DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


ahmetyaman97@gmail.com

Ahmet Yaman    

Sömürgecilik ve anadilde eğitim


14/6/2012

Dünyadaki tüm sömürgeci sistemlerin özleri birdir. Sömürgeciler ekonomik sömürüyü süresiz kılabilmek içi mazlum halkları köleleştirmeyi amaçlar. Bu temel amaca ulaşmak isteyen sömürgeci devletlerin kendilerine göre oluşturdukları metodlar vardır.

 

Bu metodlar sömürgecilerin mali durumu ile sömürge edilen toprakların koşullarına göre değişir ancak genelde direk ve indrek yönetim şekilleri olmak üzere iki farklı metod kullanılır.

 

İndirek yönetim şeklinde, sömürgeciler; yerel güçlerin yönetimlerine izin vererek onların dil, kültür ve sosyal yapılarına fazla dokunmazlar. Bu yönetim biçimine anglosakson modeli denilir..

 

İngiliz sömürgeciliği, sömürgeleştirdiği topraklarda yaşayan halkların idari, sosyal ve kültürel yapılarına fazla dokunmadan; sömürgelerini yönetmeye çalışmışlardır. Hindistan, Afrika ve Irak’ta uygulanan yöntem böyleydi. İngilizler yerel güçlerin yaşam, dil ve eğitim tarzlarına dokunmamış ve onlara belirli ölçüde otonom haklar da tanımışlardır.

 

Direk yönetim biçiminde ise sömürgeler entegre edilerek merkezi yönetime bağlanılır ve koşulsuz asimilasyon hayata geçirilir. Bu yönetim biçimi Roma imparatorluğundan esinlenerek uygulanan bir yönetim biçimidir. Fransız sömürgeciliğinin Cezayir’de uyguladığı yönetim biçimi böyleydi.

 

Fransız sömürgeciliğin önemli teorisyenlerinden biri olan Arthur Girault [1]:‘’Otonomi daha çok anglosaksonlara uygun düşen bir modeldir. Biz Fransızlar Roma İmparatorluğunun etkisinde yaşamış latin bir halkız, kanımızda direk ve merkezi yönetim şekli vardır’’ diyerek; sömürgelerin, merkezi hükümete bağlanarak asimile edilmelerini savunur.

 

Fransız sömürgeciliği; sömürgeleştirdiği toprakları ilhak ederek, bölge halklarını idari ve kültürel yapısını bozduktan sonra kendi idari sistemini yerleştirmeye çalışmıştır. Fransızların Vietnam ve Kamboçya’da ve son olarakta Cezayir’de uyguladığı sistem budur.

 

1830 da Cezayir’i işgal eden Fransa işgalden sonra yüz binlerce Fransızı; Cezayir’e yerleştirmiş, oraya taşınmak isteyen Fransızlara  ekonomik ve siyasal teşvikler vemişti. Fransızca resmi dil olarak ilan edilmiş, Fransız idari ve eğitim sistemini egemen kılınmış ve Cezayir halkının sosyal yapısı darmadağın edilmişti. Fransız sömürgeciliği böyle yaparak Arap ve Bedevilerin asimile edilmesinde önemli mesafe katetmişti. Öyleki Cezayir’in ulusal kurtuluş lideri ve sonra  Cumhurbaşkanı olan Ben Bella bile Mısır’da yapılan bir toplantıda; konuşmasını Arapça yapamadığı için kürsde hüngür hüngür ağlamıştı.

 

Türkiye Cumhuriyeti; Osmanlıdan devraldığı, Kürdistan’da ki uygulamalarında Fransızların Cezayir’de kullandıkları -direk- yönetim biçimini uygulamaya sokmuştur. Bunun en önemli sebeplerinden biri; Türkiye Cumhuriyetinin; Osmanlının uğradığı hezimeten dersler çıkararak yeni metolara yönelmesidir. Çünkü Osmanlı sömürgeciliği daha çok İngiltere’nin uyguladığı -indrek- yönetim biçimine tekabul ediyordu. Osmanlılar işgal ettikleri topraklarda; ekonomik sömürüye önem verirken, idari, sosyal ve kültürel yaşama fazla müdahale etmiyordu. Bu yüzden de Osmanlılar dil serbestliği ve yönetim özerkliği verdiği; Mısır, Yunanistan, Libya, Arnavutluk ve diğer sömürgelerini kaybetmiş ve hezimete uğramıştı.

 

Türkiye Cumhuriyetini kuran kadroların; Fransızların uyguladığı -direk- yönetim biçimine yönelmesinin diğer bir sebebi de Ittihatçıların (Jön Türklerin) Fransa’nın himayesinde büyümeleri, ideolojik ve kültürel olarak Fransızların etkisinde olmalarındandır.

 

Günümüzde Türkiye’de Kürtçe anadilde eğitim hakkı üzerinde tartışmaları yapılırken; önce konunum tarihsel gelişimi içinde yönetenler ile yönetilenlerin perspektifinden bakılması gerekir.

 

Kürt dilinin neden?... Ne zaman?... Ve kimler tarafından eğitim dili olmaktan çıkarıldığına bakmamız gerekir.

 

Türkçenin neden?...Ne zaman?.. Ve kimler tarafından zorunlu eğitim ve tek resmi dili haline getirildiğine bakmamız gerekir.

