DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


nuranyilmaz21@hotmail.com

Nuran Yilmaz    

Serokatî li te, tu jî li Kurdîstanê pîroz bî


9/3/2012

Sayın Barzani, Geçtiğimiz ay kapsamlı Kürt projesinin ilk ayağı olan. ’Suriye Kürtleri Diasporası Hewler Kongresi’ni başarıyla gerçekleştirdi. Geçtiğimiz haftada Muhabat Kürt Cumhuriyetinin(1946) 66. kuruluş yıl dönümü münasebetiyle, Hewlêrde geniş katılımlı anma toplantısı yaptı.

 

Sayın Barzani’nin, iç ve dış basında geniş yankı bulan konuşması ve son cümlede vurguladığı. “Biz Qazi Mihemedin, Şêx Mehmutun, Şêx Seîdê Piran’ın ve Ölümsüz Barzani’nin okulunun öğrencileriyiz ve sonuna kadar onların yolunda yürümeye devam edeceğiz” sözleri bize Qazî Mihemed’in idam kararının önceden kesinleştirildiği duruşmada, mahkeme başkanı Albay Eta ve Albay Nikuzad a  söylediği şu cümlelerde ”Ben Kürdistan bayrağını Mele Mistefa Barzani’ye emanet etmişim. Onun omuzlarında bu dağdan öteki dağa bu şehirden öteki şehre ve bu ülkeden öteki ülkeye taşınmakta. Taaki bir gün bütün Kürdistan dağlarına ve diyarlarına dikilip dalgalanana kadar, çok iyi biliniz ki o gün gelecektir.”

 

*Buda Qazî Mihemedîn Emaneti doğru kişiye teslim ettiğini ve tarihin onu hakli çıkardığını  gösteriyor. Sayın Barzaninin Kürt ulusal konferansına yönelik düşüncelerini yazılı ve görsel basında takip ederken. Sayın Barzaninin haberdeki fotoğrafına, göz bebeklerine, dudaklarına ve yüzüne yerleşen gurur, inanç, başarı ve mütevazılıkla pekişmiş tebessümünden kendimi alamadığım gibi, bu tebessüm bana da bulaştı.

 

Güneyli Kürtleri ve Barzani ailesinin mücadelesini ve yaşadıklarını hatırlayınca, gözyaşlarım, göz pınarlarımda kendilerini azat ederek akmaya başladı. Ağzım kulaklarımda, gözyaşlarımı bu azatlıktan mahrum etmedim. 2006 yılında, ruhen dibe vurduğum bir dönemi yaşıyordum. Kendimi dipsiz bir kuyunun içinde görüyor, beni bu dipsiz kuyudan kurtaracak bir ışık arıyordum. Yeğenimin telefondaki sesi, yarın güneye gidiyorum gel birlikte gidelim. Cevap vermeden sessizce dinledim. Ertesi gün yeğenim beni almaya geldiğinde pasaportumu alıp yola koyulduk. Ömür törpüleyen, bitmek bilmeyen bir yol, heyecan, hasret, özlem…

 

Uzaktan günlerce basında polemik konusu olan, İbrahim Xelil’deki göndere çekili bayrağı görünce ürperdim. Yüreğimden bedenime dalga dalga yayılan titreme... İbrahim Xelile ayak basınca sıtmaya tutulmuş gibi zangır zangır titriyordum. Yeğenim, oturup dinlenmemi, pasaportlarla kendisinin ilgileneceğini söyleyerek pasaportumu aldı. Mümkün müydü oturmak, yüreğim patlamaya hazır volkan misali, dişlerimi, yumruğumu sıkarak duygularıma engel olmaya çalışıyordum. Kendimi dışarıya zor attım. Gönderdeki bayrağa bakıp, ‘tabi dedim senin oraya çıkman için her türlü ölümü göze alanların sevgisinden emin olduğun için bu kadar nazlı, kibar ve cilveli salınıyorsun…’

