DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL

‘Kürtlerin de tüm Dünya ulusları gibi temel hak ve özgürlüklerine sahip olmaları gerekir’



Kurdinfo:10:41 - 8/9/2009

Kürtler Bölgede kalıcı bir istikrar, barış ve gelişmenin temel faktörüdür. Kürtler kendi hak ve özgürlüklerinin kendileri açısından kabul edilebilir bir çözüme ulaşmadığı sürece mücadelelerini yürütmeye devam edeceklerdir.


Birgün Gazetesi Muhabiri Ali Öztürk Kürt sorunu ve hükümetin son Kürt açılımı üzerine 12 Ağustos ta Devrimci Demokratlar Hareketi Avrupa Yürütme Komitesi üyeleri Vildan Tanrıkulu ve Medeni Marsil ile yaptığı söyleşiyi, 7 Eylül 2009 da gazete de yayımlandı. Söyleşinin tamamını aşağıda okuyucularimiza sunuyoruz. kurdinfo.com

 

 

Devrimci Demokratlar Hareketi Avrupa Yürütme Komitesi üyeleri Vildan Tanrıkulu ve Medeni Marsil:


‘
Kürtlerin de tüm Dünya ulusları gibi temel hak ve özgürlüklerine sahip olmaları gerekir’

 

1.     Kürt sorunu konusunda bir değerlendirme  yaparsanız Türkiye - bölge açısından hangi süreçlerin altını çizmek gerekir?

Öncelikle iki önemli tespitte bulunmak gerekir. Bunlardan birincisi; Kürtler sadece Bölge’nin değil, Dünyanın devlet sahibi olmayan en büyük nüfusa sahip bir ulusudur ve iradeleri dışında yaşadıkları coğrafya dört ayrı devlet sınırları içinde bulunmaktadır. İkincisi ise Kürtler, andığımız parçalanmış siyasi coğrafyada 2005 yılı başında Irak Kürdistanı’nda elde ettikleri siyasal kazanımların dışında yaşadıkları devletlerin sınırları içinde ulusal kimliklerinden kaynaklanan tüm doğal ve insani haklarından yoksun biçimde yaşamaktadırlar.

Kürtler 150 yılı aşkın bir ulusal mücadele tarihine sahiptirler ve bu mücadele bugün ileri bir noktadadır

Bu iki temel tespitten sonra belirtmek gerekir ki, Kürtler 150 yılı aşkın bir ulusal mücadele tarihine sahiptirler ve bu mücadele bugün ileri bir noktadadır. Kürtler Bölgede kalıcı bir istikrar, barış ve gelişmenin temel faktörüdür. Kürtler kendi hak ve özgürlüklerinin kendileri açısından kabul edilebilir bir çözüme ulaşmadığı sürece mücadelelerini yürütmeye devam edeceklerdir.

İşte bu gerçekler ışığında bakıldığı zaman kendi içinde “Kürt sorunu”nu çözebilmiş bir Türkiye Bölgede ve dolaysıyla Dünyada bir güç ve iktidar faktörü olmaya adaydır. Aksi halde Türkiye, kendi kaynaklarını gelişme ve refah yerine, kendi nüfusunun en az 1/3 ü oranındaki vatandaşları ile çatışmaya ayırmaya devam etmek zorunda kalacaktır. Bu durumun ne devlet olarak Türkiyeye, ne bu devletin asli unsuru olan Türk ulusuna ne de bu devlette temel insani ve ulusal haklarından mahrum olarak yaşayan Kürt ulusuna her hangi bir yararı yoktur.

2.     Geçmişten bugüne Kürt sorunu  ve çözüm önerileri konusunda ne demiştiniz? Bugün gelinen noktada  sizce durum nedir?

