DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


ahmetyaman97@gmail.com

Ahmet Yaman    

Totaliter demokrasi ve Kürtler


21/2/2012

Cumhuriyet tarihinde hiç bir iktidar, propoganda konusunda AK Parti iktidarı kadar başarılı olamamıştır. Hitabet sanaatını iyi bilmeleri, uzun yıllar muhalefete kalarak siyaset sahnesindeki ayak oyunlarını hatasız kullanmaları, halkın geleneksel duygularını okşayarak, manipule etmeleri onlara büyük siyasal avantajlar sağlamıştır. Örneğin; AK Parti türban sorununu çözeceğini vaad ederek iki seçim kazanabilmiştir.

 

AK Parti kurmayları; kendilerinden önce gelen Kemalist iktidarların bir takım hatalarını törpüleyerek inceltmeyi; gerçek demokrasiyi yerleştirme çabası olarak sunmuş bu konuda liberalist, sosyalist çevreleri ve hatta bir takım eski sosyalist Kürtleri bile yedeğine takmayı becerebilmiştir. Yoksa normal bilimsel kriterlere vurduğumuz zaman sosyalistler ile muhafazakar veya liberalerin yanyana gelmeleri oldukça zor ve tuhaf bir durumdur. Bu ideolojilerin amaç ve yöntemleri birbirlerinden çok farklıdır. Muhafazakar ve liberal ideolojiler; üretim araçlarının özel mülkiyetini savunur ve üretim ilişkilerinde serbest pazar ekonomisini uygun görür. Sosyalist ideolojilerde; üretim araçları kollektif, üretim ilişkileride devletçidir.

 

İşte bu noktada; AK Parti ve onun arkasındaki güçler; muhafazakar- liberalist bir parti olarak demokrasiyi yerleştireceğini söyleyerek kitleleri yanıltmıştır. Her şeyden önce demokrasi bir ideoloji değil bir yönetim biçimidir. Konservatizm, liberalizm ve sosyalizm gibi ideolojiler; varlıklarını daha rahat ve güvenli sürdürebilmek için demokratik yönetim biçimlerinden yararlanırlar.

 

Bu tür ideolojilerin; her koşulda demokrasiyi uyguluyacaklarının garantisi yoktur. Çünkü bu ideolojilerin herbirinin kendilerine uygun gördükleri farklı hedefleri vardır. Örneğin liberalizmin asıl amacı ekonomi de özgürlük ile din ve vicdan hüriyetinin sağlanmasıdır. Eşitlik ve demokrasi gibi konular liberalizm için asli sorunlar değildir. Örneğin; 1787 de dünyanın en liberal Anayasasını yapan ABD de; ırk ayrımcılığı 1960 lı yıllara kadar devam etmiştir.

 

Avrupa’da muhafazkar partilerin eşit oy veya kandınlara oy hakkı tanınması konusundaki tutumlarını incelediğimizde onların demokrasinin birinci kuralı olan herkese eşit oy hakkı konusunda ki negatif tavırlarının görürüz. Türkiye’de kendisini muhafazakar-liberal tanıtan ve demokratik dönüşümler yapacağını iddia eden AK Partisinin üç seçimde %10 barajı gibi anti demokratik yasaya dayanarak hakimyetini kurduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

 

Hele konu ezen ve ezilen ulus; sömürgeci devletler ile sömürge milletler temelinde incelendiğinde daha vahim durumlar ortaya çıkar. Mesela; İngiltere yüzlerce yıl ve onlarca defa muhafazakarlar, liberaller ve işçi partisi hükümetleri tarafından demokratik bir biçimde yönetildi ancak İngiliz sömürgeciliği; Hindistan’da hiç bir gün demokrasi ve eşitliği savunmadı ve savunamazdı.

 

Aynı konu Avusturalya’nın, Yeni Zelanda’nın sömürgeleştirilmesinde de gözlenebilinir. Avusturalya ve Yeni Zelanda’da yerli halkın zorla asimile edilmesi ve katliamlardan geçirilmesi de muhafazakar,  liberal ve sosyal demokrat yönetimlerinin elleriyle gerçekleştirilmiştir. Bundan ötürü de Türkiye’nin muhafazakar yada liberal bir iktidara sahib olması; Kürt milletinin üzerindeki sömürgeci ayrımcılığın ortadan kalkacağının garantisi olamaz.

 

İşte AK Parti hükümetinin ve onun arkasında duran güçlerin bir türlü çözemedikleri denklemde budur. Kürdistan’da uygulancak gerçek demokrasi ve eşitlik; Türkiye Cumhuriyetinin yüz yıldır sürdürdüğü sömürgeci politikadan geri adım atması anlamına gelecek. Buda ne muhafazakarların, ne liberalellerin ve ne de soyları tükenmeye yüz tutmuş sosyalistlerin kabullenebileceği bir şeydir.

 

Böyle oluncada T. Erdoğan’ın; ‘’ben seçilmişleri; atanmışlara ezdirtmem’’ diyerek bürokrasiye ‘’kabadayılık’’ taslaması, boş bir propogandadan başka bir şey değildir. Çünkü Kürt halkının seçtiği milletvekilleri; belediye başkanları; atanmışların verdiği kararlarla zındanlarında çürütülüyor.

