DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


ahmetyaman97@gmail.com

Ahmet Yaman    

Dil sürçmesi mi yoksa millet meselesi mi?


11/5/2012

Türk Başbakanı siyasal tez ve söylemlerinde keskin zikzaklar yaparak yoluna devam ediyor. Dünde tek millet, tek devlet, tek din diye yaptığı konuşmasını; ‘’dil sürçmesi’’ diyerek düzeltmeye çalıştı.

 

Başbakanın tez ve söylemlerinde çizdiği zikzaklar başta Kürt sorunu olmak üzere çözmekle yükümlü olduğu diğer sorunlardadır. Kürt sorunu konusunda Moskova’da karşılaştığı bir Kürt işçisine;‘’düşünmeseniz Kürt sorunu olmaz’’ dedi. Sonra aşırı Türk milliyetçisi; Devlet Bahçeli ile aynı paydaya düşerek; ‘benim Kürtçe konuşan vatandaşlarım’’ deyimini piyasaya sürdü. Kürtlerin bir millet olma gerçeğini gizlemeye çalıştı.

 

Bu manevralar tutmayınca 2005 yılında Diyarbakır’a giderek; ‘’Kürt sorunu vardır ve benim sorunumdur’’ dedi. İhtiyacı olan oyları  alıp ve Başbakanlık koltuğunu sağlamlaştırdıktan sonra yeniden çark etti ve Muş’ta yaptığı bir konuşmada ‘’Kürt sorunu yoktur; Kürt vatandaşların sorunu vardır ‘’dedi. Bu süreç içinde; eğer bir yılan Türk Başbakan’ını izlemiş olsaydı; yılanın da beli krılılırdı herhalde.

 

Türk Başbakanı’nın temel konularda izlediği bu gel-gitler onun konulara vakıf olmadığını gösterdiği gibi geçmişindeki siyasal tercihlerini ve ilham kaynaklarınıda ortaya çıkarıyor. Bana kalırsa Türk Başbakanı; tek millet, tek bayrak, tek din konusunu gündeme getirerek; bilinç altına yerleştirmiş olduğu düşünceleri, devrişin fikri ne ise zikri de öyle olurmuş misali ortaya saçmıştır.

 

Bu düşüncemi doğrulayan önemli bir tavır, Türk-İslam Sentezcilerinin baş ajitatörlerinden biri olan ve Bugün gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren’den geldi. Ahmet Taşgetiren 9 mayıs 2012 tarihli yazısında; gözlerin kapatarak vazifesini yapmış; Başbakan’ın tek millet, tek devlet , tek bayrak ve tek din sloganına sarılmasında  herhangi bir yanlışlık olmadığını iddia ettmiştir.

 

Bu da aşırı dindar yelpazede; İslamın devlet dininin olmasını isteyen kuvvetli bir damarın olduğunu gösteriyor. Çünkü tek millet, tek bayrak ve tek din düşüncesi; Türk-İslamcı çevrelerde çok revaçta olan bir düşüncedir. Türk siyasetinde; Gaspralı İsmail ve Sadri Maksudi ile başlalayan, İttihati Teraki den Kemalizme intikal eden ve şimdide dindar-muhafazakarlarla devam etirilen güçlü bir ırkçı damar vardır. Onlara göre din birliği milleti oluşturan en önemli koşullarından biridir.

 

Türk-Turancılığın babalarından biri sayılan Sadri Maksudi; milleti oluşturan unsurları sayarken; coğrafi alan birliği, dil birliği, örf ve adetler birliği, ortak dini inançlar birliği,  milli seciye ve çoğunluğun aynı ırktan olmasına bağlar. Zaten Anadolu’nun Türkleştirilme projeside bu tanıma göre yapıldı.

 

İttihatı Terakicilerin yaptıkları Ermeni Katliamının sebeplerinden biri de ellerinde kalan Osmanlı topraklarında Müslüman bir Türk devleti oluşturmaktı.

 

Yine 1923 lerde başlayan ve Anadolu’da yaşıyan Hırıstiyan kitlelerin mübadele yoluyla Yunanistan’a ihraç edilmesinin sebeblerinden biride Anadolu’nun Hırıstiyan kitlelerden arındırılarak, tamamen Müslümanlaştırılması amacından başka bir şey değildi.

 

1923-1938 yılları arasında Bulgaristan ve Romanya ve diğer Balkan ülkelerinden Türkiye’ye göç etmek isteyen Çerkez, Arnavut, Boşnak gibi Türk olmayan kitlelere; kapılar ardına kadar açık tutulduğu halde Hırıstiyan Gagauz Türklerinin göç etmeleri engellenmişti. Anadolu’da saf Türk olmayanların sadece hizmetkar olabileceği  bir Türk devleti kurmak isteyen Kemalistler; Hırstiyan olan Gagauz Türklerine kapılarını kapatmışlardı.

