DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


veyselcamlibel@hotmail.com

Veysel Çamlıbel    

Mahkûm gardiyanının taklitçisi


24/11/2010

Seçime kadar çatışmasızlık ortamı önemli bir şans. Bu kadar acıdan sonra her kesimden insanlar bu gerçeği görüyor. Devlet ‘’ terörist başıyla ‘’ dünya da görüşmem dedikten sonra nihayet görüştüğünü, görüşebileceğini söylemesi de olumlu bir gelişme. Peki gidişat ana hatlarıyla nasıl gelişecek, gelişme adına ne beklenebilir? Umulan, beklenilen şu; Kürt çözümünde, fiili, yasal iyileştirmeler sağlanmalı. Seçime kadar seçim barajı kaldırılmalı, KCK tutuklamasında geri adım atılmalı. Seçim sonrasında da; devletin insan ve toplumun hizmetinde olacağı, Kürt gerçekliğinin hukuki güvenceye alınacağı, gerçekten demokratik bir anayasa gerçekleştirilmeli...

 

Ama kazın ayağı pek öyle gözükmüyor. İş o kadar da kolay değil. Daha yakın bir zamana kadar tasfiye amaçlı açık girişimler yaşandı. İç ve dış politika boyutuyla, eşgüdüm halinde oldukça koordineli yürütülen Kürt hareketini tasfiye girişimleri beklenen sonucu vermedi. Taraflar açısından da yeterli bir güven ortamı yok. Şimdi ise yoğunlaştırılan iç politika manevralarıyla ağır iç hukuksuzluk sorunlar yaşayan Kürt halk mücadelesi bölünmeye, hınzırca karşı karşıya getirilmeye, ayrıştırılmaya çabalanıyor, bu çerçevede basın yoluyla hamleler yapılıyor.

 

Baykal’dan sonra Önder Sav da gitti. Kılıçdaroğlu geldi, çok da dürüst bir adam. Hayır adamı. CHP’ nin yeniden halkla buluşabilmesi için bulunmaz bir fırsat. Seçim de kapıda, Kürt sorunu da dahil hiçbir sorun CHP’ siz çözülmez. CHP iktidara yürüyor. Yoğun bir çarpıtma. Ne yazık ki BDP de kafasını AKP takmış olacak ki değişik hamleler yapıyor CHP’ ye doğru. Solun gövdesi CHP, CHP – BDP işbirliği, irili ufaklı diğer solu da içine katarak CHP çatısı altında seçime gitme yönündeki tartışma ortamı kızıştırılıyor. Kürt halk mücadelesinin sil baştan ittihatçı kültürle, sol Kemalizm’le buluşturulmak, iyiden iyi kaynaştırılmak isteniyor.

 

İkincisi de Diyarbakır ve Kürt halkı tarafından sevildiği su götürmez bir gerçek olan Osman Baydemir’in üzerinden yürütülen sinsi politika. Baydemir gördüğümüz kadarıyla, çalışması, halka yaklaşımı, kimlik renklerini yerli yerinde değerlendiren, halkın sevdiği bir siyasetçi. Silahla hak almanın devri geçti filan demiş, Öcalan ise sus otur yerine, ya özeleştiri ver ya çek git demiş, falan filan. Bayan Eşbaşkan Kışanak da Öcalan için ’’ o da insan ‘’ onun da hakkı var eleştirmeye, beni de başkalarını da eleştirebilir. Belli ki Kürt evinde hukuk bıçak sırtında, özgürce düşüncesini ifade edebilmek, doğruyu söylemek kolay şey değil.

 

Bir kere açıkça bilinmeli ki CHP devletçi zihniyeti, Kürt inkar politikaları açısında halkın nezdinde sicili malum olan bir Örgüt. Öncesi bir yana, 1965 ten bu yana solla, halkla buluşma iddiasında.1950’ den bu yana halk iradesinin karşı kefesine ağırlığını koymuş, her şeyi devletin sanan, ülkeyi kendi tapulu malı gören asker – sivil yüksek bürokrasiye sırtını dayamış, damarlarında ittihatçı kanı dolaşan bir örgüt nasıl sol kulvara girebilecek, dile kolay. Bunca seçkinci zihniyetin Kürt halkıyla gelecek umutlarıyla bir kan uyuşmazlığı olduğunu, sularını bir derede akamayacağını söylemeye gerek var mı bilemiyorum.

 

Ecevit’ in sol arayışı darbeciliği öteleyen ulusalcı ve sivil bir sol arayıştı. Erdal İnönü başkanlığındaki SHP o günlerin imkanlarıyla bir sosyal demokrat parti arayışıydı. Her ikisi de birbirlerinden az çok farklı olarak yürüyemedi, başarısızlığa uğradı. Ulusalcı solculuğun sivil ve farklı bir versiyonu olabilecek DSP deneyimi yaşam imkanı bulamadı. Erdal İnönü’ ye gelince, o da dayandığı sınırlı sivil güçlerle cuntacılığa göz kırpan devletçi solcu unsurların barajını aşamadı. Her şey aslına döndü, Baykal ve onun gibileri parti kültürü yerine, örgüt dediklerini yapıyı devletin limanına yeniden çekip demirlediler.

 

Şimdi olup biten ne? Kırmızı kitap yeniden düzenlendi değil mi? AKP artık devletin bir başka partisi, artık kapatılma tehlikesi yok. Fetullah Gülen Cemaati de onunla birlikte aklandı. Bu durum, değişiklik batı rejimleri açısında da okeyli bir durum.Yeter ki şeriat amaçlı bir silahlı güç çıkmasın orta yere. Artık bir tek bölücülük var tehlikeli kabul edilen. Bölücülük de ne, tarifi, içeriği, o belli değil, ucu açık tutuluyor. Kürtlerin varlığı mı bölücülük, onları ve temel hak özgürlüklerini ısrarla inkar etmek mı? Eşit insan, eşit halk, eşit hak sahibi olma talebi mi bölücülük, yoksa sen kendin olma, benim gibi olduğunu söyle, onunla mutlu ve gururlu olduğunu kanıtla, öyle vatandaş ol demek mi bölücülük?

 

AKP artık devletin has partilerinden biri.Özellikle de Kürt sorunu karşısındaki din kardeşliği ayaklarıyla tutulan bir parti. Baykal ve Önder Sav’ın inisiyatifindeki CHP malum olduğu üzere sırtını iyiden iyiye devlete dayamış, halka ihtiyaç duymadan, devletin imkanlarından nemalanan, hazırdan yiyen bir parti konumunda. Bu sebeple Baykal bir fiske ile düştü, bir wideo kaset operasyonu ile devrildi. Yargıtay Başsavcı da Önder Sav’ ın defterinin dürülmesini kolaylaştırdı. Bütün bunlar ne için? Kuşkusuz CHP’ yi allayıp pullayarak yeniden halktan solculuk adına oy talep eder hale getirmek için. Kudretlilerin CHP’ ye yaptığı bir ikram bu. Çünkü, CHP devletin toplum üzerindeki egemenliğini sürdürmede hala gerekli gördüğü bir parti.

 

İşin tuhafı devrimci, sosyalist, komünist geçinen birçokları için CHP sol bir parti, sosyal demokrat bir parti. Zaten sosyal demokrat dediğiniz sıkı sol için kötüdür, kapitalizme kökten karşı olmamaktır, hatta onu ihya edip ömrünü uzatmanın aracıdır, değil mi? İşte CHP sol, sosyal demokrat olmalı ki, zatı muhteremler de devrimci, sosyalist, komünist olabilsinler, yoksa onlara alan açılamaz, masa başında sol yelpaze oluşturmanız gerekli. Çok açık söyleme de kusur görmemek gerek, bu algılama özelikle de koskoca Sovyetler yıkıldıktan sonra da tedavülden kalkmamışsa, devrimcilik, sosyalizm adına acınılacak ve oldukça vahim bir durum var demektir..

 

Gelelim Kürt Cephesine. Orada durum iç açıcı değil elbette. Kürt solculuğu ayni hastalıklardan müzdarip. PKK solculuğu Kemalizm’e eğilimli duruyor. Çözümlerini büyük ölçülerde Ergenekoncu eğilimlerle buluşmada arıyor. Kürt siyasetinde yaşanılan hukuk Türk devletçi siyasal kültürün kopyası gibi. Hani kitabi bilgide bir tespit var; asıl değişken, bağlı değişken diye. Asıl değişken, ona bağlı değişken kavramları ilişkisi bir çok şeyi aydınlatmada çok öğretici. Binlerce yılın deney bilgisi de bu ilişkiyi ’’ Allah köre nasıl bakarsa, kör de Allah’a öyle bakar ‘’ diye ifade eder ve değerlendirir. Devlet otoritesine karşı gelişen karşı otorite onun kopyasından başka bir şey değil. Onun fotokopisi gibi. 

 

Kürt gerçekliği büyük bir gerçeklik, Ortadoğu boyutunda düşünülmesi gereken, bölge devletleri yanında uluslar arası düzeyde ses çıkaran bir sorun. Ateşler içerisinde yanıp kıvranıyor, bu ağrı - sancı aspirinle giderilecek gibi değil. Bu ciddi bir ameliyat sorunu. Israrlı Kürt inkarı devlet kaynaklı şiddeti zorunlu kıldı, zamanla bunu nerdeyse devletin hakkı haline getirdi. Şiddet inkarın zorunlu sonucudur. Şiddet ve terör yöntemlerin PKK dayatan da devletin inkarcı, baskıcı politikalarıydı, ondan ötesi karşı şiddetin doğuran, yükseltilip bu güne kadar taşıyan da yürütülen politikalar oldu. Ve der demez mahkum gardiyanın taklitçisi olup çıktı. 

 

Öcalan, PKK Kürt halkına karşı devlet olmayan devlet formatında bir demir disiplini ifade ediyor. Farklı anlayış ve eğilimlere yat – kalk komutuyla talim yaptırtmak istiyor ve bunu bir hak olarak ve mümkünmüş gibi görebiliyor. Diğer yandan ayrı devlet talep etmek yanında, federasyonu, otonomiyi otoriteyi davet eden, geri talepler olarak görüyor. Bunu 19 yy. ünlü kimi anarşistleri gibi değerlendiriyor. Hiyerarşik yaşamın minimize olabileceği, sorunların yerinden çözümünü, yerel demokrasiyi, güçlü yerel katılımı, ‘’ Demokratik Özerklik ‘’ adı altında savunuyor. Evinde hukuk, demokrasi olmayacak ve sen hukuku, demokrasiyi, iyilikleri güzellikleri dışarıda arayacaksın. Çocuğunu dövenin elinden döveler alacaksın Bu akıl karı mı? Bunu özgürlüğü özümseyen hiç kimse kabullenmez.

 

Psikolojik harekat medyası ise başka bir şeyin peşinde. Onları sureti haktan görünmesi inandırıcı olmaktan çok uzak. Bu aklıevvel basın; Ahmet Türk’ü, Aysel Tuğluk’u, Osman Baydemir’ ve benzer politikacıları nasıl İmralı’ ya karşı gösteririm, onları Öcalan’ a nasıl yediririmin kurnazlığı içinde. Ama artık Kürtler bu gibi politikaları fark edecek kadar feleğin çemberinden geçmiş tecrübeli bir halk. PKK ise; bir türlü şiddet kültüründen arınamıyor, evinde de şiddet yöntemlerini sürdürüyor. BDP’ nin sol blok gibi safsatalardan vazgeçip yüzünü her kesimden demokrasiden yana unsurlara dönmesi gerek. Her şeyden de önce Kürtler arası ilişkilere önem vermesi, DTK’ nin geniş bir temsiliyete ulaştırmayı içine sindirmesi gerek.

 

Kürt halkının özgürlüğünü dert edinenler; Laik – Anti laik mizansenin açık duran makası arasında bir taraf durumundan uzak durmalı, sonu militarizme çıkan ve çıkacak olan anlayış ve politikalarla kararsızlığa düşmeden mücadele etmeliler. Geçmişten günümüze cuntacıların hık deyicisi sözde sola, devrimci geçinenlere karşı kararlı ve kesin vaziyet alınmalıdır. Bilinmeli ki Ergenekon diye çerçevesini çizebileceğimiz dava ve tutuklamalar bir ucundan açılmasaydı açılım - maçılım gibi girişimlerden bile söz edilemezdi. Doğu Perinçek, Yalçın Küçük gibi kimselerin neler yapmak istediklerini, neler yaptıklarını irdelemek ve bundan ders çıkarmak gerekir. Kürt çözümünün yolu militarist düşünce ve politikalarla yakın durmaktan, onlarla pazarlıktan geçmez, sivil siyasetten, sivil siyasal iradenin ve toplumun güçlendirilmesinden geçer.    

 

Vesayet rejimi, militarizmle mücadele, tuzağa düşüp AKP ve Gülen Cemaatine sığınma tavrı değildir ve olamaz. AKP ve toplumsal olarak dayandığı Gülen Cemaatiyle mücadele zamana yayılacak olan, daha derinlikli bir mücadele olmak zorundadır. Kürtler her zamankinden fazla dünyevidir ve bunu geliştirmek durumundadır. Kullanılan yumuşak adıyla ‘’ Ilımlı İslam ‘’ milliyetçilikten, ırkçılıktan arınmış bir pirupak bir İslam değildir. Gülenin Türkçülüğü yerine ve zamanına göre değişen, yerine ve zamanına göre açılan – koyulaşan, mobil kullanılan ince ayar kullanılan bir Türkçülüktür. Asıl tehlikeli olan da budur. Bu sinsi dincilikle, siyasal boyutu yanında, toplumsal ve kültürel boyutu da kucaklayan derin ve kararlı bir mücadele gerekmektedir.

 

Kürt halk mücadelesinde, Kürt siyasetinde hukuk ve demokrasi ertelenemez bir ihtiyaçtır. Özgürlük deyip özgürlüğü tepelemek asla kimseye bir hak olarak tanınamaz. Referansı bizzat halk olan, ondan büyük referans tanımayan herkese büyük görevler düşmektedir. Kürt halkı baskı ve zulmün her çeşidi ile mücadele ederek birliğini de bu temelde savunarak aydınlığa çıkabilir.

                                                                                                   

24.11.2010 / İZMİR

---
Nivîsên din yên nivîskar
24/11/2010  Mahkûm gardiyanının taklitçisi
27/5/2010  Kürt Özgürlük Mücadelesi ve Siyasetçi Anıları
16/4/2010  Bahar Temizliği
17/12/2009  ‘Bûk bê zar û ziman e, xwesî bê dîn û bê îman e‘
29/7/2009  Şéresiyar -Kendisi Küçük Hükmü Büyük Gazete-
5/6/2009  Kürt çözümü yakın mı?