Dicle artık kan ağlamasın diye….
Tüm talihsizliklere, akan kana, acımasızlıklara, bitmelere bitirmelere, her
daim akan gözyaşlarına dayanamayan bu kadim şehirler kara bulutlarından
arınmak isteyip , aşk için baharı yaşamak istiyorlardı…En güzel yeşili en
güzel gök mavisini en güzel esintiyi yaşamak yaşatmak gibi özlemleri
vardı.....Ağaçların bu kadar yeşil olduğunu ne bu şehirler biliyordu nede bu
şehirlerde yaşayanlar hiç fark etmemişlerdi bile.. Doğa aşk için en güzel
yeşilini yeşertmişti....Dicle artık kan ağlamasın diye...Fırat karabasan
köpürmesin diye... Bereketlerini yarım kalmış yada hiç yaşanmamış sevda
adına artık akıtmak istiyorlardı....
Kızları vardı bu şehirlerin ve erkekleri.... Kendilerini hep ertelemiş
çocukları vardı...Doğa cömertliğini bu çocuklardan çok uzakta tutmuştu...
Bir bilinmeze nefeslerini yitirmek için, yok olmak için, ertelenmişliklerini
bir daha yaşamamak için ölüm insafsız kıyafetini giydirmişti daima onlara...
Bir değer uğruna ölebilmenin kudretini yaşıyorlardı...Böyle vazgeçiliyordu
güzel olandan... Doğru olanın bu olduğuna inanarak....Bitmeyen sadık
sadakatlarıyla...
Şüphe bile yormadan inandıkları uğura doğru koşarcasına
gidiyorlardı...Dönmemek üzere gidiyorlardı...Bu şehir yine gidenlerin
ardından karalarını bağlayacak daha çok eskiyecekti...
Ama inanılan eğer değersizlik oluvermişse....Yada değerler kullanılıp
harcanıyorsa... Ertelenmiş hayat, candaki cesur soluk, pırıl pırıl
güzellikler bir hiç uğruna kıyılmış olmaz mıydı... Tükenen gencecik cesur
solukların kanlarına ekmek bandırıp besleniliyor, siyaset yapılıyorsa....Ve
hatta kendisi kadar onurlu kardeşlerinin kanını akıttıracak kadar tüm
güzelliklerini kirletiyorsa....Neden durulur hala...Kime sığınılır
hala..Görmek için kaçıncı bir göze gerek duyulur, duymak için hangi ses
beklenir...
Özgür olmak ancak ve ancak gerçeğin peşinde gitmekle mümkün olur bu bilinmez
mi...Ve bu uğurda var olabilmektir gerçek....Içinde bulunduğun hakimiyet
çarkıfelek misali yanar dönerse çıkmalı bu çemberin içinden... Bir karanlık
uğruna zarar ziyan olacaksan git kardeşim, yapma böyle...Küstürme bu
şehirleri... Karanlığın, bilmezin kirli savunucusu olacağına şehrinin
sarhoşu ol....Güzelliğini yitirmemiş olursun... Ne ölmüş olursun ne
öldürmüş...yetmez mi ölen arkadaşların can yoldaşların...Yetme mi yani...
Bakın hep biz ölüyoruz...Ve aynı zamanda öldürüyor... Kendimizi mi bitirmek
istiyoruz ne... Kime hizmettir bu böyle… Bilincimizi önce kendi özgür
irademizi oluşturmakla mümkün kılabileceğiz… Sonra savunacağımız
örgütlülüğün kendimiz kadar özgürlükçü ve gerçek olabileceğini
anlayabileceğiz.…Bir bilinmeze ibadet kahırdır yazıktır ve köleliktir….
Biliyorum bu kelimeleri satılmışlıkla ifade edeceksiniz yine… ama kendinize
dürüstçe şunu da sormalısın ya değillerse…Ya satılmış değillerse…olması
gerekeni engelliyor taşeron hesabı kullanılıyorsan… Kralın çıplaksa ve sen
bunu söyleyemeyecek kadar uzaklaştırılmışsan kendine…Yeniden gözden
geçirmeli kendini ve duruşunu…
birlikteliğimizi doğruluk üzerine geliştirelim…Iç kavgalardan, en büyük
benim, dediğim dedik ucu bilinmez sultalardan uzakta…Suya sabuna dokunarak
söz sahibi olabilmek , gerçeğin yılmaz savunucusu olmak, değerleri korumak
kollamak, bu şekilde iç dinamiklerimizi besleyip güçlendirerek uygun
zeminde siyasallaşmak acilen kaçınılmazımız olmalıdır... Erdemler üzerine
yeniden inşa sürecinin Kürtlere boyut kazandıracağını inanıyorum…
Bu şehirlerde bunu sağlayacak insanların olduğunu biliyorum…seslerinin
gittikçe büyüdüğünü de görebiliyorum…
26/04/2006
|