DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


cemal_hevdem@hotmail.com

Cemal Özçelik    

Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?


14/7/2012

Son dönemlerde iki temel sav ortalıkta dolaşıyor:

Birincisi; Kandil’in Öcalan’ı dıştalayıp devre dışı bıraktığı,

İkincisi ise; devlet yetkililerinin Öcalan’la görüştüğüne ilişkindir.

Biliyorsunuz, ne zaman Öcalan’ın avukat görüşmesi olsa, akabinde hemen bir olay patlak verirdi. Devletin Öcalan’a kötü muamele yaptığı, kötü sağlık koşullarında tuttuğu bildirilir, dışarıdaki kitle de buna karşı tepkisini ortaya koyardı. Böylelikle ortam kaotik bir görünüm edinirdi.

Aslında öyle anlaşılıyor ki, devletin Öcalan’a yönelik uygulamalarının iyi olmadığı, onu kötü koşullarda tuttuğu doğruydu. Ve bunu bilinçli bir politikanın sonucunda hayata geçiriyordu.

Bunun esas amacı da Kürtlerin reflekslerini ellerinde tutup, onları istedikleri şekilde dolaylı da olsa yönlendirebilemekti. Örneğin gündemi değiştirmek için, Öcalan’a kötü muamele yapıldığı bilgisi dışarı taşırılırdı ve akabinde de tam da istedikleri bir sonuç çıkardı. Bizlerinde gerek Kandil’e, gerekse de BDP’ye yönelik eleştirilerimizin başında bu refleksif tutumları gelmekteydi.

Aslında devletin, hükümetin insiyatifinde gelişen olgulardı. Nitekim uzunca bir müddettir İmralı cezaevi’nin hukuken hükümetin denetiminde olduğu biliniyor. Ayrıca Kandil ve İmralı görüşmelerinin de bzzat Başbakanın direktifleriyle, MİT aracılığıyla gerçekleştiği ortaya çıktı.

Kimi avukatların ‘’sızma’’ olduklarının ortaya çıkması, şimdi bazı olguların daha iyi anlaşılmasını da sağlıyor kanaatimce. MİT bağlantılı-dolayısıyla hükümet bağlantılı- çalışan bu avukatların süreci belli yönlere kanalize edip manipüle etmeye çalıştıkları daha bir berraklaşıyor. Ama görünen o ki, fazlaca da bir etkileri olmamış. Onlar ajanlıklarıyla kalıp, deşifre olarak rezil rüsva oldular.

Kandil devleti boşa çıkardı

Değişen şu oldu: Kandil bir yandan devletin görüşme adı altında sürdürmeye çalıştığı tasfiye siyasetini suya düşürdü, öte yandan da, Öcalan üzerinden kendi reflekslerinin harekete geçirilmesi olayına dur dedi. Öcalan’a bağlılıklarını her fırsatta dile getirmekle birlikte, kendisine yönelik İzolasyon v.b politikalara karşı eskisi gibi refleksif davranmaktan vazgeçti. Böylelikle devleti iki koldan boşa çıkarttı.

Kandil nezdinde politikalarının iflas ettiğini görünce de, hükümet onu devre dışı bırakıp, farklı arayışların içine girdi. Bu bağlamda aslında Kandil Öcalan’ı devre dışı bırakmadı; tersine devletin, hükümetin Öcalan üzerinden yürütmeye çalıştığı girişimleri devre dışı bıraktı.

Uzun sözün kısası; Kandil’in devletin hileye dayalı tasfiye siyasetine kanmayıp onu boşa çıkartması ve akabinde Kandil’in devreden çıkartılarak operasyonlara hız verilmesi, sürecin tıkanmasının –kimi diğer faktörlerle birlikte- önemli payandasıdır diye düşünüyorum.

Devlet-Öcalan görüşmeleri

Aydınlık Gazetesi’nin ortaya attığı son iddiaya bakılırsa devlet yetkilileri Öcalan’la görüşüyorlarmış. Belli aralıklarla gemiler aracılığıyla kendisine tur attırıldığı ve burada belli kişilerle görüştürüldüğü söyleniyor. Bazen de Bursadaki MİT misafirhanesinde ağırlandığı görüşü ortaya atılmaktadır.

Devletin, elinde tutsak olarak tuttuğu Öcalan gibi biriyle kontağı kesmesi beklenemez zaten. Bu bağlamda biçimi, tarzı, yeri ne kadar doğru bilemeyiz, ancak devletin çeşitli organları aracılığıyla Öcalan’la bağlantı içinde olduğu haberi benim için sürpriz olmaz.

Peki devletin bu tarz ilişkilenmesini nasıl değerlendirmek gerek?

Öncelikle ben bunu görüşmeden ziyade; devletin kendi siyasetini dayatma girişimi olarak görüyorum. ‘’Ya dediğimiz noktaya gelirsin, ya da seni izole ederiz’’. Öcalan’a dayatılan budur daha çok gözüken.

Üstelik devlet bu dayatmayı yaparken, Öcalan’ı bir nevi kendi durumdan sorumlu kişi gibi göstermeye çalışıyor. Onun izole edilmediği, tersini kendisinin görüşmelere çıkmak istemediği sık sık vurgulanıyor.

Öcalan’ın dönem dönem rest çekip görüşmelere çıkmayacağını, aradan çekileceğini bildirdiği bir gerçek. Gerekçe olarak da her iki tarafın; yani hem kandil, hem de devletin kendisini kullandığını gösteriyordu.

Devlet şimdi onun bu söylemlerini izolasyon için bir koz olarak kullanıyor. Yani bir yandan Öcalan’ı izole edip, ona çeşitli dayatmalarda bulunuyor; bir yandan da Öcalan’ın geçmişte sarfettiği sözleri kullanarak, izolasyon sorumluluğundan kurtulmaya çalışıyor. Öcalan’ın da, işlevini yerine getirmediğini düşünüp bir tepki olarak bir müdetliğine görüşmek istememş olma olasılığı var, ama kendi kendisini izole edecek çapta bu tavrını sürdürebileceğni sanmıyorum.

Öcalan bu durumda rest çekerek, aslında farkında olmadan devletin izolasyon politikasına maddi zemin oluşturmuş oldu. Devlet bu blöfü gördü ve şimdi bizzat ona karşı kullanmaktadır.

İmralı ile Kandil arasında çelişki var mı?

Öcalan’ın yakalanmasından bu yana Kandil belli boyutlarda İmralı’dan özerk davranıyor. Kendisine has politikalar geliştiriyor. Ancak bu özerk davranış, ille de Öcalan karşıtlığı biçiminde algılanmamalı. Daha çok kandil’in devletin kimi dayatmalarla İmralı üzerinden politika geliştirmesi seçeneğine karşı geliştirdiği bir tedbirdir bu.

Bu özerk duruş görüşme ve protokoller sürecinde de gendisini gösterdi. Öcalan bu tutumun direk kendisine karşı olmadığını bilmekle birlikte, yer yer canını sıktığını söylemek mümkün. Böylelikle aralarında kimi uyuşmazlıklar, küçük çaplı çatışmalar çıkabilmektedir.

Temel konularda aslında İmralı ve Kandil arasında büyük zıtlıklar yok. Her ikisi de karşılıksız, tek yanlı silah bırakılmasına karşı. Öcalan tutsaklık durumundan ötürü kimi noktalara daha ‘’siyasi’’ yaklaşma ihtiyacı görmektedir. Böylece genellikle daha yapıcı, esnek bir dil kullanmaktadır. Kandil’inse öyle bir kaygısı yoktur. Daha bir oto sansürsüz konuşmaktadır. Bu, onların siyaset yapmadıkları, koşulları dikkate almadan hesapsız kitapsız konuştukları anlamına gelmez.

Öcalan karşıtları Kandil’e karşı İmralı’ya sığınıyorlar

Yıllardır Öcalan’ı ağır bir dille eleştirip suçlayanlarınsa, Kandil’e karşı Öcalan’ı bir şemsiye olarak kullanmaları oldukça ilginç bir tablo yaratıyor. ‘’Kandil Öcalan’ı devre dışı bıraktı’’ diyorlar. Sanki Öcalan devletle barış projesinde anlaşmış da, Kandil bunu sabote etmiş, demeye getiriyorlar.

