DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


ahmetyaman97@gmail.com

Ahmet Yaman    

Suriye hamuru daha çok su götürecek


6/8/2012

Suriye’de olaylar 15 ay  önce başladı ve son haliyle bir iç savaşa dönüşmüş durumda. İç savaşın tüm bölgeyi içine alacak bir çatışmaya dönüşme tehlikeside var. Olayların bu boyutlara taşınmasında ‘’arap baharı’’na direnen Baas yönetimin suçu kadar; bölgedeki ülkelerin ve özelikle Türkiye’nin izlediği fırsatçı ve kaypak dış siyasetin etkiside büyükür.

 

Mesele sadece Beşar Esad’ın reformlara direnmesiyle açıklanacak kadar basit değildir. Çünkü yıllarca reform yapmayan bir Beşar Esad’la dostluk içinde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti; bir kaç yılını daha Beşad Esad ve Baas iktidarıyla barış ve kardeşlik içinde geçirecekti. Ancak Suriyedeki siyasal gelişmelerden aşırı ölçüde paniğe kapılan Türk yetkilileri; Irak’ın yeniden inşasında kaçırdıkları fırsatları Suriye’de tekrarlamamak için kardeşten de ileri gördükleri Beşar Esad’ı terk ederek; omurgasını Müslüman Kardeşlerin oluşturduğu; Suriye Milli Konseyini destekledi.

 

AK Parti hükümeti ve Türk devleti saklamaya çalışsa da; Türklerin tavır değiştirmesinde en büyük etken; yeniden inşa edilecek bir Suriye’de; Kürtlerin elde edebilecekleri milli ve demokratik bir statüyü engeleme arzularıdır.

 

Doğrusu Türk hükümeti; Suriyeli Kürtlerin milli ve demokratik haklarını engelemek için Suriye siyasetine parmağını sokmasaydı; muhtemelen Suriyedeki demokratik mücadelede, Tunus, Libya, Yemen ve Mısır’da çözümlendiği gibi yani sadece Suriye’de yaşayan halkların öngördüğü biçimde çözülebilirdi. Ne varki; Türk hükümeti Suriyedeki Kürtlerin milli ve demokratik hak elde edebileceği korkusnua kapılarak görevi olmadığı halde  ‘’Suriye Misaki Millisi’’ espirisini icad ederek; meseleye müdahil oldu ve çözümü karmaşıklaştırdı.

 

İcat ettiği ‘’Suriye Misaki Millisi ’’ ile zaten had safada olan  Arap milliyetçiliğini kaşıyarak, Suriyedeki halkları birbirlerine düşürmeye çalıştı. Şimdi de; Suriye Kürtlerinin elde edebileceği siyasal statüyü engellemek isteyen Türkiye; Özgür Suriye Ordusunu açıktan destekleyerek; onlar vasıtasıyla, yeniden inşa edilecek olan Suriye’de söz sahibi olmaya çalışıyor.

 

Aslında Türkiye’nin Müslüman Kardeşlerle olan ilişkisi çok yeni sayılmaz. Müslüman Kardeşlerin Suriye kolu; Türkiye’nin kucağında büyütülmüş bir örgütür. Daha 1980 lerde; Suriye’ye karşı siyasi komplolar geliştirmek isteyen Türkiye yöneticileri Müslüman Kadereşler örgütüne kucak açmışlardı. 12 Eylül Cuntacıları Türkiye’nin değişik yerlerinde   onlara kamplar kurdurtmuş ve her türlü desteği sağlıyordu. 12 eylül cuntacılarından sonra başa gelen Türk hükümetleri de Müslüman Kardeşlerle olan  ilişkilerini koparmadan; gizlilik içinde günümüze kadar getirdiler. AK Parti hükümeti döneminde de Müslüman Kardeşlerle olan ilişkiler altın çağını yaşadı.

 

Zaten Hafız Esad’da buna misilleme olarak; kapılarını PKK’ye açararak,Türkiye’nin hamlesine karşı bir hamleyle karşılık vermişti. Mesele tarihsel gelişmeler  ve gerçekler üzerinde incelendiği zaman Türk devletinin Suriye ile ilgili planlarının hiç te iddia edildiği gibi günlük ve plansız olduğu söylenemez.

 

Onun içinde; günümüzde Kürtlere paket bir çözüm olarak sunulan ve bazı Kürt politikacıları tarafından da desteklenen Suriye Milli Konseyine katılma önerileri iyi incelenmeli ve dataylı tartışılmalıdır.

 

Çünkü; omurgası Müslüman Kardeşlerden oluşan Suriye Milli Konseyi ve onun silahlı gücü olan Özgür Suriye  Ordusunu; bağımsız, demokratik ve düzenli bir güç olarak görmek gerçekçi bir değerlendirme olamaz. Özgür Suriye Ordusu içinde her türden başı boş insanı barındıran ve kontrolü tamamen Türkiye’nin elinde olan ve deyim yerindeyse; Türkiye’nin bir yan örgütü durumundadır.