 

Son dönemlerde Recep Tayibb Erdoğan’ın kasıtlı olarak gündeme sokmak istediği Zerduşluk tartışmaları ve İçişleri Bakanı’nın elinde büyütülmüş domuz resimleriyle TBMM ‘ne giriş ve çıkışları, Başbakan’ın, hükümetin ve AK Parti’sinin farklı din ve mezheplere olan tahammülsüzlüğün göstergeleridir.

 

Bu gün sadece tarihin sayfalarında kalan; Zerduşluğu suçmuş gibi göstererek bazı Kürtleri kınayan Tayibb Erdoğan’ın yarın daha farklı mezhep veya dinleri hedefe koyabileceğini kestirmek zor değildir.  

 

Birleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesinin18 maddesine göre; ‘her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak din veya kanaat değiştirme hürriyeti; dinini ve kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel biçimde, öğretim, tatbikat ibadet ve ayinlerle göstermek hüriyyetini içerir’.

 

Türkiye Cumhuriyetinin Anayasasında da; Birleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesinin 18 maddesinde belirtilen noktalar aynı kelimelerle olmasada benzer bir şekilde yer verilmiştir mutlaka. Ama ne yazık ki Türkiye’yi yönetenler; insan haklarını konu eden kanun ve yasaları yürürlüğe koymak yerine o yasaların sadece kağıt üzerinde yada kara kaplı, kalın kitaplarda kalmasını daha uygun görürler.

 

Yukarıda bahsettiğim Gaspıralı İsmail ve Sadri Maksuti’nin yaptığı millet tanımına göre aynı dine mensub olan Kürtler eritilerek yok edildikten sonra Türk milletine dahil edilecekti. Ne varki 100 yıllık baskı, sürgün ve katliamlara rağmen Kürtler asimile edilemedi.

 

İşte Tayib Erdoğan ile MHP; Adalet Partisi ve MSP kalıntılarından devşirilerek oluşturulan AK Parti’sinin hayallerinde olan tek devlet, tek bayrak, tek devlet ve tek din sloganı; Gaspralı İsmail ve Sadri Maksudi ile başlatılan, Anadolu’nun Türkleştirilmesi projesinin hala uygulanabilinir olma ihtimalidir.

 

Bana göre Türk Başbakanı içerden ve dışardan gelecek tepkileri hesab eden daha gerçekçi arkadaşları tarafından uyarıldı ve konuyu ‘’dil sürçmesi’ meselesine indirgedi. Eğer Recep Tayibb Erdoğan; bir insan olarak gerçekten dilim sürçtü diyorsa bu defa öyle kabul edelim ama konunun sosyal ve tarihsel bağlarını tartışmakta yarar vardır diyorum.

 

Bu tartışmalar bizleri ‘dil sürçmelerinden’ kurtaracağı gibi siyasal dürüstlüğe yakınlaştıracaktır ayrıca dinler, mezhepler arasındaki barış ve dostluğun temellerini de güçlendirecektir.

 

11-Mayıs- 2012

 

 

 

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
27/11/2012  Kürtler ve Aleviler olmadan asla
19/11/2012  Filistin’de bayraktarlar değişebilir
12/11/2012  Açlık grevlerinin ortaya çıkardığı gerçekler
2/11/2012  Tayyib Erdoğan; Putin’in izinden mi gidiyor?
25/10/2012  Devletin bekası ve sansür
8/10/2012  Bülent Arınç artık topal ördektir
14/9/2012  Mursi’nin son hamlesi ve Suriye’de durum
29/8/2012  Balkan milliyetçiliği ve Kürtler
25/8/2012  Türkiye’nin şeytanla ittifakı
13/8/2012  Hükümetin saldırıları Türk gazetecilerini korkutuyor
6/8/2012  Suriye hamuru daha çok su götürecek
22/6/2012  Müzakere içinde oyun
14/6/2012  Sömürgecilik ve anadilde eğitim
27/5/2012  Roboski’de Kürtler neden yanlız bırakıldı?
20/5/2012  Ahmet Altan’ın nafile beklentisi
11/5/2012  Dil sürçmesi mi yoksa millet meselesi mi?
5/4/2012  AK Parti’nin amacı barış ise ...
29/3/2012  AK Parti’nin, CHP ve MHP’den farkı kalmadı
11/3/2012  Görmek istediğimiz resim
21/2/2012  Totaliter demokrasi ve Kürtler
4/2/2012  AK Parti’nin demokrasi kandırmacası
27/1/2012  BDP’ye saldırmak
13/1/2012  Türk hükümetinin ahlaki çöküşü
3/01/2012  Uludere katliamına nasıl gelindi ?
29/12/2011  AKP’sine ne kadar güvenebiliriz?
22/12/2011  Sultan Süleyman’ın şerefi ve Kürtler