Oysa gerçeğin böyle olmadığını, devletin, hükümetin yaptığı operasyon ve tutuklamalarla süreci sabote ettiği biliniyor. Sürekli ‘’Silvan saldırısı’’ndan dem vuruluyor, adeta bir milad haline getirildi bu. Bunu milad haline getirenlerin geçmişte de Bingöl  saldırısını, Tokat saldırısını, Aktütün saldırısını, Trabzon saldırısını, daha bilmem hangi saldırıları süreci sabote eden esas suçlular haline getirip, her seferinde günah keçisi yeni yeni miladlar yarattıklarını unutuyorlar. Sözkonusu saldırılar eleştirilmez değil, halkımıza, politik süreç ve atmosfere zarar veren, pahalıya mal olan her şeyi tabii ki ve de acımasızca eleştireceğiz, ancak devletin sürdürdüğü saldırgan politikalara karşı refleks biçiminde ortaya çıkan bu türden eylemlilikleri ‘’Çıban başı’’ ilan edip, farkında olmadan devletin kendisini aklamasına da zemin hazırlamamak gerek.

Öcalan da gerillanın kendisini savunmasına karşı değil. Hatta saldırı eylemlerinde bulunmasına da karşı değil. Ancak taktik gereği bunların sorumluluğundan kurtulmak için, bazen tasvip ettiği eylemlere karşı da hoşnutsuzluğunu gösterebilmektedir. Kandil de pekala kimi hoşnutsuzlukların taktiksel olduğunun ayırdında olduğu için, bazen bilerek Öcalan’ı ‘’takmamaktadır’’.

Yeri geldiğinde Öcalan’a hiç inanmayanlar, her seferinde onun daha önceleri sarf ettiği bir cümleyi bağlamından kopartıp, Kandil ve BDP’ye karşı kullanıyorlar. Öcalan bir avukat görüşmesinde; ‘’Asrın en büyük anlaşmasına varmak üzereyiz’’ demişti. Daha sonra bununla MİT’le yapılan protokolleri kastettiği ortaya çıktı. Bunun da hükümetçe kaale alınmadığı biliniyor. Ancak kimi çevreler Öcalan’ın açıklamasını öyle bir renge büründürdü ki, sanki soruna çözüm bulunmuş, her şey yolunda gidiyordu da, birileri Öcalan’ı devre dışı bırakıp bu barış ve anlaşma sürecini sabote etti!

Bu yaklaşımdan çıkan sonuç şu: Öcalan barıştan, çözümden yana, ancak Kandil bunu engelliyor. Peki madem ki böyle, hükümet neden Öcalan’a ambargo koydu? Neden Öcalan’ın önünü açmadı?

Devlet ne yapmak istiyor?

Devletin tasfiye politikasında herhangi bir değişiklik sözkonusu değil. Her seferinde değişik ad ve görüntüler altında aynı projeyi hayata geçirmeye çalışmaktadır.

Şimdi bir yandan Kandil’i devre dışı bırakırken,(Tabii buna BDP de dahildir) öte yandan da Öcalan’ı izole ederek ona belli siyasetleri dayatma uğraşı içindedir. Aydınlık gazetesinin haberleri de(eğer doğruysa) daha çok bunu dışarı yansıtmaktadır.

Yani devlet Öcalan’ı siyasal gücü olan ve örgüt üzerinde de önemli etkisi olan bir birey olarak devreye konulmak isteniyor. Örgüt lideri olarak kabul edip, müzakere etme istemi yok.

Ama yine Aydınlığın haberinden anlaşılıyor ki, aradan yaklaşık 1 yıl geçmesine rağmen Öcalan henüz ikna edilmiş değil. Amerika’nın da projenin arkasında olmasını istiyor. Bu amaçla da kendisinin ‘’Amerikalılarla’’ da görüştürüldüğü söyleniyor.

Bunların sahte Amerikalı olma olasılığı oldukça yüksektir. Her ingilizce bilen veya her Amerikalı vatandaşın, yada istihbaratçının arkasında Amerikan devletinin durduğu söylenemez..