Geçmişten bugüne kadar hep Kürtlerin de tüm Dünya ulusları gibi temel hak ve özgürlüklerine sahip olmalarını savunduk. Bu bağımsız devlet olarak yaşamaya denk düşmektedir. Kürtler bağımsız devlet olarak yaşama hakkına sahiptir. Bu hak esas olarak BM tüzüğünde ve birçok uluslararası sözleşmede yer almaktadır.

Özgür koşullarda Kuzey Kürdistan'da bir referandum

Bugün mensubu olduğumuz Devrimci Demokratlar Hareketi, bağımsız devlet kurma hakkı ve iddiası dahil olmak üzere her çözümün özgürce ifade edilebileceği ve savunulabileceği bir özgür ve demokratik referandum sürecini barışçı, demokratik, kalıcı ve kabuledilebilir bir çözümün zemini olarak görmektedir. Bu görüşlerimiz siyasi deklerasyonumuzda şöyle ifade edilmiştir.

’Kürt halkının kendini yönetme hakkı temelinde özgür siyasal iradesi ile kendi geleceği üzerinde karar vermesi, hukukun egemen olduğu özgür, demokratik, adil, sivil, refah, eşitlikçi ve temiz bir toplum mücadelesinde bizim için temel siyasi bir amaçtır. Dünya uluslar tarihinde bu sorunun çözümün değişik yolları vardır.

Devrimci Demokratlar Hareketi'nin tercihi, bu sorunda da barışçıl, sivil ve demokratik mücadeledir ve bunun için de demokratik ve özgür koşullarda Kuzey Kürdistan'da bir referandum yapılması için mücadale eder. Böylesi bir referandumun yapılmasında, Kürt sorununun tüm boyutlarıyla özgürce tartışılabildiği ve bu alanda yasal ve yasal olmayan engellerin ortadan kaldırıldığı demokratik ve özgür koşulların önemi büyüktür ve güncel siyasi çözümler bu tür koşulların oluşturulması mücadelesinin bir parçasıdır.

 

Devrimci Demokratlar Hareketi, bu nedenle, demokratik ve özgür koşulların oluşturulmasında israrlıdır. Böyle bir referandum, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) ve İslam Konferensı Örgütü (İKÖ) gibi uluslararası kurum ve kuruluşların gözlemciliğinde yapılmalı ve Kürt halkı, bağımsızlık, konfederasyon, federasyon, otonomi ve benzeri çözüm biçimleri içerisinden kendi tercihini özgürce yapabilmeli.

Eğer referandum demokratik ve özgür koşullarda yapılır ve azınlıkta kalan görüşlerin kendilerini ifade etmelerinin önü kapatılmazsa, halkın tercihi nasıl olursa olsun, tüm siyasi taraflar referandum sonuçlarına saygı göstermeli ve kendi siyasal istemleri için barışçıl, sivil ve demokratık mücadale yol ve yöntemlerini kullanmalı.’

 

3.     12 Eylül sonrası süreçte  bir çok  siyasal parti/örgüt (devrimci/sosyalist/ ulusal kurtuluş hareketi vb.)  gerileme ya da tümü ile çözülme sürecine girdi.  Peki PKK nasıl oldu da bu süreçten güçlenerek çıktı?

Aslında çok boyutu olan ve üzerinde araştırmalar gereken bir konu. Ancak 12 Eylül 1980 askeri darebesinden sonra bir bütün olarak devletin kürd halkına yönelik baskısı ve Diyarbekır cezevindeki işkence uygulamaları kürd halkının isyan duygularını alabildiğine biledi. Darbeden sonra Ordadoğuya çekilen bütün kürd örgütleri kendi iç sorunlarıyla boğuşurken bölgedeki bazı devletlerin de Türkiye ile sorunlarını çözmede koz olarak kürt örgütlerinden faydalanma taktiğini seçtiler. PKK otoriter yapısı ve karmaşıklığla buna yatkın örgüttü. Ülkedeki baskıcı durum ve Ortadoğudaki çıkar durumu birbirini besledi ve bunun neticesinde 15 Ağustos 1984 bilinen silahli hareket gelişti.

90 sonrası yıllarda Dünyadaki değişimler neticesinde ulusal kimlik olgusu ön plana çıktı ve kürtler alabildiğine kimliklerine sahip çıktılar. Güney Kürdistanda elde edilen statü de kuzeyi kamçıladı ve halk tek örgütlü durumunda olan PKKe sarıldı. Artık halk onun ideolojisi ve izlediği politikadan ziyade onun devlete karşı süreklılık arzeden duruşunu önemser oldu.

4.     Türk devletinin Kürt sorununun çözümü konusunda  bir siyaset ve strateji değişikliğine gittiği söylenebilir mi? Eğer böyle bir değişim varsa, bu yönelim Kürt sorununun çözümü konusunda ne ifade eder?

Evet, böyle bir siyaset ve strateji değişikliğinde gidildiği söylenebilir. Bu siyaset ve strateji değişikliği AKP iktidarı döneminde ve Türkiye’nin AB üyelik sürecinin de etkisi ile daha bir netlik kazanmıştır. AKP’nin cesaretli adımlar attığı inkar edilemez. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 12 Ağustos 2005 Diyarbakır konuşması önemliydi. Son günlerdeki açılımlar bu konuşmada ifade edilenlerin içinin doldurulması olarak görülebilir.

Adı geçen değişim, ”Kürt sorunu” nun BARIŞÇI, DEMOKRATİK, KALICI ve Kürtler açısından KABULEDİLEBİLİR bir ÇÖZÜMÜN zeminini, ortamını hazırlar. Yoksa bu açılımları bir çözüm olarak görmek veya öyle yansıtmak yanlıştır ve yanıltıcıdır. Çünkü, henüz tümü ile hangi adımlar ve tedbirlerde somutlaşacağı belli olmayan bu değişim, en iyi ihtimal ile hak ve özgürlük sahibi olan Kürtlerin taleplerini özgürce ifade edebilecekleri ve bu doğrultuda kendilerini örgütleyebilecekleri bir topşlumsal-siyasal ortamı yaratacaktır. Dolaysıyla, bize göre bu değişim 90 yıllık TC tarihi dikkate alındığında çok büyük önem ifade etmektedir, yani inkar ve imha politikasından kabullenme ve çözüm arayışına evrilmedir. Ancak kesinlikle bir çözüm değildir. Çözüm, ve özellikle de barışçı çözüm için iyi bir zemin olabilir.


5. Abdullah Öcalan'ın kürt sorunu ve çözüm önerileri konusunda yaşadığı değişim süreci nasıl etkiler?  DTP ve PKK'nin sorunun politik çözümü konusunda temel nitelikte açılımlar yaptığını düşünüyor musunuz?

Elbette ki Kürtler arasında mevcut durumda en geniş kitle desteğine sahip ve bizzat kendi ifadesi ile tek sahibi olan bir partinin başkanının siyasal felsefesi ve stratejisindeki değişiklik süreci önemli ölçüde etkiler. Bu çok doğaldır. PKK ve lideri bağımsız, birleşik demokratik ve sosyalist Kürdistan’dan demokratik cumhuriyet hedefine evrilmiştir. Ancak bu evrilme silahları kullanmayı bırakmayla sonuçlanmamıştır. Bize göre böyle bir evrilme mücadele araçları açısından da, daha açık bir ifade ile silahlı mücadele açısından da gerçekleşmeliydi, gerçekleşmelidir.

Dolaysıyla, PKK ve onunla hemen hemen aynı anlama gelmek üzere DTP’nin temel nitelikte politik açılımlar yaptığı kanısında değiliz. Onların tek derdi ”muhattap” alınmaktır. Ancak Kürt halkı, bugün çok geniş bir desteğe sahip olmalarına rağmen onlara böyle bir yetki vermemiştir. Mevcut siyasal ”açılımları” 1960 lı yıllarda Kürt gençlerinin ”Batıya fabrika yol, Doğuya jandarma ve karakol” sloganında ifade edilen taleplerden çok ileri olmayan siyasal entegrasyon açılımıdır ve dolayısıyla devlet politikasıyla fazla çelişmemektedir.

Kim, kimi ne için affedecek?

6.     Öcalan'ı kapsamayan bir genel af, PKK bakımından sorun olmaz mı?

Bize göre öncelikle Türkiye bu konuda iki temel sorunu dikkate almalıdır. Bunlardan birincisi sorunu bir ”af” meselesi olarak değerlendirmemek gerekir. Kim, kimi ne için affedecek? Kürtler bugün kabul edilen kimliklerinin inkarına karşı mücadele ettikleri için mi affedilecekler? O zaman niye Kürtler kabul ediliyor ve devletin yanlışlıklarından bahsediliyor? Bu sorulara verilecek cevaplardan da kolayca anlaşılabilir ki, sorun Kürtler’e hak ve özgürlükleri için mücadele etme haklarının iadesi sözkonusudur ve bu bütün toplumun hassasiyetleri dikkate alınarak bir formül bulunmalıdır. Mesela, 30 yıl sürgün yaşamak zorunda kalmış olan bizler bir ”af” beklemiyoruz. ”Af” edilmek suç işlemişliği içerir ve biz Kürt yurtseverleri ”suçlu” değiliz. Çözüm arayışı ve açılımı kendi özgün dilini yaratmalıdır.

Sorun PKK sorunu olarak görülür ve belirttiğimiz çerçevede bir ”af” sorunu olarak değerlendirilirse elbette ki ”başkanı” affedilmeyen bir örgüt böyle bir adıma bütünü ile sıcak bakmaz ve katılım sağlamaz.

Sorun Kürtlerin, Abdullah Öcalan ve PKK de dahil olmak üzere genel hak ve özgürlükleri sorunudur ve bu nedenle de siyasal haklarını kullanma koşullarının kullanılması/iadesi olarak ifade edilmelidir.

7.     Şu anda medyada, çözümle ilgili olarak hep bir muhatap sorunu tartışılıyor. Bu iş için kim muhatap alınmalı? Öcalan mı, Kandil’deki PKKliler mi, DTP mi, yoksa başkaları mı?.. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz, çözüm sürecinde Kürtleri temsilen kim muhatap alınabilir?

Hiç biri. Sorun, eğer barışçı çözüm ise her şeyden önce Kürtlerin kendilerini yasal, açık toplumsal zeminlerde kendi kimlikleri ile ve kendi siyasal program ve stratejileri ile ifade etme ve örgütleyebilme sorunudur. Bu koşullarda Kürtler kendi siyasal muhattap iradelerini ortaya çıkarırlar. Yani PKK de dahil olmak üzere tüm Kürt siyasi örgütleri kendi kimlikleri ile yasal faliyet olanaklarına sahip oldukları zaman muhattap ortaya çıkar.

Yasal olmayan zeminde bile henüz Kürtler ortak bir siyasal stratejiye ve bunu temsil eden bir siyasal organizasyona sahip değildir. PKK veya her hangi bir diğer Kürt örgütü veya kişisi de çözüm önerileri ne olursa olsun Kürtlerin iradesini bugün için temsil etmemektedir. Temsil ve muhattap sorununun da barışçı çözüm için şartları Kürtlerin kendilerini siyasi olarak kendi kimlikleri ile örgütleyebilme hakkıdır.

8.     Kürt sorununda asgari ve azami bir talepler manzumesi formüle edilse bunlar neleri içermelidir?

Bu manzume bellidir. PKK’nin ”özgür vatandaşlık-demokratik cumhuriyet-demokratik özerklik” hedefinden tutalım da ”bağımsız birleşik Kürdistan” hedefine kadar farklı çözüm önerileri ve bu önerilerin taraftarları vardır. Dolaysıyla kalıcı ve kabuledilebilir çözüm alternatifleri çoktur. Yeter ki bütün bunların açıkça konuşulduğu ve örgütlenebildiği ortam siyasal ve hukuksal olarak hazırlansın.

