Irak, bölge ülkelerinin Amerika ile yürütüğü savaşin alanidir
Sovyetlerin dağılması ile birlikte 20.yüz yılın başlarında kurulan güçler dengesi dünyada ve Ortadoğu'da Amerika'nın lehine bozulmuştur.Amerika dünyanın değişik yerlerinde kendi çıkarlarına uygun yeni bir hakimiyet alanı oluşturmak için devreye girmiş ve Saddam Irak'ının Kuveyt'e girmesi ile Ortadoğu'da başlayan yeniden hesaplaşma dünyanın yeni efendisi Amerika'nın bölgeye müdahalesini doğurmuştur.Adına Büyük Ortadoğu Projesi (B.O.P) dedikleri Kuzey Afrika'dan Ortadoğu'ya,oradan Orta Asya'ya kadar geniş bir bölgeyi kapsadığı iddia edilen bu proje, Afganistan ve Irak'ın yeniden yapılanması ile başlatılmıştır.Bu müdahale ve başlangıç bölgeleri bu projenin içine girmesi muhtemel İran,Türkiye,Suriye ve diğer çevre devletlerinin gizli açık müdahalesiyle sanıldığından zor yürümektedir.Amerika Irak'ı yapılandırırken çıkarları Amerika'nınki ile birleşen Kürtlerin dışında çevre devletleri Amerika'nın Irak'tan zaferle çıkmasını engellemek için gizli-açık bütün güçleri ile çalışmaktadırlar.Amerika'nın Irak'tan zaferle çıkması, bölgedeki diğer gerici,anti demokratik devlet yapılarına da sıranın geleceği korku ve endişesi, Irak'ın içinde direniş güçlerinin oluşturulması ve güçlenmesi için yardım çabaları yoğunlaştırmıştır.Bu devletler bir çok yol ve yöntemleri deneyerek Amerika ile savaşmaya başlamıştır.Savaşın Irak topraklarında tutulması çevre devletlerin tercihidir.Askeri,dini ve psikolojik eğitimden geçirdikleri savaşçılarını Irak'ta Amerikanın karşısına direnişçi olarak çıkartmaktadırlar.İç çelişmelerin yoğunlaşması için ajanlar bölgeye sevk etmektedirler.Böylelikle hem hakimiyet alanlarını tehdit eden A.B.D ile hesaplaşmakta hem de savaşı kendi sınırlarının dışında tutmaktadırlar.Bu devletler içinde Türkiye,İran ve Suriye'nin korku ve endişelerinin nedeni; sınırları içinde tutukları Kürdistan coğrafyasında son yüz yılda uygulanan insanlık dışı baskı ve inkar politikalarıdır.Irak Kürdistan'ının şekilleniyor olması ve Amerika'nın bu gelişmenin arkasında duruyor olması bu devletleri gizli bir ittifaka itmiş ve Amerikanın bölgeden yenilerek kaçmasını sağlamak için üstün çaba sarf etmektedirler.
Ortadoğu'da Amerikan işgali ile taşlar yerlerinden oynamıştır.Onları eski yerlerine de koymak mümkün değildir.Her kesimin rolü ve önemi yeniden belirlenmiştir. Kürtlerin kaderi Amerikanın, Amerikanın kaderi de Kürtlerin kaderi ile bütünleşmiştir
Ortadoğu'da adı konulmamış bir dünya savaşı sürmektedir ve bu savaşta ittifak güçleri çevrelenmiştir.Türkiye; İran ve Suriye ile Kürtlere ve dolayısıyla da Amerika'ya karşı ittifak yapmıştır.Amerika'nın Türkiye'yi bu ittifaktan vazgeçirmek için tavizkar davranması Türkiye'yi daha çok saldırganlaştırmaktadır. Türkiye'nin PKK'yi bahane ederek bütün savaş mekanizmalarını Irak Kürdistan'ına yöneltmesi ve her gün tehdit etmesi,Kerkük ve Türkmenleri gündeme getirip içte ve dışta problemler tasarlaması, Kürtlerle birlikte Amerika'nın bölgedeki projelerinin başarısız kılınmasına yöneliktir. Irak'ta bölgesel müttefik durumuna gelen Kürt-Amerikan ittifakı Kürtlere bir güvence sağladığı gibi Amerikalıların başarısının da güvencesidir. Amerika bölgeden kaçarsa bu kaçış sadece bölgeyle sınırlı olmayacaktır.Kendi kıtasında bile yaşaması zorlaşır. Devamlılığı Amerika'nın desteğine bağlı olan İsrail devleti de artık bölgede tutunamaz.Dolayısıyla Kürdistan güvencesi Amerika'nın,Avrupa'nın ve İsrail'in güvencesi halini almıştır. Kürdistan'nın zarar görmesi Amerika karşıtı güçlerin başarısı olacaktır.Bu güçlerin başarı sınırı hayal edemediğimiz kadar geniştir.Amerika kaçtıkça kovalayanı arkasından gidecektir. Karşıtları gelip sınıra dayanacaktır.Bu sınırlara kadar olan bölgeler “zafer kazanmış” güçlerin kontrolüne geçmiş olacaktır ki Avrupa coğrafyası da bu sınırlar arasındadır.