 

Doğrusu bir yönetim biçimi olarak; demokrasinin kendisi de sorunsuz değildir. Uzun dönem temsili demokrasiyle yönetilen ülkelerde bile demokrasi totaliter bir yönetim biçimine dönüşebilir. Temsili demokrasilerde yasama ve yürütme yetkisi çoğunluğa göre belirlendiğinden içinde her zaman diktatörlüğün tohumlarını taşır. Seçilen temsilciler de nihayetinde birer insandırlar ve güç ve kuvveti; kendileri veya parti çıkarları için kullanabilirler.

 

Son günlerde çok tartışılan İstanbul milletvekili Hakan Şükür’ün durumu ortadadır. Kendisine sorulan her soruyu ‘ben bilmem, büyüklerim bilir’’ diye cevaplayan bu milletvekili; temsili demokrasilerin ne kadar kırılgan olduğunu ve diktatörlüğe kapı araladığını gösteriyor. AK Parti milletvekillerinin arasında yüzlerce Hakan Şükür’lerin bulunduğunu gözden çıkarmamız gerekir.

 

Hakan Şükür’ün bu tumunun benzerini geniş halk yığınlarında ‘’Allah devlete ve hükümete zarar vermesin’’ şeklinde kendisini gösterir. Bütün bunlar temsili demokrasilerde; kuvvetin süreç içinde çoğunluğun eline geçebileceğinin ve iktidarın bir çoğunluk diktatörlüğüne evrileceğinin işaretleridir.

 

Zaten TMMM son on yıllık yasama sürecini gözden geçirirseniz bir azınlık gurubu olan BDP’nin yaptığı yasa önerilerinin çoğu zaman gündeme bile alınmadığını göreceksiniz. Cuntacılalardan miras kalan % 10 barajıyla TBMM sinde çoğunluğu ele geçiren AK Parti’de; bütün ipler T. Erdoğan’ın elindedir o istediği yasayı istediği biçimde çıkarma gücüne  sahiptir. Geçtiğimiz günlerde aceleyle iki üç gün içinde çıkarılan MİT yasası da buna bir örnektir.

 

Uniter ve merkeziyetçi devletlerde; temsili demokrasilerin eninde sonunda çoğunluk diktatörlüğüne dönüşebileceğini kestiren liberal düşünürler bu tehlikeyi önlemenin yolunu merkezi sistemin decentralize edilmesinde bulmuşlardır. Yasama ve yürütme yetkisini çeşitli federal bölgelerle dengeleyerek; azınlıkların çoğunluklara yem olmasının önüne geçmeye çalışmışlardır. Çeşitli etnik veya dini gurupların bir arada yaşadığı ABD ve Almanya’daki federal sistemlerin önemi buradadır.

 

Çok uluslu yada farklı din ve mezheplerin yaşadığı ülkelerde, adil bir çözüm için sadece azınlık guruplarının federal veya özerk sistemleri istemesi yeterli değildir. Çoğunluk içinde var olan parti ve guruplarında decentralizasyonu desteklemeleri gerekir. Şimdiye kadar yaşadıklarımızdan hareket edersek; AK Parti hükümetinin merkeziyetçilikte ayak diretiğini ve sistemin decentralize edilmesine yanaşmadığını söyleyebiliriz. AK Parti’nin bu pozisyonu, onların arkasına takılan Kürt sosyalistleri ve Kürt aydınlarının izledikleri siyasetin tutarsızlığını da gözler önüne seriyor.

 

Bu gün Kürdistan’da sistemin özerk yada federal bir biçimde decentralize edilmesini isteyen BDP, HAK-PAR, KADEP, TDŞK, TEVGER, ÖSP den oluşan muhalefetin karşısında durarak, AK Parti’nin arkasıda sürüklenmek Kürt aydın ve sosyalistleri açısından ilkesel olmadığı gibi akılcı de değildir.

 

21-Şubat-2012

---
Nivîsên din yên nivîskar
27/11/2012  Kürtler ve Aleviler olmadan asla
19/11/2012  Filistin’de bayraktarlar değişebilir
12/11/2012  Açlık grevlerinin ortaya çıkardığı gerçekler
2/11/2012  Tayyib Erdoğan; Putin’in izinden mi gidiyor?
25/10/2012  Devletin bekası ve sansür
8/10/2012  Bülent Arınç artık topal ördektir
14/9/2012  Mursi’nin son hamlesi ve Suriye’de durum
29/8/2012  Balkan milliyetçiliği ve Kürtler
25/8/2012  Türkiye’nin şeytanla ittifakı
13/8/2012  Hükümetin saldırıları Türk gazetecilerini korkutuyor
6/8/2012  Suriye hamuru daha çok su götürecek
22/6/2012  Müzakere içinde oyun
14/6/2012  Sömürgecilik ve anadilde eğitim
27/5/2012  Roboski’de Kürtler neden yanlız bırakıldı?
20/5/2012  Ahmet Altan’ın nafile beklentisi
11/5/2012  Dil sürçmesi mi yoksa millet meselesi mi?
5/4/2012  AK Parti’nin amacı barış ise ...
29/3/2012  AK Parti’nin, CHP ve MHP’den farkı kalmadı
11/3/2012  Görmek istediğimiz resim
21/2/2012  Totaliter demokrasi ve Kürtler
4/2/2012  AK Parti’nin demokrasi kandırmacası
27/1/2012  BDP’ye saldırmak
13/1/2012  Türk hükümetinin ahlaki çöküşü
3/01/2012  Uludere katliamına nasıl gelindi ?
29/12/2011  AKP’sine ne kadar güvenebiliriz?
22/12/2011  Sultan Süleyman’ın şerefi ve Kürtler