DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


brahimk30@gmail.com

Ibrahim Küreken    

Kürdistan’la yeni bir yüz yıla doğru


24/11/2012

Kuzey Afrika’dan başlayarak Suriye’de devam eden rejim karşıtı ayaklanmalar ABD ve Batı devletleri tarafından desteklenmekte yer, yer bu ayaklanmalar örgütlendirilmektedir. Irak ve Afganistan müdahalesinde, ülkesinde ekonomik krize neden olan trilyon dolarlık masrafa rağmen beklediği sonucu tam olarak alamayan ABD, stratejini Türkiye, Arabistan, Katar gibi bölge devletleri kullanarak, ayaklanmaları dışarıdan örgütlemek ve yardım sağlayarak sonuca gitmek şeklinde değiştirdi. Bu politika değişikliklerini ABD ve Avrupa’daki ekonomik nedenlerden dolayı gelişen toplumsal direnişlere bakarak anlamak mümkün. Batı ekonomik krizle boğuşurken Asya devletleri ekonomik olarak büyümektedir. Özellikle Çin, Rusya ve Hindistan ekonomileri son yıllarda ABD ve Batı’yı endişelendirecek ölçüde büyüme göstermektedir. ABD ve Batı devletlerinin yeni düzen vermek istediği yerlerde Çin ve Rusya rekabet gücünü korumak ve alanı ABD ve Batı devletlerine kaptırmamak için faaliyet içindedirler. ABD ve Batı’nın  Ortadoğu’da hedeflediği İran ve Suriye devletleri Rusya için korunması gereken alanlardır. Savaşın yükselme ihtimali olan  bu alanın tam ortasında Kürdistan coğrafyası vardır. Kürdistan’ı içinde barındıran dört devletten Türkiye ABD ve Batı ile birlikte hareket ederken,İran ve Suriye bölgenin yeni düzen politikasının hedefleri olduğu için,Irak ise mezhepsel akrabalıktan ve Kürdistan’a tahammülsüzlüğünden dolayı ABD ve Avrupa devletlerinin politikalarının karşısında yerlerini almışlardır. Kürdistan üzerinden komşu olan bu güçler arasında yükselen gerginlik sıcak bir çatışmaya dönüşürse Kürdistan coğrafyası  bölgesel  savaşın ortasında yer alacaktır.

Kürdistan’ın dört parçasında yer alan Kürt örgütleri uluslar arası güçler ve bölgedeki karşıt devletlerin rekabeti üzerinden kendi arasında ayrıştığı gözükmektedir. Eğer Kürt örgütleri bugünkü siyasetleri çerçevesinde Kürdistan’ı değil de kendi partilerinin çıkarını önde tutarlarsa bölgedeki uluslar arası kapışmada Kürt örgütlerinin de karşı karşıya gelebilme tehlikesi ortada durmaktadır.

Türkiye, iç savaşın devam ettiği Suriye ve hedef durumunda gözüken İran’a karşı izlenen uluslar arası siyasetin  müttefiki durumundadır. Suriye ve İran’dan farklı olarak Türkiye, bir çok olumsuz yapısına rağmen nispi bir demokrasi ile yönetilmektedir. Toplumun geçmişten bu yana ezilen yoksul kesimi şu anda iktidarda olan AKP politikalarının arkasında olduğu için Türkiye’de bir “Türk baharı” beklenmemelidir. Kemalist elit tabanın ise halen kaybedecek çok şeyi olduğu için devrimci bir rol oynaması mümkün değildir.Türkiye devleti geçmiş yıllardan farklı olarak Kürtlerin inkarı siyasetinden vazgeçmiştir.Buna rağmen asimilasyon terk edilmiş değildir. Kürtlerin legal alanda taleplerini dile getirme imkanı geçmişle kıyaslanmayacak ölçüde gelişmiştir.Bu durum Kürtlerin toplu silahlı ayaklanma ihtimalini zayıflamaktadır. Kürtlerin hak eşitliğini içeren demokratik bir Federal Türkiye talepleri vardır ki bunun için silahlı mücadele değil, günümüz şartlarında demokratik mücadele daha uygundur.

Türkiye’de İslami kesim ile Kemalistler arasında devam eden egemenlik mücadelesi hızını kaybetmiş gibi görünse de devam etmektedir.Bu durumda Kürtlerin izlemesi gereken ve dönüşüme açık, dozunu ayarlayabileceği bir stratejisi olmalıdır. Egemen güçler arasındaki iktidar kavgasından yararlanmalı ve bunu Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi için akılı bir siyasetle yönetebilmelidir.Bunun gerçekleşebilmesi için PKK tabanının dışında kalan 10-15 milyon Kürdü örgütleyecek  Kürtlerin inancını,  geleneklerini ve milli duygularını temsil edecek süreci aklıselim yönetebilen Kürt partilerine ihtiyacı vardır.Gelecek buna gebedir.Çünkü bir bedenin uzuvlarının dengesiz büyümesi hastalığa işarettir ve sağlıklı yaşamı mümkün kılmaz.

Kuzey Kürdistan’da en büyük örgütlü Kürt gücü PKK’dir. PKK bu gücü, kullandığı silah sayesinde kazandığına inanmaktadır. Bu inanış haklı olsa bile Türkiye’de Kürt toplumunun gelişen demokratik gücünün sonuç alma kabiliyeti bakımından silahlı yöntemin önüne geçtiği gerçeğini saklayamaz. PKK bu gerçeği görmek zorundadır.Bununla birlikte bölgenin hızla silahlandığı bir zamanda herhangi bir Kürt örgütüne silahlarınızdan vazgeçin önerisi gerçekçi bir davranış olmayabilir. Ancak eldeki silahları Kürtlerin değil de başkaların çıkarı doğrultusunda yersiz ve uygunsuz kullanmak Kürt toplumunun beklentilerine büyük darbe vurur.

PKK, diğer parçalardaki Kürt siyasi partilerinden farklı olarak Kürdistan’ın bütün parçalarında otoritesini geliştirmekten yanadır.Bu bakımdan hesabına geldiği zaman geçici bazı ittifaklara yanaşsa bile genel olarak diğer bütün Kürt örgütlerine karşıdır.Onlarla hesaplaşmaktan da kesinlikle çekinmeyecektir. Bunun için her türlü stratejiden, taktikten, güçten ve fırsattan yararlanmayı varlığının nedeni sayar. PKK tarihine bakıldığı zaman Kürdistan’ı elinde tutan İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin devlet birimleri ile ilişkileri görülecektir. Güney’de PDKI’nın otoritesini kaldırıp yerine kendi otoritesini kurmak için PDKI’a karşı olan YNK,Goran ve varsa diğer güçlerle ve hatta Irak merkezi hükümeti ile (bugünlerde Maliki PKK görüşmeleri basına yansıdı) ittifak yapmaktan çekinmez. PKK’nin tekçi siyaseti her aşamada ve her parçada Kürt örgütlerine karşı tahammülsüz davranmasını mümkün kılmıştır.Kürt örgütlerini etkisizleştirmek için egemen devletlerle ilişkiler kurmaktan çekinmez. Geçmişte Irak ve Suriye Baası gibi Kürt düşmanı rejimlerle ilişki kurarken sadece örgütün çıkarını ön plana almıştı. Bu günlerde de İran ve Suriye rejimleri ile işbirliği gizlenemez açıklıktadır. Türkiye’deki Kemalistlerle yakınlaşıp AK Parti iktidarına karşı savaşın şiddetini artırarak devam ettirmektedir. PKK, Kuzey Kürdistan’da halkla sıkı ilişkisi olan ve halkın duygularını yönlendirmeyi başaran  tek Kürt siyasi partisi olduğu için devletin politikalarına karşı direnen tek egemen güç olarak kabul edilmektedir. Bu algı onu alternatifsiz kılmaktadır. PKK  ABD ve Avrupa devletlerinin bölgedeki değişim politikalarına karşı Rusya, İran ve Suriye gibi despot rejimlerinin yanında yerini almıştır. Ancak PKK’nin Kürt siyasi hareketleri içinde manevra kabiliyeti en gelişmiş özelliğe sahip olduğu gerçeği akıldan çıkarılmaması gerekir. Yani karşıtı ile en şiddetli mücadeleyi yürütürken hayret verici bir ustalıkla karşıtı ile anlaşabilir. Bir başka Kürt siyasetinin girişimini “ hainlik” diye suçlayan PKK,bir gün sonra aynisini yurtseverlik diye kendisi savunabilir.PKK’nin, tüm dünyada kendisine en benzeyeni olan Türk devleti ile anlaşmaya gitmesi her zaman mümkündür.Zaten Türk devletinin Kürt sorununu “çözme” konusunda bir sürü kendine has gerekçelerle en tercih ettiği Kürt kesimi PKK’dir.Hiç beklenilmeyen bir anda PKK ve diğer parçalardaki uzantıları Türk devleti ile birlikte “çözüm” süreci başlatabilirler.

 Batı Kürdistan’da Suriye’deki rejim karşıtı güçleri ABD, Batı devletleri, Türkiye ve bazı Arap devletleri desteklemektedir. Suriye Ulusal Konseyi (SUK),Türkiye’nin açık desteği ve yönlendirmesi yüzünden “devrim” sonrası Suriye’de Kürt hak taleplerine  sağır durmaktadır.Bundan dolayı rejim karşıtı Kürt partileri muhalefetin bu hak tanımaz tavrı karşısında bölgesine çekilip pasif beklemeyi tercih etmiştir. Ayni zamanda PKK’nin Suriye Kürdistan’ı kolu olan PYD Esad rejiminin onayı ve koruması altında Kürdistan bölgesinde silahlı güçlerini konumlandırmışlardır. Kürdistan bölgesini korumaya aldığını iddia eden bu silahlı güç bölge halkının üzerinde büyük bir baskı uygulamaktadırlar.  PYD ile 16 örgütten oluşan ENSK, sayın Mesut Barzani tarafından Erbil’de bir araya getirilerek gelişebilecek kötü olasılıklara karşı aralarında çatışmasızlık ve bölgeyi ortak koruma anlaşması sağlanmış ve buna uygun “Üst Birlik” oluşturmuşlardı.Buna rağmen silahlı gücü elinde bulunduran PYD diğer güçler üzerinde otoritelerini geliştirmek,onları sindirmek maksadıyla öldürme ve kaçırma eylemlerini devam ettirmektedirler.Bölgelerinin özgürlüğünü isteyen ve PYD güçleri ile kapışacak durumda olmayan Kürtler PYD’nin yoğun baskısı sonucu kendilerini kurtaracak birilerini arama ihtiyacını hissetmişlerdir.Kürt siyasi parti temsilcisinden bir kesimi Türkiye’nin müdahalesine bile olumlu bakacaklarını dile getirir noktaya gelmişlerdir. PKK ve PYD’nin kibirli yapısı kışkırtıcı gösteriler yapmalarına yol açmış,bu da hem Türkiye devletini hem de ABD ve Avrupa devletlerini tedirgin ederek tedbirler geliştirmeye yöneltmiştir.Bu durum Kürt-Arap  çatışmasına ve Kürtler arası çatışmaya zemin hazırlamaktadır.Nihayetinde bölgeye yönlendirilen HSO güçleri ile PYD arasında çatışmalar başlamıştır.Bu çatışmalar diğer Kürt gurupların şaşkın ve tedirgin bakışları arasında devam etmektedir.

Güney Kürdistan

ABD’nin müdahalesi ile yeniden şekillenen Irak’ta Kürdistan bölgesi özgürleşmişti.Bölge hızla yeniden yapılandırılmaktadır.Kürdistan bölgesel yönetimi,kendi aralarında yıllarca savaşan ve ABD’nin baskısı ve tehdidi üzerine bir araya getirilen PDKI ve YNK tarafından oluşturulmuştur.Her ne kadar Goran partisi YNK’den ayrılmış olsa da ayni ideolojinin partileridir.Güney Kürdistan Irak anayasasına göre federe bir bölgedir.Özgürdür.Birlik bütünlüğünü sağlamlaştırması ve bölgenin önemli bir gücü olması için eline imkanlar geçmiştir.Bölgedeki 40 milyon Kürdün potansiyelini uluslar arası dengede ve bölge dengelerinde avantaja dönüştürmek için şansı ve imkanları vardır.Ancak görüldüğü kadarıyla henüz kendi aralarındaki sorunları bile çözememiş Güney Kürdistan siyasi liderleri bu ölçüde siyasi öngörüye sahip değildir. İki partinin geçmişten gelen kavgası şekil değiştirerek devam etmektedir.

Irak anayasasını bile dikkate almayıp Kürdistan federe bölgesinin sınırlarını ve kullandığı hakları daraltmaya çalışan Maliki hükümeti ile Kürt yönetimi arasındaki çelişki her geçen gün büyümektedir. Maliki yönetiminin İran’ı izleyen siyasi duruşu,onu bölgedeki uluslar arası ayrışmanın  tarafı yapmaktadır.Ayni durum Güney Kürdistan siyasi partileri arasında da ayrışmanın sebepleridir ve aralarındaki çelişki dışarıdan görülenden çok daha şiddetlidir. Irak merkezi yapısına karşı bile birliktelikleri zaafa uğramıştır.Sayın Talabani, sayın Mesut Barzani’nin Maliki yönetiminin hak tanımaz siyasetine karşı göstermiş olduğu milli duruşuna karşı “Süleymaniye bölgesini Kürdistan bölgesinden ayırırız” biçimindeki tehdidi büyük bir talihsizliktir.Nihayet Talabani’nin bu söyleminden birkaç gün sonra bölgeye giren Irak güçlerinin ilk saldırısı YNK’nin parti ofisine olmuştur ve Sayın Talabani bunun üzerine Bağdat’ı terk ederek Süleymaniye’ye geçmiştir.Sonrasında da Maliki güçleri ile Peşmergeler yer, yer çatışmaya başlamışlardır.Kürt yönetiminin  bölgede gelecekteki muhtemel gelişmeleri okuyamaması Batı Kürdistan’daki gelişmelerde kendisini göstermiştir. Benzer gelişmeler Kürdistan’ın diğer parçalarında da pekala görülebilir.Henüz bir devlet olma olgunluğuna erişememiş yönetim partileri hem Irak merkezi yönetimi ile ilişkilerde hem de uluslar arası siyasetin bölgedeki hedeflerinde uzlaşmaz bir noktadadırlar.PDKI Kürdistan merkezli siyaseti ile Maliki yönetimi ile çelişkiler yaşarken YNK Maliki’ye yakın durmuştur. PDKI’nin Türk devleti ile gereğinden fazla yakınlaşmasına YNK’nin  eleştirel yaklaşması anlaşılabilir.Ama tercihin İran ve Maliki’den yana yapılması sıkıntılıdır.Son günlerde bir Kuveyt gazetesine düşen haber eğer doğruysa önümüzdeki sürecin sancılı olacağının işaretleridir.Bu gazetede yazılan şudur: “Celal Talabani İran’ın Pastar güçlerini Süleymaniye’ye yerleştirmek istiyor.Ayrıca Irak Merkezi güçlerini de Süleymaniye’ye yerleştirip oradaki Kürt güçlerini bunların himayesine vermek niyetinde” (Rojavakurd’den alındı).

Son günlerde Maliki güçleri ile Kürt güçleri arasında başlayan çatışmalar bölgenin karışmasının her zaman mümkün olduğunu gösteren en önemli işarettir.Her ne kadar bu çatışma ile birlikte Sayın Talabani ve Sayın Barzani bir araya gelip “stratejik ortak” olduklarını hatırlamışlarsa da birbirlerinden farklı hedefleri olan iki partinin arasındaki bağ gevşektir ve her an karşıt cepheler içinde karşı karşıya gelebilme riski taşımaktadırlar. PDKI,Türkiye’nin de yer aldığı ABD ve Avrupa devletlerinin cephesinde yer alırken,YNK ve Goran partileri Rusya, Çin, İran, Suriye ve Merkezi Irak yönetiminin izlemiş oldukları politikalarına daha yakın durmaktadırlar.

 

Doğu Kürdistan

İran İslam rejiminin Kürtler üzerindeki acımasız baskısı sonucu Doğu Kürdistan halkı Molalar rejiminin bir an önce yıkılmasından yanadır. Uluslar arası güçlerin İran rejimine karşı değişimden yana harekete geçmesi durumunda  Doğu Kürdistan halkının ülkelerini özgürleştirmek için harekete geçeceği bilinmektedir. Bu ihtimal her gün büyümektedir. Doğu Kürdistan’da Kürtlerin en bilinen iki büyük partisi PDKİ ve Komala’dır.Uzun yıllar İran rejimlerine karşı mücadele eden bu partiler hem Güney Kürdistan’ın problem yaşamaması hem de ortamın uygun hale gelmesini beklemek için Güney Kürdistan’a YNK’nin etkin olduğu alana yönetimlerini çekmişlerdir. Bu partilerin İran Molalar rejimine karşı uluslar arası bir müdahaleyi arzu ettikleri yadsınamaz.Bu bakımdan bir anlamda bölgedeki güçler ayrışmasında ABD kutbunda yer alacakları düşünülebilir.Ancak Kürtler arasında var olan ve büyüyeceği tahmin edilen ayrışmanın neresinde yer alacağını söylemek kolay değildir.Zira bu partiler geçmişte yaşadıklarıyla PDKI’ye karşı mesafeli ama YNK’ye daha yakın durmaktadır. Dolayısıyla bu partilerin nasıl tutum alacaklarını kestirmek kolay olmadığı gibi bin yılların devlet tecrübesine sahip İran’ın son mertebede Kürtlerle ilgili daha kapsayıcı bir strateji izleyebileceği gözden kaçmamalıdır.

Sonuç olarak; uluslar arası güçlerin Kürdistan’ı da içine alan bölgede yeni bir düzen oturtmaya çalışması bölgede bir kapışmayı gerektirecek boyuttadır.Kürtler de bölgede oluşacak yeni düzen içinde yeni bir yapılanmaya sürüklenmek zorunda kalabilirler.

Kürdistan, yer altındaki zenginlik kaynakları ve 40 milyonluk nüfusu ile uluslar arası egemen güçlerin  yeniden dizayn etmeyi düşündüğü alanın merkezindedir. Kürdistan’ın içinde yaşadığı değişik ve karmaşık durumu farklı ihtimallere açıktır. Kürdistan’ın geleceği uluslar arası egemen güçlerin ihtiyacına göre ve bir bütün olarak Kürtlerin süreci iyi okuyup politikalarını iyi oluşturmalarına bağlıdır. Bölgedeki dengelere, güçlerin uluslar arası siyaset üzerinden ayrışmasına ve Kürt siyasi yapıların bu ayrışmaya paralel olarak mevzi alışına ve bunların karakteristik yapısına bakıldığı zaman  bir veya birkaç parçayı kapsayan bağımsız Kürdistan oluşabileceği gibi İran ve Türkiye bünyelerinde iki Federe Kürdistan oluşumu da ihtimallerin dışında değildir.

23.11.2012

---
Nivîsên din yên nivîskar
18/2/2013  Yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç vardır
9/1/2013  Öcalan ile Türk Devleti’nin anlaşmasının siyasi sonuçları
5/12/2012  "Türkiye, Irak Kürtlerinin hamisi olabilir mi? “
24/11/2012  Kürdistan’la yeni bir yüz yıla doğru
18/11/2012  Dünde kalmak
5/11/2012  Hak-Par için yeni bir süreç başlıyor
23/7/2012  Leyla Zana nasıl bir barış istiyor?
18/4/2012  Bölgedeki yeni dengelerde Kürdistan’ın geleceği
3/3/2012  Hak-Par Kürtlerin en önemli partisidir. Zarar vermeyin.
15/1/2012  Roboski’de insan parçaları
18/12/2011  Toplumsal mücadelede meşruluk sorunu (2)
2/12/2011  Eskiye ve geçmişe asılarak Kürtler özgürleştirilemez
24/8/2011  “Son kapışma”
20/7/2011  KURDO “yazık oldu bize”
3/7/2011  İşbirliğinin önemi ve süreci doğru kullanma
9/6/2011  Öksüz ve sahipsiz bıraktın bizi
4/5/2011  Kürtlerde Toplumsal dönüşüm kabiliyeti
29/4/2011  Düşüyoruz bir bir
23/4/2011  Sorumluluk
10/4/2011  Kürt aydınları ve siyaset algıları
17/3/2011  Kürt sorunu ‘kardeşlik’ söylemiyle değil ‘gönüllü birliktelik’le çözülür
1/2/2011  Doğru siyaset tarzını yakalamak üzerine
20/12/2010  Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi mi, özerk Kürdistan mı?
11/11/2010  “O bir kürt prensiydi”
6/10/2010  HAK-PAR kongreye giderken
20/8/2010  Değişime evet demek bir görevdir
13/8/2010  Referandum tartışmaları
21/7/2010  Kürt sorunu ve Türkiye’nin Ortadoğu’da denge siyaseti
30/4/2010  İyimserlik ve muhtemel yanılgılar
11/12/2009  Bir Kürdün “açılım” bitti diye sevinmesi talihsizliktir
18/11/2009  Ferit Uzun’un Katili Abdullah Öcalan’dır
7/9/2009  Hayallerimizden vazgeçmeden gerçekçi politikalar üretmeliyiz
18/8/2009  Değişim hareketleri ve Kürtlerde siyasi manzara
10/7/2009  Sürecin değerlendirmesi ve seçimler