DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


cemal_hevdem@hotmail.com

Cemal Özçelik    

Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?


17/12/2012

İkinci Körfez Savaşından bu yana Ortadoğu’da çok kanlı süreçler yaşandı. Bu süreç hem değişimin, hem de acıların motoru oldu.

Gelişmelerin senaryosu da, baş rolü de Amerikaya aitti. 2003 yılındaki müdahaleyle Saddamın yıkılmasıyla birlikte gözler Suriye ve İran’a çevrildi.

‘’Büyük Ortadoğu Projesi’’ çerçevesinde yapılacak düzenlemelerde mevcut İran ve Suriye yönetimlerine yer bırakılmak istenmemekteydi.

Ancak bu iki ülkenin arkasında dünyanın diğer büyük güçleri durduğu için, onları yıkmak pek kolay değildi.

ABD önce sözkonusu ülkelerde muhalefeti destekleyerek, iktidarları dönüştürme sürecini hızlandırmak istedi. Bu aynı zamanda ilerideki olası askeri müdahalelerin de yol açıcısı olacaktı.

Ancak gelişmeler öngörüldüğü gibi yürümedi. ABD bu işin kolay olmadığını görüp frene bastı. Bu tutum, İran ve Suriye muhaliflerinin kaderleriyle baş başa bırakılmaları anlamına gelmekteydi.

Özellikle 2004 yılında tırmanan bu süreçte Kürtler de büyük atılımlar sergiledi. Ancak ABD’nin elini taşın altına koymadan, ‘’iç isyanlar yaratarak’’ işin içinden sıyrılma taktiği, tüm diğer muhalifler gibi Kürtleri de boşa çıkarttı.

Tabii ki Kürt halkının muhalefetini sadece ABD’nin telkinlerine bağlamak yanlış olur. Zaten onyıllardır süre gelen direnişlerin atılım sürecine girmesi söz konusuydu.

Ancak bu erkenci atılımlar neticesinde hem İran, hem de Süriye’de halkımız önemli kayıplar verdi, zulme, katlanılması güç baskılara maruz kaldı.

O dönemlerde İran ve Suriye devlerlerinin Türk devletiyle de araları oldukça iyiydi. PKK, PJAK ve PYD’ye karşı sürdürülen baskı ve şiddet politikalarında üç devlet yoğun bir işbirliği ve koordinasyon halinde çalışmaktaydılar. Tabii bu karşıtlık sadece adını verdiğim yapılanmalara yönelik değil, tüm Kürdlere yönelikti.

‘’Arap Baharı’’ Süreci

Kuzey Afrika ülkelerinden başlayıp yayılan direnişler sonucu ortaya yeni yeni yönetimler çıktı. Bu muhalefetin niteliği, amacı v.b. konularda önceki yazılarımda değindim, ayrıntılara bir daha girmek istemiyorum.

Sıra sonunda Suriye yönetimine de geldi. Amerika ve batılı devlerlerin teşviki ve desteğiyle Esad yönetimine karşı yoğun bir mücadele süreci başladı. Bunun en büyük destekçisi de bilindiği gibi, dünün Esad dostu Türk devlei oldu.

Kürt muhalefeti bu sefer 2004 yılındaki hatasını tekrarlamadı. Öne çıkıp kendisini katliamların nesnesi haline getirmedi. Çünkü hem batının Kürtlere ilişkin net düşünce ve destekleri görünürde yoktu, hem de Esad muhaliflerinin ondan geri kalır yönü yoktu.

Zaten Türk devletinin güdümünde örgütlenen muhalefet de, adeta Kürd haklarının inkarı ve imhası düşüncesi etrafında oluşturuldu.

PYD’nin ilk baştaki tutumu

Esad yönetimi Öcalan’ın Suriye’den çıkartılmasından sonra Türkiye’nin intikam alacağı korkusuyla adeta güdümüne girercesine Türk devletine yaklaştı.

Başta, daha sonraları kurulan PYD olmak üzere, bütün Kürtlere karşı tarihinin en zalimane yöntemlerine baş vurdu.

Ancak Türk devletine yaranmak için yaptığı tüm bu şeyler Esad yönetimi açısından sonuçsuz kaldı.Türk devleti intikamcı yüzünü ilk fırsatta tekrar ortaya koydu ve Esad’ın ipini çekti.

Ancak Esad yönetimi de direndi ve ömrünü uzattı.

Bu süreçte Kürtler büyük bir arayış içine girdi.

‘’Tarafsızlık politikası’’ esas alındı. Ancak PYD cesur bir hamleyle sürecin en vazgeçilmez faktörü haline geldi. PYD intikamcı davranıp Esad rejimini karşısına alabilirdi tabii ki. Ancak bu, oluşan yeni denklem ve güç dengelerinde beraberinde bir şey getirmezdi.

Bu yüzden Esad’ın içine düştüğü müşkül durumu kendi lehine çevirmeye, ondan yararlanmaya çalıştı. Esad, Türkiye’nin kendisini arkadan hançerlemesine karşılık PYD’ye kucak açarak tutum belirlemek istedi.

Ancak kimileri yanlış bir şekilde bunu ‘’PYD’nin Esad’ın kucağına oturması’’ biçiminde yorumladı. Oysa ortaya çıktığı kadarıyla bu gerçekte ikili ve geçici bir taktikti.

PYD, güçlerini Güneybatı Kürdistan’a çekerek önemli bir üstünlük kazandı. Bu, Türk devletinin tüm senaryolarının alt üst olamsına sebep oldu.

Daha sonra bilindiği gibi Mesut Barzani’in de girişimleriyle üst düzeyde Kürd birliği kuruldu. Esad’ın zayıflamasıyla birlikte de, ağırlıklı olarak PYD güçleri Kürd bölgelerine el koydu. Esad da seyirci kalmak zorunda kaldı.

Bu ele geçirme süreci çok spekülasyonlara yol açtı. PYD’nin girişiminden ziyade, Esad’la danışıklı döğüş neticesinde bu değişikliklerin yaşandığı savunuldu.

Oysa bunu birinci ağızdan, yani Beşar Esad’tan duyduğumuzda, gerçek açığa çıkıyor. Esad’ı ziyarete giden bir grup CHP’li millet vekiliyle gazetecilerin yaptığı görüşmeye göre Esad durumu şöyle değerlendiriyor:

‘’Türkiye sınırlarını açınca,(Burada kast ettiği Türkiye’in sınırlarını radikal silahlı güçlere açması kast ediliyor. C. Ö.) biz oradaki askerlerimizi çektik. Şu anda orada bizim askeriyemiz, jandarmamız maalesef PYD’nin ve diğer Kürt gruplarının elinde.. AKP hükümeti orada sınırları açtı, ya Kürtlerle çatışacaktık, ya da ordumuzu geri çekecektik. Ayrıca Kürtler askerlerimizi öldürme niyetiyle bir operasyon içinde olmadıkları için biz ayrı bir cephe açma yani Kürtlerle çatışmaya girmek mantıklı değil bu süreçte, onun için biz oradan askeriyemizi çektik, şimdi orası bizim kontrolümüzde değil.’’

Nitekim PYD lideri Salih Müslim de, kendisiyle yapılan bir mülakatta, Esad adına hareket ettiklerine dair suçlamalara ilişkin şunları söylemişti:

‘’Öyle bir şey yok. Biz devrim hareketinden önce mücadeleye başladık, 2004’ten beri rejimle savaşıyoruz. Ama tarzımız farklı. Biz kimsenin emrinde değiliz. Başkalarının askeri olmak istemiyoruz.’’

Bütün bunlar Türk dışişleri bakanı Davutoğlu’nun PYD’yi izole etmek için başvurduğu, ‘’PYD’nin Esad destekçisi olduğu’’ tezlerini çürütmektedir.

Türk devleti’nin gelişmelere yaklaşımı ve örtülü operasyonlar

Kontr-gerilla literatürde yer alan çok önemli bir kavram var: ‘’Örtülü Operasyonlar’’.

Suriye’deki krizin başlangıcından bu yana Türk devleti Kürd bölgelerini destabilize etmek için elinden geleni yapıyor. Cinayetler, sabotajlar, yalan haberlerle kitleleri galeyana getirme v.d. her türlü ortülü operasyon taktiğini hayata geçiriyor.

Bunlar da artık gizliden gizliye yapılmadığından, buna ‘’Örtüsüz operasyonlar’’ dersek, daha yerinde olur.

Temmuz ayında Kürdler kendi topraklarını belli boyutlarıyla da olsa ellerine geçirdiklerinde, devletin akıl hocalarından Prof. Dr. Sedat Laçiner Star Gazetesi’ndeki bir köşe yazısında, ‘’Çağımızda tanklarla veya savaş uçaklarıyla ulaşılacak başarıların çok sınırlı olduğunu’’ vurgulayıp, MİT’in güçlendirilmesi ve muhaliflerin silahlandırılmasıyla, örtülü operasyonlar aracılığıyla neticeye varılmasının gerektiğini vurguluyordu. Devletin de zaten yaptığı tam da budur.

Kürdleri muhalefete katma girişimleri

Türk devleti başından beri Güneybatı Kürdlerine karşı ikili bir politika izledi.

Birincisi onların ulusal demokratik taleplerinin kesinlikle rededilerek, muhaliflere ait hiç bir dökümanda bunlara yer verilmemesini sağlamak.

İkincisi de, onlara boş, sözlü vaadler sunularak muhalefetin içine çekmek.

İkinci seçenekte amaç, Kürdlerin savaşçı potansiyelini Esad’la karşı karşıya getirip onları bir birlerine kırdırmaktı. Aynı zamanda değişik Kürd çevreleri ile PYD arasında çelişki tohumları ekmek, böylelikle ona da darbe indirmek istenmekteydi.

Kürdler bu oyuna gelmedi. Haklarının garanti edilmediği hiç bir koalisyonda yer almayacaklarını kesin bir dille belirtip, Suriye Ulusal konseyi toplantılarından çekildiler.

Zaten Türk devletinin amacı da Kürdleri konseyin bir bileşeni haline getirmek değil, tersine onları bileşenmiş gibi gösterip savaşa sürüklemekti.

PYD ile Suriye’de Kürd Ulusal Konseyi’nin birleşerek ‘’Yüksek Kürd Konseyi’’ni oluşturması ve akabinde Kürd bölgelerine hakim olmaları, Türk politikalarını iflasa sürüklediği gibi, onu yeni taktiklere de yöneltti.

Bu amaçla Kürdlerin birliğini bozma planları kurdu. PYD’yi denklemin dışında tutacak arayışların içine girerek, Suriye’de Kürd Ulusal Konseyi’nin(ENSK) yetkilileriyle buluştu.

PYD, Erbil’de Güney Kürdistan Yönetiminin bilgisi dahilinde gerçekleştirilen bu görüşmeden ötürü  ENSK’ye kendileriyle yapılan mütabakata bağlı kalmalarını, gizli ilişkilere girmemesi gerektiğini bildirdi.

ENSK yetkilileri ilkin bunu red ettiler. Ancak daha sonra Hürriyet Gazetesiyle yaptığı bir röportajda ENSK’in etkili sözcülerinden Abdulhakim Başar, kendisine kimlerle, ne görüştüğü yönündeki soruyu şöyle cevaplandırıyordu:

‘’Kiminle görüştüğümü söyleyemem size. Ama ne konuştuğumu anlatırım. Onlara şunları söyledim: Biz Irak örneğinden de görüyoruz ki, Türkiye’nin Bağdat ile arası kötü olsa bile, Kürt bölgesi aracılığıyla çıkarlarını koruyabiliyor. Aynı örneği Suriye’de de tekrar etmek istiyoruz. Biz Suriye’de Türkiye’nin çıkarlarının garantisi olacağız. Türkiye’nin çıkarları hep komşularıyla çatıştı. Bu bölgede Türkiye’ye dost bulmak lazım. Bu dostluk için Kürtler en iyi aday.. Suriye Kürdistanı’nda hiç bir zaman Türkiye’ye yönelecek bir tehdide izin vermeyiz. Biz PYD’nin de altına imza attığı bir bildiri yayınladık. Suriye’nin Kürt bölgelerinden komşu ülkelere hiç bir tehdite yönelmeyeceğini teyit eden bir bildiridir bu. Ayrıca PYD bize defalarca PKK’nin bir kolu olmadığını söyledi.. Biz Kürt Ulusal Konseyi olarak Türkiye’ye söz veriyoruz. Türkiyeyi tehdit edecek hiç bir gelişmeye izin vermeyeceğiz. Türkiye’den önce bizim çıkarlarımız bunu gerektiriyor zaten.’’

Konuşmasının öteki kısımlarında Kürd ulusal haklarına net bir şekilde sahip çıkmakta ve’’Suriye’de Kürdistan bölgesi kurup onun içinde yaşamak istediklerini’’ de dile getirmekte olduğunu burada vurgulayayım.

Alıntıyı bilerek uzun tuttum ki, okuyucunun aklında tek yönlü bir tablo oluşmasın diye.

Abdulhakim Başar’ın esas niyetinin Hürriyet gazetesine söylediği gibi Türk devletine dost bulmak değildir tabii ki. Kendince, kurdun sırtını sıvazlayıp, Kürdün kendileri için tehlike arz etmediğini ifade ederek yatıştırmaya çalışıyor.

Kurt da bunu yutacak(!)

Kurdun amacı Kürdü bölmektir

Devletin tarih boyunca sürdürdüğü taktik değişmiyor. Önce böl, parçala; sonra güçlü parçaya karşı zayıfı kollayıp, güçlüyü güçten düşürme; daha sonra ise büyük parçayı etkisiz kılmak ve akabinde de önceleri kolladığı zayıf kesimi de yutmaktır.

Türk devleti bu görüşmeyle ilk adımda Kürd Ulusal Konseyi ile PYD arasına mesafe koyarak, aralarında çelişkilerin oluşmasını sağlamak istedi.

İkinci aşama ise, güçlü kesim olan PYD’nin dıştalanıp izole edilmesi için, zayıf kesim olan ENSK’nın kollanması sağlanmaktadır. Bunu da Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun açıklamasında görmek mümkün.

Ekim ayında Al-arabiya isimli Arap televizyonuna verdiği açıklamada Suleyman isimli bir ENSK yetkilisi, Davutoğlu’nun görüşmelerde kendilerine, içinde PYD olduğu için Yüksek Kürd konseyini tanımadığını, ama içinde PYD’nin olmadığı Suriye’de Kürd Ulusal Konseyi’ni(Encumena Nistimani ya Kurd li Surî) Suriye Kürdlerinin esas temsilcisi olarak gördüklerini söylediğini açıklamıştı.

Üçüncü aşamadaki hedef PYD’nin tasfiyesi istemidir. Bunu da bir yandan şimdiden Özgür Suriye Ordusu adı verilen çetelerin Kürd bölgelerine saldırtılması biçiminde yaparken, öte yandan da, oluşturulacak yeni Suriye hükümetinin de anti-PYD ilkesi çerçevesinde oluşturulmasını sağlamaya çalışıyor.

Yeni hükümetin çerçeve ilkeleri belirginleşiyor

Basına yansıdığı kadarıyla, ‘’Suriye’nin yeniden yapılandırılması’’ çerçevesinde düzenlenen Doha Konferansı’ndan sonra ABD, Türkiye, Arap Emirlikleri ve Katar’ın Suriye muhalefetinden kimi kesimlerle ortak olarak 12 maddelik gizli bir antlaşma yapmışlardır. Bunu El-Cezire televizyonu aracılığıyla kamuoyuna sızdıran da Kuveyt Ümmet Partisi Genel Sekreterya Üyesi Faysal el Hamd’tır.

El-Hamd, konferansa katıldıktan sonra konferanstan çekilen güvenilir kaynaklardan elde ettiğini açıkladığı 12 maddelik gizli anlaşmanın içeriğini şöyle sıraladı:

* Suriye Arap Cumhuriyeti Ordusu'nun sayısı 50 bine düşürülecek ve ordu savunma ordusuna dönüştürülecek.

* Suriye Golan'dan sadece siyasi yollarla hak talep edebilir. İsrail'le Suriye arasındaki barış görüşmeleri, Amerika ve Katar'ın gözetiminde gerçekleştirilecek.

* Amerika'nın gözetiminde Suriye'deki kimyasal ve biyolojik silahlar ve tüm füzeler Ürdün'e nakledilecek.

* Suriye, İskenderun vilayeti (Hatay) hakkından vazgeçecek ve Halep ile İdlip şehirlerindeki bazı Türk köylerini, Türkiye'ye bırakacak.

* PKK'nin tüm mensupları Suriye'den dışlanacak, istenen PKK'lilar teslim edilecek, PKK 'terör' örgütü listesine konulacak.

* Rus ve Çin şirketleriyle şimdiye kadar imzalanan tüm silah ve yer altı zenginliklerinin araştırılması anlaşmaları iptal edilecek.

* Katar'ın doğalgaz boru hatlarının, Suriye ve Türkiye üzerinden AB ülkelerine aktarmasına müsaade edilecek.

* Türkiye'nin Atatürk Barajı'ndan su boru hatlarıyla Suriye üzerinden İsrail'e su ulaştırmasına müsaade edilecek.

* Savaş sırasında Suriye'de yıkıma uğrayan binalar, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından imar edilecek. Katar, BAE ve Amerika her türlü imar ve keşif imtiyazına sahip olacak.

* İran, Rusya ve Çin'le ilişkiler sınırlandırılacak, Filistin direniş hareketleriyle ilişkiler kesilecek.

* Suriye'de yeni kurulacak rejim, Liberal İslam esaslarına uygun olacak.

* Bu anlaşma, Suriye muhalefetinin yönetimi devralmasıyla yürürlüğe girecektir.

(Kaynak: DİHA)

 

 

 

 

Yukarıdaki maddeler çok önemli. Suriye iktisadi, siyasi ve askeri olarak tam bir uluslar arası yeni sömürgeye dönüştürülmek istenmektedir.


Kamuoyu nezdinde Arap halkının savunuculuğu postuna bürünen Türk devletinin nasıl da İsrail ile elele Arap karşıtı projelerin içinde yer aldığını görmekteyiz burada.


Katar ve Birleşik Arap Emirliklerinin Suriye muhalefetini desteklerken, bir yandan kendi çağ dışı iktidarlarını korurken, öte yandan da nasıl da büyük bir ekonomik-ticari vurguna imza attıkları ortaya çıkmaktadır. Maddelerde yer alan,‘’PKK unsurlarının tasfiyesi’’ adı altında yürürlüğe konulmak istenen siyasetin aslında PYD’nin ve özünde de Kürd ulusal taleplerinin hedef tahtasına konulması anlamına geldiği açık bir şekilde görülmektedir.

Bu da böl, yönet, yok et siyasetinin öngörülen kaçınılmaz aşamasına tekabül etmektedir zaten.

 

ENKS bu sürecin nersinde?

 

Türk devletinin kendi dar ulusal çıkarları temelinde oluşturduğu Suriye muhalefetinin kapsayıcı olmadığı ve önemli bir çok kesimi dıştaladığı açığa çıktı. Dahası etkinliğin Müslüman kardeşleş, El Qaide gibi radikal kesimlerde olduğu daha bir belirginleşti.

Kendi iç sorunları ve seçim süreciyle uğraşan ABD, ortalığın kan gölüne çevrilmesini uzunca bir müddet umursamadı. Kış uykusundan uyanmışçasına süreci yeniden ele almaya çalışıyor şimdi.


Onların kimi radikal kesimlerden hoşnutsuz olmaları, sürecin daha demokratik ve hakkaniyete dayalı yürütüleceğinin garantisi değildir.


Yukarıda yansıttığımız 12 maddelik gizli kararlar bile, meselenin demokratikleşmeyle değil, yeniden paylaşım savaşıyla ilgili olduğunu ortaya koyuyor.

Yeniden paylaşım savaşlarında ajitasyon değil, güçler dengesi belirleyici olur.


Bu bağlamda Kürdlerin de ulusal taleplerini dile getirirken, güçlü bir birliktelik sergilemeleri hayati bir önem taşımaktadır. Özellikle Kürdleri denklem dışı bırakmak isteyen Türkiye gibi etkili bir gücün denklemde kilit rol oynuyor olması, Kürdlerin daha bir dikkatli hareket etmelerini gerektirmektedir.


Suriye muhalefeti yeniden düzenlenmeye çalışılırken, bazı güçler devre dışı bırakılmaya, bazıları ise eklenmeye çalışılmaktadır. Türk devletinin politikasında ise bir değişiklik yok.

Ona göre Kürdler yeni oluşumda yer almalı, ancak şimdiden Kürd haklarından bahsedilmemeli ve Kürdler de fiili durum yaratıp şimdiden ellerine koz geçirmeye çalışmak yerine, oturup ileride oluşacak ‘’demokratik parlamento’’nun kurulmasını beklemeli. Bu haklar ancak o zaman tartışılabilir(!)

Bu temelde PYD’yi dıştalayıp Özgür Suriye Ordusu çetelerine yem etmeye çalışmaktadır. Ama ava giden avlanır, o ayrı bir şey!


Suriye’de Kürd Ulusal Konseyi ile Suriye muhalefetini Yeniden Yapılandırma’yı sağlayan yetkililer arasında düzenli görüşmelerin yapıldığı ve aralarında üç maddelik bir anlaşmanın sağlandığı, ENSK sözcülerinden Faysal Yusuf tarafından duyuruldu. (Her nekadar daha sonra Abdulhakim Beşar yeni düzenlenen Suriye Ulusal Koordinasyonuna girmediklerini dile getirse de, anlaşılan bu yönlü görüşmeler ve prensip anlaşmaları yapılmaktadır.)

Buna göre:

-       Kürdlerin yüzde 15 ile parlamentoda temsili,

-       Başbakan yardımcısının Kürdlerden olması,

-       Kurulacak yeni Suriye devletinin isim düzeyinde etnik vurgulardan arındırılarak  eski ‘’Suriye Arap Cumhuriyeti’’ adının ‘’Suriye Cumhuriyeti’’ şeklinde değiştirilmesi öngörülüyor.

Bu baddelere bakıldığında, Kürd inkarının farklı bir boyuta taşırıldığını görüyoruz. Buna göre merkezi bir Suriye devleti oluşacak, ama Kürdlerin kendi kendilerini yaşadıkları bölgede yönetmelerine yol verilmeyecek.


Kürd kimliğinin kabulü ve nüfus oranında parlamentoda temsil hakkı eskiye nazaran olumlu olmakla birlikte, bugün oluşan defakto durumun çok çok gerisine düşmektedir. Kürdler artık yaşadıkları bölgede kendi kendilerini yönetmekte, kendi okullarını, polis teşkilatlarını, idari sistemlerini oluşturmuş bulunmaktadırlar. Bundan geri dönüş düşünülemez. Siz ona baksanız, bugün Türkiye’de de ismi konulmasa bile Kürdler belli oranda parlamentoya girebilmekte ve rahatlıkla Başbakan yardımcısı, hatta Türk devleti’nin sık sık propaganda ettiği gibi Cumhurbaşkanı, Başbakan bile olabilmekteler.


Kürdlerin kendi topraklarında kendi kendilerini yönetemediği bir durumda, nispi temsil veya makam onlara bir şey kazandırmaz.

Ancak bu üç maddelik anlaşmada Kürdlerin bir taraf olarak kabul edilmiş olması bile Türk devletini rahatsız etmeye yetmiş!


Dışışleri Bakanı Davutoğlu buna ilişkin şöyle diyor:

‘’Biz Ortadoğu’da Kürtleri karşı taraf olarak görmeyiz. Irak’taki federalizm döneminde Kuzey Irak’la ilişkimiz daha da gelişti. İsteriz ki Kürtler Suriye’de de etkili rol oynasın. Federalizm mi, adem-i merkeziyetçilik mi gelecekte buna siz karar verirsiniz. Burada tek doğru görmediğimiz, daha seçilmiş bir Suriye parlamentosu yokken bu tarz kararların alınması, ya da defakto bölgeler oluşturulması. Ama parlamento oluşur, Suriye’liler özgür iradeleriyle karar verirse, buna saygı duyarız.’’


Konuşmanın ilk kısmına baktığınızda, Türk devletinin federasyona bile rahatlıkla açık olduğunu düşünürsünüz. Madem ki bu kadar açıksınız, Kürdlere karşı değilsiniz, siz niye ulusal kimliğin bile kabul edilmesinden bu kadar çok rahatsız oluyorsunuz?


Yukarıda da belirttiğimiz gibi onlar Kürdlerin bugün kendilerini fiilen de olsa yönetiyor olmalarından korkuyorlar. Tek istekleri bu fiili durumun ortadan kalkması, Kürd kimliğinin resmen kabul edilmemesi ve herşeyin geleceğe havale edilerek, ileride Kürd ulusal haklarının bireysel haklara indirgenerek tökezletilmesini sağlamaktır. İşi ‘’Suriyelilerin özgür iradesine’’ bırakırsan, bunun doğal sonucu, Kürdlerin 1920’li yıllarda Kuzeyde yaşadıklarının aynısı olacaktır. Kemalist yönetim de bu işi bize bırakın dedi ve sonra bir günde inkar yoluna giderek, koyu bir türkleştirme siyaseti izledi.

Kürdler ne bugünkü ne de gelecekteki hayatlarını başkalarının insafına terk edemezler artık! 

 

Birlik ruhu devam etmeli

 

 Suriye’deki Kürdi yapılanmaların birliği hayati bir önem taşıyor. PYD dönem dönem geliştirdiği ben merkezli politikalarından vaz geçmezse yalnızlığa mahkum olmakla kalmaz, kurda kuşa yem olur.

PYD’siz bir Kürd muhalefeti ise, dişi çekilmiş kaplanı andırır ancak. ENSK, PYD’nin tasfiyesini esas alan hiç bir oluşumda yer almamalı. Bu, uzun vadede kendisinin de sonunu getirir.


Son süreçte Kürdler olmaksızın tablonun eksik kalacağı gerçeği daha iyi anlaşılmaya başlandı. Ama bu Kürdlerin haklarının garanti altında olacağı anlamına gelmez. İşi bireysel veya özyönetime dayanmayan kimliksel boyuta indirgemeye çalışan politikalara karşı başarılı olmak için, ENSK’nin PYD ile birlikte hareket etmesi veya en azından onu dıştalayacak denklemlerde yer almaması önemlidir.

Amerika’nın muhalefeti yeniden düzenleme girişimleri eskiye nazaran ileri bir adım olmakla birlikte, Kürdlerin gerçek konumunu kabullenmeye henüz uzaktır. Kürdler kendi toprakları üzerinde birlik halinde hakimiyet kurdukları oranda diplomatik, siyasi ağırlıklarını da artırabilirler.

Zaten Türk devletinin PYD’yi tasfiye siyaseti, sadece PYD’ye karşı değil, diğer kesimleri de güçsüz bırakıp, çabalarını sonuçsuz bırakmayı amaçlıyor.

Yeni süreç umut vaad ettiği gibi, içinde böylesi tehlikeleri de barındırmaktadır. PYD’nin tek başına Türkiye üzerinden gelen çetelere karşı savaşımı, dış dünyaya ‘’Terörist grupların iç hesaplaşması’’ biçiminde yansıyor. Bu imajın kırılması için PYD’nin ENSK’ye bağlı, Güney Kürdistan’da eğitim görüp batıya gelen peşmerge güçleriyle koordineli hareket etmesi ayrı bir önem taşıyor. Türk devleti’nin PYD’yi terörist bir örgüt olarak lanse etme siyasetini bertaraf edecek yegane yol ulusal birliktir. Ve bu aynı zamanda kapsamlı kazanımların da ön koşuludur.

 

 

16.12.2012

---
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü