DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


osmanaydin@gmx.de

Osman Aydin    

Bülent Arınç´a açık mektup


10/2/2012

Sayın Bülent Arınç
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü


03.02.20012 tarihinde Başbakan Yardımcısı ve Hükmet Sözcüsü olarak, CNN Türk televizyon kanalında Şirin Payzın'ın sunduğu „Neler Oluyor“  programında pek çok konuda sorulan soruları yanıtlarken „Kürtçe bir medeniyet dili midir?“ sorusunu sorup, bu sorunun cevabının „hayır“ olduğunu da ima ettiniz.

Burada kastınızı anlamak isterdim. Medeniyetin tarifi konusunda eğer anlaşıyorsak bir dilin hangi medeniyete ait olduğunu tespit etmek gerekir. Yoksa bir dilin medeniyet dili olup olmadığını istihza yoluyla belirlemek sizin kişiliğiniz ve bilgi birikiminizle uyumlu olmadığını düşünüyorum.

Siz, görüşlerinize rezerv koymadan açıkça belirten muhafazakar, demokrat ve liberal bir siyasetçi olarak bilinirsiniz. En azından benim algım böyledir. Ancak bu programda Kürtçe konusunda yaptığınız belirlemeyi sizin siyasi konumunuzla ve belirttiğim özelliklerinizle bağdaştırma olanağı bulamadığım için kamuya açık bu mektubu yazmak gereği duydum.

Kürtler tarihsel komşularıyla birlikte Mezopotamya Medeniyeti'ni yaratıp, geliştirdiklerinde kendi dillerini kullanıyorlardı. Yani bu medeniyetin dünya tarafından tanınmasında Kürtlerin anadillerinin katkısını bütünü bilim çevreleri kabul etmektedir.

Dil, toplumların her alanda birbiriyle, doğayla ve ürettikleriyle ilişkili olarak gelişen bir yapıya sahiptir. Bu anlamda bütün diller kendi sosyolojik evrimleri içinde gelişirken, siyasi güçlerin etkinliği bu gelişmeyi olumlu veya olumsuz etkiler. Bu etkilenmeyi her dönemde hemen her dil bir biçimde yaşamıştır.

İslam'ın egemen olduğu dönemde, var olan ve sonradan kurulan Türk devletleri  dahil bütün Müslüman devletler, yaratılan kültürde ağırlıklı olarak Arapçayı kullanmışlardır. Hatta Osmanlı ımparatorluğu döneminde Türkçe bir kenara atılmış, resmi dil Arapça ve Farsça ağırlıklı olmuştur. Buna rağmen kamusal alanın dışında, sivil alanda her halk kendi dilini yaşatma çabası içinde olmuştur.

Kürtler de diğer Müslüman halklar gibi kendi dillerini bu siyasal ve resmi alanın dışında yaşatmanın ve geliştirmenin yöntemlerini yaratmışlardır. Bu resmi alan dışına çıkarak, Türkçeyi şiir dilinde Karacaoğlan, Kaygusuz Abdal gibi büyük Türk halk ozanları nasıl büyük bir beceriyle kullanmışlarsa, Kürt toplumunda da Feqî Têyran, Ehmedê Xanî, Melayê Cizîrî, Melayê Batê, Macin, Cigerxwîn gibi çok usta şairler Kürt dilini aynı ustalıkla kullanmışlardır. Mem û Zîn, Ewdalê Zeynê, Sîyabend û Xecê  veya Şêx Sen'an bugün dünya klasikleri içinde saygın yerlerini korumaktadırlar. Selim Temo'nun hazırladığı, zamanın Kültür Bakanı Talat Halman'ın önsözünü yazdığı iki ciltlik Kürt Şiir Antolojisi isimli değerli esere bir göz atarsanız, orada Kürtçe'nin yaklaşık üç bin yıllık başarılı yolculuğunu bulacaksınız.

Cumhuriyetin kuruluşuna kadar Kürtçe gibi Türkçe de edebiyat dili olmanın ötesinde bilimsel bir dil olarak kullanılmamıştır.

Dilin gelişmesi devletin varlığı ile doğrudan bağlantılıdır. Devleti olmayan toplumların dillerini fazla geliştirme şansları yoktur. Çünkü kamusal alanda ve eğitim kurumlarında kullanılmayan dillerin gelişmeleri mümkün değildir. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminde Kürtçe ilkokuldan üniversiteye kadar her eğitim düzeyinde eğitim dili ve aynı zamanda devletin resim dili niteliğinde olduğu için sadece son on yılda büyük gelişme kaydetmiş ve her alanda çok sayıda bu dille eser verilmiştir. Evet dilin gelişkinliği devlet olma ile ilişkin bir olgudur. Nitekim Cumhuriyetten sonra Türkçe, devlet olanakları ve zoruyla gelişmeyi başardı ve birçok alanda yeterli bir dil haline gelebildi. Hala bazı alanlarda yetersiz kaldığı da bir gerçektir. Bu Türkçe dilinin kusuru değildir. Toplumun ilişki ve üretim gücü ile ilişkin bir sorundur.

Cumhuriyetle birlikte Kürtçe, bırakınız yazılı alanda, sözlü alanda bile yasaklanan bir dil oldu. Kürtçe nedeniyle Kürtler üzerindeki ağır baskı ve asimilasyon ebetteki bu dilin gelişmesini engelledi.

Devlet yüzyıla yakın bir süre Kürtçeyi yasaklamış, gelişmesini önlemiştir. Bu büyük bir zülümdür ve bu zulmü devlet Kürtlere yaşatmıştır. Devletin bu kasıtlı ve planlı zulmü karşısında siz bir devlet adama olarak „Kürtçe medeniyet dili midir?“ diye sorarsanız, bu bütün Kürtleri incitir, derinden yaralar. Bu cümleyi bilgi birikiminiz nedeniyle bilmeden ifade edilmiş olarak kabul etmek mümkün değildir. Konu karşısında bir siyasi tutumunuz olabilir, olmalıdır da.  Bu tutumunuz Kürt Halkının hoşuna da gitmeyebilir. Bu normaldir. Ama televizyon ekranında Kürt halkının gözünün içine baka baka, devletin kastıyla yasaklanmış olan Kürtçeyi, bir devlet adamı ve siyasetçi olarak aşağı görmeniz normal değildir. Devlet adamları, devlettin yaptığı zulmün arkasına sığınarak övünmemeli, istihza etmemeli.

Son zamanlarda çok moda olduğu gibi, Kürtlerden özür dileyin gibi bir istemim yok. Ancak bir siyasetçi ve devlet adamı olarak, özellikle de bir insan olarak, davranış ve konuşmalarınızda sübjektif vicdanınızı lütfen hep önde tutunuz.

Saygılarımla.

---
Nivîsên din yên nivîskar
6/4/2016  Yıkıcılık
6/5/2012  Kürt Milliyetçiliği ve Şeyh Ubeydullah
10/2/2012  Bülent Arınç´a açık mektup
23/12/2011  Dersim ‘İsyanı‘
1/11/2011  Kürdistan’ın ve Kürt ulusunun parçalanmışlığı
17/6/2011  Pervin Cemil
15/5/2011  Ziya Avcı´nın Kitabı Üzerine...
28/8/2009  Edward M. Kennedy ve bir belge
31/7/2009  “Kürt açilimi“ ne demek?
10/7/2009  Kuzey Kürdistan´da demografik değişim