DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


pasa_yilmaz@mynet.com

Paşa Yilmaz    

Seçimler yaklaştıkça… !


20/5/2011

Seçimler yaklaştıkça Kürdistan’daki gerilimde artmaktadır. Seçim süreci adeta Kürdistan’daki kanlı eylemlerin ve Kürd gençlerinin sorgusuz sualsiz öldürülmelerinin süreci olmuştur. Çünkü bu seçim sürecin de CHP kaybolurken umudunu tamamen Demirel’e ve merkez sağa bağlamışken, düşük profilli, silik, kişiliksiz bir genel başkan olan Kılıçtaroğlu ile sadece zevahiri kurtarmaya çalışmaktadır. MHP geçirdiği kaset kazasından serseme dönerek gözünü açamamakta, Erdoğan’ın rakipsizliğini öne çıkararak MHP’yi baraj altında bırakmak uğruna faşistleşmeye gitmesi ister istemez seçim sürecin de derin devlet ve Ergenekon bağlantılı şaibeli eylemleri Kürdistan’a kaydırmıştır. Kürdistan’da ise Şerafettin Elçi ve Altan Tan’ın “bağımsız milletvekili adayı” yapılmaları düzeyinde basitleştirilen “ulusal birlik” etrafında koparılan fırtınaya kapılan HAK-PAR ’ın son derece büyük bir ilkesizlik örneği sergileyerek Qandil Yolları’nda “ön koşulsuz” destek “kararı” alması ve bu kervana TDŞK’nın katılması sonucunda Kürd sokağında yaratılan “mahalle baskısı” ile Öcalan’ın tartışılmazlığı ve alternatifsizliği tescil edilmiş durumdadır. 30 yıl boyunca yaratılan şiddet ile elde tutulan tek renklilik ve tek seslilik bu defa ne olduğu belli olmayan ve dünyada örneği olmayan bir “ittifak” anlayışı ile gönüllü iltihak ile sağlandı. Zaten öteden beri yaratılmak istenen de buydu. Hatta bu noktada şunu söylemek gerekir. Eğer Kürdistan’da Kürd ulusal birliği bu kadar basit sağlanabiliyorsa, bu güne kadar bu iki kişi özellikle Şerafettin Elçi, PKK’den uzak durarak bu “ulusal birliği” engellemiş olmakla Kürd milletine karşı büyük bir suç işlemiştir.

 

Seçim sürecinde son viraja girerken; Ağustos ayından bu yana yürürlükte olan “ateşkes” kararı sürecinde Heronlarla takip edilen PKK gerillalarının her türlü hareketliliğinden haberdar olan TSK her nedense ani bir refleksle Vatan-Millet-Sakarya aşkı ile seçimler yaklaşırken hareketlenerek guruplar halinde dolaşan bu güçlere karşı operasyon yaparken hiç bir kayıp vermeden bu gurupları yok etmektedir. Etkisiz hale getirmektedir. Aynı refleksle bu süre içinde ülkenin her tarafında silahlı guruplar halinde gezen PKK gerillaları da buna paralel olarak kendilerine karşı her türlü operasyonu ve katliamı yapan TSK güçlerine karşı hiçbir eylem yapmadan “esas düşman AKP” şiarı ile “AKP polisine karşı” fire vermeden haftalar öncesinde açıklanan, tartışılan ve koordinatları bilinen noktalarda eylemler koyarak adresi ve koordinatları şimdiden belirtilen yeni eylem alanlarına intikal etmişlerdir. Desim’deki gerilla ölümleri, Kastamonu saldırısı ve polis ölümleri, Şırnak saldırısı ve polis ölümleri ile son olarakta Uludere kırsalında öldürülen 12 gerilla ile zirve yapan kaos ve gerginlik ardından gelen üç günlük yas ilanı ile yeni bir biçim ve özellik almış oluyor. Bütün bunlar ister istemez Kürd mahallesinde bir mahalle baskı yaratarak adeta Öcalan endeksli bir “haklılık” ortaya koyuyor. Yaratılan gerginlik içinde yapılan açıklamaları anlamak bile mümkün olmazken kullanılan dil de adeta bu kaosa ve gerginliğe özellikle uygun düşürülmektedir. Buradaki gariplik, tarzlarına ve açıklarlarına alışık olduğumuz sivil siyasetçi profiline eklenen “ulusal birliğin” yeni mürit profilinin son derece acemice bir dil kullanmasıdır. Bunun en net örneği 30 yıllık apocu gibi davranan ve milletvekilliği ile onurlandırılan “yeni kriterler” saptayan Altan Tan ile oldukça şahinleşen ve “Diyarbakır’a uznan dili ve kolu keseriz” naralatı atan Şerafettin Elçi dır. Yaptıkları açıklamalar ile bu oluşturulan “ulusal birliği” güçlendirmeye çalışıyorlar.

 

Medya da çıkan bilgilere göre Heronlar gözetiminde Ocak ayında Türkiye’ye geçen PKK gerillalarının bir timi tahminen olaydan 45 gün önce Kara Deniz bölgesine, Ilgaz dağı eteklerine yerleşiyor. Bu bölge de bu süre boyunca (yani 45 gün boyunca) ormanlık alanda ve ilkbahar yeşillikleri içinde piknik yaparak zaman geçirirler. Bu gurupların bu bölgede olduklarını, eylem hazırlıkları yaptıklarını, eylem koymak için sinyal beklediklerini hemen hemen duymayan kalmadı. Çünkü bu durum medya aracılığı ile birçok yönden tartışıldı, konuşuldu, açıklandı. Bunun bilinmeme şansı yoktur. Hatta bu kez eylem tipinin ne olduğu ve eylemin Kara Deniz bölgesinin hangi koordinatlarında yapılacağı bile kamuoyunda tartışıldı. Eylemin amacının ve hedefinin ne olacağı? sorusunun cevabı bile tartışılmıştır. Çok amaçlı bu eylemlerin hedefi, AKP iktidarı döneminde bir biçimde sarsılan ve bir türlü yeniden yapılandırılamayan, Kemalist Türk egemenlik sisteminin yeni duruma uyarlanması ve en az kayıp ile yeniden devlet egemenliğinin tesis edilmesidir. Bunun için de yaratılacak düşmanın isabetle seçilmesi, derin devlet ve bağlı kuruluşların bunu titizlikle uygulaması gerekiyordu. Bu güne kadar derin uygulama alanında olan devletin derin aklının yeni duruma yetmediğinin görülmesi ile bu derin aklında ele alınması ve yeni duruma göre dizayn edilmesi gerekiyordu. Türkiye’de 87 yıllık devlet aklı yeni yüzyılda sistemi korumada yetrsiz kaldığı için, sistem ile birlikte bu aklında yapılandırılması gerekiyor. Esasında bunun gündeme gelmesi yeni bir gelişme değildir. Ancak bu konuda derin devlet aklının bu güne kadar kendi içinde mutabık olmaması bunun bu gün uygulanmasını getiriyor. Bu nokta da derin devlet aklının hedefinde AKP’nin olduğu, iktidarı dönemindeki sistemle oynama tutumundan dolayı hep var olan bir durumdu. Sistemin dönüştürülmesinin bu kadar tartışılır hale gelmesi ile bu konuda derin devlet aklı bütünlük oluşturma noktasına geldi. Bunun içinde, derin devletin bu süreçte amacına ulaşmak için kullanması en kolay ve muhtemel güç olarak Kürdlerin seçilmiş olması, AKP’nin hedef olması kadar ilginçtir. Çünkü Kürdler özellikle birileri tarafından “Mandelalaştırılmak” istenen ve Mandela olmaya çok heveslenen Öcalan üzerinden her türlü çılgınlığı oynamaya hazır bir potansiyel durumundadır. Bu olay son sekiz yıllık süre içinde kanıtlanmış durumdadır.

 

AKP’nin hedefe oturtulduğu çeşitli zamanlarda PKK yöneticileri, sözcüleri, iradesi olmayan siyasetçileri ve özellikle Öcalan tarafından açıklandı. Bunun bilinmeyen bir yanı olduğu kanaatinde değilim. Özellikle her avukat görüşmesinde çarşaf çarşaf boş laflarla anlata anlata bitiremediği ve değer verdiği, içeriği belli olmayan “devletle görüşmelerinden” bahs eden Öcalan’ın her defasında “generallerle bunu çözme konusunda anlaştık ama en büyük engel AKP’dir” açıklaması ve AKP’nin “Silivri’ye koydukları bu meseleyi çözmek istiyorlar. Orada zulüm görüyorlar” vurgusu bence bu hedefin boyutlarını ortaya koymaktadır. Ki bu tür açıklamaların benzeri yüzlerce açıklamayı dünyadaki en özel mahkûm olan ve çok özel bir “tecrit” içinde “tutuklu” olduğu İmralı karargahın dan duymak mümkündür. Bunlar her hafta ölümünü bekleyen kanserli hastaya doktorun uyguladığı kemoterapi tedavisi gibi hem beklenen açıklamalar hem de acı veren açıklamalardır. Keza PKK’in yetkisiz ve iradesiz Qandil sorumlularından Cemil Bayık’ın bu konudaki açıklaması bunun için bence yeterlidir. Çünkü Bayık’a göre daha doğrusu egemen PKK mantığına göre “devlet AKP üzerinden PKK’yi tasfiye etmek uğraşı içindedir. Dolayısı ile eğer AKP devre dışı bırakılırsa devlet başka çıkış yolu olmadığı için PKK ile bu sorunun çözümüne mecbur kalacaktır.” Hatta bilindiği gibi PKK medyasın da AKP’ye yönelik yayınların onda biri dahi derin devlete, orduya, Kemalist mantığa yönelik yapılmadığını görmek mümkündür. Bunun örneklerine bakılırsa son hareketlilikte özellikle dokunulamayan Kemalist kurumlardan biri olan YSK’nın veto kararı ile oluşan şiddet ortamında sivil alandaki müritlerin kullandığı dilde bunun belirtisidir. Çünkü “AKP polisi”, “AKP askerleri” vs. açıklamalar bunu çok net ortaya koymaktadır. PKK’ye yönelik sınır operasyonlarına rağmen, Kürdistan dağlarındaki askeri operasyonlara ve gerilla ölümlerine rağmen PKK’nin TSK güçleri ile çatışmaya girmemesi hatta onlara yönelik medyasında bir tek laf edilmemesi, öldürülen gerilla profiline bakıldığında hepsinin genç ve deneyimsiz olması, buna karşılık polise yönelik yayın yapması ve polisleri hedef alan eylemler koyması bu eylemlerde aynı biçimde yeni polislerin silahsız savunmasız hedefe konulmaları son derece ilginçtir.

 

Bu nokta da Kastamonu eylemi, PKK’nın AKP’ye yönelik tavrında bir gariplik getirmiyor. Buradaki gariplik ve farklılık boyutu sadece eylemin başbakanlık konvoyuna yönelik olma boyutudur. Bu nedenle bu eylemin son derece karmaşık ve kolektif bir boyutu olduğunu söylemek gerekir. Çünkü haftalar öncesinde özellikle PKK kaynaklarının Karadeniz hedeflerini seslendirdiği bilindiği halde hatta bazı yorumcuların Kastamonu’yu hedef nokta göstermeleri bilindiği halde piknikçi PKK timlerine karşı bu ülkede bir tedbirin alınmamasının izahı da henüz yoktur. Bununla ortaya konulan karmaşık hedefin bir boyutu başbakanlık konvoyu olurken zaten sık sık "cemaat ordusu" diye isimlendirilen polis yanı ve esas olarak ta Türkiye’de normal demokratik yollarla iktidar olma şansı olmayan vesayetçi, darbeci, statükocu, tekçi, otoriter odakların bazı olağan üstü durumlar yaratarak iktidar olma çabaları için kaos ortamının yaratılması ve bu noktada Türk milliyetçisi olmak içinde zarf arayan Erdoğan’ın MHP’yi baraj altında bırakma çabaları ile oynamaya çalıştığı milliyetçilik rolü de eklenince bu sürecin daha çok su kaldıracağını söylemek mümkündür. Çünkü bunları oluşturma sürecinde bence seçimlere daha çok zaman vardır. Bunun daha akıllıca sürdürülmesi gerekir, Zaman zaman tansiyonun zirve yapması gerekir ki bu durumlarda “barış meleği” devreye girerek tansiyonu düşürmeye çalışsın. Ve bizimde bir Mandela’mız oluşsun.

 

İlginç bir nokta da, piknikçi PKK timlerinin 45 gün saklandıkları Ilgaz coğrafyası ve önümüzdeki süreçte eylem alanı olma işareti verilen Bolu-Karabük bölgesi ve seçilen bu tarih dönemidir. Çünkü bu bölge ve bu tarih dönemi. Türkiye’nin “seçkin” kuvvetleri olarak görülen aslında profesyonel katiller olan bu gün sınır bölgelerin de her türlü provakasyonu tertipleyen Ergenekoncu Türk generali Mustafa Bakıcı’nın yetiştiği “özel kuvvetlerin” eğitim ve kamp yaptıkları coğrafya ve tarih dönemidir. Bu son derece ilginç bir durum bence. Bütün bunlara karşılık başbakan’ın bir yandan “Qandil-Silivri ortak projesini” seslendirmesi bir yandan da “sınırdan silahları ile ülkeye girmeye çalışan guruplara karşı benim askerim bir şey yapmasın mı?” türü çelişkili açıklamaları bunun hala anlaşılmak istenmemesi olarak görmek gerekir. Buradaki amaç, AKP’nin iktidardan uzaklaştırılması ve yerine CHP-MHP koalisyonunun kurulması şartlarının olgunlaştırılması olurken MHP’nin baraj altında kalacak olması bu hesabı da boşa çıkarıyor. O halde sihirli 367 sayısının tutturulması engellenmelidir. Bundan dolayı da bence önümüzdeki günlerde “barış meleğinin” müdahalesi ile kısa bir süreliğine tansiyon biraz düşecek ama seçimlere bu anlamda daha çok zaman vardır. Dolayısı ile tansiyon yeniden yükseltilecek belki de “gerillacılık oynayan” küçük burjuva maceracılıkları daha da arttırılacak. Kim bilir?

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
20/5/2011  Seçimler yaklaştıkça… !
21/4/2011  Öcalan İttifakları ve YSK Kararı… !
30/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa – 3 – Seçim sonrası anayasa
5/3/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa-2
5/2/2011  Yeni Süreçte Seçim ve Sivil Anayasa
9/12/2010  Öcalan-Baydemir ve CHP-BDP İttifakı…
15/11/2010  Diyalog ve Yeni Anayasa...!
29/9/2010  Referandum Sonrası…!
8/9/2010  Referanduma birkaç gün kala
22/7/2010  Öcalan Aradan Çekilince mi yeniden Şiddet Başladı ?
8/5/2010  Anayasa değişikliği tartışmaları
19/4/2010  Anayasa değişikliği paketi
29/3/2010  Darbe suçu işleyenler
26/1/2010  DTP’nin kapatılması bir boşluk yarattımı veya BDP bir boşluk doldururmu..
22/12/2009  "17 Santimetre Karelik Sokak Gösterileri"
18/11/2009  Hiç bir Kürd ne onurlu nede onursuz CHP içinde yer almamalıdır!
6/7/2009  Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un Basın Toplantıları