 

Kürt aydınları ve Kürt halkının büyük bir çoğunluğu bu soruların cevabını biliyor. Türk sömürgecileri ve onların memurluğuna soyunnmuş kişilerde bu tarihsel gerçeklerin bilincindedirler kuşkusuz.

 

Onun içinde; Fettullah Gülen vaazlerinde; Türk memurların dönmek için değil orada kalmak için bölgeye (Kürdistan’a) gitmelerini önermektedir.

 

Onun içinde; AKP hükümeti bölgeye taşınacak iş adamlarına sınırsız ekonomik teşvikler vaat etmekte ve bölgeyi  askeri kışlalar ve polis karakolları ile donatmaktadır.  (Bu gün kuzey Kürdistan’daki  asker ve polis sayısı milyonlara varmış bir durumdadır.)

 

Onun içinde; Türk Başbakanı Tayibb Erdoğan Kürtlere; ‘’bizden anadilde eğitim hakkını istemeyin’’ diyerek, haftada sadece iki saatlik seçmeli ve uyduruk öğrenim programını sisteme sokmaya çalışmaktadır.

 

Doğrusunun sorarsanız; dün Tayyib Erdoğan’ın açıkladığı Kürtçe seçmeli öğrenim programı; Kürtlerin anadilde eğitim talebini karşılamak ve asimilasyonu önlemekten ziyade demokratik güçleri ve Kürt muhalefetini parçalamak için yapılan taktik bir hamleden başka birşey değildir.

 

Şimdi yine TRT 6 örneğinde olduğu gibi Kürtler yeniden bölünüp parçalanacak; AKP hükümetinin şemsiyesi altına giren Kürtler; seçmeli dersin yararlı ve yeterli olduğunu savunacak; aksi tezleri iddia edenlerle manasız bir kör döğüşü başlayacaktır. Zaten AKP yörüngesindeki Kürtler; hükümetin bu adımına haklı kılıflar bulmak için hummalı bir çalışma içine girdiler bile.

 

Bunun dışında; son dönemlerde Kürt muhalefetine sempatiyle yaklaşan Çerkez, Laz ve Boşnak, kitlelere seçmeli ders imkanı tanınarak, bu kitleler yeniden devletin yedeğine sokulacak ve Kürtlerden uzaklaştırılacaklardır.

 

Yukarıda Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve onlara memurluk edenlerin neden Türkçenin resmi ve tek eğitim dili olmasını istediklerini bunun karşısında Kürtlerinde Kürt dilinin nasıl eğitim dili olmaktan çıkarıldığının bilincinde olduklarını söyledim. Bu Kürtleri köle statüstünde tutmak isteyenlerle; kölelikten kurtulmak isteyen Kürtlerin artık birbirlerini tanıdıklarının delaletidir.

 

Roma İmparatorluğunun 700 yıl uyguladığı amansız baskı ve asimilasyon politikasıyla eritilemiyen  Kürtler ; AKP hükümetinin sinsice uygulamaya soktuğu asimilasyon politikasına direnebilecekler mi?  

 

Şimdi Kürtlere düşen görev bu sorunun cevabını vermektir.

 

14 Haziran 2012

 

[1]Arthur Gırault; Fransız sömürgeciliğin teorisyenlerinden biridir. 1894 yılında yazdığı Sömürgeler ve Sömürgeciliğin adli Prensipleri adlı kitabı 1943 yılına kadar Fransız ünivesitelerinde ders kitabı olarak okutuldu. Türkiye Cumhuriyetinin yöneticilerinin bu ders kitabından haberdar olmadıklarını iddia etmek biraz safça davranış olur kanısındayım.

 

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
27/11/2012  Kürtler ve Aleviler olmadan asla
19/11/2012  Filistin’de bayraktarlar değişebilir
12/11/2012  Açlık grevlerinin ortaya çıkardığı gerçekler
2/11/2012  Tayyib Erdoğan; Putin’in izinden mi gidiyor?
25/10/2012  Devletin bekası ve sansür
8/10/2012  Bülent Arınç artık topal ördektir
14/9/2012  Mursi’nin son hamlesi ve Suriye’de durum
29/8/2012  Balkan milliyetçiliği ve Kürtler
25/8/2012  Türkiye’nin şeytanla ittifakı
13/8/2012  Hükümetin saldırıları Türk gazetecilerini korkutuyor
6/8/2012  Suriye hamuru daha çok su götürecek
22/6/2012  Müzakere içinde oyun
14/6/2012  Sömürgecilik ve anadilde eğitim
27/5/2012  Roboski’de Kürtler neden yanlız bırakıldı?
20/5/2012  Ahmet Altan’ın nafile beklentisi
11/5/2012  Dil sürçmesi mi yoksa millet meselesi mi?
5/4/2012  AK Parti’nin amacı barış ise ...
29/3/2012  AK Parti’nin, CHP ve MHP’den farkı kalmadı
11/3/2012  Görmek istediğimiz resim
21/2/2012  Totaliter demokrasi ve Kürtler
4/2/2012  AK Parti’nin demokrasi kandırmacası
27/1/2012  BDP’ye saldırmak
13/1/2012  Türk hükümetinin ahlaki çöküşü
3/01/2012  Uludere katliamına nasıl gelindi ?
29/12/2011  AKP’sine ne kadar güvenebiliriz?
22/12/2011  Sultan Süleyman’ın şerefi ve Kürtler