T.C.devletinin hedefi PKK şahsında Kürt istemlerini ve kazanımlarını ortadan kaldırmaktır
Türkiye'nin PKK'yi bahane ederek dünyadaki tüm Kürtlerin çıkarlarına saldırdığı yeni değildir.Bugün PKK bahanedir,yarın bir başka bahane bulmak zor olmayacaktır.PKK' nin devreden düşürülmesi T.C.devletini Kürtlere karşı daha anlayışlı kılmayacaktır. Türkiye'nin politikalarını Kürt'e olan düşmanlığı belirlemektedir.Dünyanın her hangi bir köşesindeki Kürdün hak kazanımı Türkiye'deki Kürtleri de etkileyeceği korkusu devleti tedirgin etmektedir.On yıllardır gasp edilen Kürt haklarının fark ediliyor olması Türkiye devletini Kürtlere karşı daha da sertleştirmiştir.Türkiye'deki gelişen Amerikan karşıtlığının sebebi de Kürtlerin Güney Kürdistan'da Amerika'nın da yardımlarıyla devletleşmesi ve bu kazanımların genişleme ihtimalidir.
Devletin Kürtleri PKK ile tekleştirmesi bilinçli,planlıdır.Kürt deyince PKK düşünülmektedir ve PKK'yi de terörist bir örgüt gibi dünyaya kabul ettirmiştir.
T.C.devleti Türkiye'de Kürtleri ve Kürdistanı inkar edip terör sorunu olarak göstermektedir.PKK'nin yapmış olduğu yanlışlar sonuca yardımcı olsa bile bu durum T.C.Devletinin stratejik ve diplomatik başarısıdır. T.C.Devleti Kürtlerin bölgedeki kazanımlarını geriye püskürtmek için PKK'yi gündeme getirmektedir. Kürtler olmasaydı ve ulusal-demokratik hakları gasp edilmeseydi PKK olmayacaktı.PKK mi Kürt sorununu yarattı,yoksa Kürt Sorunu mu PKK'yi yarattı? Kürtlerin ulusal-demokratik hak talepleri karşılanmadan Ortadoğu'da barışın ve istikrarın olacağını düşünmek saflık olacaktır.
Bir PKK ortadan kaldırılır,yerine yenileri yaratılır.
Kürt Sorunu çözülmeden Avrupa'nın da rahatsızlığı devam edecektir.Türkiye'de ve tüm bölgede Türk-Kürt kapışması Avrupa'yı her zaman ilgilendirmelidir.Avrupa devletleri bunu düşünmek zorundadırlar.Savaştan kaçan yüz binlerce insan Avrupa kapılarına dayanacaktır.Ölümden ve açlıktan kaçan insanları hiçbir güvenlik,hiçbir sınır tutamaz..Avrupa'nın çıkarları uğruna sorunu görmezlikten gelmesi sorunu onlardan uzak tutmayacaktır.
Kürdistan Sorunu Amerika'ya yapışmıştır
Kürt Sorunu sadece Kürtlerin ve Türklerin sorunu olmaktan çıkmıştır.Tüm bölgenin, Avrupa'nın,Amerika'nın sorunu olmuştur.Amerika bu soruna adil bir çözüm bulmadan bölgeden çekip gitme lüksüne sahip değildir. Değildir çünkü; sorun ona yapışmıştır.Kürtlerin kaderi onun kaderinin bir parçası olmuştur.Kürtlerin yenilgisi onun yenilgisi olacaktır.Başarısı da onun başarısıdır. Amerikanın yenilgisi ise ayni zamanda Avrupa'nın yenilgisidir.Çünkü Amerika'nın karşısında savaştığı ideoloji Amerika'ya karşı olduğu gibi Avrupa'ya da karşıdır.Kürdistan problemi hem bölgenin,hem Avrupa'nın ve hem de Amerika'nın problemi olmuştur.Bu konuda yapılacak bir hata bu coğrafyaları rahatsız edecektir.
Türkiye Amerika'ya baskı yapmakta ve demektedir ki: “PKK Irak sınırından giriyor ve bizi rahatsız ediyor.” Tekrar olacak ama önemlidir.Altının çizilmesi gereken bir soru var. Sınırın arkasında bulunanlar oraya nereden gitmişler acaba? Sınırın Türkiye tarafı kimin kontrolünde? Eğer sınırın bir tarafını Türkiye kontrol ediyorsa ve girişlere engel olamıyorsa sınırın öte tarafını suçlamaya ne hakları var.Bu soruyu Türkiye'nin şikayetlerini dinleyen Amerika ve Avrupa neden Türkiye'ye sormuyorlar? Irak yönetimi veya Irak Kürdistanı yönetimi;” biz Türkiye'den şikayetçiyiz,kendi karşıtlarını bizim bölgeye geçiriyor.Sınırına hakim olamıyor,huzurumuz kaçıyor. Bu yetmezmiş gibi bunu bahane ederek bizi tehdit ediyor” deme hakkına sahiptir.Bölgeyi,Türkiye'yi ve süreci bilen herkes biliyor ki Türkiye'nin sorunu sınırdan geliş gidişler değildir.Sorun bunu bahane ederek bölgede yeni bir muhatap gücü olan Irak Kürdistan'ında elde edilen başarıyı sınırlamaktır.Tüm Kürtlerin meşru mücadelesini silikleştirmektir.Amerika'yı etkisiz kılmaktır.Amerika'yı müşkül duruma düşürmektir.
Son dönemlerde PKK'yi etkisizleştirme planları konuşulmaktadır.”PKK gerillaları silahları bıraksın ve gelip teslim olsunlar” deniliyor. Türkiye bunu istiyor mu acaba?Hangi çözüm tedbirini almış da bunu istiyor? Bir çok çevre Türkiye'nin bunu istediğinden emin değildir.Ama propaganda olarak bunu ileri sürmenin dışında elinde bir bahane kalmamıştır. PKK silahlarını bırakıp,önderleri dahil gelip teslim olursa bu sorun biter mi? Diyelim ki Amerika bütün PKK silahlı güçlerini etkisizleştirdi ya da PKK yi silah bırakmaya ikna etti.Bu sorunu bitirir mi?Sayın Ömer Ağın bir yazısında haklı olarak bu durumu savaş öncesine dönüş olarak belirtirken “Savaş öncesi durum ise özetle şudur: Kürt sorununda demokratik, adil, eşit haklı çözüm için mücadele etmek yasaktır” dıyor. 83 yıldır devam eden inkar ve imha politikası değişmeyecek, Kürtlerin kendi ana dilleri ile eğitimi yasak olacak.Kürtlerin ulusal-demokratik hakları yasal güvence altına alınmayacak.Bölgeler arası muazzam yaşam farkı devam edecek,köyleri yıkılanlar gittikleri sürgün yerlerinde aç perişan bir şekilde yaşayacaklar,yerlerine,köylerine geri gelemeyecekler.Kürtler hiçbir ulusal-demokratik hakkını kullanamayacak da devlet bu sorunu hal olmuş kabul edecek.Olur mu böyle bir şey,hiç olur mu? Bu kabul edilir mi?
