedakarlık ile ele alınmıştır.

 

Yakın tarihimizde 49’lar olayı olarak adlandırılan ve Dersim ulusal başkaldırısı ve katliamından sonra sessizliğe bürünen Kürt siyasal hareketinin en önemli kilometre taşlarından biri olan toplu tutuklamalar Kürt aydınlarının ve yüksek öğrenim öğrencilerinin telgraf ile protesto eylemine karşı devletin zorbalığını ifade etmektedir. 60-lı yıllarda Kürtler yine her olanağı kullanarak Yeni Türkiye Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Devrimci Doğu Kültür Ocakları gibi legal/yasal siyasi ve demokratik örgütlenmeler içinde hak ve özgürlük mücadelelerini yürütmeye çalışmışlardır.

 

12 Mart darbesi sonrasında da Rızgari, Özgürlük Yolu, Jina Nu, Devrimci Demokrat Gençlik, Roja Welat vb. Gibi yayın organları, DDKD, DHKD, ASK-DER gibi gençlik ve kitle örgütleri ile, DDKAD gibi kadın örgütleri ile, TÖB-DER gibi meslek örgütlerinde Doğu Bağımsızlar Grubu vb adlarla aktif olarak yürüttükleri mücadele ile legal/yasal demokratik mücadeleye verdikleri önemi ortaya koymuşlardır.

 

Kuşkusuz bu yakın siyasal tarihimizin adı geçen çalışmalarının kapsamlı değerlendirilmesi, önemi ve sonuçları siyasal tarihçilerimizin işidir. Ancak bu sürecin aktif katılımcılarından biri olarak çok rahatlıkla ifade edebilirim ki adı geçen legal/yasal demokratik mücadele perspektifleri ve araçlarının ortaya koyduğu değerler bugün bile Kürt siyasal-ulusal demokratik hareketinin temel vizyonunun kaynağını oluşturmaktadır.

 

DDKD gibi bir gençlik örgütünün 70-li yılların ikinci yarısında özellikle yüksek öğrenim gençliği arasında ”Ana Dilde Eğitim” sloganı ile gerçekleştirdiği örgütlenmenin hedeflerinin ve yarattığı perspektif ve kadrolarının bugün bu platformda bile aktif olarak yer almaları yukarıda belirttiğim önemin en somut göstergelerinden bir tanesidir. Ayrıca Devrimci Demokrat Hareket 1978 de yerel seçimlere, 1979 kısmi senato seçimlerine TSİP ile ittifak yaparak üç ilde seçime katıldı.

 

 

İşte 12 Eylül darbesi böyle bir legal/yasal demokratik mücadele vizyonunu ve araçlarını ortadan kaldırarak geliştirdiği süreç bu nedenle toplumun geleceğini geçen sürenin uzunluğundan daha fazla bir biçimde geriye itmiş ve deyim yerindeyse bizler 12 Eylül öncesi legal/yasal demokratik mücadele vizyonu ve araçlarını bile arar duruma düşmüşüz ve bunların yeniden yaratılabilmesi çabalarını yürütüyoruz.

 

  • 12 Eylül Darbesinin Legal Demokratik mücadele üzerindeki sonuçları

Bu salonda bulunan birçok değerli katılımcı ve konuğun 12 Eylül darbesinin legal/yasal demokratik mücadele alanındaki zorbalığının farklı düzeylerdeki şahitleri ve mağdurları olduğunu ve dolaysıyla bu konuda bizzat şahsi deneyimlere sahip olduklarını biliyorum. O nedenlede 12 Eylül darbesinin legal demokratik mücadele araçları ve aktivistleri üzerindeki etkileri ve sonuçlarının detaylarına girmek istemiyorum. Ancak bu konuda zaman darlığını da dikkate alarak bazı başlıkları hatırlatmak istiyorum.

 

12 Eylül darbesi ile;

Derneklerin/sendikaların kapatılması, siyasi partilerin yasaklanması, basın/yayın organlarının yasaklanması, tutuklamalar/hapis, işkence, sürgün, idam, faili meçhul cinayetlere kurban giden binlerce ve yüzbinlerce mağdur legal demokratik mücadeleye vurulan darbenin boyutlarını gösteriyor.

 

12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin üzerinden 30 yıl geçti. Türkiye' de darbe heveslileri hala çok ve darbe hukuku 12 Eylül 2010 referandumundaki kısmi bazı olumlu değişikliklere rağmen henüz ayaktadır. İşte son darbemiz olan 12 Eylül' ün bilinen korkunç bazı resmi sonuçlarında bir demet;

*Yönetime el koyanlar, yasama ve yürütme görevini kendi kendilerine verdiler.

*Hükümet istifa ettirildi.

*TBMM kapatıldı. Milletvekillerin dokunulmazlıkları kaldırıldı. Parti genel başkanları, yöneticileri, çok sayıda milletvekili tutuklandı.

*Anayasa iptal edildi.

*Sendikalar kapatıldı mallarına el konuldu.

*23 677 derneğin faaliyeti durduruldu.

* 650.000 kişi gözaltına alındı.

*Gözaltı süresi 90 güne çıktı.

* Ülkedeki bütün grev lokavtlar kaldırıldı.

*210.000 dava da 230.000 kişi yargılandı.

*7.000 kişi için idam cezası istendi. 517 kişi idama mahkum edildi. 50 'si idam edildi.

*98.404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.

*400 gazeteci için 4 bin yıl hapis cezası istendi.

*31 gazeteci cezaevine girdi.

*300 gazeteci saldırıya uğradı.

*3 gazeteci silahla öldürüldü.

* 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.

* 299 kişi cezaevlerinde hayatını kaybetti.

* 14 kişi açlık grevinden öldü.

* 144 kişi şüpheli olarak öldü.

* 16 kişi kaçarken vuruldu.

* 43 kişinin intihar ettiği bildirildi.

* 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.

* Darbe öncesi ve sonrasında 5.000 kişi öldü.

* 120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi.

* 30.000 kişi mahzurlu olduğu için işten çıkartıldı.

* 39 ton kitap, dergi ve gazete yakıldı.

* 937 sinema filmi yasaklandı.

* 30.000 kişi yurt dışına kaçtı.

* 388.000 kişi pasaport alamadı.

* Sıkıyönetim Komutanlıklarının kararlarının tartışılması, sözlü, yazılı demeç, makale yayımı yoluyla beyan ve yorumda bulunmakta yasaklanmıştır.2932 sayılı yasa ile Kürtçe yasaklandı ve dünyada eşi benzeri görünmeyen Kürt köylülerine insan dışkısı yedirildi.

 

Bütün bu bilgilerin ifade ettiği gerçeklik ise, 12 Eylül darbesi ile legal demokratik mücadeleye vurulan darbenin en önemli sonucu, demokrasi, hak ve özgürlük mücadelesinde kitleselleşmeden kadrolaşmaya, barışçı yollardan silahlı mücadeleye geçiş eğilimlerinin güçlenmesi olmuştur.

 

 

  • 12 Eylül sonrası legal demokratik mücadele tarihçesi ve Kürt siyaseti

12 Eylül darbesi sonrası legal/yasal demokratik mücadelenin tüm olanak ve araçlarının hallaç pamuğu gibi dağıtılması ve toplum üzerinde yaratılan baskı, terör, korku ve zorbalığın kısmi olarak yumuşaması sonrasında demokrasi güçleri iğne ile kazarcasına legal mücadele araçlarını yeniden yaratmak ve toplum üzerinde yaratılmış korku ve terör cenderesini kırmak için harekete geçmekte gecikmemişlerdir.

 

12 Eylül anayasası tartışma süreci ve 1983 seçimleri sırasında gerek darbeye karşı gerekse darbe anayasasının yaratmış olduğu korku ve terör iktidarına karşı farklı biçimlerde seslerini yükseltmeye başlamışlardır.

 

Bu sürecin ana başlıklarını şöyle sıralayabiliriz.

1.      1982 Anayasası ve ”sivil” siyasal yaşama geçiş süreci.

2.      1983 seçimleri ve sonuçlarının etkileri.

3.      Eski siyasi liderlere çalışma özgürlüğü hakkındaki 1987 yılı referandumu.

4.      Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı ile darbe liderliğinin siyasal iktidar vitrininden çıkması.