 

Yılların birikiminden volkana dönen yüreğimin, göz pınarlarımdan lavlarını akıtışına teslim olmaktan başka çarem kalmamıştı. Ne kadar süre geçti farkında değildim. Yeğenimin pasaport dairesinden ‘seni istiyorlar’ sesi...3–4 görevlinin olduğu bir odaya alındım. Kimlik bilgilerim ve ailemle ilgili sorular peşi sıra geliyordu. Bana kardeşlerimin isimlerini sıralayıp “Tanıyor musun, yanındakiler kim ?”dediklerinde hala kendimde değildim. Aile bireylerimin ismini nerden biliyor ve neden soruyorlar bir anlam veremiyordum. Ablamın ismini söylediklerinde, ablam olduğunu hangisi diye ikinci bir soru geliyordu. Hala sorgulandığımın farkında değildim. Karşımda ayakta durup bana sorular soran görevli ve can alıcı soruyu sordu: “Niçin ağlıyorsun, buraya neden geldin?” Buna benzer birkaç soru peşi sıra gelince, ayağa kalktım, çocuk gibi ağlayarak görevlinin boynuna sarıldım. Ben yıllardır hasreti olduğum annemi görmeye geldim…

 

Başım görevlinin omzunda salya sümük ağlıyordum, beni sakinleştirip, “Annene hoş geldin” dedi. Şerbetli çay ikram edip özür dileyerek bunu yapmak zorunda olduklarını gerekçeleriyle anlattı. Titreyen sesimle onlarla yaptığım kısa sohbetten sonra yeğenim ve iki arkadaşımızı da tek tek içeriye alıp benim kim olduğum niçin ağladığım, Güneye neden geldiğim, ailemle ilgili bilgi ve isimleri onlardan öğrenmişler. Orda bulunan sağlık ocağında yapılan iğneden sonra biraz sakinleştim. Bana kimliğimi bağışlayan annemin ölümünden sonra düştüğüm dipsiz kuyudan, sahip olduğum güneşe sarılarak kurtuldum. 

 

Belê kekê min, serokatî wek şîrê dayika te, li te helal e. 

 

Kaynak* Dadgehîkirina Serokkomar Qazî Mihemed Weşanen BÎR:3  Belge:3/2Berhevkar:Seîd VEROJ

---
Nivîsên din yên nivîskar
25/2/2013  Berfa serê çîya...
7/2/2013  ‘Ağzınızdan bal damlıyor’
28/1/2013  Sırlarımız
5/12/2012  Berxik
5/11/2012  Ölmesinler
15/10/2012  Her şey olabilirsiniz…
25/8/2012  Ateş düştüğü yeri yakıyor
14/7/2012  Kürt ve Müslüman kimliğim!
6/6/2012  90 yıldır, annemize yapılan kürtaj!
29/5/2012  Samimiyetle Kürtler öldürülür
12/5/2012  Anneler evlatlarından paye alsınlar!
1/5/2012  23 Nisan neşe dolmuyor insan
9/4/2012  Netekim kalemin kırıldı!
9/3/2012  Serokatî li te, tu jî li Kurdîstanê pîroz bî
6/3/2012  Nameyek
16/2/2012  Hangi medeniyetin dili?
7/2/2012  Doğaçlama yaşam
1/2/2012  Gelincik Tarlası
27/1/2012  Çok Sesli Kürtçe Koro
24/1/2012  Sibatoka dînik
22/1/2012  Hrant için yürüyenler…
17/1/2012  Öç ve gözdağı mı?
13/1/2012  ’Neyarê bav û kala, tu car nabe dostê lawa’
12/1/2012  Sayın Oya Eronat
9/1/2012  Mirov çewa bê Xwedê nabe, wisa bê xwedî jî nabe!
7/1/2012  Kaçak sigara ve teğet geçtiğimiz hayatlar
3/1/2012  Şark cephesinde değişen bir şey yok