DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


cemal_hevdem@hotmail.com

Cemal Özçelik    

Dert veren Mevla, dermanını da verir


19/8/2012

Şemdinli’de başlayıp daha geniş bir alana yayılan uzun süreli çatışmalara tanık olduk. Bu kadar geniş bir coğrafyada 20 gün boyunca çatışmaların sürmesi, beraberinde kimi sorular ve tartışma konularını da getirdi.

Birincisi: Alan hakimiyeti mi, yoksa intihar mı?

İkincisi: Çatışmaların bu kadar uzun sürebilmesinin sırrı nedir?

Birinci sorudan başlayacak olursak..

Alan savaşı cephe savaşı değildir

Cephe savaşı, toplu bir güçle, görece dar bir alanda sürdürülen bir savaş biçimidir. Alan savaşı ise, Görece geniş bir alanda, dağınık bir şekilde sürdürülen savaştır. Yani biri bütünleşmiş bir tek mevzide gerçekleşirken, öteki ise çeşitli mevzilerde yürütülür. Biri büyük oranda sabit, öteki hareketli ve değişkendir.

Cephe savaşı, kurtarılmış bölge yaratmayı hedef alırken; alan savaşı o alanı tamamıyla arındırıp kurtarmayı değil, o alandaki etkinliği veya üstünlüğü ele geçirmeyi amaçlar. Örneğin 1991’de Kürt peşmergelerinin Kerkük’e girip, sokak sokak, ev ev çatışarak şehri Saddam küvvetlerinden kurtarması, tam anlamıyla bir cephe savaşıydı. Cephe savaşlarında kayıplar da büyük olur, ulaşılması öngörülen hedefler de. Bu bağlamda ülkemiz Kürdistan’nın çok önemli bir parçası kurtarılırken, 2 bin civarında Kürt peşmergesi de hayatını kaybetmişti.

Şırnak’ta çatışmalar başladığında, bir çok kişi tarafından bunun bir cephe savaşı olduğu, bu yönüyle de binlerce kürt gencinin kaybına yol açacak intiharvari bir girişim olduğu tezleri ortaya atıldı. Ben şahsen her tezi ciddiye alır, üstünde düşünür ve tartmaya çalışırım. Ama ‘’Gerçeğin kanıtı pratiktir’’ şeklindeki felsefi ilkeyi esas alarak, her tezi pratiğin sınavına tabi tutarım. Böylelikle ön yargılardan uzak, bunların doğruluk veya yanlışlığını açığa çıkartmaya çalışırım.

Şimdiden geriye dönüp baktığımızda, Şırnak’ta bir cephe savaşının verilmediği ortaya çıkmıştır. Can kaybı olmuş, ama kimilerinin öngördüğü düzeylerin çok çok gerisinde kalmıştır. Tabii insanlarımızın değerleri rakamlarla ölçülemeyecek kadar çoktur; bir tek kişinin kaybı bile benim için çoktur. Hayatını ortaya koymak herkesin harcı değildir. Ama rakamlar, ‘’felaket habercileri’’nin ortaya attıkları senaryoların gerçeğe uyup uymadıklarını gözler önüne sermek için başvurulmak durumunda kalınan kriterlerden bir tanesi olduğu için ve sırf bu amaçla onları dile getirdim.

Buradan ikinci soruya geçebiliriz

Çatışmalar ve hava gücü

Gelişmeleri yakından takip eden gazetecilerin bildirdiğine göre Qandil, aylar öncesinden hazırlık yapmış. Bölgede, alana hakim  tepelerde çok sayıda uçaksavar yerleştirmiş. Çatışmalar başladığında, ordu, öncelikle gerillanın vur-kaç yapacağını sandığından, onların kaçış yollarını tutup bombalamaya başlamış. Gerillanın kaçmadığını, tersine saldırmaya devam ettiğini gördüğünde, boş araziyi boşu boşuna bombaladığını anlamış.

Ardından da çatışma bölgesine gelip bombalamak istemiş. Bu sefer de beklenmedik bir durumla karşılaşmış. Tepelerden üzerlerine binlerce kurşun yağmış. Ve geri çekilmişler.

Hava desteği olmadan can kaybının artacağını anlayan devlet, ‘’Yavaş, ama güvenli’’ bir yol izlemeye karar vermiş. Müdahalenin yavaş olduğu malum. Ama ne oranda güvenli olduğu şimdiye kadar kuşkulu. Operasyonların bitirilmesinden sonra da gerillanın Şırnak’ta yol kesebilmesi, bu operasyonların hiç de devletin istediği ve iddia ettiği biçimde geçmediği yönündeki kanaatleri güçlendirmektedir.

Alan hakimiyeti hava hakimiyetiyle mümkündür

Devlet bugüne kadar hava hakimiyetine dayanarak ve buna güvenerek savaşı yıllardır tüm acımasızlığıyla sürdüregelmektedir. Şırnak’taki yeni durum, bu üstünlüğün ilelebet devam etmeyebileceğinin sinyallerini vermektedir. Eğer Qandil, yoğun bir şekilde uçaksavar, hatta ondan da güçlü uçak düşürebilen roketler ve anti tank roketleri elde edebilirse bu, devletin coğrafyadaki egemenliğine alabildiğine büyük darbeler vurmasının zeminini yaratacaktır.

Yeni silah imkanlarının sinyalleri ortaya çıkıyor

Uçak düşürmeyi sağlayan ve sabit zeminlerde konuşlanmış roketler devletlerin ellerinde mevcuttur. Kısa menzilli, uzun menzilli, v.b değişik biçimleri vardır. Bunların ötesinde, devletlerin birbirlerini içten vurmak üzere ürettikleri başka türden roketler de mevcuttur. Bunlar hafif ve omuzda taşınabilen portatif füzelerdir.

Bazen devletler bunları direk değil de, kendi bağlaşıkları örgütler aracılığıyla rakiplerine karşı kullanırlar. Örneğin Sovyetler’in Afganistan’daki egemenliğine son vermek için, ABD’nin çeşitli Afgan örgütlerine stinger füzeleri vermesi gibi.

Ancak bu, riskli bir tutumdur. Çünkü bu silahlar günün birinde istenmeyen güçlerin de eline geçebilir. Dahası dünün dost örgütü, yarın öbürgün düşman bir örgüte dönüşebilir ve bu silahları bizzat kendisine veren devlete karşı kullanabilir.

Örneğin bu yüzden Sovyetler Afganistan’dan çekildikten sonra, Amerika dağıttığı bu füzeleri büyük bir hasasiyetle-hepsini olmasa da, önemli bir kısmını- tekrar topladı.

ABD bugün bu silahları Suriye krizinden ötürü tekrar piyasaya sürmüş bulunmaktadır. Kimi yorumcular, bu silahların PKK/PYD’nin eline geçebilme riskinin olduğunu dile getirip, bu tarzda Esad muhaliflerinin desteklenmesinin beraberinde kimi istenmeyen sonuçları doğurabileceği yönünde kaygılarını dile getirmektedirler.

Diğer bir husus da, Suriye’nin, kendi muhaliflerini açık bir şekilde destekleyen Türkiye’ye karşı misillemeye gidip, PKK’ye sovyet yapımı roketleri verebileceği ihtimalidir. Hatta kimi kaynaklar, Suriye’nin bunu resmen Türkiye’ye bildirdiğini, Türkiye’ninse böyle bir tutumun savaş sebebi sayılacağını kendilerine bildirdiğini belirtmektedirler.

Hatırlarsınız, 80’li ve 90’lı yıllar boyunca PKK’yi açık, ama gayrı resmi destekleyen Suriye, ona bu türden roketler vermedi. Çünkü eninde sonunda kendisine karşı da kullanılabilmeleri olasılığı vardı. Ama şimdi durum başka. Esad rejimi varlık-yokluk sürecini yaşıyor ve kendisini kurtarmak için her çılgınlığı göze alabilecek durumda. Bu yüzden PKK’nin roket sahibi olması, hiç de hayali bir olasılık değildir.

Ayrıca belirtmekte yarar var, İran da zor günler yaşıyor. İsrail tehdidi gün be gün artıyor. İran da dönem dönem PKK’yi desteklediği halde, eline ağır silahlar vermemeye özen gösterdi. Halen de bu tavrını sürdürüyor. Ancak saldırıya uğrayıp, ecel terleri dökmeye başlarsa, tutumunda değişiklik yapabilir.

Bu üç olasılıktan bir tanesi bile gerçekleşirse, Türk devleti oldukça sıkıntılı bir dönem yaşar. Ecel terlerini dökme sırası ona gelir. Hem askeri anlamda ciddi darbeler yer, hem de siyaseten tükenir. Eğer kandil yeni bir hava gücü elde edip askeri barajı aşarsa, Türkiye’deki siyasi barajların da bir bir yıkılacağını tahmin etmek güç olmayacaktır.

Dert varsa, derman da var

Türk devleti her türlü insanlık değerlerini, doğaya saygıyı ayaklar altına alıp ülkemizi yoğun bir şekilde bombalamaktadır. Peki devletin yürütme organı hükümete sormak lazım, her fırsatta; ‘’Dert veren mevla, dermanını da verir’’ diyen sizler değilmisiniz? Hiç bir konuda sizlerle hemfikir olmamakla birlikte, bu konuda sizlere katılıyorum. Attığınız bombalar, halkımıza hediye ettiğiniz dertlerse, mevlam bunun dermanını da ona hediye edecektir. Belki de gün gelecek o bomba yağdıran uçaklarınız, bizzat kendileri iri yağmur taneleri gibi yağıp, cehennemin dibini boylayacaklardır. Bu durumda o çok sevdiğiniz uçaklarınızı yalnız bırakmayacağınızdan da eminim!

Cemal Özçelik

19.08.2012

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü