DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


ahmetyaman97@gmail.com

Ahmet Yaman    

Açlık grevlerinin ortaya çıkardığı gerçekler


12/11/2012

Türkiye ve Kürdistan’da siyasal gündem; cezaevlerinde BDP ve KCK’li tutukluların başlatığı ve 60. gününe giren açlık grevlerinin sarsıntılarıyla çalkalanıp duruyor.

 

Açlık grevleri ve benzeri eylemler çağdaş ve demokratik ülkelerde görülen eylem biçimlerinden ziyade demokratik kanalların kapalı tutulduğu; sömürgeci diktatörlüklerde ve totaliter  rejimlerde başvurulan eylem biçimleridir.

 

Geçen hafta; Çin Komunist Partisinin 18. kongresi toplanırken, Komunist Partisinin Tibet’te uyguladığı yeni sömürgeciliği  protesto etmek isteyen 5 budist  rahip bedenlerini ateşe verdiler. (Ne hikmetse! Açlık grevlerinin sürdüğü bu günlerde; Türk basını bu türden haberlere fazla yer vermedi.)

 

 

 

Liderliğini 1989 yılında Nobel Barış ödülünü alan Dalai Lama’nın yaptığı ve tamamen barışçıl metotlarla hak ve adalet isteyen Tibetliler; seslerini dünyaya duyurabilecekleri başka bir yol ve yöntem bulamadıkları için kendilerini yakma yöntemini seçmişlerdi.

 

Çin hükümeti; 1950 yılında işgal ettiği Tibet’i demir yumruklarla yönetiyor. Komunist diktatörlük; ekonomik ve diplomatik gücünü kullanarak, tüm barışçıl ve demokratik kanalları kapatıyor ve her türlü muhalafeti ortadan kaldırmaya çalışıyor.

 

Çin’de bu trajedik eylemler olurken; Türkiye ve Kürdistan’daki cezaevlerinde ölüm oruçları devam ediyor. Her iki halde de demokratik hakkları ellerinden alınmış  insanlar canlarını feda ederek; dikkatleri sömürgeleştirilmiş  ülkeleri ve köleleştirilmiş halklarının üzerine çekmek istiyorlar.

 

Türk devleti de polis ve militasrist gücünü kullanarak, kendisne muhalefet eden Kürtlere demokratik kanalları kapatıyor; hak ve adalet isteyen Kürtleri yıldırarak, seslerini toptan kısıtlamaya çalışıyor.

 

Türk devleti; totaliter yapısını gizleyebilmek için kendisiyle aynı melodiyi söyleyen bazı Kürtlerin seslerinin daha etkili hale getirebilmek için onlara  her türlü olanak ve enstürüman sağlayarak ülkede ‘’adil’’ ve ‘’demokratik’’ bir görünüm sunarken; kendisi gibi düşünmeyen Kürtlerin gösteri ve toplantı hakkını, seçme ve seçilme hakkını engeliyor, din ve vicdan hürriyeti gibi temel demokratik hakklarını ayaklar altına alıyor.

Son seçimlerde Kürdistan’da 100 belediyeyi ve 36 millet vekilliğini kazanan BDP her türlü baskı ve yasak ve engellemeler karşı karşıya bırakılmıştır. Kürt halkının oylarıyla seçilen; BDP li belediye başkanları, il idare meclis üyeleri; milletvekilleri ve parti aktivistleri tutuklandı ve cezaevlerine dolduruldu.

 

Başta Newroz olamak üzere BDP’lilerin yaptığı tüm toplantı ve gösteriler Türk polisleri tarafından provake edildi, toplantı ve gösteri yapmak isteyen kitleler terörize edildi.

 

BDP’li siyasetçiler; Zerduşlukla yaftalanarak, müslüman kitleler nezdinde karalanmak istendi.

 

Ezdi Kürtler; bizzat Türk Başbakan tarafından küçümsenerek, alay konusu edildiler.

 

Diyarbakırda BDP’lilerin ölüm orucu yaptıkları binanın camları kırılarak içeriye sis bombası atılması ve Van milletvekili Aysel Tuğluğ’un polis tarafından tekmelenmesi; AK Parti hükümetinin Kürtlerin ezilmesi ve toptam sindirilmesi konusunda 27 mayıs 1960 cuntacılarından çok ta farklı olmadığını göstermiştir. Çünkü siyasetçi ve  milletvekillerinin asker ve polisler tarafından tekmelenip, tokatlanması ancak 1960 cuntası zamanında görülen uygulamalardı.

 

Görünen odur ki; Kürdistan yeniden; AK Parti eliyle 1970-1980 li yıllara geri götürülmek isteniyor. 1970- 1980 li yıllarda Kürt köylerinde komandolar vasıtasıyla uygulanan devlet terörü şimdi Kürt şehirlerinde özel ve gizli polisler tarafından sürdürülmektedir.

 

Dün; Diyarbakır’da Aysel Tuğluğ’u tekmeleyen polis sadece kendi korkak ve kalleşliğini değil; AK Parti hükümetinin anti demokratik ve faşizan yüzünün ortaya çıkmasını da sağlamıştır.

 

Dün; Diyarbakır sokaklarında Aysel Tuğluk’un tekmelenmesine; Kürt siyasetçilerinin nasıl bir tutum alacağını bilemiyorum ancak bayan bir milletvekiline atılan bu tekme vicdanımızı sızlatan ve sabrımızı taşıran son damla olmuştur... Şiddetle kınıyorum.

 

12 Kasım-2012

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
27/11/2012  Kürtler ve Aleviler olmadan asla
19/11/2012  Filistin’de bayraktarlar değişebilir
12/11/2012  Açlık grevlerinin ortaya çıkardığı gerçekler
2/11/2012  Tayyib Erdoğan; Putin’in izinden mi gidiyor?
25/10/2012  Devletin bekası ve sansür
8/10/2012  Bülent Arınç artık topal ördektir
14/9/2012  Mursi’nin son hamlesi ve Suriye’de durum
29/8/2012  Balkan milliyetçiliği ve Kürtler
25/8/2012  Türkiye’nin şeytanla ittifakı
13/8/2012  Hükümetin saldırıları Türk gazetecilerini korkutuyor
6/8/2012  Suriye hamuru daha çok su götürecek
22/6/2012  Müzakere içinde oyun
14/6/2012  Sömürgecilik ve anadilde eğitim
27/5/2012  Roboski’de Kürtler neden yanlız bırakıldı?
20/5/2012  Ahmet Altan’ın nafile beklentisi
11/5/2012  Dil sürçmesi mi yoksa millet meselesi mi?
5/4/2012  AK Parti’nin amacı barış ise ...
29/3/2012  AK Parti’nin, CHP ve MHP’den farkı kalmadı
11/3/2012  Görmek istediğimiz resim
21/2/2012  Totaliter demokrasi ve Kürtler
4/2/2012  AK Parti’nin demokrasi kandırmacası
27/1/2012  BDP’ye saldırmak
13/1/2012  Türk hükümetinin ahlaki çöküşü
3/01/2012  Uludere katliamına nasıl gelindi ?
29/12/2011  AKP’sine ne kadar güvenebiliriz?
22/12/2011  Sultan Süleyman’ın şerefi ve Kürtler