9.     ABD ve AB'nin Kürt sorunu konusundaki yaklaşım ve stratejilerini değerlendirmeden yapılacak öneriler konusunda ne söylenebilir? Bu güçler süreç ve çözüm konusunda nasıl değerlendirilmelidir?

ABD ve AB nin yaklaşım ve değerlendirmelerini dikkate almadan yapılacak tüm değerlendirmeler ve hesaplar her zaman için eksik olur ve bu eksiklik yanlışlıklara ve başarısızlıklara da neden olabilir. Adı geçen güçler Dünya’nın en önemli siyasal, ekonomik ve askeri güçleridir ve tüm Dünya’yı bütün açılardan kendi ilgi ve çıkar alanı olarak açıkça ifade etmekten de çekinmemektedirler. Tüm bu nedenlerden dolayı ABD ve AB yi dikkate almayan tüm adımlar en iyi ihtimalle eksiktir ve dolaysıyla başarısız olma riskleri vardır.
 
10. Irak'ta yaşanılan gelişmeler Merkezi Hükümet ve Kürt Bölge Yönetimi arasında yaşanan gerilim sorunun ortadoğu boyutunda nasıl bir etki yapabilir?

Güneyli Kürtler artik Irakta bir taraf ve yasal olarak haklari güvenceye bağlanmış durumda. Zaman zaman merkezi hükmetle arasındaki sorunlarında zıkzaklar olabilir ama artık elde etmiş oldukları statunun bozulması düşünülemez. Kaldki komşu devletlerde bu statuyu içine sindirmiş durumdadırlar. Ayrıca her devlet kendi ’sınırları’ içindeki kürtlerine karşı politikasinda bir değişime gidiyor. Bu bağlamda Türkiye de son günlerde bir iyi niyet oluştu.

11. Barzani, Talabani Kürt sorununun (Ortadoğu bağlamında) ve çözümün neresinde duruyor? Kürt Bölgesinde yapılan seçimlerin sonucunu bu anlamda nasıl değerlendirmek gerekir?

Her iki Kürt lideri de çok doğal olarak Ortadoğu bağlamında Kürt sorununun merkezinde bulunmaktadırlar. Çünkü her ikisi de en az 50 yıllık mücadele yaşamına sahip olan liderler olduğu kadar Kürtler’in yakın tarihte sahip oldukları, uluslararası hukukta meşruiyeti tescillenmiş olan Kürtlerin en önemli kazanımı Irak Kürdistan’ı Federal (Bölgesel) Yönetimi’nin ve aynı zamanda Federal Irak Cumhuriyetri’nin yöneticileridir. Dolaysıyla bu iki Kürt liderini dikkate almayan her adım eksik ve dolaysıyla yanlış olur. Etkileri ve yapacakları katkıların da pozitif olacağına inanıyoruz.

Yapılan son seçimler ise hem Kürtlerin kendilerini yönetmeye ne kadar muktedir olduklarını ve hem de bu yönetimi ne kadar demokratik usül ve koşullarda yapma isteği ve iradesine sahip olduklarını göstermektedir.

 

Medeni Marsil
1956 yılında Diyarbakır’da doğdu. 1977’de DDKD (Devrimci Demokratik Kültür Derneği) /KIP (Kürdistan İşçi Partisi saflarında aktif örgütlü siyasal mücadeleye katıldı. Şubat 1978’de DDKD tarafından yayımlanan Devrimci Demokrat Gençlik dergisinin sorumluluğunu üstlendi.

Kasım 1979’de tutuklandı ve bir yıla yakın Diyarbakır Cezaevi’nde yattı. 1981 yılında yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. 1984’te DDKD/KIP toplu davasında gıyaben 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve cezası Yargıtay tarafından onaylandı.
2008’de yeniden oluşan Devrimci Demokratlar Hareketi Avrupa Yürütme Komitesi üyesidir.

Vildan Tanrıkulu
1957 yılında Diyarbakir’da doğdu. 28 Eylül 1977 tarihinde DDKD (Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri) kurucu üyesi oldu. 1978’de yapılan 1. Kongre’de derneğin Genel Sekreterik görevine getirildi. 1979 Maraş katliamından sonra bölgede sıkıyönetimin ilan edilmesiyle derneğin faliyetleri yasaklandı ve yöneticileri tutuklandı. 5 ay Diyarbakır Cezaevi’nde yatan Vildan Tanrıkulu Mart 1980’de tahliye oldu. 1980 askeri darbesinden sonra yurtdışına çıkmak zorunda kalan Vildan Tanrıkulu, yurtdışında da siyasi ve demokratik faaliyetlerini sürdürdü ve bir dönem İsveç Kürdistan Dernekleri Federasyonu başkanlığını yaptı.

Tanrıkulu, 2008’de yeniden kurulan Devrimci Demokratlar Hareketi’nin Avrupa Yürütme Komitesi üyesidir.



http://www.birgun.net/research_index.php?category_code=1251730507&news_code=1252321741&year=2009&month=09&day=07




 0     MESAJLARINIZ ( Mesajên we)


 


 NÛÇEYÊN DAWÎ

Gazeteler Öcalan´ın tüm Türkiye´ye yaptığı çağrıyı menşetlerine taşıdı
08:53   22/3/2013
 Diyarbakır´daki Nevruz kutlamalarında Abdullah Öcalan´ın "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" çağrısı gazetelerde geniş yer buldu
Newroz Pîroz be!
21:04   21/3/2013
 Siverek Newroz Nostaljisi
Öcalan: "Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz"
20:27   21/3/2013
 PKK lideri Öcalan’ın BDP tarafından 21.03.2013 te Diayrbekir’de düzenlenen Newroz mitinginde okunan mesajının tam metni
Li Navenda Kurdî ya Siwêregê pîrozbahîya 8ê Adarê...
17:01   10/3/2013
 8ê Adarê roja jinên kedkar û jinên kurd
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
11:49   10/3/2013
 Hareketin fikri önderi ise KTC üyesi olan Baytar Nuri Dersimi’ydi.
Mir Bedirxan Üzerine Düşünceler
11:46   10/3/2013
 1839 da, Nizip’de meydana gelen, İbrahim Paşa-Osmanlı-Savaşı çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.
´Petrol Kürtlere bağımsızlık getirecek´
17:31   8/3/2013
 İngiliz Independent Gazetesi, petrolün Iraklı Kürtlere bağımsızlık vereceğini savundu
DTK dan DDKD ye Ziyaret
16:25   7/3/2013
 DTK Eşbaşkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk, DTK Daimi Meclis üyesi Seydi Fırat, Amed´de bulunan DDKD, KADEP, ÖSP, Azadi İnisiyatifi ve HAK-PAR´a sürece ilişkin bilgi alışverişinde bulunmak ve sürece katkılarını istemek amacıyla ziyaret gerçekleştirdi.
Çaycidan al haberi
14:36   7/3/2013
 Çay ocağını ona bıraktığımda elinde kalın bi dosya vardı, okuyup gülüyordu.
”Kosova için işleyen mekanizmalar, ne Filistinliler ne Kürtler için işliyor”
14:34   6/3/2013
 Ortadoğu´da işler hak ve sorumluluklar üzerinden değil, hibe ve sadakat üzerinden yürüyor
´Kürdistan bugün Türk milliyetçiliğinin işgali altındadır´
20:54   4/3/2013
 Kürt sorunu, Kürdistan’nın Kemalizm tarafından sömürgeleştirilmesi sorunudur