DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


cemal_hevdem@hotmail.com

Cemal Özçelik    

’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?


20/7/2009

Hürriyet Gazetesi’nin baş yazarı Ertuğrul Özkök son yazısında(18.07.09) önemli açıklamalarda bulunmaktadır. Eski mantalitenin yavaş yavaş kırılmakta olduğunu göstermesi açısından bu açıklamayı önemsiyorum.

 

Şöyle diyor yazısında:

‘‘Türkiye’in bugüne kadar Öcalan’la gerçekçi bir ilişki kurmaya çalışmamasını tarihi bir yanlışlık olarak görüyorum. Yıllardır ben dahil hepimizin resmi tezi onu ‘çetebaşı’, ‘elebaşı’, ‘bebek katili’ sıfatlarıyla adlandırmak oldu’’ .

 

Burada sürdürüle gelen yanlış bir politika dile getiriliyor ve dolaylı olarak bir özeleştiride bulunuyor Özkök.

 

Aslında Özkök’ün Öcalan’a ve PKK’ye bakış açısında bir değişiklik yok, ancak eski yaklaşımlarla bu meselenin artık çözülemeyeceğini bilince çıkartmış durumda.

Öcalan’ın Kürt sorununun çözümünde önemli bir rol oynayacağına inandığını belirtiyor ve onun Ağustos ayında yapacağı açıklamasını bekliyor. Bugün sorunu çözmek için daha elverişli bir psikolojik ortamın mevcut olduğunu vurgulayarak Öcalan’a yapacağı çağrıyla ilgili kendisi de bir çağrıda bulunuyor.

 

Düşünebiliyor musunuz, nereden nereye geldik. Yıllarca Öcalan’ın ismini anmak bile onlarca yıla varan hapis cezalarıyla yargılanmayı gerektirirken, bugün ona en muhalif pozisyonda bulunan kişi ve çevreler bile, ondan çözüm veya çözüme katkı sunmasını bekler duruma gelmişlerdir.

 

Özkök çağrısında şunlara değinmektedir:

‘’Şimdi en önemli adımı ondan bekliyoruz. Silahlı PKK’lılar Türkiye’den çekilecek mi? Silahlar bırakılacak mı? Bu kararı en kolay verecek insan Öcalan’dır. Silahı o eline aldıysa, şimdi o bıraktırmalıdır. Herkes emin olmalı ki, silah susunca mantık, anlayış, insaf, vicdan, çağdaşlık devreye girecektir. En önemlisi, ben dahil bir çok insan, Kürt hakları ve birlikte yaşama duygusu üzerine daha cesur tavırlar alacaktır’’.

 

İçinde çözüm ve uzlaşmayı içerdiği ve Ertuğrul Özkök gibi etkili bir gazeteci-yazar tarafından dile getirildiği için bu açıklamaları yabana atmıyorum. Ki Özkök, yıllarca yaptığı aşırı ve sertlik yanlısı açıklamalar sebebiyle yurtsever, demokrat çevreler tarafından ‘’Sivil general’’ olarak sıfatlandırılmıştı. ‘’Sivil generaller’’ yavaş yavaş değişiyor, umarız askeri generalleri de etkiler bu rüzgar!

 

Bunlar işin bir yönü. Ama diğer yönleri de var. İyimserlik güzel şey, ancak ‘’cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarıyla döşendiğini’’ de hafızamıza kazınmış olgular bizlere her fırsatta hatırlatmaktadırlar. Özkök’ün de belirttiği gibi bazı şeyleri unutmakta yarar var. Ancak bazı şeyleri de unutmamakta yarar var diye düşünüyorum.

 

Unutulmaması gereken en önemli noktalardan biri bence şu: Tek yönlü ve işi Türk devletinin insafına, merhametine, anlayış ve vicdanına havale eden adımlar Kürtlere kaybettirir. Eğer gerçekten de işin içinde hile, kandırmaca, dalavere yoksa, adımlar karşılıklı atılmalı.

 

Bu bağlamda Özkök’ün açıklamasını önemsemekle beraber, eksik buluyorum. Çünkü kendi devletine de çağrıda bulunması gerektiğini görmezden geliyor. Karşı tarafa ‘’siz adım atın, sonra iyi şeyler olacak’’ demek, meseleyi tekrar çözümsüzlüğe mahküm etmekle eş anlamlı değil midir?

 

Özkök, ‘’Silahlı PKK’lılar Türkiye’den çekilecek mi?’’ diye soruyor. ‘’Terör örgütü elemanları’’ dememesi altı çizilmesi gereken radikal bir söylem değişikliği. Bu olumlu. Bununla birlikte biliyoruz ki, silahlı güçler 1999 yılında Türkiye’nin siyasi sınırlarının dışına çıktılar ve adım atılması durumunda silahları da bırakacaklarını defalarca dile getirdiler. Ne var ki, bunlara olumlu yanıt vermek bir yana, tersine operasyonlara daha çok hız verildi. Türk devleti PKK’li silahlı güçlerin sınır dışına çıkışlarını çözüm için bir fırsat olarak değerlendireceğine, onları Güney Kürdistan’a karşı bir saldırı kozu olarak kullanmaya yeltendi. Tabii ki bu siyaset tutmadı.

 

Şimdi daha önce böylesi tecrübeler yaşamış bir harekete aynı çağrıda bulunursanız, buna karşı temkinli, hatta kuşkucu yaklaşacağı açık değil midir? Bu yüzden bence iyi niyet önemli olmakla birlikte yeterli değildir. Bunun yanında güven ortamının yaratılması da gerekmektedir.

 

Türk ordu yetkilileri hergün zehir zemberek açıklamalarda bulunup, sonuna kadar imha siyasetinde ısrar ederken güven ortamı yaratılabilinir mi? Üstelik bunlar kuru sıkı tehditler değildir. Bunu hayata geçirmek için askeri altyapı güçlendirilmeye çalışılmaktadır. Örneğin Rusya’dan yeni saldırı helikopterlerinin satın alınması ihalesinin açılmış olması, ayrıca AB ülkelerinden yeni silahların alınmaya çalışılması, bu kaygılarımızı doğrulamaktadır.

 

Kuşkucu davranılmasını gerektiren diğer önemli örnek de, devletin başta DTP ve Tevkurd olmak üzere Kürt yasal kurumlarına yönelik izlediği baskı ve sindirme politikalarıdır. Eğer sen yasal zeminde hareket edenleri sindirmeye çalışırsan, dağdakileri silahsız çözüme nasıl inandırabilirsin?

 

Bu bağlamda meselenin çözümünde Öcalan kadar, genel Kurmayın yaklaşımı da önem kazanmaktadır.

 

Durum böyle olduğu için, ben şahsen Öcalan’ın Ağustos’ta yapacağı söylenen açıklama ve yol haritasını küçümsememekle birlikte, onlara fazlaca bir önem atfetmiyorum. Çünkü Kürt meselesinin çözümü konusunda söylenmedik hiç bir laf kalmadı. Özkök açıklamasında, ‘’Gözüm, kulağım 15 Ağustos’ta İmralı’dan gelecek açıklamada. Yine sadece ‘Demokratik Cumhuriyet’ gibi genel, içeriği belirsiz şeyler mi söyleyecek? Yoksa hem Türklerin hem Kürtlerin ezberini bozacak, cesur sözler mi?’’ diye soruyor. Düşünüyorum da, Öcalan şimdiye kadar söylediklerinden çok farklı, ‘’ezber bozacak’’ ne türden yeni şeyler söyleyebilir ki? Çözümün kerameti formülasyonlarda değildir.

 

Söylem ve formülasyon açısından Öcalan söylenebilecek en makul ve en düşük düzeyde talepleri yıllardan beridir dile getiriyor zaten. Bunun ötesi tam teslimiyet ve Kürtlük davasından, Kürt haklarından vazgeçmektir. Böyle bir tutum da Öcalan’ı kurtarmayacağından, şahsi, bireysel çıkarlarını düşünse ve bunları ön planda tutsa bile, onun işine gelmez. Çünkü Öcalan’ı içinde bulunduğu koşullardan kurtaracak tek güç kürtlük haklarını savunan bir Kürt hareketidir.

 

Tasfiyeci yaklaşımlar onun işine gelmez. Kaldı ki buna rağmen böylesi bir tutum geliştirirse eğer, bu durumda hiç kimse onu dinlemez, söyledikleriyle kalır. Bu bağlamda gözlemlerime dayanarak diyebilirim ki, Öcalan Pkk içinde tek karar organı değildir. Öcalan PKK’lı kaldığı ve onun yaşam felsefesine bağlı kaldığı müddetçe lider kalabilir ve ancak bu koşulla karar gücü olabilir.

 

Öcalan’ın reel politikalar sürdürdüğü dikkate alındığında, Kürt meselesini kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde dile getirmeyeceğini tahmin etmek de güç olmayacak. Bu durumda geriye, şimdiye kadar değişik şekillerde dile getirdiği açıklamalarını yeni tarzda formüle etmek kalıyor. Biraz da Atatürk’e dayandırarak bu açıklamalarına Türk kamuoyunun desteğini de kazandırmaya çalışacak.

 

Eğer mesele sadece Öcalan’ın açıklamalarına bırakılırsa, bu sadece yeni bir çözümsüzlük getirebilir. Çünkü Öcalan ve onun temsil ettiği siyasal güç bu önerileri tek başına hayata geçirebilecek güç ve iradeye sahip değildir. Barışçıl çözüm hiç bir yerde tek yönlü gerçekleşmemiştir. Tek yönlü çözümler silaha ve şiddete dayalı çözümlerdir. Savaşan taraflardan biri diğerini yener ve meseleyi olumlu veya olumsuz anlamda çözer. Bugün böylesi çözümlerin maddi temeli yoktur. Geriye çift yönlü, uzlaşmaya dayalı çözümler kalıyor. Bu da eğer taraflar hazırsa mümkün olabilir.

 

Özkök silahsız bir ortamda kendisi dahil herkesin Kürt hakları ve ortak yaşam konusunda daha cesur yaklaşımlarda bulunacağını vaad ediyor. Ahh Vaadler!! Başımıza ne geldiyse bu vaadlerden gelmedi mi? Bıktık artık vaadlerden, tutulmamış sözlerden. Söyleyecek lafınız varsa, neden şimdiden cesur davranıp hemen söylemiyorsunuz? Bu ezber bozacak cesurca tavırlar nelermiş, söyleyin de biz de bilelim. Neden Türk devletinden de barışçıl, uzlaşmacı yaklaşım talebinde bulunmuyorsunuz? Bu konudaki yaklaşım, çözümü gerçekten de isteyip istemediğinizin can alıcı noktasını içermektedir aslında.

 

‘’Sivil Generallelerin’’ değişip ılımlı bir yaklaşım geliştirmeleri her şeye rağmen önemli. Ama yapmaları gereken önemli bir vazife daha vardır: Askeri generallere çağrıda bulunup, onları barışçıl sivil çözüm çizgisine çekmek!

 

Bu mümkün mü bilemiyorum, ama denemekte yarar vardır. Ne dersiniz sayın Özkök, generallerinize çağrıda bulunma cesaretini gösterebilecek misiniz; yoksa cesur olmayı şartlara, kıstaslara bağlayıp bunu geleceğe havale ederek Kürt sorununun çözümsüzlüğe saplanmasına katkı mı sunacaksınız?

18. Temmuz. 2009

---
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü