DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


bextewar@yahoo.com

Ferit Yurtseven    

Kürtlerin asıl gündemi ulusal güç birliği olmalıdır


17/8/2011

Türkiye’de, sözde bir sivil anayasa hazırlığında olan AKP iktidarı, Kürt Sorununda demokratik adımlar atmak yerine yeniden 1990-1997 yıllarındaki kontrgerilla özel savaş vahşet uygulamalarıyla Kürt Sorununun çözümsüzlüğünü yine askeri imha siyasetleriyle özel ordu ve polise havale ederek kamuoyundan destek arayışına girmiştir. Böylece asker, devletin tüm imkânlarını sınırsız kullanarak yoğun teknolojik savaş silahlarıyla Kürtlere karşı geniş kapsamlı yeni bir fiziki-psikolojik savaş konsepti başlatmıştır.

Kürdistan’da o yıllarda özel harp dairesi-JİTEM-kontra güçlerinin yaptığı katliamlar, devletin sistematik imha siyaseti ve Kürt halkına dayatılan vahşet ayrıntılarla birçok kontra elemanı tarafından bugün basın ve kamuoyuna detaylı bir şekilde itiraf edilmektedir. (Kürt Sorunun bu vahşet ve çözümsüzlük politikası sanki devletin yıllardır Kuzey Kürdistan’da sistematik uygulama ve yöntemleri değil de kendiliğinden var olan bağımsız kontra şeflerinin ya da JITEM elemanlarının münferit faaliyetleri olarak kamuoyu oyalanarak geçiştirilmektedir. Zaten devletin Özel Harp güçlerinin Kürdistan halkına karşı işlediği insanlık dışı uygulamalara ilişkin bugüne kadar kontrgerilla-Ergenekon-JITEM ve uzantılarının hiçbir olayı devlet tarafından aydınlatılamamıştır.) 

Türkiye’nin mevcut anti-demokratik, adaletsiz seçim sistemi, devletin ordu-yargı-polis-basın-medya ve diğer ırkçı düzen partilerinin Kürtlere karşı ortak faşizan baskı ve saldırılarına rağmen 12 Haziran 2011’de Türkiye ve Kürdistan’da yapılan genel seçimlerde birçok duyarlı devrimci çevre ve ulusal Kürt çevrelerin destek ve katkılarıyla "Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu" seçimlerde (kısmen de olsa) başarılı çıkmış, Kürtler adına BDP daha güçlü bir hale gelmiştir. Ancak AKP devletin tüm kurumlarını ve imkânlarını kullanarak oluşturduğu baskı, şiddet siyasetleriyle fedakâr yurtsever Kürt halkının nice bedeller vererek seçtikleri vekiller parlamentoya girememişlerdir. Böylece Kürtler arası olumlu bir hava yaratan bu seçim sürecinde Kürt halkının temsiliyeti ve Kürt parlamenterlerin ve vekilliği fiilen engellenmiştir. Kürtlerin ulusal siyasal demokratik taleplerine tahammül edemeyen ve yurtsever Kürdistan halkına karşı düşmanca imha siyasetinde ısrar eden Türkiye, BDP şahsında ulusal güç birliğine karşı açıktan bir saldırı başlatmıştır. Böylece ırkçı Kemalist sistem, ulusal duruşu nedeniyle Kürt halkını demokratik zeminde tasfiye için baskılarla sindirerek ve iradesizleştirmek istemektedir. Tüm bunlara rağmen seçimler sonrası DTK’nın (Demokratik Toplum Kongresi) özerk Kürdistan ilanı ardından Kürdistan genelini kapsayacak bir konferansın Güney Kürdistanlı siyasal güçlerin de katılımıyla birlikte karar altına alınması Kürt ulusal kamuoyunda olumlu bir etki yaratmıştır. Ve Kürdistan’da suni sınırları aşan ortak bir karar alınmıştır. Ancak Kürtler lehine bu gelişmelere tahammül edemeyen Türkiye, henüz seçim sürecinin yorgunluğu geçmeden ve parlamento süreci beklenmeden Kürt ulusal demokratik kazanımlarına karşı AKP-ordu-yargı-medya ortak konseptli sinsi bir savaş startı vermiştir. Ve AKP hükümeti kendisine sözde muhalif partiler olan (CHP-MHP) ile birleşerek Kürtlere karşı ırkçı bir deklarasyon yayınlamıştır. (Türkiye meclisinde AKP-MHP-CHP her ne kadar birbirlerine karşı zaman zaman muhalif gibi görünseler de Kürtlere karşı “milli mutabakatta” ırkçı bir şer konseptinde, özel harp dairesinin birer siyasi şubeleri gibi ortak çalışmaktalar.)

MHP-CHP-AKP ortak savaş konseptiyle bu güçler seçimler öncesi birbirlerine karşı kamuoyunda söylenmedik tek bir söz bırakmamış, birbirlerini aşağılamış, ahlaksızca yüz kızartıcı pornografik kaset skandalları vs. ile çatışmalı bir seçim süreci yürütmüşlerdir. Türkiye’de halkları birbirine karşı kışkırtan, polise ve ırkçı çetelere hedef gösteren, yalan ve inkâra dayalı şoven-ırkçı siyaset yapan bu güçler siyasi linç kültürüyle başka bir şey kalmayınca yine Kürt karşıtı statükocu siyasetlerine devam etmişlerdir. Bu ortak mutabakat sonucu Türkiye başbakanı Erdoğan’ın sürekli olarak Kürt halkına tehditler savurmaktalar:  “tek dil, tek devlet, tek bayrak”, “bundan sonra bunlara bedelini çok ağır ödettireceğiz”, Kürt Sorunu yoktur, terör sorunu vardır.” “Bundan böyle bizden iyi niyet beklenmesin”,  “Ben Türkiye’de Başbakan olduğum sürece artık benim defterimde iyilik yoktur”,  “Ramazan ayının bitiminden sonra ne derlerse desinler, neyi söylerlerse söylesinler, bunun faturası ağır olacaktır” kışkırtıcı sözler bu şoven gerici ırkçı konseptin varlığından beslenmektedir. Zaten seçimler öncesinde de ordu-yargı-hukuk-basın-medya Kürt karşıtı yeni bir özel savaş konsepti kurulmuştu. Bu nedenle birçok ırkçı faşist provokatif girişimler devletin denetiminde bizzat T.C. başbakanı T.Erdoğan tarafından pervasızca gerçekleşmektedir. Esas olarak bu yöneliş Kürt ulusal birliğine yönelik tahammülsüzlüğün ve inkârda ısrarın açık bir göstergesidir.

Türkiye, Orta Doğu da sözde demokrasi ve barıştan söz ederken, Kürdistan’da geniş kapsamlı askeri imha operasyonlar ve saldırı dozajını her gün arttırmaktadır.  Bir yandan AKP yeni bir anayasa için tüm dünya kamuoyunu oyalarken diğer bir yandan Kürtlere karşı yeniden linç girişimleri, ırkçı faşizan saldırılarıyla aslında nasıl bir yeni anayasa yapılacağının şimdiden ipuçlarını vermektedir. Kürtlerin anayasal varlığını, ulusal demokratik taleplerini içermeyen aksine ‘Kürtleri sürekli tehdit ederek red ve inkâr eden, Türkiye halklarına askeri şiddeti, şovenizmi ve ırkçılığı dayatan, temel hak ve özgürlüklerden yoksun tekçi anayasayı tek bir seçenek olarak dayatılmaktadır. Ve Kürdistan’da yeni askeri tampon bölgeler, özel karma hudut birlikleri ve OHAL’den daha kapsamlı bir savaş hazırlığı devam etmektedir.

Türkiye-İran ve Suriye tarafından Kürdistan coğrafyası bir savaş alanına dönüştürülmek isteniyor.

Suriye’de ki halk ayaklanmalarında Kürtlerin de içinde olduğu demokratik gösterilerde oligarşik Suriye devleti tarafından yapılan insanlık dışı faşizan saldırlar devam ederken her gün yüzlerce insan katledilmektedir. Bu paralelde Türkiye ve İran’ın Güney Kürdistan coğrafyasını eş zamanlı koordineli olarak askeri operasyonlar yapması Kürtlere karşı Orta Doğu’da kirli ve karanlık bir savaş cephesinin varlığını ortaya koymaktadır. Çünkü Mısır, Libya ve Suriye’de halkın demokratik taleplerine karşı oligarşik devletlerin saldırılarında hemen harekete geçen BM-AB-NATO-ABD ve kimi uluslararası hümaniter kurumlar mazlum Kürt halkına karşı Türkiye-İran-Suriye devletleri tarafından zaman zaman kitle imha silahlarıyla gerçekleşen imha amaçlı askeri operasyonları ve toplu katliamları görmezden gelmekteler.

(Sadece son 20 yıldır Türkiye özel savaş güçlerinin Kuzey Kürdistan’da 17 binden fazla faili meçhul siyasi cinayet, 20 binden fazla Kürt genci dağlarda kitle imha silahlarıyla hunharca katledilmesi, yüzlerce toplu mezarlar, devletin binlerce köyü yakma boşaltması milyonlarca Kürdistanlının göçe zorlaması, gözaltılar, toplu tutuklamalar, işkenceler, sokak ortasında yargısız infazlar, kadın ve çocuklara yönelik ağır fiziki saldırılar, gaz bombalarıyla genç, yaşlı çocuk ve bebek ölümleri yaşanmaktadır. Bunlar yetmiyormuş gibi polis-asker işbirliğiyle faşist güçlerin devreye sokulmasıyla psikolojik siyasi linç girişimleri, Kürtlere yönelik tahammülsüz ırkçı faşist saldırılar tüm hızıyla halen devam etmektedir. Kürtlerin ev ve işyerleri, parti, dernek binalarına ırkçı saldırılar, Kürt karşıtı basın-medyayı, yargısıyla, faşist parlamentosuyla Kürtlere saldırılar devam ederken bunca yapılanlar Mısır-Libya ve Suriye’de göstericilere yapılanlardan daha vahim bir durum değil midir? BM- AB-NATO- ABD ve diğer uluslararası güçlerin görmezden geldiği bu vahşetin devam etmesiyle Kürdistan’da daha ne kadar ölümlerin ve acıların olması bekleniyor?)

BM-AB-NATO-ABD’nin Orta Doğu’da demokrasi adına Suriye–Tunus Libya ve Mısır’daki göstericilere açıktan askeri lojistik, para yardımı ve çeşitli kaynaklar sunarken bu uluslararası güçler insani zeminde bile ulusal demokratik barışçıl duruşunda ısrar eden Kürtleri görmezden gelmeye devam etmekteler. Tüm bu belirsiz süreçlerden ne yazık ki NATO üyesi, AB adayı olan ancak Orta Doğuda Kürtlere karşı kirli savaşta ısrar eden Türkiye faydalanmaktadır.

Bu uluslararası çifte standartlı hukuksuzluğa dur diyebilmek için BM-AB- NATO-ABD ve uluslararası hümaniter kurumları Türkiye’nin Kürdistan halkına karşı kural ve hukuk tanımayan insanlık dışı saldırılar için harekete geçirilmelidir. Kürt ulusal güçleri sadece AKP karşıtlığı temelinde değil hayatın her alanında daha etkili geniş kapsamlı sistem karşıtı sivil itaatsizlik etkinliklerinde ve ulusal demokratik taleplerinde daha fazla ısrarcı olmalıdır. Zaten Orta Doğu’da yaşanan demokratik halk ayaklanmaları ve Kürdistan’da yaşanan vahim gelişmeler Kürtlerin ulusal birliğinin aciliyetini bir kez daha ortaya koymuş, ulusal birlik mecburi hale gelmiştir. Öncelikle Kürtlerin ortak ulusal bir zeminde kendilerini ifade edebileceği bir platformda bir araya gelebilmelidir. Çünkü Kürtler uzun yılardır bu siyasi bölünmüşlük ve parçacı duruşlarıyla ulusal mücadeleden çok şey kaybettirilmiştir. Asimilasyon ve inkâr siyasetleriyle Kürtleri kendi coğrafyasında Türkleştirilip, Araplaştırılıp ve Farslılaştırıldılar. Ya da ihanete işbirlikçiliğe zorlanarak zaman zaman birbirlerine karşı kullanıldılar. Dilleri kültürleri, ulusal değerleri gelenek görenekleri, tarihleri ve ülkeleri talan edildi. Sömürgeci devletler Kürdistan’ın yer altı ve yerüstü kaynaklarına el koyarak siyasal sosyal ekonomik kültürel olarak sömürgeleştirildiler. Kürtlerin tüm ulusal talepleri toplu katliamlarla bastırılarak adeta tarihe beşiklik etmiş Kürdistan coğrafyası tüm değerleriyle göçler ve sürgünlerle insansızlaştırılmaya çalışıldı. Ancak tüm bunlara rağmen Kürtlerin Kürdistan özlemi ve ulusal talebi bitirilemedi. Bu nedenle;

Başta BDP ve diğer Kürdistanlı ulusal siyasal güçler, kurumlar, aydınlar ve kanaat önderleri geniş kapsamlı ulusal güç birliği için sürece uygun yeni bir mücadele stratejisi oluşturulmalıdır.

Kürtler demokratik zeminde birbirlerini kabullenen, yapıcı, dönüştürücü bütünleştirici eleştiri ve eylemlerle süreci birlikte değerlendirebilmelidir. Yaşanan bu hassas süreçte Kürt ulusal kamuoyunu demoralize edecek eleştiri ve eylemlerden ısrarla kaçınılmalı ve hatta Kürt kurumları ve şahsiyetleri arasında eleştiriler bu süreçte geçici olarak ertelenmelidir.

16. 08. 2011

 

Saygılarımla

 

FERİT YURTSEVEN

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
17/8/2011  Kürtlerin asıl gündemi ulusal güç birliği olmalıdır
23/5/2011  Seçimler, Kürdistan halkı için sadece bir araçtır
18/4/2011  ‘Ortak vatan’ Kürdistan mücadelesine zaman kaybıdır!
15/3/2011  TC´nin Kürd ve Kürdistan politikası
27/12/2010  Kürdistan halkının ulusal talepleri birçok siyasi çevrelerden daha ileridedir
10/8/2010  Aldatmaca referandumlara Kürt halkı alet edilmemelidir!
9/6/2010  Kafes eylem planı, Kürtler üzerinde uygulanıyor!
19/3/2010  Newroz, Kürdistan´da Ulusal Birlik Bayramıdır
14/3/2010  Operasyonlar ”Türkiye’nin Kürt Sorunundaki Çözümsüzlüğün Sonuçlaridir”
9/10/2009  Kürtlerin her zaman ulusal bir alternatifi vardır
7/8/2009  “Türkiye, Kürtsüz Bir Çözüm Paketiyle Kürt Sorununu Çözmek İstemektedir”
7/7/2009  Kürtlerin ortak stratejik birlik konsepti olmalıdır