Hatırlarsınız, Kenya’da Öcalan’ı ikna edip Yunan konsolosluğundan çıkartmak için, onun özel bir uçakla Holanda’ya uçurulacağı sözü verildi önce. Öcalan da bunu kabul etti. Uçağa adımını attığında onu önce sarışın, mavi gözlü biri gülümseyerek karşıladı. Öcalan bunun Avrupa’lı olduğundan emin, gülücüğe gülücükle karşılık verdi. Üzerine çullandıklarında, durumun bambaşka olduğu ortaya çıktı. Sarışın, güzel gülücüklü, ingilzce konuşan kişi, Türk istihbaratçısından başkası değildi. Şimdi Amerikalılarla görüştürülüyorsun, adı altında kimbilir ne türden çoraplar örülüyor başına..

Leyla Zana’nın misyonu ne?

Bu ‘’görüşmelerin’’ diğer ayağının da Leyla Zana olduğu iddia ediliyor. Öcalan’ın bizzat kendisiyle görüştüğü dile getiriliyor. Daha önce de buna benzer kimi iddialar ortaya atılmıştı; hatırlarsınız bir kaç ay önce Leyla Zana’nın Ankara’da kaldığı eve baskın düzenlendi, evdeki bilgisayarlara el konuldu. Öcalan’ın Leyla Zana’yla Mail aracılığıyla görüştüğü, ve kendisinin de bu mailleri dışarı taşıdığı iddia edilmişti.

Leyla Zana dokunulmazlığı olan bir Milletvekili olduğu halde evine baskın düzenlendiği için haklı tepkisini göstermişti. Ancak Öcalan’la internet üzeri görüşmeleri hakkındaki iddialarla ilgili herhangi bir açıklamada bulunmamıştı. Zaten çoğu kişi de bu iddiayı deli saçması olarak gördüğü için, Leyla Zana’dan herhangi bir açıklama talebinde bulunmayı lüzumlu dahi görmemişti.

Ancak şimdi yeni bir iddia daha var ortada. Hem de çuvala sığmayacak mızrak misalinde. İddiaları yalanlamaması oldukça manidar geliyor bana. Leyla Zana’nın bu konuda kamuoyunu acilen aydınlatması gerekmiyor mu?

Soru şu:

Sevgili Leyla Zana, siz gerçekten de vicdanınızın sesini dinleyerek mi bir girişimde bulundunuz; yoksa belli projelere endeksli olarak mı hareket etmektesiniz? Sizi yürekten seven bir Kürt yurtseveri olarak, bu soruyu size sorma hakkını kendimde buluyorum.

Başbakanın Van açıklamaları

Bu arada aydınlardan gelen destek açıklaması da gündeme düştü. Buna değinmeden önce, Başbakan Erdoğan’ın Van’da yaptığı açıklama üzerinde durmak istiyorum. Depremzedeleri karda kıyamette kaderleriyle başbaşa bırakan hükümetin başı, bugün yaz sıcağında çok pişkin bir şekilde sanki hiç bir şey olmamış gibi konuşma yüzsüzlüğünü gösterebilmektedir. Ama hata sadece onda değil, biraz da onu destekleyenlerde, dinleyenlerde değil midir.

Zana’yla yaptığı görüşme hakkında şunları söylüyor: ‘’... Çok samimi bir ortamda önyargılardan uzak, çözümü arzulayan bir tavırla kendisiyle istişarede bulunduk. Şuraya dikkat edin sayın Leyla Zana’nın bizimle görüşmesinden, çözüm umudunu dile getirmesinden hem BDP hem de terör örgütü çok ciddi şekilde rahatsız oldular. Ard arda çok sert açıklamalar yaptılar. Şu anda mahalle baskısı uygulayarak, tehdit ederek, korkutarak sayın Leyla Zana’yı susturmaya çalışıyorlar. İşte terör örgütü ve uzantısı budur.’’

Başbakan ciddi ithamlarda bulunuyor. Bu yüzden Leyla Zana’ya bir soru daha sormak zorundayız:

Sayın Leyla Zana, Başbakanca iddia edildiği gibi tehdit ediliyor musunuz? Sizi korkutarak susturmaya çalışan var mı? Varsa kimlerdir bunlar? Eğer gerçekten de yüreğinizin, vicdanınızın sesini dinliyorsanız, bu sorulara da tüm samimiyetinizle yanıt vermeniz gerekecektir.

Şayet böyle bir durum yoksa, o zaman Başbakanı tekzip etmeniz gerekmez mi?

Bir önceki yazımda, Kandil ve BDP’nin Leyla Zana’yı uyarıp eleştirdiğini, ama onu ezmemeye de özen göstermeye çalıştıkları yönünde kendi tespitimi yapmıştım.

Gerek hükümetin, gerekse de her koşul altında Kürt siyasal hareketini suçlu ilan etmeye hazır kesimlerin Leyla Zana’ya yönelik eleştirileri çarpıtacakları belliydi. Sanki eleştiriyi barışı istemedikleri, barış umudundan korktukları için yapıyorlarmış gibi bir yaklaşım geliştirecekleri ortadaydı.

İşte Başbakan’ın Van açıklamaları da, aslında bu niyetin dışa vurumundan başka bir şey değildir. Başbakan demagoji yapacağına, neden Leyla Zana’nın görüşmelerde dile getirdiği taleplere ilişkin görüşlerini açıkça kamuoyuyla paylaşmıyor? Nedeni belli, çünkü bunu yaptığında esas barış istemeyenin kendisi olduğu ortaya çıkacak da ondan.

Burada yapmaya çalıştığı tek şey, her zamanki gibi Kürtler arası çelişki yaratmak, birbirlerine düşürmek, kendisini de hakem pozisyonuna oturtmaktır. Kürtler tabii ki barış girişimlerini destekleyeceklerdir, kendi içlerinde düşünce özgürlüğüne karşıt tutumlara gereken tavrı koyacaklardır, ama belli ki AKP kendisi için bundan parsa çıkartmaya çalışmaktadır.

Başbakan eğer samimiyse neden süreci tıkatacak saldırılar dizisi başlattığının hesabını versin önce halklarımıza. 

Aydınlardan gelen destek

Açıklamaları şöyle: ‘’Hiçbir savaş sonsuza kadar sürmez. Bu topraklara barış mutlaka gelecek. O gün gelsin artık. Leyla Zana’nın siyasi çözüm ve barış çabalarını destekliyoruz’’.

Çok masumca formüle edlmiş, karşı çıkılamaz cümlelerdir bunlar. Ancak yine de bu duruşu biraz sorunlu buluyorum. Bir önceki yazımın başlığı şöyleydi: ‘’ Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli’’. Açıklamada sözkonusu olan sorun da içeriğinden ziyade, durduğu zeminden kaynaklanmaktadır.

Bu açıklama Başbakanın açıklamalarıyla paralel bir zamanda ve yine kimi paralel çıkış noktalarında çakışmaktadır. Sanki birileri Leyla Zana’yı engelliyor, imzacılar da ‘’Barıştan korkan’’, ‘’Leyla Zana’yı engellemeye çalaşan mahalleliye karşı’’ bir duruş sergiliyor. Bu açıdan Başbakanla aynı rotada, farklı söylemlerle ortaya çıkmaktadırlar. Belki imza atanların çoğu salt iyi niyetinden bu platformda yer almıştır, ancak bu, tutumun defacto anlamını değiştirmemektedir.

Barış için ne gerekiyorsa yapılmalı tabii. Ama barıştan ne anlaşıldığı sorusu da gözardı edilmeden..

Cemal Özçelik

13.07.2012

---
Nivîsên din yên nivîskar
06/3/2013  İmaj savaşı üzerinden sürdürülen İmralı barış süreci
11/2/2013  Kürd halkı çözümü kendinde bulmalı
13/1/2013  Türkiye Örtülü Operasyonlar Cumhuriyeti
28/12/2012  Roboski Güneşi Sömürgen’in Ampulünü Söndürdü
17/12/2012  Suriye’deki gelişmeler Güneybatı Kürdistan’ı nasıl etkiler?
22/11/2012  Açlık grevleri ve yarattıkları sonuçlar
17/11/2012  Demokrasilerde açlık grevi olmazmış(!)
4/11/2012  Aysel Tuğluk’un Gözyaşları ve Yedi Başlı Ejderha
26/10/2012  Bu seferki grevler çaresizlikten değil
23/9/2012  Yenilmezliğin sırrı Kürt toplumundaki dönüşümdedir
1/9/2012  Çok başarı değil; az hata, karşıtlık değil; ulusal birlik zafere götürür
19/8/2012  Dert veren Mevla, dermanını da verir
6/8/2012  Kesintisiz operasyona karşı kesintisiz vuruş
28/7/2012  Bizi gücümüzden utandırıp yenmelerine izin vermeyeceğiz
14/7/2012  Öcalan’la görüşme mi, izolasyonla kıvama getirme girişimleri mi?
5/7/2012  Ne savunduğundan çok, hangi zeminde durduğun önemli
13/5/2012  Ulusal kongre üzerine
15/4/2012  Diplomatik Aktivizm, Askeri Hazırlık
29/3/2012  Yumruğa en iyi yanıt, ‘’Türk’’ten vaz geçmektir
21/3/2012  Newroz Anayasası
3/3/2012  Bu bahar dağa çıkacağım..
17/2/2012  Operasyonlar ve Konseptlerin İflası
8/2/2012  Dem dema yekîtiyê ye
1/2/2012  Tam da Çözülecekken;…
24/1/2012  Sevsen de Terk Edeceksin, Sevmesen de..
15/1/2012  Ben Leyla Zana’yı farklı okudum
9/1/2012  Klikler Savaşı ve İlahi Adalet
1/1/2012  Uludere Katliamı YAŞ Kararlarının Ürünü mü Acaba?
18/12/2011  Ordudaki dizaynla Kürdistan’ımız hedef tahtasına dönüştürüldü
20/11/2011  Dünün Mustafa, İsmet, Fevzi’si; Bugünün Abdullah, Tayyip, Necdet’idirler
10/11/2011  Türk devletinin kurduğu çapraz tuzak
1/11/2011  Kimyasal Necdet
25/10/2011  Belki de Müge Anlı Kürtlere doğru yolu gösteriyordur
7/10/2011  Barış için savaşa hazır olmak
15/9/2011  Kürt Sorunu ve MİT Sözcüsünün ‘’Devrimci’’ Çözümlemeleri
3/9/2011  Mevsim Değişir, Dien Bien Phu Olur
20/8/2011  Sözümüzün hiç tükenmediği yerdeyiz
6/8/2011  CHP devletinden AKP devletine
26/7/2011  Krizin Kod Adı 330
26/6/2011  Hatip Dicle’nin Rövanşını Belediye Seçimlerinde Almalıyız
14/6/2011  Seçim sonuçları kolonyal sisteme vurulmuş bir darbedir
9/5/2011  Ayla Akat
1/5/2011  Hilweşandina sîstema dagirker nêz dibe..
19/4/2011  Seçimlerden çekilmek çare değil
10/4/2011  Sevindirici, ama buruk bir başlangıç
24/3/2011  Sebahat Tuncel’in Tokadı
11/3/2011  Sakıncasız Kürd
2/3/2011  Devrimler bize yaramadı
19/2/2011  Şivan Perwer Türk Devletini Afetmemeli
13/2/2011  Devrimler bize yaramadı
21/11/2010  Barajı aşmak kararlılık ve bağımsız tutum ister
28/10/2010  Örnek bir olay, örnek olmayan davranış
12/10/2010  Aydın sorumluluğu ve sorumlu aydın
14/9/2010  İki Referandum, İki Sonuç
4/9/2010  Toplumsal Hafızayı Silmek, Sömürgeci Bir Politika
25/8/2010  „Yetmez Ama, Evet!’’ diyorum
4/8/2010  12 Eylül Faşizmi ve 12 Eylül Referandumu
23/6/2010  Yabancısınız!
5/6/2010  Sevahir Bayındır İçin
11/5/2010  Baykal’ı neden gönderdiler?
22/12/2009  Devlet Kendi Kurduğu Kapana mı Düştü?
13/12/2009  DTP’nin Kapatılması Kürtleri Barajlama Siyasetinin Devamıdır
6/12/2009  Devletin ´Milli Açılımı´ İflas Etti
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
30/11/2009  Öcalan Günah Keçisi mi?
18/10/2009  Genelkurmay açılımı çetin bir sinavda grupların dönüşü provokatif bir yaklaşım
17/10/2009  Genelkurmay Açılımı Çetin Bir Sınavda
5/9/2009  ´Demokratik Açılım´ hakkında birkaç tespit
20/7/2009  ’’Sivil Generaller’’ Değişiyor, Bakalım Askeri Generaller de Değişecekler mi?
23/6/2009  Kürt Meselesinin Çözümsüzlüğü