Osman Aydin

Arsiv

 

“Teklik” ve “Birliktelik”

Anlaşılan o ki; Kuzey Kürdistan'da siyaset sahnesinde 2006 yılı, DDKD yılı olacak. (Daha önce de değişik vesilelerle belirttiğim gibi DDKD, Dr. Şıvan ile başlayan siyasi ve ahlaki çizginin bugüne kadar gelen 37 yıllık geleneksel çizginin adı olarak kullanılmaktadır.) DDKD ile ilgili olarak yazılanlar, yapılan toplantılar, bu toplantılarda yapılan konuşmalar çerçevesinde ileri sürülen tezler, Kürt siyaset dünyasında 25 yıllık suskunluğun (değişik nedenlerle) ve düşünce birikiminin bir patlaması olarak görülüyor. Kürt İnfo İnternet sitesinde (ulaştığı çevre açısından sınırlı da olsa) bu konu ile ilgili olarak yayınlanan yazıların hem nicel yoğunluğu, hem de kalite yoğunluğu son derece dikkat çekicidir.

Bu dönem Kürtler'in kafasını en çok meşgul eden konu, yine örgütlenme sorunudur. Bir çağrı ile başlayan DDKD harektlenmesinin dalga dalga yayılarak bir Tusunami yaratma eğilimi ve trendi içine girdiği görülüyor. Bu hareketlenme içinde büyük beyin fırtınalarının koptuğu ve bunların giderek durulup, somut sonuçlar yaratacağı kuşukusuzdur. Bu beyin fırtınasının yarattığı hareketlenmede DDKD/DDKDliler açısından nasıl bir örgütlenme sorusu, can yakıcı soru konumundadır. Bu konuda sevgili Mustafa Kalpak'ın “ Bir çagrı, toplantılar ve beklentiler” başlıklı yazısı dikkat çekicidir. Olası örgütlenme modellerini tartışırken bir anlamda o yapılanma ihtimallerinin iç tüzüğünü de hazırlamış gibi. Örgütlenme sorunu tartışılırken özellikle de “birlik” teması aktüel hale gelmekte/getirilmektedir.

Değerli dostum Ömer Tuku da Kürt İnfo'da yayınlanan “DDKD'lilerin Toplantıları Sorunlar ve Çözümleri Üzerine Düşünceler (1)” başlıklı yazısında ileri sürdüğü tezler ve sorduğu sorularla önemli tartışmaların kapısını açmaktadır.

 

Ben bu makalemde dostum Ömer Tukunun irdelediği “birlik” teması üzeride durmak istiyorum.

 

İslam mimarisinde kubbe son derece önemli bir motiftir ve giderek, islamın sembolü haline gelmiştir. İslamda kubbe fikrinin ve yapımının başlangıcının nerede ve nezaman ortaya çıktığına bakıldığında, karşımıza Kürdistan çıkmaktadır. 12. yüzyılın ortalarında ilk kez Silvan Ulu Camii'nde kubbe inşa edilmiş ve aynı dönemde peş peşe Harput (Elazığ) Ulu Camii ve Malatya Ulu Camii de kubbeli inşa edilmiştir. Kubbe daha sonra Selçuklular tarafından yaygınlaştırılarak, islamın motifi haline getirilmiştir. Kubbenin doğuş fikri, “birlik” arzu ve gereksiniminden doğmuş, birliğin sembolü olarak sunulmuştur. Halkı (cemaati-ümmeti)birlik ve beraberilk içinde aynı şemsiyenin altında toplama fikri, kubbenin doğuşunun sebebi olmuştur.

 

“Birlik” fikri Kürdistanda kubbe olarak somutlaştıktan bu yana yaklaşık sekiz buçuk asır geçmiş olmasına rağmen, Kürdistan'da Kürtler hala “birlik” sorununu tartışmaktadırlar.

 

“Birlik” düşüncesinin temelinde bir zaafiyet ve korku vardır. Bu zaafiyet ve korku, dışa karşı savunma insiyakları nedeniyle oluşmakta ve bu nedenle toplumlar, kendi dış güvenlik araçlarını geliştirirken ilk olarak soyal ve politik birlik fikrinden hareketle somut sonuçlara ulaşmaya çalışırlar. Ülkeleri parçalanmış ve siyasi iktidarlarını kurmaları engellenmiş olan Kürtler'in “birlik” fikrini yoğun biçimde tartışmışları ve bunu gerçekleştirme arzularını yoğunlaştırmaları anlaşılır bir durumdur.

 

Ancak nasıl bir birlik? Sanıyorum asıl can alıcı soru budur. Bu sorunun cevabını bulmak konusunda Kürtler'in çok yoğun biçimde düşünce jimnastiği yapması, ve somut sonuçlar yaratmaları gerekir.

 

“Birlik” kavramı, “teklik” ve “birliktelik” kavramlarını içeren geniş anlama sahip bir tercihin siyasal ve sosyal adıdır. “Birlik” fikri tartışılırken Kürtler, çoğunlukla bundan “teklik” anlamını çıkarmaktadır. Bu düşünceye kaymalarınında geleneksel toplumsal yapının ve tanıştıkları siyasal modellerin etkisi ve önemi elbette vardır.

 

Aşiret temel sosyal örgütlenme motifini uzun bir tarihi dönem içinde yaşam tarzı olarak organize eden bir halkın düşüncesinde “teklik” modelinin kalıcı izler bırakması çok doğaldır. Bu sosyolojik ve tarihsel bir etkidir. Ayrıca son yüzyıl içindeki Kürt örgütlenmelerine bakıldığında (özellikle Kuzey Kürdistan'daki), örgütlenme modellerinin genel olarak komünist örgütlenme modellerinden ve toplumdaki tek parti anlayışlarından hareket ettiği görülmektedir. Genelde sosyalist dünya felsefesinin ve özelde Kemalizmin bize yoğun biçimde enjekte edilmesi bizim düşünce dünyamızda örgütlenme tercihlerimizde çok etkili olmuştur. Bu tür örgütlenmelerin “birlik” kavaramından anladıkları hep “ben” merkezli tekil örgütlenmeyi önerdiği görülmektedir. Bunun için pek çok girişimin yapıldığı; birleşme süreçlerinin veya birleşme sonuçlarının başarılı olunmadığına hep tanık olundu. Hatta her birleşme sonucu ortaya çıkan organizasyonun, tek tek kendi bileşenlerinden daha güçsüz olduğu da kısa zaman da anlaşıldı.

 

Günümüz dünyasında teklik modelinin başarılı olamayacağının pek çok nedenleri var. Bu nedenler aynı zamanda bu anlayışın zaafiyetini de oluşturmaktadır. Niçin mi? Çünkü “teklik” rekabeti ortadan kaldırdığı için, her alanda üretkenliğin önüne büyük bir set çekmektedir. Çünkü “teklik” düşüncesi başka düşüncelerin serpilmesine engel olduğundan, demokratik düşünme geleneğini yaratmadığı gibi, toplumda demokratik kültürün serpilmesini de engellemektedir. Çünkü “teklik” zoraki birliği sağlmayı bir dayatma olarak getirdiğinden, toplumdaki soyal sınıf ve katmanlar arası uzlaşıyı engellemektedir. Çünkü “teklik” modelinin harcı, diktatoriyal baskıdır. Bu ise toplumların felaketi demektir. “Çünkü “teklik” yapay bir görünümdür. Bu yapaylık sorun çözmekten çok sorun yaratıcıdır. Çünkü “teklik” sorunları tartışıp çözüme ulaştırma yerine, kendi doğrularını topluma dayatma alışkanlığına sahip olduğundan sorunların, çözümü hep ertelenmektedir. Bu “çünkü”leri çoğaltmak mümkündür. Şunu demek mümkündür ki; “teklik” anlayışının, bugüne dek Kürtleri'in ve Kürdistan'ın sorunlarını çözemediği ve çözme karakterine sahip olmadığının anlaşılmış olmasıdır.

 

“Birliktelik” kavramı farklı bir durum mudur? Evet. Bu olgu, beraber yaşama kültürü olarak tanımlanabilir. “Beraber yaşama kültürü” kavramının olmazsa olmaz elementleri olduğunu biliyoruz. Bunlar eşitlik, çoğulculuk, tolerans, paylaşım (yetkide ve sorumlukta), bir diğerini kabullenme, tahammül, özel veya tüzel kişiliğin korunması, karşılıklı tartışma ve danışma (zıt veya aynı düşüncedekilerin). Bu unsurların yanında önemli başka yan unsurlar da vardır.

 

Bu temel unsurların bulunduğu bir siyasal yaşamda toplumsal çıkarların birleştirici olmasının ötesinde siyasal iktidara giderken mücadelenin ahengi de çok önemlidir. Bireylerin veya gurupların kavgası veya savaşı yoktur. “Birliktelik” kavramında değişik düşüncelerin, meseleleri çözmedeki yarışması, alternatif sunuşları; toplumun ilerlemesini, mutluluğunu ve özgürlüğünü sağlayan bir role sahiptir. Siyasi iktidar mücadelesi içte rekabeti, dışa karşı toplu korunmayı getirir. Bu nedenle demokratik düzenlerde koalisyon fikri ve uygulamaları toplumların gelişmesinin bir ölçütü olabilmektedir. Birlikte yaratma, yaşatma, sahiplenme ve koruma kültürü, demokratik kültürün, ortak yaratıcılığın da anası rolünü oynar.

 

“Teklik” anlayışındaki korunma şemsiyesinin altına sığınma içgüdüsü, özünde kendisine olan güvensizliği barındırır. Bu güvensizlik ise kişilikli gelişmenin önünde en büyük engeldir. Oysaki “birliktelik” şemsiyesi toplumların koruyucu şemsiyesi olmaktan öte, siyasal ve sosyal planda toplumların öz güveninin ve başarısının sırrını taşır.

 

Kuşkusuz “birilktelik” içinde var olan siyasal nüveler, siyasal tarz ve araçları seçerken; demokratik, sivil, legal, şeffaf, çoğulcu evrensel tercihlerden uzak duramazlar.

 

Kürtler örgütlenirken veya toplumlarını yönetirken, özgüvene sahip bir anlayışla ve kendilerini en iyi ifade edebilecek organizasyonlarıyla ortaya çıkmalılar. Çoğulculuğun birlikteliği olarak özetlenebliecek bir iktidar karekterini yaşamak zorundadırlar. Nitekim Güney Kürdistan'da Yekiti ve KDP nin kendi parti politikalarını bırakmadan ama ülke yönetiminde koalisyon kurmaları her türlü övgünün ötesinde, son on yılın en büyük başarısını ve “birlikteliği” simgelemektedir.

 

15 .07.2006