İzlenen politikalarla iki toplumun bir arada yaşaması sorundur
İki toplumun bir arada yaşayabilmesi ya zora dayanır veya gönüllülük temellinde olur.Bugün Kürtler kendi topraklarında zorla köleleştirilmişlerdir.Türklerle birliktelikleri zora dayanmaktadır.Bu “beraberliğin” devamı için de zor birinci ve tek yöntem olarak benimsenmiştir.Varlıkları reddedilen Kürtlerle “beraber” yaşamak isteyen Türklerin büyük çoğunluğu gönüllü beraberliğin yollarını denemeye yanaşmamaktadırlar. Onlara göre beraber yaşamak sadece Türk olarak mümkündür.Bunun dışında bir tercihleri yoktur. Kürdü Kürt olarak,üstünde yaşadıkları coğrafyanın kadim halkı ve sahibi olarak tanımak devlet politikasına aykırıdır.Kürtlerin insan ve bir millet olarak haklarının olduklarını ve bu hakları ile isterlerse Türklerle yan yana ve birlikte yaşayabileceklerini düşünmezler.
Türk Devletinin istediği Kürt tipi devletin çizdiği şemanın içinde yaşamayı kabul eden tiptir.Türk Devleti Kürt ismine ve bu isim etrafında haklarını talep eden herkese,her şeye karşıdır.Bu yöndeki her talebi şiddetle bastırmaya da kararlıdır. PKK yöneticileri bir “af”(?) ve göstermelik haklar karşılığında silahı bırakacağını söylemelerine rağmen devlet bunu reddediyor.Çünkü çatışma ortamından en çok devlet yarar görüyor.Çünkü savaş ortamını devlet dış dünyada bir savunma mekanizması olarak kullanmaktadır.Dış dünya, devletin bu yakınmalarına kulak verirken Kürtlerin her türlü hak istemlerini kulak ardı yapıyor. Sivil, silahsız,yasal siyasi partilerin kendini inkar noktasında tavizlerine rağmen, devlet, Kürt halkının göstermelik temsilciliğine bile tahammül edemiyor. Kürt tarafının tüm bu gereksiz tavizlerine rağmen devletin sistematik inkarcı ve dışlayıcı tavrının dünyada başka bir örneği yoktur.Birden fazla etnik kimlikli toplumlarda genellikle merkezi yapılar merkezden uzaklaşmak isteyen toplumları tutmak için çok esnek politikalar benimserler.Türkiye tam tersine gerillanın silah bırakmasından yana değildir. Legal siyasi Kürt mücadelesine de müsaade etmemektedir. Yüzde 10'luk seçim barajının yanında bölgede bağımsız adayların seçilme ihtimaline karşı tedbirler düşünen bir devlet yapısının hangi birlik,beraberlikten bahsetmeye hakkı vardır? Sanki parlamentoya girmek Kürtler için çok gerekliymiş gibi bütün “Kürt” partileri yönünü Ankara'ya çevirmişken Ankara dışlayıcı bir politika izlemektedir.Böylesi bir manzara da birlikten bahsedilebilir mi? Bunun adı birlik değil,inkar ve imha politikasıdır.Birlik isteyenler önce birliğin siyasi,hukuki ve ahlaki şartlarını ortaya koymalıdır.Kürtlere kendi bölgesine çekilmenin dışında bir yol kalmamıştır.Kürtler kendi bölgesini siyasi,ekonomik,idari olarak yapılandırmaya hız vermelidir. Kürtler bölgenin örgütlenmesine yönelmelidir. Bölgesel seçimlere önem vermelidir.Bölgesel yönetimler yaratmalıdır.Kültürel ve ekonomik tedbirler geliştirmelidir.Bölgede azınlık hale gelmiş Kürt dilinin gelişmesi ve yaygınlaşması için kampanyalar yürütmelidir.Kurumlarını geliştirmelidirler.
Türklerin bütün yetenekleri Kürtlere karşı besledikleri “ulusal” düşmanlıktır
Dünya'nın her hangi bir yerinde Kürde ait bir kazanım söz konusu olunca Türkiye'nin ulusal refleksi o kazanıma karşı çıkmaktır.Geçmiş yıllarda İsveç'te Kürt çocukları için kreş açıldığında Türk Devleti hemen elçilik düzeyinde devreye girmiş ve bu uygulamanın durdurulmasını istemiştir.Avustralya'da yine Kürt çocuklarına ilk okul düzeyinde Kürtçe eğitim yapacak bir sınıf açıldığında yine Türk Devleti devreye girerek bu uygulamayı protesto etmiştir.Böylesi onlarca örnek sıralamak mümkün..Dünyada Türk Devleti kadar Kürt ismine ve varlığına saldıran başka bir örnek yoktur.
29.09.2006