DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


bextewar@yahoo.com

Ferit Yurtseven    

“Türkiye, Kürtsüz Bir Çözüm Paketiyle Kürt Sorununu Çözmek İstemektedir”


7/8/2009

Kürt Sorunu ve çözüme yönelik kamuoyunda tartışmalar her geçen gün daha artmakta, gerek devlet-hükümet cephesinden gerekse Kürtler cephesinde çeşitli görüşler, öneriler, projeler kamuoyuna sunulmaktadır. Son olarak PKK’nin “çatışmasızlık” kararını 1 Eylül 2009 tarihine kadar uzatması ve PKK lideri A. Öcalan’ın 15 Ağustos’a kadar bir “Yol Haritası” hazırlayacağını açıklaması ve hükümetin “Kürt Açılımını” kamuoyuna duyurması Kürt Sorununun demokratik çözümüne yönelik beklentileri daha da güçlendirmektedir.

 

Türkiye başbakanı T.Erdoğan bu eksende adını “Yeni bir Kürt Açılımı” olarak ifade ettiği ve içinde Cumhurbaşkanı, MIT ve Genelkurmayın da dâhil olduğu yeni bir çalışma konseptinin devam ettiğini ifade etmektedir. Erdoğan, “Buna ister ‘Kürt Sorunu’ deyin, ister ‘Güneydoğu sorunu’, ister ‘Doğu sorunu’, isterse ‘Kürt açılımı’ diyelim, ne dersek diyelim, bunun üzerinde bir çalışmayı başlattık” demektedir. Ancak Kürt Sorununun çözümüne yönelik kamuoyunu tatmin edecek henüz somut hiçbir program ve proje de sunulamamıştır. Zaten Erdoğan, Kürt Sorunuyla ilgili açıklama yapan bazı AKP’li milletvekillerini de basın ve kamuoyu önünde açıkça tehdit ederek susturmak istemiş; mecliste gurubu bulunan DTP ile uzun zamandır görüşmemekte ısrar etmesine rağmen Erdoğan, DTP ile görüşmek zorunda kalmıştır. Ancak görüşmenin içeriği kamuoyuna gizlenmiştir. Böylece devlet ve hükümet Kürtsüz bir çözüm paketiyle Kürt Sorununu çözme niyetini ortaya koymaktadır. Oysa Kürt Sorunu uluslar arası, bölgesel ve konjonkturel olarak dünyanın önemli bir sorunu olarak güncelliğini ve çözümsüzlüğünü korumaktadır.

Daha önce de T. Erdoğan Diyarbakır’da “Kürt Sorunu benim sorunumdur” demiş ancak Kürtlerin ulusal demokratik taleplerine tahammül edemeyip baskı ve şiddet konseptini devreye sokmuştu. Bugünde kamuoyuna yansıtılan bazı açılımlarla Kürt Sorunu yine ertelenip dünya kamuoyunda çözüme yönelik iyimser gelişme, beklenti ve değerlendirme süreçlerini olabildiğince oyalama ve erteleme niyetindedir. Türkiye bazı “demokratik açılımlarla” Kürt Sorununu çözüleceğine inanmaktadır. Oysa Kürt Sorunu çözülmeden Türkiye’nin demokratikleşemeyeceği gerçeği tüm dünyanın malumudur.

 “Türkiye, geçmişten bugüne karanlık tarihiyle yüzleşmekten Uzak bir devlet siyasetinde halen ısrar etmektedir”

 

Kürdistan halkına karşı işkenceleri, baskıları, işlenen siyasi cinayetleri,  katliamları ve binlerce köy-mezra-orman yakma, köy-boşaltmaları ve yaşanan binlerce ölümleri, T.C başbakanı T.Erdoğan, görmezlikten gelip Çin’in, Uygur Bölgesinde çatışmalarda 150 yakın kişinin yaşamını yitirmesine sözde “duyarlı” davranarak, Çin Hükümetini sert bir dille kınamaktadır. Ve Uygur Türklerine soykırım yapıldığını ve Çin ile ticari, ekonomik siyasi ilişkilerin yeniden gözden geçirileceği şeklinde tehditkâr açıklamalar yapmaktadır.

Ancak Kürt karşıtı, inkâr, şiddet siyasetlerine devam eden T.Erdoğan, daha önce de İsrail’in Filistin’de şiddet uygulamalarını aynı biçimde kınamış, ancak Kürdistan’da ise demokratik taleplerini dile getiren Kürt çocuklarına, gençlerine yaşlı ve kadınlara yönelik şiddet ve silahlı müdahale de dâhil açıkça provokatif saldırı emrini vermiştir.

Oysa Türkiye bu ırkçı siyasi duruşu ve karanlık tarihiyle yüzleşmekten uzak bir devlet siyaseti izlemektedir.

Çünkü Teşkilat-ı Mahsusa geleneğine sahip Türkiye’de, tarih boyunca sistematik olarak yüz binlerce Kürt halkı, Aleviler ve Ermeniler ulusal hak, inanç ve ulusal-siyasal taleplerinden dolayı acımasızca katledilmiştir. Kürdistan halkına karşı cumhuriyet kuruluş tarihinden bugüne bu ırkçı siyasi anlayışlar sonucu sayısız katliamlar yapılmış, binlerce faili meçhul siyasi cinayetler işlenmiş, Türkiye’nin red, inkâr-asimilasyon ve şiddet siyasetleri aralıksız devam etmiştir. (Türkiye Demokrasi geleneğinden yoksun, oldukça tehlikeli karanlık ve insanlık dışı şiddet uygulamalarıyla dünya kamuoyunda soykırımlarla bütünleşen olumsuz bir devlet geleneği ve sicile sahiptir.  )

Kürt halkını,  Kemalist sisteme entegre etmeye çalışanlar, Kürtleri ulusal güç birliğinden, kültürel değerlerinden ve kimliğinden uzaklaşmasına neden olmaktalar.

Cumhuriyet öncesi (Sevr Anlaşması 1920) Kürtlere tanınan otonomi, özerklik ve bağımsızlık öngörmekteydi. Ancak M.Kemal dönemi red-inkâr, imha ve Kürt karşıtlığı ekseninde bir tarafında Kürtlerle birlikte Anadolu Cumhuriyetinin kurulacağı vaadinde bulunup, Kürtlerin Türkiye’nin yanında savaşacağı sözü ve desteği alındıktan sonra Kürtler lehine gelişebilecek en küçük bir gelişmeyi de tahammül etmemekteydi. (Amasya Tamiminde de Kürtlere ortak devlet taahhüt edilmiş, cumhuriyet sonrası ise verilen bu sözler yine inkâr edilmiştir. Zaten M.Kemal Osmanlı sonrası kurulacak bir devletin Türk Devleti olduğunu açıklamıştır. Türkiye tarihinde Kürtlere karşı ihanet, yalan vaatlerle kandırılmasına binlerce örnek vardır. *1937-Dersim Katliamında ulusal önder Seyyid Rıza’nın duruşu ve sözleri önemlidir: Ben sizin yalanlarınızla baş edemedim, bu bana dert oldu. Bende sizin karşınızda eğilmedim ya bu da size dert olsun! Seyyid Rıza, mahkeme kapısında söylediği tarihi sözlerdir.) 

Bu nedenle Kürtlerin ulusal hak ve özgürlük talepleri şiddet ve kanla bastırılarak Kürtsüz bir coğrafya yaratma kararı alınmıştır. Kürtler tarihten silinmeye çalışılmasına rağmen, Türkiye’nin bu ırkçı siyasetleri günümüze kadar etkili olmuş ancak başarılı olamamıştır. Çünkü Kürt Sorunu çözülememiştir.) Böylece cumhuriyet sonrası Kürtleri asimilasyon, red-inkar ve entegrasyon siyasetleri Türkiye’nin resmi ideoloji haline gelmiştir.

*** Koçgiri (6 Mart 1921),  Şeyh Said İsyanı (13 Şubat 1925), Takrir-i Sükûn Kanunu  (3 Mart 1925'te ve istiklal mahkemeleri ),  Ağrı Ayaklanmaları (16 Mart 1926-13 Eylül 1927),  Zilan (20 Haziran 1930) ve Dersim Katliamı (21 Mart 1937) ayaklanmalarında bizzat M.Kemal’in emriyle Kürt ulusal başkaldırılarına karşı jenosit (soykırım) uygulandı. Bu ayaklanmalar döneminde yüz binlerce Kürdistanlı vahşet uygulamalarıyla katledildi ve Kürtçe resmen yasaklandı. Bu tarihlerde ortaya çıkan tablo M.Kemal ve siyasi-askeri ekolünün o dönem Kürtlere bakışını yeterince ortaya koymaktadır. Yani Kemalizm ideolojisi Kürt karşıtlığını red-inkâr-imha ve asimilasyon siyasetlerini ortaya koyan önemli bir tarihi veridir. ***

Bugün de bir yandan özel harp dairesi-Jitem-Ergenokon Hizbul-Kontrgerilla ve uzantıları hakkında hazırlanan 1.2.3. Dalga Operasyonu iddianamelerde Kürt halkına karşı kontrgerilla-özel harp dairesinin Kürdistan nasıl örgütlendiği, “faili meçhul cinayetler” adı altında devletin planlı ve organizeli seri cinayetlerin bir kısmı resmen deşifre olmuştur. Ergenekon- JITEM-Hizbul-kontrgerilla tanık ve itirafçıları tarafından işlenen insanlık dışı organizeli birçok siyasi cinayetleri ve karanlık ilişkileri kısmen de olsa itiraf edilmiştir. Bu gelişmeler, devletin gözetiminde kontrgerillanın faaliyetlerini, sadece son 25 yılda Kürt halkına karşı yürüttüğü kirli, karanlık özel bir savaşı ve insanlık dışı uygulamaları resmi ilişki, belge ve tanıklarla ortaya çıkarmaktadır. Bu da mazlum Kürt halkının yıllardır yaşadığı acı, işkence, katliam, zulüm ve baskıları bir kez daha dünya kamuoyu gözleri önüne sermiştir.

Her ulus gibi ulusların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı Kürtlerin de evrensel doğal bir haktır. Ve dünyada U.K.K.T hakkından faydalanmayan yaklaşık 40 milyon nüfusu aşan tek ulus Kürtlerdir.

Uzun yıllardır İslamcılar ümmetçilik dayatmasıyla, statükocu-sol-sosyalistler birlikte yaşama ve enternasyonalizm, baskısıyla Kürt halkı yalan vaatler ve oyunlarla kandırılmış, ulusal kimliği ve bağımsız Kürdistan geleceği engellenmiştir. Bugün de ne yazık aynı mantalite ile yine Kürtleri ümmetçilik, enternasyonalizm, birlikte yaşam, üniter devlet, Türkiyelilik-üst kimlik, demokratik cumhuriyet vs. adı altında yeni asimilasyon entegrasyon ve oyalama siyasetleriyle Kürtlerin dünyada diğer ulusların sahip olduğu en asgari demokratik ulusal hakları bile engellenmektedir. Oysa “U.K.K.T.H doğal evrensel bir haktır ve dünyada her ulusun bir devlet geleneği vardır. Kürtlerin neden bir ulus devlet geleneği olmasın, Kürtler neden kendi kaderini belirleme hakkına sahip olmasın ki!

Kürdistan’da ulus-devlete karşı çıkanlar dünyada yüzyıllardır her ulusun sahip olduğu milli değerlerle devletleştikleri gerçeğini görmezlikten gelmekteler.  Böylece kendi kaderini ve ulusal geleceğini belirleme hakkına engellenen Kürt halkı üzerindeki egemen sömürgeci siyasetleri güçlendirmektedir. (Bu da Kürdistan’ın sömürge statüsünü açıkça kabul etmek demektir.) Ancak Kürtlerin özgürlüğüne, ulus devlet geleceğine (U.K.K.T.H.’na) karşı duranlar sömürgeci ezen ulusların milli ya da ulus devletlerine karşı çıkmamaları anlaşılır bir durum değildir.

Dünyada tüm halkların kendi ulusal kimliğini, dilini, kültürünü, özgürce yaşarken Kürtlere karşı Türkiye’de Türk kimliği, Suriye ve Federal Irak’ta Arap kimliği ve İran’da ise Fars kimliği ve kültürü ırkçılık temelinde asimilasyon dayatılmaktadır. Bunu kabul etmeyen Kürtler ise ilkel-etnik milliyetçilikle suçlanmaktadır. Bu Orta Doğu’nun en kadim halklarında biri olan Kürdistan halkına karşı büyük bir haksızlıktır

İçeriğini ve belirsizliğini koruyan “Kürt Açılımı” Türkiye’de resmi ideolojinin, red ve inkâr siyasetlerinin çöküşünü resmen ortaya koymaktadır.

Her ne kadar sözde “bin yıldır kardeşiz, birlikte yaşamışız, etle tırnak gibiyiz uyutma” söylemleri olsa da Türkiye’nin, Kürtlerin varlığını hiçbir zaman bir kardeş halk olarak kabul etmemişlerdir. Aksine red inkâr, askeri şiddet, asimilasyon ve ırkçı siyasetleri devam etmiştir. Ve TC’nin tarihi boyunca devlet imkânları Kürtlere karşı sınırsızca kullanılmıştır. Bugünde “Kürt Açılımı” adı altında devletin henüz Kürtlerin varlığını yasal anayasal güvence altına almadığı ve Kürt Realitesinin resmen kabul edilmediği bir süreçte Kürt Sorunun çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesine endekslenmiştir. Ancak yinede “Kürt açılımı” Türkiye’de resmi ideolojinin, red ve inkâr siyasetlerinin çöküşünü resmen ortaya koymaktadır.

DTP’nin Kürtlerin ulusal birliğine karşı Çatı Partisinde ısrar eden duruşu bugün Kürtler arasında ulusal güç birliğine bir engeldir.

Her söylemde ulusal birlikten dem vuran siyasi güçler bugün ne yazık ki Kürtlerin birliği için en küçük bir adımı çok görmekte ve “birlikte yaşam” gibi ancak Türklerin sahip çıkması gereken kimi değerleri savunulur hale gelmiştir. Bu ulusal mücadele açısından büyük bir eksiklik ve talihsizliktir. Kürdistanlı ulusal siyasal güçlerin bu olumsuz tutumları nedeniyle Kürt halkı ulusal birlikten mahrum bırakılmıştır.

Zaman zaman birlik için ulusal çevreler tarafından kamuoyuna açıklamalar yapılsa da bu konuda güven verebilecek bir ulusal siyasal proje henüz görülmemektedir.

PKK ve KCK’nin yürütme konseyleri tarafından tek taraflı ilan edilen çatışmazsızlık ve ateşkes kararının 1 Eylül 2009’a kadar uzatılması ve dünyada konjonkturel olarak Kürtler bu olumlu gelişmeler ardından yine ulusal birlik gündeme gelmekte ancak hiçbir somut girişim ve çaba gözlenmemektedir.

KCK başkanlık konseyi Kürtler arası ulusal birliğinin gerçekleşmemesini “büyük bir ayıp” olarak açıklarken diğer bir yandan (TC tarihinde eşi ve benzeri olmayan uygulamayla tek kişilik İmralı hapishanesinde tutsak bulunan siyasi bir Kürt lider) PKK lideri Sayın A. Öcalan Kürtler arası ulusal birlik, barış ve dayanışmaya yönelik projeler sunması gerekirken, Kürtleri sistemle entegrasyon ve kimi talihsiz açıklamalar yapmaktadır.

Oysa Ulusal siyasal güç birliği ve barış içinde olmayan bir halkın başka bir halkın kimliğiyle birlik yapması gerçek dışı ve zordur ve Kürtler gelişen bu süreçleri kendi lehine çevirebilmek için öncelikle bir ulusal çatı altında birlik olmaları gerekmektedir. Zaten tarihten bugüne Kürtlerin ulusal birlikten yana dağınıklığı ulusal-siyasal çevre ve tarafların Kürt realitesini uygun hareket etmeyen, Kürtler lehine dünyada yaşanan gelişmeleri görmeyen bu ve benzeri siyasetlerin sonucu değil midir?

Unutulmamalıdır ki, Kürdistan ulusal mücadelesinde PKK’ye destek vererek ağır bedeller ödeyen ve ulusal birlik özlemi olan milyonlarca fedakâr, yurtsever Kürdistan halkı vardır. Kürt siyasi çevre ve tarafların bu realiteye, gelişen bu sürece, Kürdistan ulusal mücadelesinde yaratılan bu değerlere, ulusal kazanımlara ve verilen bedellere uygun hareket etmeleri ulusal bir görevdir.

Saygılarımla

07.08.2009

---
Nivîsên din yên nivîskar
17/8/2011  Kürtlerin asıl gündemi ulusal güç birliği olmalıdır
23/5/2011  Seçimler, Kürdistan halkı için sadece bir araçtır
18/4/2011  ‘Ortak vatan’ Kürdistan mücadelesine zaman kaybıdır!
15/3/2011  TC´nin Kürd ve Kürdistan politikası
27/12/2010  Kürdistan halkının ulusal talepleri birçok siyasi çevrelerden daha ileridedir
10/8/2010  Aldatmaca referandumlara Kürt halkı alet edilmemelidir!
9/6/2010  Kafes eylem planı, Kürtler üzerinde uygulanıyor!
19/3/2010  Newroz, Kürdistan´da Ulusal Birlik Bayramıdır
14/3/2010  Operasyonlar ”Türkiye’nin Kürt Sorunundaki Çözümsüzlüğün Sonuçlaridir”
9/10/2009  Kürtlerin her zaman ulusal bir alternatifi vardır
7/8/2009  “Türkiye, Kürtsüz Bir Çözüm Paketiyle Kürt Sorununu Çözmek İstemektedir”
7/7/2009  Kürtlerin ortak stratejik birlik konsepti olmalıdır