5.      Tek kutuplu Dünyaya geçiş ve ”küreselleşme/bilgi çağı” sürecinin etkileri.

6.      3. kuşak insan hakları perspektifinin uluslararası düzeyde kabulü ve etkileri

7.      AET/AB süreci ve Türkiye ilişkileri. (1987, 1993,1996,1999, 2004)

 

Toplu olarak belirttiğim bu nedenlerle oluşan elverişli ortam Kürt siyasi hareketi tarafından da alabildiğine kapsamlı biçimde değerlendirilmek istenmiştir. 1988 yılı ile başlayan bir süreçten beri yüzlerce yayın organı, dernek, vakıf siyasi parti vb. Çalışmalar yapılmıştır. Bu konferansın da organizatörlüğünü yapan KÜRT-KAV’ın hangi zorluklar ile 1992 yılında kuruluş çalışmalarına başladığı bilinmektedir.

 

Ancak tüm bu zorluklara rağmen ben 1988 yılından beri bazı alanlarda Kürtler tarafından yaratılmış legal demokratik mücadele araçlarını sadece adlandırmakla yetineceğim.

 

1.      Basın yayın çalışmaları (Medya Güneşi, Özgür Gelecek, Özgür Halk, Gündem, Vatan Güneşi, Deng,Azadiya Welat)

2.      Dernek/vakıf çalışmaları (Kürt-Kav, Medkom, MKM, KÜRT DİLİ ENST. vb.)

3.      Kitle (gençlik/öğrenci vb.) çalışmaları ve örgütlenmeleri (KDGD,KURDİ-DER, ÇIRA)

4.      Siyasi çalışmalar ve örgütlenmeler (HEP süreci ve devamı, DEP,DHAP,HADEP,DKP/KADEP, BDP/HAK-PAR, KDDH vd.)

 

Dikkat edilirse nispi demokratik ortamlarda Kürtler her zaman bu süreçten faydalanmışlardır ve mücadelenin ağırlığını bu alana kaydırmışlardır. Yukarıda belirttiğim son 20 yıldan bağımsız olarak Kürtler her zaman legal demokratik alanı yaygın ve verimli biçimde imkânlarını zorlayarak kullanmaya çalışmışlar ve tercih etmişlerdir.

 

2. Meşruiyetin ilanı, 1950 den sonra Türkiye’nin çok partili sisteme geçişi, 27 Mayıs 1961 den sonraki dönem, 1974 den çıkarılan afla oluşan nispi demokratik ortam ve 1988 de oluşan süreçte Kürtler legal örgütlenmeye yönelmiş ama yukarıda da belirttiğimiz gibi partiler devlet tarafından kapatılmış, yöneticileri tutuklanmış ve ağır cezalara çarptırılmıştır. Tüm bu örnekler Kürtler’in kendi sorunlarını, hak ve özgürlük taleplerini barışçı, yasal ve demokratik mücadele alanında ve böyle araçlar ile gündeme taşıma iradelerinin de ispatı ve göstergesi olmaktadır.

 

  • İllegal Kürt siyasi hareketi ve legal demokratik mücadele

 

Legal demokratik mücadele imkanları ve araçları hakkındaki belirttiğim baskı ve zorbalık, Kürtleri zorunlu olarak illegal, yani yasal olmayan yollar ile hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak için örgütlenmeye ve mücadele etmeye zorlamıştır. Bugün bile Kürtler henüz kendi hak ve özgürlük taleplerini kendi asli kimlikleri ile ve kendi adlarına yasal ve hukuki güvencesi olan biçimler ve araçlarla gündeme taşıma ve örgütleyebilme olanaklarına sahip değildirler. Mevcut durum bir de-fakto (fiili) durumdur. 1991 yılından beri Kürt partisi sıfatıyla kurulan partilerin hiçbiri yasal güvenceye sahip olmamışlardır ve hala geçerli yasalar Kürtlerin kendi kimlikleri ile siyasal örgütlenmelerinin önünde engeldir. Hem devlet ve yargı/emniyet bürokrasisi hem de Kürtler esas olarak takiye yapmaktadırlar ve devlet istediği zaman dişlerini göstermekten çekinmemektedir. Dolaysıyla mevcut Kürt kurum ve kuruluşlarının fiziki ve fiili varlığının yasal meşruiyeti tartışma konusudur ve her türlü yasal güvenceden yoksundur. Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılında HAK-PAR hakkında vermiş olduğu karara rağmen gerçek durum budur.

 

Tüm bu gerçekler Kürtler’in yasal olmayan mücadele yolları ile yani illegal örgütlenmeler ile bağlarını koparmasının önünde kesin bir engel oluşturmaktadır. Kürtlerin ve Kürtler adına hak ve özgürlük talep edenlerin şiddet içermediği, şiddet kullanımını desteklemediği ve siyasi amaçlar için silahlı şiddet kullanımını teşvik etmediği sürece bağımsız devlet dahil olmak üzere bütün hak ve özgürlük taleplerini ifade edebilmeleri ve bu doğrultuda örgütlenebilmelerinin özgürleştiği koşullar aynı zamanda illegal örgütlerin bizim siyasi literatürümüze ”çizgi dernekleri” adıyla geçen müdahalelerinin de ortadan kalkmasına yol açacak en önemli anahtardır.

 

Bu koşulların olmaması nedeni ile Kürt siyasal hareketinin henüz legal demokratik mücadele perspektifleri ve araçları üzerinde önemli sayılabilecek bir etkiye ve yönlendirmeye sahip olduğu bir gerçektir ve bir abartı olarak da görülmemelidir.

 

 

  • AB süreci ve legal demokratik mücadele üzerindeki etkileri

Her ne kadar AB üyelik süreci Turgut Özal’ın Türkiye’nin 70’li yıllardan beri AET ile donmuş ilişkileri yeniden ele alması sonucu 1987 yılında o zaman henüz AET olan günümüzün AB ile başlamış olsa bile, gerek AB nin kendi içindeki değişiklikleri gerekse Türkiye’de siyasal yaşamın sivilleşmeye doğru dönüşüm süreci nedeniyle 90’lı yılların ortalarında başladı.

 

AB sürecinin tartışma başlığımız olan legal demokratik mücadele hakkındaki etkileri esas olarak 2000 li yıllarda görülmeye başladı. Bu etkiler;

1.      Kopenhang kriterleri ve özellikle de bunlardan siyasal kriterler,

2.      Türkiye ile AB arasında aday üyelik sonrası imzalanan ”Ortaklık sözleşmesi perspektifleri” ile Ulusal uyum strateji belgesi,

3.      AB tarafından hazırlanan ”Yıllık ilerleme raporları” ile .

4.      Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyesi olması nedeniyle verilmiş olan AIHM kararları ve bunların içtihat gücü başlıklarında özetlenebilir.

 

“Kürt sorunu”nu çözebilmiş bir Türkiye, Bölgede ve dolaysıyla Dünyada bir güç ve iktidar faktörü olmaya da adaydır. Aksi halde Türkiye, kendi kaynaklarını gelişme ve refah yerine, kendi nüfusunun en az 1/3 ü oranındaki vatandaşları ile çatışmaya ayırmaya devam etmek zorunda kalacaktır. Bu durumun ne devlet olarak Türkiye’ye, ne bu devletin asli unsuru olan Türk ulusuna ne de bu devlette temel insani ve ulusal haklarından mahrum olarak yaşayan Kürt ulusuna her hangi bir yararı yoktur.

AK PARTİ  iktidarı döneminde ve Türkiye’nin AB üyelik sürecinin de etkisi ile daha bir netlik kazanmıştır. TRT6, bazı üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümleri ile ilgili adımlar, tutuklu ve hükümlülerin yakınları ile Kürtçe konuşma yasağının kaldırılması,Dersim Katliamının sorgulanması,bölgede sürekli bir sıkıyönetim anlamına gelebilen Emasya protokolünün iptali,tabu sayılan konularda yeni açılımların dillendirilmesi gibi düzenlemeler bu olumlu adımlar arasında sayılabilir. Ama AB üyelik sürecinde, Kürtlerin hak ve özgürlük taleplerinin en azından özgürce ifade edilebilme şartlarını yerine getirmeden Türkiye’nin AB üyeliği için sürdürdüğü müzakerelerden sonuç alması mümkün görünmüyor.

Her şeyden önce Türkiye, Avrupa Birliği’nin, BM’nin İnsan Hakları ile ilgili almış olduğu tüm antlaşmaları kabul etmeli ve imza atığı bütün uluslararası belge ve antlaşmaları iç hukukunda uygulamaya sokmalıdır. Ayrıca bu sözleşmelerde çekince koyduğu ve ek protokollerini imzalamalıdır.

 

Şu kadarını belirteyim ki Türkiye henüz Kopenhag siyasi kriterlerine temel oluşturan 18 uluslar arası sözleşme ve antlaşmadan dokuz tanesini ya imzalamamıştır veya bazı maddelerine, özellikle de Kürtler’in hak ve özgürlükleri ile kadın hakları ile ilgili olanlarını imzalamak ve bunları ulusal hukuka uyarlamaktan ısrarla imtina etmektedir.

 

Türkiye Hükümeti, Kopenhag Kriterleri ve Avrupa İnsan Haklarının ruhuna uygun olarak Kürtçe eğitim, ifade, toplantı ve gösteri, basın ve yayın, örgütlenme özgürlükleri için hukuksal ve anayasal garantileri açık ve net bir şekilde güçlendirmesi ve bunları uygulama alanlarına sokması gerekir.

 

Andığım bu başlıklar tüm eksikliklerine rağmen hem legal demokratik mücadelenin önemi konusunda toplumsal bilinci olumlu biçimde etkilemiş hem de AB nin demokratikleşme hakkındaki fonlarının yarattığı bazı imkanlar ile Kürt toplumunda farklı projeler ile hak ve özgürlükler alanında önemleri küçümsenmeyecek farklı projeler ve çalışmalar yaşama geçirilmiştir.

 

  • Sivil toplum ve sivil siyaset perspektifleri

Kürt siyasi hareketi ve temsilcilerinin, Kürt sorunu ve çözümüne ilişkin, farklı istem ve çözüm talepleri aşağı yukarı biliniyor. Bu görüş ve çözüm istemleri artık bir sır değil, ama bu istemler bilinmesine rağmen, kimi yazar, çizer ve devlet ve hükümet sözcüleri, hala Kürt halkının ne istediğini bilmediklerini, Kürt siyasi çevrelerinin istemleri bilinse dahi bu istem ve taleplerin Kürt halkının istem ve talepleri olmadığını, ayrıca Kürt siyasi çevrelerinin de Kürt halkını temsil etmediğini ileri sürebiliyorlar!

 

Bu konularda zaman zaman bazı Kürt örgütleri veya kurum ve aydınlarının/bireylerinin de kendi özgün görüşlerini Kürtlerin ortak siyasal iradesi olarak ileri sürdükleri biliniyor.

 

İşte tüm bu gerekli ve gereksiz gerekçeleri bertaraf etmek için Kürt halkının istem ve taleplerinin ne olduğunu yerinden tespit için başvurulması gereken yol, Kürt halkının iradesinin tespiti olmalıdır. Bunun en sağlıklı ve ölçülebilir yolu referandumdur!

 

Bizim bu perspektifimiz sivil siyasal bir hareket olarak siyasal beyannamemizde “Kürt halkının özgür iradesi ve referandum” başlığı altında şöyle ifade edilmiştir;

 

“Kürt halkının kendini yönetme hakkı temelinde özgür siyasal iradesi ile kendi geleceği üzerinde karar vermesi, hukukun egemen olduğu özgür, demokratik, adil, sivil, refah, eşitlikçi ve temiz bir toplum mücadelesinde bizim için temel siyasi bir amaçtır. Dünya uluslar tarihinde bu sorunun çözümün değişik yolları vardır.

 

Devrimci Demokratlar Hareketi'nin tercihi, bu sorunda da barışçıl, sivil ve demokratik mücadeledir ve bunun için de demokratik ve özgür koşullarda Kuzey Kürdistan'da bir referandum yapılması için mücadele eder. Böylesi bir referandumun yapılmasında, Kürt sorununun tüm boyutlarıyla özgürce tartışılabildiği ve bu alanda yasal ve yasal olmayan engellerin ortadan kaldırıldığı demokratik ve özgür koşulların önemi büyüktür ve güncel siyasi çözümler bu tür koşulların oluşturulması mücadelesinin bir parçasıdır.

 

Devrimci Demokratlar Hareketi, bu nedenle, demokratik ve özgür koşulların oluşturulmasında ısrarlıdır. Böyle bir referandum, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) ve İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) gibi uluslararası kurum ve kuruluşların gözlemciliğinde yapılmalı ve Kürt halkı, bağımsızlık, konfederasyon, federasyon, otonomi ve benzeri çözüm biçimleri içerisinden kendi tercihini özgürce yapabilmeli.

Eğer referandum demokratik ve özgür koşullarda yapılır ve azınlıkta kalan görüşlerin kendilerini ifade etmelerinin önü kapatılmazsa, halkın tercihi nasıl olursa olsun, tüm siyasi taraflar referandum sonuçlarına saygı göstermeli ve kendi siyasal istemleri için barışçıl, sivil ve demokratik mücadele yol ve yöntemlerini kullanmalı.”

