DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


ahmetyaman97@gmail.com

Ahmet Yaman    

Devletin bekası ve sansür


25/10/2012

Otokratik devlet sürekliliğini korumak için gerçeklerin; kitlelere ulaşmasını engellemeye çalışır. Egemen güçlerin duymak ve görmek istemedikleri düşünce ve haberlerin engellenmesinde en sık kullandıkları enstrumanlardan biri sansürdür.

 

Genellikle sansür denilince; bundan 60-70 yıl önce Hitler’in meydanlarda yaktırdığı kitaplar ya da Stalin’in; fotograflardan Troçki, Buharin ve yüzlerce muhalifin resimlerinin sildirmesi gibi klasik sansür biçimlerini anlarız. Oysa günümüzde; sansürün gizli ve görünmeyen onlarca farklı yöntemleri kullanılır. Bu yeni sansür biçimleri; klasik sansür metodlarında benzemeselerde, sonuç olarak sansürle aynı fonksyonel özellikler taşırlar ve sonuçta halkların ve ezilen kitlelerin milli ve sınfsal uyanışlarını engelleme amacına hizmet ederler.

 

Kurulduğu günden bu güne kadar otoriter ve ırkçı  özellikler taşıyan Türkiye Cumhuriyeti; klasik ve postmodern sansür metodlarını her zaman hoyratça kullanan bir devlet olmuştur.

 

1970-1980 li yıllarda basılan kitap ve dergilerin okuyuculara ulaşmaması için matbaalar basılır, toplu olarak el konulan kitaplar Almanya’daki gibi meydanlarda yakılmaz ancak kağıt hamuru yaptırılmak üzere yeniden kağıt fabrikalarına gönderilirdi.

 

Günümüzde gelmiş geçmiş en demokratik hükümet olarak sunulan  AK Parti hükümetinin de sansür konusunda  kendisinden önce gelen hükümetlerden çok farklı bir yöntem izlemediği de ortadadır. Eski hükümetler engelleme ve yasakları direk basın ve yayın organları üzerine uygularken;  AK Parti hükümeti  baskı, yasak ve engellemeleri gazeteci, yazar ve gazete sahipleri üzerine yoğunlaştırıyor.

 

Aslında onlar için denklem oldukça basittir  muhalefet yapacak gazeteci ve yazarlar ortadan kaybolunca  muhalif basın ve yayında yavaş yavaş ortadan kalkacaktır.

 

Örneğin yazıları beğenilerek okunan Mehmet Altan ve Ergun Babahan’ın Sabah’tan,  Ali Akel’in Yeni Şafak’tan; Yıldırım Türker’in Radikla’den, Nuray Mert’in Milliyet’ten ayrılmaları özünde birer sansür operasyonlarıdır. Çünkü bu gazeteciler AK Parti hükümetinin bazı uygulamalarını eleştiriel bir yaklaşım sergilemişler,  yazdıkları gazetelerden sudan bahaneler ileri sürülerek uzaklaştırılmışlardır.

 

Düşünceye uygulanan sansürün başka bir yöntemide; bazı düşünce ve haberleri devletin bekasına karşı işlenen suçlar kategorisine sokarak muhtelif basın yayın organlarında yayınlanmasını engellemektir. Bu metod; Başbakan’ın gazete patronları ve yöneticileriyle ardarda yaptığı toplantılarda uygulamaya konuldu. Kürt ve Kürdistan’la ilgili haber ve yorumların önü kesildi.

 

Burada; Başbakan’ın, devletin ve hükümetin kontrol altına alamadığı fikir adamları ve gazetecilerin de çok ağır baskı ve saldırı altında olduklarını belirtmek gerekir. AK Parti hükümetinin kontrolüne girmemek için direnen Taraf gazetesi; Ahmet Altan ve ailesinin; nasıl çirkin bir karalama ve yıldırma kampanyasıyla karşı karşıya olduğunu yakından izliyoruz.

 

Bir kaç gün önce Gazetecileri koruma komitesinin (CPJ) verdiği rapora göre tutuklu Kürt gazeteciler sayısı 70’i geçmiş bir durumda. Bu gazetecilerin tek suçu devletin bekasına ve resmi ideoljiye karşıt düşünceleri yaymak ve haberler yapmaktı.  

 

Tüm bu baskı, tutuklama ve sansürün  kodları Başbakanın Elazığ’da ‘’biz özgürlüklerden yanayız ancak bundan sınırsız özgürlüklerden yana olduğumuz anlamı çıkarılmamalıdır’’ diye yaptığı konuşmada gizlidir.

 

Bahsi edilen bu özgürlüklerin sınırları da Başbakan; Anayasa ve kanunlar tarafından belirleneceğine göre Kürtler ve Kürdistan konusunda söylenecek fikir, söz ve haberlerin özgürce savunulup kullanılamıyacağı açıktır.

 

Demek ki artık; görevi ülkedeki basın yayın ve haber özgürlüğünü garanti altına almak olan devlet kendi bekasını korumak için doğru ve yerinde haber yapan gazetecileri tutukluyarak, direnen gazetecilere saldırtarak; basın ve haberleşme özgürlüğüne geçit vermiyecektir.

 

Açıktır ki;Tayibb Erdoğan devletin bekası için basın, yayın ve haberleşme özgürlüğünü kısıtlıyarak zor ve siddet kullanılarak Kürt milletine dayatılan otoriter ve ırkçı bir sistemin hiç olmasa 2023 (Türkiye Cumhuriyetinin 100. yıl dönümü) yılına kadar sorunsuz sürdürülmesinin hesaplarını yapıyor.

 

Ancak Kürt milleti yıllarca Kürd ve Kürdistan kelimelerini sansür eden Kemalistlerin kirli hesaplarını bozduğu gibi AK Parti ile Tayibb Recep Erdoğan’ın hesaplarını da bozmaya muktedirdir.

 

25-Ekim- 2012

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
27/11/2012  Kürtler ve Aleviler olmadan asla
19/11/2012  Filistin’de bayraktarlar değişebilir
12/11/2012  Açlık grevlerinin ortaya çıkardığı gerçekler
2/11/2012  Tayyib Erdoğan; Putin’in izinden mi gidiyor?
25/10/2012  Devletin bekası ve sansür
8/10/2012  Bülent Arınç artık topal ördektir
14/9/2012  Mursi’nin son hamlesi ve Suriye’de durum
29/8/2012  Balkan milliyetçiliği ve Kürtler
25/8/2012  Türkiye’nin şeytanla ittifakı
13/8/2012  Hükümetin saldırıları Türk gazetecilerini korkutuyor
6/8/2012  Suriye hamuru daha çok su götürecek
22/6/2012  Müzakere içinde oyun
14/6/2012  Sömürgecilik ve anadilde eğitim
27/5/2012  Roboski’de Kürtler neden yanlız bırakıldı?
20/5/2012  Ahmet Altan’ın nafile beklentisi
11/5/2012  Dil sürçmesi mi yoksa millet meselesi mi?
5/4/2012  AK Parti’nin amacı barış ise ...
29/3/2012  AK Parti’nin, CHP ve MHP’den farkı kalmadı
11/3/2012  Görmek istediğimiz resim
21/2/2012  Totaliter demokrasi ve Kürtler
4/2/2012  AK Parti’nin demokrasi kandırmacası
27/1/2012  BDP’ye saldırmak
13/1/2012  Türk hükümetinin ahlaki çöküşü
3/01/2012  Uludere katliamına nasıl gelindi ?
29/12/2011  AKP’sine ne kadar güvenebiliriz?
22/12/2011  Sultan Süleyman’ın şerefi ve Kürtler