DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


mahmutkiper@msn.com

Mahmûd Kîper    

Kürt Ulusal Konferansı, bir başka bahara!


11/2/2012

Kürt Ulusal Konferansı’nın başka bir bahara kaldığı öngürü ve tesbiti çok kimseye bir fanzati  olarak gelebilir. Ne de olsa son dönemlerde, Kürt ulusal konferansının bu yıl içinde toplanacağı, bayağı ciddi şekilde, özellikle de, Güneyli güçler tarafından, sıklıkla dile getirilerek  vurgulandı. Sözü edilen konferans, gerçekten yapılabilecek mi, yapılırsa katılım ve bileşim nasıl olacak? Dört parçadan katılımın olacağı bir konferans mı olacak, yoksa daha sınırlı bir katlımla mı, konferans toplanacak? Bu durum henüz bir netlik almış değil!

Bu konuda daha öncelerı de yazdım ve yazılması konuşulması gereken epey konunun olduğu kanaatindeyim. Ama şimdilik ben, konferansın Türkiye Kürdistanı boyutu üzerinde durmak istiyorum. Zira  diğer her üç parçanın ayrı ayrı irdelenmesi gereken olanakları yanısıra sorunlarının olabileceğini düşünüyorum. Bu nedenden ötürü de şimdilik onları, bu yazı konusunun dışında tutmayı tercih ediyorum!

Şayet gerek bulursam, bu konuyu başka yazılarla gündeme taşımayı  düşünebilirim. Dolayısı ile de, kanımca ilk elde üzerinde düşünülmesi gereken; Türkiye Kürdistan’ı parçası ve onun üzerinden, bu parçada siyasi faaliyet gösteren Kürtler, siyasi parti ve aktörleri arasında var olan ilişkilerin gözden geçirilmesi olduğunu düşünüyorum.

Aklı başında herkesin kabul ettiği bir gerçek vardır; Kürt hareketi arasında bir koordinasyon, bugün her zamankinden daha elzemdir. Bu meselede bir ikircime gerek olmadığını herkes kabul eder, ama sadece lafta eder! Hiçkimse akılsız değil ki, böyle bir ihitiyacı ve gerekliliği bile bile reddetsin. Zaten reddeden de öyle yapmıyor. Böyle bir koordisyonu ve diyaloğu kabul ettiğini, bunun Kürt haretinin olmazsa olmazları arasında olduğunu dillendire dillendire, yapmakta bir sakınca görmüyor. Ama yazılanlar ve verilen demeçler, hergün onları tekzip ediyor!

Şimdi hep birlikte, son bir kaç aydan beri Kürt hareketi, kadroları ve yönetici konumda olanların arasındaki ilişkilere bir bakalım hele! Nasıl bir tablo ile karşı karşı olduğumuza bakarak karar verelim. Şu anki tablo nedir? Bugünkü tablo ve durum aklı başında, bir tek insanımızı sevindiriyor mu? Kürt hareketi saflarında, ciddi bir başıbozukluk ve keşmekeşlik durumu yaşanmıyor mu? Sanki görünmez bir el, iç çatışmaları körüklemek için elinden geleni  ardı koymuyormuşcasına, birbirimiz hakkında en son dahi söylemeyeceklerimizi bir çırpıda, bize söyletmiyor mu?

Geç kaldım, bir iki lafta ben yetişitireyim misali, herkes kendini bu havaya kaptırmış gidiyor. Bize ne oluyor, neyi çözüyoruz, hangi sorunu hallettik, diye kimse arkasına dönüp bakmıyor bile!

Bu karşılıklı sataşmaların, karalamaların, birbirimizi küçük düşürmelerin faydası nedir ve bu fayda kimedir, bunu  düşünmenin zamanı değil midir? Bana birisi çıkıp izah etsin; bu kadroların ve insanlarımızın, hiç mi  iyi bir tarafı yok. Nasıl olur da, yıllarını, halkının kurtuluşu ve mutluluğu uğruna, binbir fedakarlığı ve cefayı çekerek adayan  insanlarımızın, iyi ve pozitif yanları olmasın bu mümkün müdür? Bu derece ’kötü’ olduğu varsayılan, bu insan ve kadroların, bu güzel ve ulvi mücadelede yer almalarının sebebi nedir?

Birbirimize karşı bu derece tahammülsüz olmanın yarattığı havayı görmek, bunun sonucu dumura uğratılan ilişkilerin, bir daha öyle kolay kolay tamir edilemeyeceğini anlayamıyor olabilir miyiz? Bu derece siyasi duyarsız olmak mümkün mü?

Oysa, bugün yapılması gereken daha bambaşka şeyler vardır. Kürt sorunu, herşeye rağmen farklı bir düzeyde ve perspektıfte tartışılmaktadır. Kürt  sorunu, artık tüm Türkiye’nin, nerdeyse yegane sorunu olma konumundadır. Türkiye’de artık hiçbir siyasi gelişme ve sorun Kürt meselesinden bağımsız olarak ele alınamamaktadır. Bu tesbitler, aşağı yukarı herkesin dillendirdiği ve kabul ettiği gerçeklerdir. En son baş gösteren, MİT, Emniyet ve Yargı arasındaki kavga bile bu eksen etrafında dönerek koptu! İşte maharet de, zaten burda başlamaktadır; madem tüm siyasi gelişmeler, Kürt sorunu etrefında dönüp dolanmaktadır, o zaman, Kürt hareketi de, becerisini ve performansını, daha doğru bir deyişle sınavını burda vermekle karşı karşıyadır. Zaman, birbirimize laf yetiştirme zamanı değlidir. Söylenmedik laf nerdeyse kalmadı!

Mesele artık havanda su dövme zamanı değil, yani somut duruma somut öneri ve çözüm paketleri ile yanıt vermektir. Bunu gösterebilme becerisi ve sorumluluğu, Kürt hareketi ve kadrolarının omuzlarındadır!

Dolayısı ile bilinçli veya bilinçsiz olarak içine sürüklenen, bu girdaba ve keşmeşeke dur demenin sorumluluğu da, yine Kürt haraketinin ve kadrolarının omuzlarındadır. Herkes söylem, tutum ve davranışlari ile bu dönemin çözüm bekleyen sorunlarına daha sorumlu  bakmakla mükellef olduğunu unutmamalıdır!

Eğer, gerçekten hala bir Kürt ulusal konferansı toplama gücü, samimiyeti ve inancı, Kürt hareket ve kadrolarında varsa, ve bir araya gelme koşulları hala, bu kadar karşılıklı suçlamadan sonra varsa, herhalde tez elden yapılması gereken ilk şey, tahrip edilen diyaloğ ve ilişkileri normalleştirme siyasi turları olmalıdır. Bu konuda herkes aynı oranda, sorumluluk sahibidir. Kimse, kimseden davet beklemeden bu turlar yapılmalıdır. Hatta gerekirse, madem ki Şerafettin Elçi, ağır bir hastalık iletine yakalanmış, ilk tur, ona geçmiş olsun ziyareti ile neden başlamış olmasın?

Maksat bağcı dövmek değilde, üzüm yemekse, bunun binbir çeşit yolu olmalıdır.

11 Şubat 2012

 

 

---
Nivîsên din yên nivîskar
9/3/2012  Yeni bir yol haritası ışığında Kürt Ulusal Konferans’ı hayat bulabilir
11/2/2012  Kürt Ulusal Konferansı, bir başka bahara!
4/12/2011  Kürt Çalıştayı çağrısı yapma zamanıdır!
28/9/2011  Orhan Miroğlu’nun, Diaspora Kürt Aydınlarına Sakat Bakışı!
8/3/2010  Açılım maalesef can çekişiyor! (3)
1/3/2010  Açılım maalesef can çekişiyor! (2)
21/2/2010  Açılım maalesef can çekişiyor ! (1)
8/7/2009  Kürt Coğrafyasının, yolları aşındırılmalıdır!
5/6/2009  Sırça köşkte bir romancı: Ayşe Kulin!