 

Biz böyle bir sürecin herkesin yararına olacağına inanıyoruz ve böyle bir ortamın sağlanması, Kürt halkının gerçek siyasal iradesinin kendi kimliği ve örgütlenmeleri rehin alınmadan ortaya çıkmasına destek vermenin, bölünme kaygısı ve kuşkularına prim vermeden, barışçı ve demokratik bir çözümün kilidi olacağına inanıyor ve herkesi böyle bir çözüm zemininin yaratılması için destek sunmaya çağırıyoruz.

 

  • Sonuç yerine

Değerli katılımcılar,

Legal demokratik mücadele olarak adlandırdığımız konu esas olarak aktardığım somut verilerden de anlaşılacağı üzere insan hakları ve demokrasinin gelişkinlik düzeyi ile ilgili bir sorundur. Elbette ki bu her zaman bütün Türkiye ve Türkiyede yaşayan bütün halklar ve toplumsal kesimler için geçerli olmuştur.

 

Ancak yine de be burada özel olarak dikkatinizi bir noktaya çekmek istiyorum. Konuya ilişkin belirttiğim bütün veriler yakından ve detaylarıyla incelendiği zaman görülecektir ki legal demokratik mücadele alanında insan hakları, ifade ve örgütlenme özgürlüğü başlıklarında hem mağduriyetin muhtevası, hem mağdurların kimliği hem de bu mağduriyetlerin gerçekleştiği coğrafya açısından bakıldığında Kürt sorunu olarak ifade edilen Kürtlerin hak ve özgürlük talepleri hakkındaki görüşler, Kürtler ve Kürt coğrafyası belirleyici bir ağırlık taşımaktadır. Örneğin özellikle 1991 yılından sonra kapatılan partilerden bir tanesi hariç, diğer tümü ya Kürt partileri olmuştur veya Kürt sorununun çözümünü programlaştırdığı için gerçekleşmiştir.

 

İşte bu somut gerçeklerden dolayı bize göre Türkiye’de insan hakları ve demokrasi sorununun belirleyici bir bölümünün Kürt sorunu, Kürtler ve Kürt coğrafyası olduğunu belirtmek bir abartı değildir. Dolaysıyla da legal demokratik mücadele alanında hak ve özgürlüklerin genişletilmesi dolaysız olarak Kürt sorunu olarak adlandırılan Kürtlerin hak ve özgürlük taleplerinin barışçı, demokratik, kalıcı ve Kürtler tarafından kabuledilebilir bir zeminde tartışılması ve çözüm arayışına girilmesiyle bağlantılıdır.


Değerli katılımcılar, Tüm bu görüşlerimin sentezi olarak, bize göre Kürt sorununun BARIŞÇI, DEMOKRATİK, KÜRTLER İÇİN KABULEDİLEBİLİR ve KALICI ÇÖZÜMÜNÜ sağlayacak yeni demokratik bir anayasa ile teminat altına alınmasının  toplumsal zemini için öncelikli olan şu adımlar atılmalıdır.

  1. Türkiye’de Kürtlerin ayrı bir halk ve ulusal/etnik kimliğinin varlığı yasal/anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

  2. Bu kabul ve güvencenin asgari tezahürü olarak Kürt dili üzerindeki bütün kısıtlama ve yasaklar kaldırılarak Kürtler için ana dil eğitimi ve ana dilde eğitim serbest olmalı, Kürtlerin ana dillerini kullanabilmeleri ve eğitim görmeleri devlet desteğine ve güvencesine kavuşturulmalıdır.

  3. Siyasal çalışmalar önündeki Anayasal ve yasal engeller kaldırılarak, Kürtlerin Kendi kimlikleri ile siyasi parti kurmaları, hak ve özgürlük talepleri ile siyasi iktidar hedeflerini, şiddet kullanmamak, şiddeti teşvik etmemek ve şiddeti desteklememek şartıyla, bağımsız devlet kurma dahil her biçimde serbest olmalı ve güvenceye alınmalıdır.

 

Görüşlerimi paylaşma imkanı yarattığı için bu sempozyumun değerli organizatörlerini hem kurumsal hem de bireysel olarak ve aynı zamanda beni dinleme zahmetine katıldığınız için siz değerli katılımcılarının tümüne teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

 

A. Halim İpek

Kürt Devrimci Demokratlar Hareketi Sözcüsü

15 Ocak 2011, İstanbul

 

 




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur