DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


brahimk30@gmail.com

Ibrahim Küreken    

Öcalan ile Türk Devleti’nin anlaşmasının siyasi sonuçları


9/1/2013

Son günlerde devletle Öcalan arasında başlayan görüşmeyi pek çok Kürt yazarı değerlendirmeye başladı. Bazılarımız devletin sonunda teslim olduğunu ve Kürtlerin süreçte büyük bir zaferle çıktığını, bazılarımız ise PKK’nin bir hiç karşılığında Kürt ve Kürdistan davasını sattığını yazmakta. Tabii ki her insan kendi penceresinden olayları yorumlar. Ben genel olarak her yaklaşımın sosyo-psikolojik sebeplerini anlamaya çalışırım.

Basına yansıdığı kadarıyla devlet-Öcalan görüşmesinin özü silahların bırakılmasıdır. PKK ve takipçilerinin büyük bir kısmı dahil Kürtlerin çoğu silahlı mücadelenin miadını doldurduğuna inanmakta. Demokratik mücadelenin günümüzde daha etkili ve sonuç alıcı olduğu inancı daha büyük. 2012 yılında PKK’nin Hakkari bölgesinde İran’ın kışkırtması ile başlattığı “vur yerleş” savaşı birkaç ay içinde binden fazla gerillanın ölümüne sebep oldu. Kazanım yok ama hezimet büyük. Kurtarılmış 400 kilometrekare resti 300-400 gerillanın ölümüne yol açtı.Kürt Kamuoyu hesap sormaktan uzak olduğu için bu yöneticiler üzerlerinde herhangi bir kamuoyu baskısı hissetmiyorlar. Bizim gibi insanların isyanı da etkili olamıyor.

Oslo görüşmelerinden sonra “Kürt tarihinin en büyük anlaşmasını yaptık” diyen Apo’ya “Halk ayaklanmaya hazır. Gerillanın desteğiyle büyük isyan başlatılabilir” diyen Kandil’e Apo,”gücünüz varsa yapın” diyerek aradan çekildi ve sonucu bekledi. Sonuç hezimet. Top şimdi yeniden Apo’da. Açlık grevlerini  akılı bir şekilde yöneten devlet Apo’yu devreye soktu. Apo süreci yeniden yönetecek.

Daha önceki yazılarımda Apo’nun teslimiyetçi işbirlikçi politikalarına karşı Kandil’in direnişçi politikalarına daha yakın olduğumu belirtmiştim.Şimdi öyle düşünmüyorum. Kandil’in başlattığı ve yüzlerce gencin yaşamına sebep olan savaş Kürtlerin savaşı değildi. İran’ın Türkiye ile girmiş olduğu bölgesel hakimiyet kavgasının kurbanı oldu yüzlerce Kürt genci. Bunun önü kesilmezse önümüzdeki yıllarda binlerce Kürt gencinin ölümü sürecektir. İşte sadece bunu engellemeye yarayacağı için bile Apo’nun silahları bıraktırma girişimini desteklemek gerektiğine inanıyorum. Ancak öyle görülüyor ki anlaşmanın boyutları bununla sınırlı olmayacak.

Basına yansıdığı kadarıyla; üç ana konuda Apo ile devlet anlaşmış.

1-Devlet talebi olmayacak

2-Demokratik özerklik talebinden vazgeçilecek

3-Suriye’de PYD Türk devleti ile işbirliği yapacak  (Abdulkadir Selvi. Yenişafak gazetesi 09.01.2013)

Eğer sonradan değişmeler olmazsa anlaşma noktaları bunlar. Diğerleri teferruat. Gerillaların akibeti, PKK yöneticilerinin hangi Avrupa ülkesine yerleştirileceği ve yukarıdaki ana konulara bağlı olarak anayasada yapılacak değişimler. Yani; vatandaşlık tarifi, Avrupa Yerel yönetimler anlaşmasına konulan çekincenin kaldırılması gibi düzenlemelerle Kürt sorunu yeni sürece girecek.

Bu ne demektir? Silahlı mücadele miadını doldurdu. Bana göre PKK de miadını doldurmuştur. (bunu eleştirmek için söylemiyorum) Bağımsızlık şiarı ile yola çıkan PKK  yerel yönetimler alanındaki döngüsü ile özgürlükçü fonksiyonu sona erdi. Bundan sonra adı ne olursa olsun PKK ardıçları daha ileri talepleri savunan Kürt siyasetine karşı bu alanı korumak için görevli sayılacak. Abdulkadir Selvi’nin yazısında bu görevin Suriye’de başlayağına dair bilgiler var. Yazıda aynen şunlar var: ”Yeni dönemi, ’ortak çözüm süreci’ olarak tanımlamak istememin bir başka boyutu da Öcalan, devlete, Suriye’de işbirliği yapılması önerisinde bulunuyor. Bunu ete kemiğe büründürmek için de PKK’nin Suriye’deki yapılanması olan, PYD’ye,’diğer oluşumları tasviye edin. Diğer gurupları tavsiye etmek için gerekirse şiddet kullanın. Bunlara vereceğiniz enerjiyi Araplara verin’ mesajını gönderiyor.”

Yazılarımı takip edenler bilirler ki ben hiçbir zaman hayalci olmadım. Heyecanlanıp büyük beklentiye girmedim. Toplumsal mücadelelerde katledilecek mücadelenin aşama, aşama olduğunu hep söyledim. Kürt-Kürdistan sorununun bahsedilen bu aşamayı yaşayıp yeni bir aşamaya doğru yol alacağına zaman, zaman vurgu yaptım. Bu durumda ne Kürt sorununun çözüldüğünü ne de çözümün burada bittiğini söylemek doğru olur. Yeni bir aşamaya gireceğiz ve bu yeni dönemin toplumsal dinamikleri kendini yeniden yapılandıracak. Ancak Batı Kürdistan’daki gelişmeler ve PKK’ye yüklenen görev açısından düşündüğümde korkum büyümekte. Anlaşmanın bu maddesi (doğru veya yalan olduğunu ileriki günlerde göreceğiz. Umarım yalan olur, ben de mahcup olurum) kabul edilir ve Suriye Kürdistan’ında uygulamaya konulursa hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki Türk devleti PKK’yi dört parçadaki Kürtlere karşı kullanacaktır. Bundan emin olabilirsiniz.

“Kürdistan’la Yeni Bir Yüzyıla Doğru” ve “Türkiye Kürdistan İlişkileri veya Türkiye, Irak Kürtlerinin Hamisi Olabilir mi?” başlıklı yazılarımda bölgedeki olası gelişmelerin analizini yaparken Kuzey Kürdistan’da devletin PKK ile yerel yönetimler üzerinden anlaşacağını belirtmiştim. Analizimde Türkiye’nin Güney Kürdistan’la devam eden ticari entegrasyonunu siyasi ve idari entegrasyonla tamamlamak düşüncesinde olduğunu bunun için kaçınılmaz olarak Kuzey’de PKK ile taraflarca kabul edilebilir “çözüm” anlaşması yapacağını belirtmiştim. Öyle görülüyor ki bu öngörüm gerçekleşiyor. Ancak Türk devletini ve PKK’yi çok iyi tanıdığımı iddia eden ben, PYD’nin Suriye’de diğer Kürt örgütlerini gerekirse şiddet kullanarak tasfiye etmesi gerektiğini devlet-PKK anlaşmasının temel maddelerinden biri yapacağını asla düşünemezdim. Bu maddenin genel tarifi şudur: Bundan sonra Kürdistan’ın hangi parçasında olursa olsun, ulusal taleplerde ısrar eden Kürt hareketleri karşısında Türk devleti-PKK birleşik gücünü bulacaktır. Bu tam bir Osmanlı devlet aklıdır. Bir taraftan Güney Kürtleri ile yakınlaşıp entegrasyonu sağlamaya çalışacak, diğer taraftan onları istedikleri gibi yönetmek için bir başka Kürt gücünü kullanacak. Bu süreci doğru yönetmek için PKK’nin içindeki yurtseverler dahil her Kürde önemli sorumluluk düşüyor. 

09.01.2013

---
Nivîsên din yên nivîskar
18/2/2013  Yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç vardır
9/1/2013  Öcalan ile Türk Devleti’nin anlaşmasının siyasi sonuçları
5/12/2012  "Türkiye, Irak Kürtlerinin hamisi olabilir mi? “
24/11/2012  Kürdistan’la yeni bir yüz yıla doğru
18/11/2012  Dünde kalmak
5/11/2012  Hak-Par için yeni bir süreç başlıyor
23/7/2012  Leyla Zana nasıl bir barış istiyor?
18/4/2012  Bölgedeki yeni dengelerde Kürdistan’ın geleceği
3/3/2012  Hak-Par Kürtlerin en önemli partisidir. Zarar vermeyin.
15/1/2012  Roboski’de insan parçaları
18/12/2011  Toplumsal mücadelede meşruluk sorunu (2)
2/12/2011  Eskiye ve geçmişe asılarak Kürtler özgürleştirilemez
24/8/2011  “Son kapışma”
20/7/2011  KURDO “yazık oldu bize”
3/7/2011  İşbirliğinin önemi ve süreci doğru kullanma
9/6/2011  Öksüz ve sahipsiz bıraktın bizi
4/5/2011  Kürtlerde Toplumsal dönüşüm kabiliyeti
29/4/2011  Düşüyoruz bir bir
23/4/2011  Sorumluluk
10/4/2011  Kürt aydınları ve siyaset algıları
17/3/2011  Kürt sorunu ‘kardeşlik’ söylemiyle değil ‘gönüllü birliktelik’le çözülür
1/2/2011  Doğru siyaset tarzını yakalamak üzerine
20/12/2010  Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi mi, özerk Kürdistan mı?
11/11/2010  “O bir kürt prensiydi”
6/10/2010  HAK-PAR kongreye giderken
20/8/2010  Değişime evet demek bir görevdir
13/8/2010  Referandum tartışmaları
21/7/2010  Kürt sorunu ve Türkiye’nin Ortadoğu’da denge siyaseti
30/4/2010  İyimserlik ve muhtemel yanılgılar
11/12/2009  Bir Kürdün “açılım” bitti diye sevinmesi talihsizliktir
18/11/2009  Ferit Uzun’un Katili Abdullah Öcalan’dır
7/9/2009  Hayallerimizden vazgeçmeden gerçekçi politikalar üretmeliyiz
18/8/2009  Değişim hareketleri ve Kürtlerde siyasi manzara
10/7/2009  Sürecin değerlendirmesi ve seçimler