DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


seref.yalcin@hotmail.com

Şeref Yalçin    

“El’de ilkbahar, biz’de sonbahar!”


6/3/2013

Birkaç yıl önce; Bağlar Belediyesi toplantı salonunda, Tarık Ziya Ekinci ve Baskın Oral “Türkiye’de azınlıklar ve azınlık hakları” konusunda bir konferans düzenlemiştiler. Ben de dinleyiciydim. Kürd’leri azınlık olarak nitelendirmiştiler. Söz aldım ve Tarık Ziya Ekinci’ye sordum: “Tarık Abi, Ben Ergani’de öğrenciydim. Sizler D.D.K.O’yu oluşturmak için çalışıyordunuz. Bir kahvede toplanan gençlere hitaben; “Gençler; Bizler de bir milletiz. Tıpkı, Türkler, Araplar ve Acemler gibi. Bunlar ülkemizi parçalayıp, tüm haklarımızdan bizi mahrum kıldılar. Onlar kadar bizimde haklarımız vardır. Bu nedenle çok okuyup, kendimizi yetiştirip örgütlenmeliyiz. Ancak o zaman özgür olabiliriz demiştiniz!” şimdi ne oldu da Kürdler azınlık oldular, bunların nesli mi tükendi, yoksa buharlaştılar mı?” deyince tüm salon bana dönüp, güzel bir tebessümle gülüştüler. Tarık Abi: “Hatırlamıyorum o günleri, ne söylediğimi de bilemiyorum” demişti.

 

Hızlı ve “süvari” bir genç söz alıp, Tarık Abi ve Baskın Oral’a dönüp “işte görüyorsunuz, ilkel milliyetçilerin fikirlerini. Biz demokratız, biz enternasyonalistiz, biz ayrımcı değiliz” demişti. Başka bir genç arkasından söz isteyip, “kırgın, üzgün ve kızgın bir edayla, biz köle bir milletiz. Ne devletimiz var ne askerimiz hiçbir gücümüz yok, biz nasıl ilkel milliyetçi olup, başkalarına kötülük yapabiliriz? Biz özgür olmak istiyoruz” demişti.

 

 “Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik. Bir de dönüp baktık bir arpa boyu kadar yol gitmişiz.”

 

 “Barış deniliyor, çözüm deniliyor, kan dökülmesin” deniliyor. Kim ister ki kan dökülsün, kim ister ki barış olmasın? Bu devlet ve sistemin kurucuları ve bundan nemalananlar elbette ki istemez Mazlumlar hiç istemez.”  Aslında mazlumlar kanın dökülmemesi ve bitmesi için canını, kanını verirler.” Oysaki baskıyla, şiddetle bu sistemin yaşaması için kan dökerler, vampirler, rantçılar.

 

Koçgiri’de, Dersim’de, Ağrı’da, Zilan’da, Şeyh Sait Hareketinde Roboski’de kimlerin kanı aktı, kimler akıttı? Binlerce köy yakıldı, yıkıldı. Yüz binler cezaevlerine tıkatıldı. Milyonlar mecburi iskanlara ve göçlere zorlanıp, metropol illerine gitmek zorunda bırakıldı. Oralarda itildiler, kaktırıldılar, dövüldüler. “Namus ve şerefleri” ortada bırakıldı. Amerika’daki ilk zenciler gibi muamele gördüler.

 

Bunları kabullenmeyenler etki-tepkiden dolayı, zora karşı zor “şiddet” yolunu seçmek zorunda kaldı. 15 binin üzerinde Kürd insanı faili meçhule gitti. 50 binin üzerinde Kürd genci canını verdi! Bunları Kemalist T.C. sistemi yaptırdı.

 

Sizler bu gençleri dağa çıkarınca “Bağımsız, Birleşik Kürdistan” dediniz. Peki, şimdi ne istiyorsunuz? Hangi haklarınızı aldınız, devlet neyi kabul etti? Mademki bir şey istemiyordunuz, bu savaşı neden başlattınız, bu bedellerin hesabını kimse vermeyecek mi? Söylenenler hepsi yalan mıydı? Demokratik haklar için dağa çıkılıp, silahlı mücadele verilir mi? Bu nerede görülmüş?

 

Elbette ki ateşkes, elbette ki barış, elbette ki kan dökülmesin. Bunu kim istemez ki? Eşitlik, aynı şeylere sahip olmaktır. Eğer Kürd halkının ulus olma haklarından kaynaklı talepleri yerine getirilmezse, daha kötü günler bekliyor demektir. Geciktikçe de bedeli ağır ve korkunç olmayacak mı ? Bu süreci bir daha ne zaman görebileceğiz?

 

Financial Times Gazetesi yazarı Daniel Dombey’in son makalesine; bir üst düzey bir hükümet yetkilisi “Kürd meselesini çözersek çok rahatlayacağız. Bunu çözüp Kürdlerin ve Türklerin birbirlerini etnik olarak değil de insan olarak görmesini sağlarsak ülkemiz çok gelişecek.” diyor.

 

İşin özeti budur, demek ki bir ilerleme ve itirafta vardır! Nihayet Kürdleri “insan olarak göreceklermiş!

 

Silahlar sussun, barış olsun, ama kiminle? ’’Öcalan özgürleşsin PKK ile barış olsun’’deniliyor. Peki; iyi de Kürdler ve Kürdistan ne olacak? Demokratik ve barışçıl  yol tercih edilsin, tamam da, Devlet Kürdistan da tek adam ve tek partiyi yalnız mı görecek? Ya da ‘’biz’’dışımızda başka bir kimseyi görmeyecek miyiz?

 

Karayılan geçenlerde Nuçe TV’de şöyşe konuşuyordu.’’Biz bir yere çekip gitmeyiz. Burası kimsenin babasının toprağı değildir. Bu topraklar bizimdir. İşgal kuvvetleri çekip gitsin’’ diyordu. Acaba bu düşüncelerini şimdi nasıl ifade ediyor? Çünkü Başbakan ‘’önce silahlar sussun, sonra silahları bırakıp kendilerine bir yer seçsinler’’ diyor. Bu nasıl barış oluyor? Dünyada böyle barış hiç olmuş mu?Bilmiyorum.Ortada eşitlik ve hakaniyet görülmüyor.

 

Özet olarak da şunu belirteyim: Kürdler ULUS olarak bu “çözüm ve barış” sürecinde yine görülmüyor. 36–37–38–39–20 deniliyor, kırk denilmiyor. Kürdlerin ulus olmaktan kaynaklı hiçbir hakkı gündemde yok. Sadece “demokratik haklarla” her şey sınırlanıyor. Yani bu düzene makyaj yapılıp 2.Lozan Anlaşması hazırlığı yapılıyor. Yazıktır beyler yazıktır. Hem Kürdlere hem de Türklere “Güneş balçıkla sıvanamaz.” Makyaj yapabilir ve erteleyebilirsiniz, ama vicdanlardan, tarihi sorumluluklardan asla kurtulamazsınız, çünkü Kürd ulusu ve Kürdistan vardır.

 

Amed

06.03.2013

---
Nivîsên din yên nivîskar
6/3/2013  “El’de ilkbahar, biz’de sonbahar!”
20/10/2012  Özgürlük ve demokrasi çağı
12/10/2012  Uygarlık ve vahşet
7/8/2012  “Maymunun gözü açıldı”
28/7/2012  Şeytanlık düşünüyorlar!
27/1/2012  Bu şekilde özgür olamayiz…
12/10/2011  Değişen aktörler ve seçeneklerimiz
4/4/2011  Seçimler ve Kürt Bloğu
26/3/2011  Çocukluğumda Newroz
24/2/2011  Şeyh Sait Hareketinde “Ergani”
25/8/2010  Ayağımız yere bassın
31/5/2010  Makyaj tazeleme
12/3/2010  Kölelik Hayranları “Devşirmeler”
27/1/2010  “Emek en yüce değerdir”
23/11/2009  “Cellâdına âşık olan tutsak”
16/9/2009  Tavuk mu yumurtadan çıkar, yoksa yumurta mı tavuktan çıkar?
17/8/2009  Aram´ı anarken, dünü hatırlama
6/7/2009  “Eski çamlar bardak oldu…”