DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


ahmetyaman97@gmail.com

Ahmet Yaman    

Filistin’de bayraktarlar değişebilir


19/11/2012

 

İsrail’in Gaze’daki  saldırılarından sonra Türk gazeteleri; ‘’Filistin islam aleminin kalbidir’ diye manşet atmışlardı. Bu manşetin doğru ve yanlışlığı tartışılabilir. Ancak gerçekten de Filistin’de en basit bir insan hakları ihlalinde, tüm islam ülkeleri ayağa kalkarak ihlalleri şiddetli bir şekilde kınıyorlar.

 

Cuma günü İsrail saldırısında da yine tüm islam ülkeleri ayaklandılar. Türk Başbakanı  ülkesinde ölüm oruucunda olan binlerce Kürdün adalet ve demokrasi taleplerine kulakalarını kapatarak; bir solukta Mısır’a hareket etti. Birleşmiş Milletleri göreve çağırdı.

 

Filistin ve Hamas konularında oldukça hassas davranan İslam ülkelerinin; toprakları talan edilen Kürtler konusunda aynı hassasiyeti göstermemesi çok düşündürücü olmalıdır. Bir kaç ay önce Hakkari’nin Roboski köyünde; Türk savaş uçakları tarafından 34 Kürt gencinin katledilmesi olayında sesiz ve tavırsız kalan islam ülkelerinin tutarsızlıkları; hiç tartışılmadı bile. Bu konular Kürt ve dünya kamu-oyunda tartışılmalı ve sadece adları İslam olan bu ülkelerin ve yöneticilerinin gerçek yüzleri başta Kürt dindarlarına ve sonrada tüm dünyaya gösterilmelidir.

 

Filistin sorunu; yerlerinden ve yurtlarından edilen mazlum filistinlilerin olduğu kadar; bölge üzerinde hesapları olan çeşitli ülkelerinin egemenlik ve hesaplaşma sorunu olmuştur. Bu yüzden de Filistin sorununun bayraktarlığını; bölge üzerinde egemenlik hesapları olan arap ve  bazen de arap olmayan devletler yapmışlardır. 

 

1950 lerde Cemal Abdullnâsır’ın, arap ülkelerini birleştirebilmek için manivela olarak kullandığı Filistin sorunu; daha sonraları bölgede egemenlik kurmak isteyen çeşitli bölge ülkeleri tarafından da denenmek ve kullanılmak istenmiştir. Önceleri İran’ın ve son zamanlarda  Türkiye ve Mısır’ın; Filistin meselesinde bayraktarlığa soyunmalarının en önemli sebebi de budur.

 

1978 yılında Mısır ve Israil arasında imzalanan Camp-David antlaşmasından sonra diğer arap ülkeleri de giderek antlaşmaya uymuşardı ve böylelikle Filistin sorununda ki bayraktarlık İran’ın eline geçmişti.

 

1979 yılın’da Humeyni’nin İran’da gerçekleştirdiği devrimden bir kaç gün sonra; Filistin Kurtuluş Örgütünün lideri Yasser Arafat; Tahran’a gitmiş ve Humeyni’yi ziyaret etmişti. Humeyni; İran’daki devrimini legitime etmek, arap dünyasının desteğini alabilmek ve Filistin halkının hak ve meşruyetinden yararlanabimek için Tahran’daki İsrail konsolosluğunun anahtarlarını; Yasser Arafat’a teslim ettmişti.

 

Humeyni ramazan ayının son cumasını Kudüs günü olarak ilan etmiş ve özel bir Kudüs ordusu kurmuştu. İran’daki mollalar; devlet hazinesinin kapılarını ardına kadar; FKÖ ve Hamas’a açmıştı.

 

Ne varki İran- Irak savaşı başladığında; katı bir arap milliyetçisi olan Yasser Arafat ırkdaşı Saddam Hüseyin’in yanında yer almıştı. İran devleti de Arafat’a olan desteğini çekmiş ve elindeki tüm olanakları Hamas’a kanalize etmişti.

 

O günden günümüze kadar; İran ve Suriye ve  Hizbullah’tan oluşan cephe, Filistin sorununda bayraktarlığı ellerine geçirmişlerdi. Merkezi Şam’da bulunan Hamas’ın lideri Halid Meşal’ın; Türkiye gezilerinden önce İran’a giderek ‘’fikir’’ alışverişlerinde bulunuğu herkes bilir.

 

Son dönemlerde bölgedeki gelişmeler ve İsrail’in son saldırıları; şimdiye kadar Filistin sorunun da baş pehlivanlık görevini yürüten İran, Suriye ve Hizbullah’dan oluşan cephenin minderden çekilebileceğini gösteriyor. Zaten Suriye’de iç savaş başladığında; Beşar Esad; Hamas’ın bürosunu kapatmış, aktivistlerinin çoğunu Türkiye ve Mısır’a postalamıştı.

 

Yine görünen odur ki Iran; Suriye ve Hizbullah’ın çıkaracağı baş pehlivanlık kispetini giymek de Türkiye ve Mısır’a kısmet olacaktır. Dün Kahire’de; Türk Başbakanı  ile Mısır Cumhur Başkanı attıklar gösterişli nutuklarla; baş pehlivanlık kispetini giymeye ve  güreş minderine inmeye hazır olduklarını belirtiler.

 

Bana kalırsa Türkiye ve Mısır’ın yaptığı bu hamlelerin de  etkileri de tıpkı kendilerinden önce Cemal Abdullnnâsır ve Humeyni’nin hamleleri gibi kısıtlı ve geçici olacaktır. Çünkü bunlarında amaçları; bölgedeki yayılmacı politiklarını sürdürebilmek için filistinlilerin meşru taleplerinin arkasına gizlenerek; arap dünyasının desteğini almak çabalarından başka bir şey değildir.

 

İsrail’in; Gazze’de yaptığı son hamle bölge siyasetinde zaten kaygan duran dengelerin yeniden sarsılacağını gösteriyor. Mısır ve Türkiye’nin; Filistin’de bayraktarlığa soyunmaları; İran ve İsrail arasındaki buzların erimesini ve birbirlerine ezeli düşman gibi görünen; İsrail ve İran’ın birlerine yakınlaşmasını getirebilir.

 

İsrail için ekonomik ve diplomatik gücü kısıtlı olan bir Türkiye ile henüz rüştünü ispat edememiş olan Muhammed Mursi’nin yerine; güçlü ekonomik kaynaklar üstüne oturan,  Çin, Rusya ve Bağlantısız ülkeler üzerinde diplomatik etkisi olan İran’ın tercih edilmesi daha rasyonel bir dış siyaset olabilir. Üstelik İsrail’in bu yönde atacağı adımlar; Amerika ile İran arasında yıllardır kapalı duran diplomatik kanalların açılmasınada yardım edebilir.

 

İlk bakışta inanılmaz ve gerçekleşmesi imkansız gibi görünen böyle bir projenin hayata geçirilmesi bizleri şaşkınlığa uğratmasın. Belki de tarihi heyecanlı ve çekici hale getiren şey de içinde yaşadığımız çağın biraz cilveli ve süprizlerle dolu olmasıdır.

 

19-Kasım-2012

---
Nivîsên din yên nivîskar
27/11/2012  Kürtler ve Aleviler olmadan asla
19/11/2012  Filistin’de bayraktarlar değişebilir
12/11/2012  Açlık grevlerinin ortaya çıkardığı gerçekler
2/11/2012  Tayyib Erdoğan; Putin’in izinden mi gidiyor?
25/10/2012  Devletin bekası ve sansür
8/10/2012  Bülent Arınç artık topal ördektir
14/9/2012  Mursi’nin son hamlesi ve Suriye’de durum
29/8/2012  Balkan milliyetçiliği ve Kürtler
25/8/2012  Türkiye’nin şeytanla ittifakı
13/8/2012  Hükümetin saldırıları Türk gazetecilerini korkutuyor
6/8/2012  Suriye hamuru daha çok su götürecek
22/6/2012  Müzakere içinde oyun
14/6/2012  Sömürgecilik ve anadilde eğitim
27/5/2012  Roboski’de Kürtler neden yanlız bırakıldı?
20/5/2012  Ahmet Altan’ın nafile beklentisi
11/5/2012  Dil sürçmesi mi yoksa millet meselesi mi?
5/4/2012  AK Parti’nin amacı barış ise ...
29/3/2012  AK Parti’nin, CHP ve MHP’den farkı kalmadı
11/3/2012  Görmek istediğimiz resim
21/2/2012  Totaliter demokrasi ve Kürtler
4/2/2012  AK Parti’nin demokrasi kandırmacası
27/1/2012  BDP’ye saldırmak
13/1/2012  Türk hükümetinin ahlaki çöküşü
3/01/2012  Uludere katliamına nasıl gelindi ?
29/12/2011  AKP’sine ne kadar güvenebiliriz?
22/12/2011  Sultan Süleyman’ın şerefi ve Kürtler