DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


ahmetyaman97@gmail.com

Ahmet Yaman    

Türkiye’nin şeytanla ittifakı


25/8/2012

Türk devleti hiç bir zaman Kürtlerin özgürce, adil ve insani koşullarda yaşamasını kabullenmedi. Kürt toplumunun  geleneksel dinamikleri üzerininde yükselmesini; Kürtlerin kendi  kültürel değerleri ve anadilleriyle kendilerini geliştirmelerini engeledi.

 

Türk devleti bu zulmü sadece kendi sömürgeleştirdiği kuzey Kürdistan’da uygulamakla kalmayarak, Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürtler üzerinde uygulanmasınada ön ayak oldu..  

 

Siz bakmayın şimdiki hükümet yetkililerinin eşitlik ve kardeşlik palavralarına. Türk devleti; Kürtlerin milli ve demokratik haklarını engellemek için girdiği kirli itifakları bizden önceki nesiller ve bizler gördük, yaşadık ve bedelini fazlasıyla ödedik.

 

Türkiye Cumhuriyeti; 1930 yılında Kürtlerin milli ve demokratik haklarını bastırmak için İran Şahı ile anlaştı ve Van ilinin Kotur kazasını İran’a  hediye etti.

 

1955 yılında doğu ve güney Kürdistan’da gelişen Kürt özgürlük hareketlerini bastırmak için İran, Irak, Pakistan’ın da içinde olduğu Bağdat Paktının kurulmasına öncülük etti.

 

Bağdat Paktı işlerliğini yitirdiğinde; 1958 Amerika’nın da katılımıyla CENTO’nun kurulmasına destek verdi.

 

Kürtlere ve bölgedeki diğer mazlum halklara karşı kurulan bu paktlar dağıldıktan sonrada Kürdistan’ı aralarında paylaşan devletler arasındaki lojistik ve askeri ittifaklar Türkiye’nin öncülüğünde devam ettirildi. Irak federal bir sisteme kavuştuğunda; bu ittifakın bir kolu kırıldı. Acak Kürt milletine karşı oluşturulan bu şeytani ittifak uzun yıllar; Türkiye, Suriye ve İran tarafından sürdürüldü.

 

Günümüzde İran ve Suriye’nin;  Türk devleti ile olan çatışmaları bu ittifakın şimdilik parçalandığını gösteriyor. Ancak yinede Kürtlerin duyarlı olması gerekiyor. Çünkü bu devletlerin dış ilişkilerinin hamuru; ihanet ve kaypaklıkığın teknesnide mayalanmıştır.

 

Bu devletler yüz yıllık dostlarını bir saniyede pazarlayabilme kıvraklığına, kaypaklığına sahiptirler. Onun içinde bu gün birbirleriyle  kanlı bıçaklı olan İran ve Türkiye’nin yarın yeniden kucaklaşarak anlaşmaları hiç kimseyi şaşırtmamalıdır.

 

Yukarıda saydığım bir kaç örnek ve tarihte ki sayısız tecrübeler gösteriyorki; Türk devleti; Kürt halkının milli ve demokratik hakklarını engellemek için şeytanla bile ittifak kurabilir.

 

Bunun son örneğini Suriye’de görüyoruz. Suriye’de; Kürtlerin milli ve demokratik haklarını engellemek amacında olan Türk yetkilileri; Müslüman Kardeşler ve El Kaide gibi örgütlerle yakın ilişkiler içine girek onları Kürtlere karşı kışkırtarak; Kürt-Arap çatışmasının koşullarını hazırlıyor.

 

Geçen hafta Suriye Milli Konseyi yetkilileri; Kürtlerin hakimiyetinde olan Qamuşlo ve Haseki şehrinde silahlı hücreler kurduklarını açıkladılar. Bu şehirlerde örgütlenme ve varlık koşulları imkansız ve tartışmalı olan Suriye Milli Konseyi dışarıdan ithal ettiği El-kaide, paralı askerler ve diğer gerici güçlerle Kürt şehirlerinde silahlı hücreler oluşturmasının; Kürt ve Arap halkları arasında sürtüşmeler yaratmaktan başka bir amacı olamaz. Suriye Milli Konseyi’nin aldığı bu kararlarda; Türk Dışişleri Bakanı’nın ve istihbarat birimlerinin etkili olduğundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

 

Türk devletinin; bu gün Suriye’de oynamaya çalıştığı oyunlar, 1917’de; Osmanlı devletinin parçalanması döneminde Kürtlere karşı kurulan sinsi tuzaklarla benzerlik içindedir.

 

18 Nisan1920 de toplanan San Remo Konferansında; Osmanlının Arap yarımadası; Irak ve Suriye’deki topraklarından çekilmesi kararı alınmıştı. O bölgede yaşayan halkların kendi kaderlerini tayin hakkının, kaba çerçevesi çizilmişti.

 

San Remo Konferansından 4 ay sonra;10 Ağustos 1920’de toplanan Sevr Antlaşmasının  64. madesinde, Kürtlere; kuzey Kürdistan, Musul ve Süleymaniye vilayetleri de dahil olmak üzere otonomi hakkı tanınmıştı .

 

Bölge haklarına tanınan kendi kaderlerini tayin hakkının hayata geçirilmesi için 19 Mart1921 de Kahire Konferansı toplandı. Kahire Konferasında karal Faysal’ın yönetimine bırakılan Irak’ta; Musul; Süleymaniye ve kuzey Kürdistanı içeren otonom bölgenin kurulması için Kürt liderleriyle görüşme kararı alınmış ve bunun için Şeyh Mahmud Berzenci ile ilişkiye geçilmişti.

 

Ne var ki; Kahire konferansının aldığı kararları ortadan kaldırmak isteyen Osmanlı hükümeti;

Şeyh Mahmud Berzenci’yle daha önce ilişkiye geçmiş  yalan vaadler vererek; onun Arap aşiretleri ve İngiltere ile çatışmasını sağlamışlardı. Şeyh Mahmud Berzenci’nin kendilerine savaş ilan etmesinde kızan İngiltere; Kürtlere vermek istediği otonmi (Home rule) hakkını bilinmeyen bir geleceğe ertelemişti [1] . Kaba hatları 1920 San Remo Konferasında belirlenen otonomi hakkını, Iraklı Kürtler ancak 70 yıllık bir gecikmeyle; Saddam’ın yıkılışından sonra elde edebilmişlerdi.

 

Doğrusunu sorarsanız şimdi Türk hükümetinin; Suriye’de engellemeye çalıştığı; Kürtlerin otonomiye tekabül edebilecek siyasi statü hakkıdır. Türk hükümeti tek başına Kürtlerin milli ve demokratik haklarını engelemeye muktedir değildir. Onun içinde Suudi Arabistan, Urdün, Katar gibi demokratik olmayan ülkelerle ilişkilerini sıklaştırarak; Kürtlerin siyasal statülerini engeleme işini; Arap ülkelerine ihale etmeye çalışıyor.

 

Ancak tüm dünya ve Kürtler; Türkiye’nin bu sinsi planından haberdardır.

 

Kürtler ancak kendi aralarındaki birliği güçlendirdikten sonra farklı din ve mezhepler ile diğer halklarla iyi komşuluk ilişkilerini geliştirerek; kendilerine karşı kurulan sinsi ve hayin ittifakları parçalayabilirler.

 

25 Ağustos 2012

Ahmet Yaman

 

[1] Home rule: 1800 yılların sonunda İngiltere’nin sömürgelerin, kendi kaderlerini tayin haklarını içeren bir tanımlamadır. Bu tanımlama günümüzdeki otonom yönetimlerden daha geniş özgürlükleri içeren konfederal bir yönetim biçimidir. İngilizlerin; İrlanda ve Hindistan’da uyguladığı yöntem buydu. İki örnekte bağımsızlıkla sonuçlanmıştır.

---
Nivîsên din yên nivîskar
27/11/2012  Kürtler ve Aleviler olmadan asla
19/11/2012  Filistin’de bayraktarlar değişebilir
12/11/2012  Açlık grevlerinin ortaya çıkardığı gerçekler
2/11/2012  Tayyib Erdoğan; Putin’in izinden mi gidiyor?
25/10/2012  Devletin bekası ve sansür
8/10/2012  Bülent Arınç artık topal ördektir
14/9/2012  Mursi’nin son hamlesi ve Suriye’de durum
29/8/2012  Balkan milliyetçiliği ve Kürtler
25/8/2012  Türkiye’nin şeytanla ittifakı
13/8/2012  Hükümetin saldırıları Türk gazetecilerini korkutuyor
6/8/2012  Suriye hamuru daha çok su götürecek
22/6/2012  Müzakere içinde oyun
14/6/2012  Sömürgecilik ve anadilde eğitim
27/5/2012  Roboski’de Kürtler neden yanlız bırakıldı?
20/5/2012  Ahmet Altan’ın nafile beklentisi
11/5/2012  Dil sürçmesi mi yoksa millet meselesi mi?
5/4/2012  AK Parti’nin amacı barış ise ...
29/3/2012  AK Parti’nin, CHP ve MHP’den farkı kalmadı
11/3/2012  Görmek istediğimiz resim
21/2/2012  Totaliter demokrasi ve Kürtler
4/2/2012  AK Parti’nin demokrasi kandırmacası
27/1/2012  BDP’ye saldırmak
13/1/2012  Türk hükümetinin ahlaki çöküşü
3/01/2012  Uludere katliamına nasıl gelindi ?
29/12/2011  AKP’sine ne kadar güvenebiliriz?
22/12/2011  Sultan Süleyman’ın şerefi ve Kürtler