 

Bu koşullarda Kürtlerin;  Suriye Milli Konseyini desteklemeleri; kendilerini dar ağacında çekecek celladın urganını yağlamaktan başka bir anlam taşımaz. Çünkü Suriye Milli Konseyinin; başta Kürtler olmak üzere; Hırıstiyan, Dürzi, Alevi ve Nusayriler gibi azınlıklarla ilgili çözüm önerileri ile Baas iktidarının yıllardır sürdürdüğü politikalardan büyük farklılıklar taşımıyor. Yıllardır Alevi azınlık hükümetinin baskıları altında inletilen Kürtler ve Durziler; bu defa çoğunluk  Sunni hükümetin baskılarına maruz bırakılacaklardır.  Alevi ve Hırıstiyan azınlıklar üzerindeki baskılar artacaktır.

 

1978 de İran devrimini yakıdan izleyenler iyi bilirler. Şah'ın gidişini ve Humeyni’nin gelişini alkışlayan insanlar Humeyni’nin ikdidarı ele geçirdikten sonra  anti demokratlaşıp, teokratlaştığını görünce hayal kırıklığına uğramışlardı. Şahın iktidardan uzaklaştırılması için mücadele eden; Koministler (TUDEH), liberaler, demokratlar ile  başta Kürtler olmak üzere diğer tüm azınlıklar; hiç bir demokratik hak elde edememişler, büyük acılar çekmişler ve halada çekiyorlar.

 

Suriyedeki siyasal durum incelendiğinde Esad hanedanı ile Alevi, Nusyriler kitleler mutlak biçimde bir birlerinden ayırd edilmelidir; Esad hanedanı mutlak gidicidir ancak Suriyedeki Alevi, Durzi ve Nuseyriler kalıcı unsurlardır. Esad sonrası; bu kitlelerin demokratik hakları, din ve vicdan özgürlükleri mutlaka korunmalı ve garanti altına alınmalıdır. Kürtler bu milli ve dini azınlıklarla iyi komşuluk ilişkilerini feda etme yanlışlığına düşmemelidir.

 

Bir de Suriyedeki Alevi, Nasuri, Durzi ve Hırıstiyan azınlıklar; Esad sonrası nasıl bir statü içinde yaşamak istediklerini henüz beyan etmemişlerdir.Yani onlar henüz son sözlerini söylememiştir. Onların yapacakları tercih tüm bölgedeki güçler dengesini yeniden altüst edebilir.

 

Başta belirtiğim gibi Suriye’nin hamuru daha çok su çekecektir. Suriyedeki iç savaş dahada derinleşerek tüm bölgeyi kapsayan bir ateş çemberine dönüşebilir.

 

Türkiye Cumhuriyeti; Suriye Kürtlerinin milli ve demokratik satüsünü engellemek için yeni tuzaklar kuracak ve yeni bahaneler bulmaya çalışacaktır. Türk hükümeti gerekirse iç savaşın ömrünü uzatarak, Baas kalıntıları veya Kürtlerin milli demokratik statüsünü engeleyebilecek başka yeni aktörlerle uzlaşma zeminleri arayacaktır. Türk hükümetinin dış politikası öylesine kaypak zemin üzerine kurulmuşturki; yüzünü 40 yıl peşinden koştuğu Avrupa Birliğine dönerek, Şanghay İşbirliği Örgütüne çevirmekte bir saniye bile tereddüt etmez.

 

7 Ağustos 2012

---
Nivîsên din yên nivîskar
27/11/2012  Kürtler ve Aleviler olmadan asla
19/11/2012  Filistin’de bayraktarlar değişebilir
12/11/2012  Açlık grevlerinin ortaya çıkardığı gerçekler
2/11/2012  Tayyib Erdoğan; Putin’in izinden mi gidiyor?
25/10/2012  Devletin bekası ve sansür
8/10/2012  Bülent Arınç artık topal ördektir
14/9/2012  Mursi’nin son hamlesi ve Suriye’de durum
29/8/2012  Balkan milliyetçiliği ve Kürtler
25/8/2012  Türkiye’nin şeytanla ittifakı
13/8/2012  Hükümetin saldırıları Türk gazetecilerini korkutuyor
6/8/2012  Suriye hamuru daha çok su götürecek
22/6/2012  Müzakere içinde oyun
14/6/2012  Sömürgecilik ve anadilde eğitim
27/5/2012  Roboski’de Kürtler neden yanlız bırakıldı?
20/5/2012  Ahmet Altan’ın nafile beklentisi
11/5/2012  Dil sürçmesi mi yoksa millet meselesi mi?
5/4/2012  AK Parti’nin amacı barış ise ...
29/3/2012  AK Parti’nin, CHP ve MHP’den farkı kalmadı
11/3/2012  Görmek istediğimiz resim
21/2/2012  Totaliter demokrasi ve Kürtler
4/2/2012  AK Parti’nin demokrasi kandırmacası
27/1/2012  BDP’ye saldırmak
13/1/2012  Türk hükümetinin ahlaki çöküşü
3/01/2012  Uludere katliamına nasıl gelindi ?
29/12/2011  AKP’sine ne kadar güvenebiliriz?
22/12/2011  Sultan Süleyman’ın şerefi ve Kürtler