DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


brahimk30@gmail.com

Ibrahim Küreken    

Yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç vardır


18/2/2013

Devlet İmralı’da Öcalan’la görüşüyor.Başbakan’ın konuşmalarına bakılırsa bazı konularda anlaşma sağlanmış. Ancak, demokratik özerklik ve anadilde eğitim taleplerinin bile olmayacağı bir çerçevede anlaşma sağlandığı haberleri basına yansımasına rağmen çok detaylı bilgiye sahip değiliz. Anlaşma her ne ise PKK camiasına kabul ettirilmesi süreci devam ediyor. İmralı’yı muhatap gösteren BDP şimdilik sürecin dışında tutulduğu için parti içinde huzursuz bir bekleyiş hakim. Öcalan ile Kandil arasında haberleşme MİT aracılığıyla sürdürüldüğü söylenmekte. Devletin bütün kurumları sürecin içinde. Üniversiteler, düşünce kuruluşları ve Başbakanın onlarca danışmanları da süreci büyük bir koordinasyonla yönetmektedirler. BDP ve Kandil ise “Apo tek başına süreci yürütsün,başka kimseye ihtiyaç yok” diyor. Kürtlerin makus talihi. Kürtleri, tarihi boyunca mücadele süreçlerinin sonunda yenilgiye taşıyan bireysel kibirlerin en büyük örneğini bir kez daha yaşıyoruz. Yakalanmasıyla birlikte sergilediği teslimiyetçi tutumuna rağmen müritlerince dünyanın en büyük direnişçisi gibi gösterilmesi garip kaçmıyor artık. Kabul etmek gerekir ki Öcalan Ortadoğu şartlarına uygun olarak (!) kendini kabul ettirmiş güçlü bir lider. Yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen ayakta kalmayı başarabilen biri. Ancak görüşmelerin bütün sorumluluğunu 14 yıldır içeride olan birine yüklemek  sorumsuzca bir davranış.

Bilinen bu gerçekliğe rağmen Kandil’in ve PKK’nin tatmin edici bir sonuç görmezse itiraz edeceği ve hatta bunun bir ayrışmaya yol açacağını söyleyen arkadaşlar da var. 1999 yılındaki toptan bir teslimiyete kabul gösteren örgütün bugün hiç olmazsa yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi adımını önemli bir kazanç kabul edeceği tahmini daha güçlü duruyor. Biliyoruz ki BDP’nin yöneticileri “demokratik özerklik”i  şehir yönetimleri olarak izah etmekteydiler. Zaten Avrupa’da “Manifestoya Şarezariya Demokratik”  adıyla yayınlar ve propaganda çoktandır başladı bile. Kandil ve İmralı arasında talepler konusunda farklılığın olduğunu düşünmek doğru olmaz. Kandil ile İmralı arasında benzer kaygılardan oluşan gizli bir iktidar kavgasının var olduğu daha gerçekçi duruyor. Bu kavganın İran ve Türkiye devletinin arasındaki bölge hakimiyeti mücadelesine paralel yürüdüğünü görmek lazım. Öcalan’ın başından beri var olan despot yapısı, PKK’nin üst düzey kadrolarını aşağılayıcı tutumu, esareti ile birlikte zayıfladı.Kandil şimdi kısmen daha “özgür” ve Apo’nun “ben olmazsam siz üç kaz güdemezsiniz” söylemine rağmen yöneticilik vasıflarını ispatladıklarına inanıyorlar. Öcalan “özgürleşirse” Kandil’in “özgürlüğü” ortadan kalkar ki bunun sonucunu tahmin etmek zor değil. Kandil’in yaşadığı en büyük korku budur bence. Bir de haklı olarak kendileri ile ilgili başka kaygıları.

Kürtler içinde mevcut şekliyle devam eden savaşın sorunun çözümüne yol açmayacağına inananlar olduğu gibi “PKK silahı bırakırsa devlet sorunun üstünü kapatır” diyen geniş bir kitle de var. Bu duygu PKK dışındaki Kürt çevrelerinin içinde de güçlü olacak ki bir çok kişi Kandil dirensin diye dualara başlamışlar. Kandil’in savaşı devam ettirmesine kendilerince bir anlam yüklüyorlar anlaşılan. Oysa yürütülen bu savaşın Kürt savaşı olmaktan çıktığını bir türlü kabul etmek istemiyorlar. Kürt sorunu varoluş nedeninden çoktan sapmış. PKK, Apo’nun geçmişte generallerle kurduğu ittifakın sağladığı yönlendirmeyle sorunun çözümünü AK Partinin alt edilmesine bağlıyor.  Şartlar değişmesine rağmen onlar değişmiyor. Devlet açısından ise barış veya çözüm kavramı silahların susması, tutukluların salıverilmesi  noktasına sıkıştırılmış bir durumda. Çünkü Kürt sorunu bilinçli bir şekilde şiddetle ve PKK ile eşanlamlı değerlendirilmekte. Dolayısıyla Türkiye kamuoyunda şiddet olayı ve PKK sorunu haledilirse Kürt sorunu çözülür diye yanlış ve zararlı bir anlayış geliştirmiştir. Devlet de bu anlayışı bilinçli bir şekilde beslemekte. Oysa güçlü bir sivil siyaset gelişirse  asıl o zaman Kürt sorunu anlamını kaybetmeden tartışılmaya başlanacak.Bunu hiçbir güç engelleyemez.

PKK karşıtı Kürt siyasi muhalefeti sürece uygun yeni politikalar üretemedi. Öcalan’ın devlet bağlantılarını zayıf nokta görüp eleştirilerini tekrarlayarak siyaset alanında yol almaya çalıştı. Öcalan’ın en güçlü yönünün bu olduğu kavranılamadı. Toplum bu tür eleştirilerden etkilenmediği gibi belki bunu büyük bir meziyet bile kabul ediyor. Bu gerçekliği görmeyip yıllar süren zaman dilimi içinde her gün ayni cümlelerle yapılan eleştirilerin artık söz sahibine zarara dönüştüğü de bir gerçek. Siyasetin yeni sözcük ve düşüncelerle kendini yenilemesi ihtiyacını duyduğunu kabul etmek lazım. Ancak bazı arkadaşların şu günlerde yazdıkları yazılarda sürecin endişe ve korku yüklenmesini PKK karşıtı olan insanlara ve guruplara bağlaması büyük haksızlıktır. Siyaset alanı hepimiz açısından ve bir çok bakımdan tıkanmış durumda. Demokratik cumhuriyet veya yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi talebi için dünyada savaşan başka bir örnek yok. Asıl eleştirilmesi gereken nokta burası olmalı. Bu savaş Kürtlerin önünü açmaya hizmet etmiyor. Bölgede etkinlik peşinde olan devletlerin kullandığı bir araç durumuna düşmüş bir savaşı sonlandırmak, insanların daha sağlıklı düşünebileceği siyasi bir atmosfer için daha hayırlıdır.

Türkiye’de Kürt sorununun çözümünü kolaylaştıracak yeni algıların geliştiğini görmek lazım. PKK’nin sürdürdüğü savaş sorunu çözmeye hizmet etmiyor. Küçük de olsa sorunun çözümünü kolaylaştırıcı her adım önemlidir. AK Partinin Türk halkı içinde zihniyet dönüştürücü adımlarını önemsemek gerekir.

AK Parti iktidarının bölgeye hükmetme hevesi ile Öcalan’ın zafiyetinin birlikteliği ihtimali ise beni korkutuyor. Öcalan’ın devletin takdirini kazanmak uğruna Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürt siyasi alanları için ortak kontrol projeleri önereceği ihtimali beni kaygılandırıyor. Bütün Kürdistan’ın önündeki en büyük tehlike budur bence. Bu ihtimali dışarıda tutarsak Öcalan’ın savaşı durdurma girişimini desteklemek gerektiğine inanıyorum. Daha sonra Öcalan dahil her kes için siyaset alanı serbest bırakılmalıdır. Eksik kalan hakların elde edilmesi ve kullanılması için mücadele sivil siyasetle devam etmelidir. Böylece tıkanan sürecin rahatlatılması sağlanabilir.
18.02.2013

---
Nivîsên din yên nivîskar
18/2/2013  Yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç vardır
9/1/2013  Öcalan ile Türk Devleti’nin anlaşmasının siyasi sonuçları
5/12/2012  "Türkiye, Irak Kürtlerinin hamisi olabilir mi? “
24/11/2012  Kürdistan’la yeni bir yüz yıla doğru
18/11/2012  Dünde kalmak
5/11/2012  Hak-Par için yeni bir süreç başlıyor
23/7/2012  Leyla Zana nasıl bir barış istiyor?
18/4/2012  Bölgedeki yeni dengelerde Kürdistan’ın geleceği
3/3/2012  Hak-Par Kürtlerin en önemli partisidir. Zarar vermeyin.
15/1/2012  Roboski’de insan parçaları
18/12/2011  Toplumsal mücadelede meşruluk sorunu (2)
2/12/2011  Eskiye ve geçmişe asılarak Kürtler özgürleştirilemez
24/8/2011  “Son kapışma”
20/7/2011  KURDO “yazık oldu bize”
3/7/2011  İşbirliğinin önemi ve süreci doğru kullanma
9/6/2011  Öksüz ve sahipsiz bıraktın bizi
4/5/2011  Kürtlerde Toplumsal dönüşüm kabiliyeti
29/4/2011  Düşüyoruz bir bir
23/4/2011  Sorumluluk
10/4/2011  Kürt aydınları ve siyaset algıları
17/3/2011  Kürt sorunu ‘kardeşlik’ söylemiyle değil ‘gönüllü birliktelik’le çözülür
1/2/2011  Doğru siyaset tarzını yakalamak üzerine
20/12/2010  Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi mi, özerk Kürdistan mı?
11/11/2010  “O bir kürt prensiydi”
6/10/2010  HAK-PAR kongreye giderken
20/8/2010  Değişime evet demek bir görevdir
13/8/2010  Referandum tartışmaları
21/7/2010  Kürt sorunu ve Türkiye’nin Ortadoğu’da denge siyaseti
30/4/2010  İyimserlik ve muhtemel yanılgılar
11/12/2009  Bir Kürdün “açılım” bitti diye sevinmesi talihsizliktir
18/11/2009  Ferit Uzun’un Katili Abdullah Öcalan’dır
7/9/2009  Hayallerimizden vazgeçmeden gerçekçi politikalar üretmeliyiz
18/8/2009  Değişim hareketleri ve Kürtlerde siyasi manzara
10/7/2009  Sürecin değerlendirmesi ve seçimler