Firat Kaya

Arşiv

Dicle artık kan ağlamasın diye….

Tüm talihsizliklere, akan kana, acımasızlıklara, bitmelere bitirmelere, her

daim akan gözyaşlarına dayanamayan bu kadim şehirler kara bulutlarından

arınmak isteyip , aşk için baharı yaşamak istiyorlardı…En güzel yeşili en

güzel gök mavisini en güzel esintiyi yaşamak yaşatmak gibi özlemleri

vardı.....Ağaçların bu kadar yeşil olduğunu ne bu şehirler biliyordu nede bu

şehirlerde yaşayanlar hiç fark etmemişlerdi bile.. Doğa aşk için en güzel

yeşilini yeşertmişti....Dicle artık kan ağlamasın diye...Fırat karabasan

köpürmesin diye... Bereketlerini yarım kalmış yada hiç yaşanmamış sevda

adına artık akıtmak istiyorlardı....

 

Kızları vardı bu şehirlerin ve erkekleri.... Kendilerini hep ertelemiş

çocukları vardı...Doğa cömertliğini bu çocuklardan çok uzakta tutmuştu...

Bir bilinmeze nefeslerini yitirmek için, yok olmak için, ertelenmişliklerini

bir daha yaşamamak için ölüm insafsız kıyafetini giydirmişti daima onlara...

Bir değer uğruna ölebilmenin kudretini yaşıyorlardı...Böyle vazgeçiliyordu

güzel olandan... Doğru olanın bu olduğuna inanarak....Bitmeyen sadık

sadakatlarıyla...

 

Şüphe bile yormadan inandıkları uğura doğru koşarcasına

gidiyorlardı...Dönmemek üzere gidiyorlardı...Bu şehir yine gidenlerin

ardından karalarını bağlayacak daha çok eskiyecekti...

 

Ama inanılan eğer değersizlik oluvermişse....Yada değerler kullanılıp

harcanıyorsa... Ertelenmiş hayat, candaki cesur soluk, pırıl pırıl

güzellikler bir hiç uğruna kıyılmış olmaz mıydı... Tükenen gencecik cesur

solukların kanlarına ekmek bandırıp besleniliyor, siyaset yapılıyorsa....Ve

hatta kendisi kadar onurlu kardeşlerinin kanını akıttıracak kadar tüm

güzelliklerini kirletiyorsa....Neden durulur hala...Kime sığınılır

hala..Görmek için kaçıncı bir göze gerek duyulur, duymak için hangi ses

beklenir...

 

Özgür olmak ancak ve ancak gerçeğin peşinde gitmekle mümkün olur bu bilinmez

mi...Ve bu uğurda var olabilmektir gerçek....Içinde bulunduğun hakimiyet

çarkıfelek misali yanar dönerse çıkmalı bu çemberin içinden... Bir karanlık

uğruna zarar ziyan olacaksan git kardeşim, yapma böyle...Küstürme bu

şehirleri... Karanlığın, bilmezin kirli savunucusu olacağına şehrinin

sarhoşu ol....Güzelliğini yitirmemiş olursun... Ne ölmüş olursun ne

öldürmüş...yetmez mi ölen arkadaşların can yoldaşların...Yetme mi yani...

Bakın hep biz ölüyoruz...Ve aynı zamanda öldürüyor... Kendimizi mi bitirmek

istiyoruz ne... Kime hizmettir bu böyle… Bilincimizi önce kendi özgür

irademizi oluşturmakla mümkün kılabileceğiz… Sonra savunacağımız

örgütlülüğün kendimiz kadar özgürlükçü ve gerçek olabileceğini

anlayabileceğiz.…Bir bilinmeze ibadet kahırdır yazıktır ve köleliktir….

 

Biliyorum bu kelimeleri satılmışlıkla ifade edeceksiniz yine… ama kendinize

dürüstçe şunu da sormalısın ya değillerse…Ya satılmış değillerse…olması

gerekeni engelliyor taşeron hesabı kullanılıyorsan… Kralın çıplaksa ve sen

bunu söyleyemeyecek kadar uzaklaştırılmışsan kendine…Yeniden gözden

geçirmeli kendini ve duruşunu…

birlikteliğimizi doğruluk üzerine geliştirelim…Iç kavgalardan, en büyük

benim, dediğim dedik ucu bilinmez sultalardan uzakta…Suya sabuna dokunarak

söz sahibi olabilmek , gerçeğin yılmaz savunucusu olmak, değerleri korumak

kollamak, bu şekilde iç dinamiklerimizi besleyip güçlendirerek uygun

zeminde siyasallaşmak acilen kaçınılmazımız olmalıdır... Erdemler üzerine

yeniden inşa sürecinin Kürtlere boyut kazandıracağını inanıyorum…

Bu şehirlerde bunu sağlayacak insanların olduğunu biliyorum…seslerinin

gittikçe büyüdüğünü de görebiliyorum…

 

26/04/2006