DESTPÊK | DAXUYANI| DOSYA| FORUM| ANONS|PRENSIP | E MAIL | ARŞÎV | WEBMAIL


ahmetyaman97@gmail.com

Ahmet Yaman    

AK Parti’nin demokrasi kandırmacası


4/2/2012

TBMM insan hakları alt komisyonunun bazı çevrelerle yaptığı  görüşmeler ile moral tazeleyen AK Parti taraftarları; Türkiye’de demokrasi ve eşitliğin sağlanacağını, Kürtlerin kulaklarına fısıldamaya başladılar. Ne varki demokrasi ve eşitlik sözü veren AK Parti’nin  sicili o kadar kabarıktır ki onlara inanarak demokrasi, adalet ve eşitliği beklemek anlamsızdır.

 

AK Parti, Kürt meselesini; ileri demokratik hamlelerle çözebileceğini vaad ediyor ama doğrusunu sorarsanız AK Parti kendisinden önce gelen hükümetlerden çok farklı bir düşünce sistemine sahip değildir. Yani Kürdistan’da sömürgeci sistemin devamını sağlamaktan başka bir projesi yoktur.

 

AK Parti tarafından ortaya atılan ve  demokratik hakların geliştirilmesiyle Kürt sorunun çözüleceği iddiaları kandırmacadan başka bir şey değildir. Çünkü; demokrasi söz konusu olduğu zaman; formel demokrasi ile reel demokrasi kavramları arasındaki farkları iyice incelemek ve birbirlerinden ayırmak gerekiyor.

 

Reel demokrasilerde tüm vatandaşlar arasında ideal bir eşitlik sağlanması için çaba sarfedilir. Reel demokrasi genel anlamda halkın yönetimidir.  

 

Formel (biçimsel) demokrasi; kuralları ve çerçevesi egemenler tarafından belirlenen demokrasilerdir. Bu türden olan demokrasilere kontra demokrasi yada halka karşı olan demokrasiler denilir.

 

Çok uluslu ülkelerde; halk denildiği zaman ‘hangi halk için demokrasi?’ sorusu mutlak sorulmalıdır. Çünkü Türkiye gibi çok uluslu ülkelerde Türk halkına verilen haklar, Kürt halkından pekâla esirgenebilir ve esirgenmişte.

 

Türkiye’de çok partili sisteme geçildikten günümüze kadar ve AK Parti’nin 9 yılı da dahil olmak üzere yürürlükte olan formel (biçimsel) demokrasidir. Bu kurallara göre Türkiye’de normal seçimler yapılır, çok partili bir sistem vardır, siyasal partilere hazine yardımı verilir, seçimler gizli oy, açık sayım v.s gibi kurallara göre yapılır ama vatandaşların ne kadar eşit olabilecekleri insan haklarından ne ölçüde yararlanabilecekleri; egemenlerin insafına bırakılır.

 

Örneğin; TBMM gurup kurabilen her siyasi partiye  bir miktar hazine yardımı yapılır. BDP iki dönemdir gurup oluşturmasına rağmen diğer partilere verilen hazine yardımı; BDP’ye verilmez. TBMM yol ve yordamına uydurarak, BDP’nin bu haktan yararlanmasını engeliyor.

 

Başka bir çok devlette olduğu gibi Türk devleti de demokrasiyi istediği biçimde kullanabilmek için evrensel hukuk sisteminin yerine; milli bir hukuk sistemi oluşturmuştur. Türk devletinin oluşturduğu bu milli hukuk sistemi;  hak, adalet, özgürlük, eşitlik ve demokrasi gibi hakların kullanılmasındaki kuralları ve çerçeveyi belirlediği gibi bu hakların sadece egemenlerin istediği gibi yorumlanmasını da sağlamıştır.

 

Mesela bu milli hukuk sistemine göre; ‘’sayın Öcalan’’ diyen bir vatandaşa ceza veriliyor ve  seçme-seçilme hakkı rahatlıkla engellene biliyor. Yada Van milletvekili Kemal Aktaş olayında gördüğümüz gibi; evrensel hukuk ilkelerine göre hiç bir suç teşkil etmeyen Kürdistan kelimesini kullandığı için Kemal Aktaş cezalandırılmış ve bu cezası da Yargıtay tarafından onaylanmış, vekillik hakkı tehlikeye girmiştir.

 

AK Parti’liler ‘’mahkemeler bağımsızdır’’ diye hedef şaşıtmaya çalışsa bile mesele mahkeme ve hakimlerle açıklanacak bir sorun değildir. Sorun; Türk devletinin oluşturduğu milli hukuk (resmi hukuk) sistemindedir. AK Parti’de; TBMM çoğunluk olduğu için bu sistemi işine geldiği ölçüde kullanıyor ve kullanmaya devam edecektir.

 

Yeni Anayasa  tartışmalarının sürdüğü bu günlerde; AK Parti  yüz yıldır süregiden bu siyasal kalpazanlığın ömrünü uzatabilmek için Kürtlerin millet olmadığı tezini ileri sürerek; millet olmaktan doğan haklarını kısıtlamaya çalışıyor. Bülent Arınç’ın son Diyarbakır ziyaretinde açıkladığı ve ‘’anadilde eğitim hakkında herhangi bir çalışmamız yok’’sözleri; Kürtçenin sadece seçmeli ders biçiminde uygulanacağının göstergesidir.

 

Çağımızda demokrasi ve eşitlik kavramları artık iç içe geçmiştir. Eşitliğin olmadığı bir yerde demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Son dönemlerde yapılan anadil tartışmalarında; ‘’Kürtlerin; kimya , fizik ve matematik gibi dersleri anadillerinde öğrenmelerinin ne yararı var ?‘’diye çıkan söylemler ( bunlar daha çok AK Parti; Fetullahçı ve Zaman gazetesi çevreleridir.) demokrat olduklarını beyan eden çevrelerin eşitlikçi olmadıklarını da ortaya çıkarıyor.

 

Oysa insan hakları evrensel beyannamesinde; insanların özgür doğduklarını ve kanunlar önününde eşit haklara sahip oldukları belirtilir. Türklerin kendi anadillerinde kimya, matematik, fizik gibi dersleri almalarını önünde hiç bir maddi ve manevi bir engel olmadığı halde Kürtlerin anadillerinde eğtim hakların önüne maddi ve kanuni engeller çıkarmak çağdaş ve demokratik bir davranış olmadığı gibi asimilayonun sürekli kılınması için atılan bir adımdır.

 

Kürtler söz konusu olduğunda neden demkrasi bir kandırmacadan öteye gidemiyor?

 

Bunun en önemli sebebi Kürdistan’ın sömürge ve Kürtlerinde köle statüsünde tutulmasıdır.   

 

Ünlü İngiliz filosufu F. Bacon sömürgeleri; ağaçlandırılarak yaratılan bir ormana benzetir. ‘’Nasılki bu ormanın vereceği ürünleri beklemek için 30-40 yıllık bir süreye ihtiyaç varsa sömürgelere yapılan yatırımlardan elde edilen meyvelerin devşirilmesi için de zaman ihtiyaç vardır’’ diye belirtir.

 

Türk devleti 100 yıldan beridir kuzey Kürdistan’da mali, idari, kültürel ve siyasal yatırımlar yapmıştır. Yapılan mali, idari, kültürel yatırımlardan, nisbi başarılar elde ettiğide ortadadır. Kürt milletinin yarısına yakın bir bölümünü asimile edilmiş; Kürdistan’da; Türk idari ve mali sistemi pekiştirilmiştir ve  kültürel hegemeonya sağlanmış yada sağlanmak üzeredir.

 

İşte başta AK Partililer olamak üzere bütün Türk şövenistlerinin beklediği; adına  Kürdistan denilen sömürgede olgunlaşan meyvelerin devşirilmesi günüdür.

 

Durum böyle iken Türkiye’de iktidara gelen  güç ve partilerin sömürgecilik idealinden vazgeçmesini beklemek biraz saflık olur. Onun içinde; AK Parti’nin ileri demokratik adımlarların derin devlet tarafından engelliyor diye uydurduğu bahaneler, Kürtleri oyalama ve kandırmacadan başka bir şey değildir.

 

Yüz yıldır oynanan bu oyunu bozmanın tek yolu, Kürtlerin birliğinden geçer. Kürtler ellerindeki yumurtaları AK Parti’nin sepetine koymak yerine, kendi aralarında birliği sağlayarak; milli, idari, hukuki ve kültürel sistemlerini yaratmayı başarabildikleri oranda Türk sömürgeciliği geriletebilir ve kendi topraklarında demokrasi ve eşitliği sağlayabilirler.

 

4 Şubat 2012

---
Nivîsên din yên nivîskar
27/11/2012  Kürtler ve Aleviler olmadan asla
19/11/2012  Filistin’de bayraktarlar değişebilir
12/11/2012  Açlık grevlerinin ortaya çıkardığı gerçekler
2/11/2012  Tayyib Erdoğan; Putin’in izinden mi gidiyor?
25/10/2012  Devletin bekası ve sansür
8/10/2012  Bülent Arınç artık topal ördektir
14/9/2012  Mursi’nin son hamlesi ve Suriye’de durum
29/8/2012  Balkan milliyetçiliği ve Kürtler
25/8/2012  Türkiye’nin şeytanla ittifakı
13/8/2012  Hükümetin saldırıları Türk gazetecilerini korkutuyor
6/8/2012  Suriye hamuru daha çok su götürecek
22/6/2012  Müzakere içinde oyun
14/6/2012  Sömürgecilik ve anadilde eğitim
27/5/2012  Roboski’de Kürtler neden yanlız bırakıldı?
20/5/2012  Ahmet Altan’ın nafile beklentisi
11/5/2012  Dil sürçmesi mi yoksa millet meselesi mi?
5/4/2012  AK Parti’nin amacı barış ise ...
29/3/2012  AK Parti’nin, CHP ve MHP’den farkı kalmadı
11/3/2012  Görmek istediğimiz resim
21/2/2012  Totaliter demokrasi ve Kürtler
4/2/2012  AK Parti’nin demokrasi kandırmacası
27/1/2012  BDP’ye saldırmak
13/1/2012  Türk hükümetinin ahlaki çöküşü
3/01/2012  Uludere katliamına nasıl gelindi ?
29/12/2011  AKP’sine ne kadar güvenebiliriz?
22/12/2011  Sultan Süleyman’ın şerefi ve Kürtler